TARİH: 28.09.2000
Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler, Allah hepinizden razı olsun. Hepinizin Regaip Kandilini tebrik ediyorum. Allahû Tealâ'nın sizleri daha nice kandillere böyle şimdiki gibi el ele, gönül gönüle, gönül dostları olarak ulaştırmasını dilerim.
Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler, kandilinizi tebrik ederim. Bazı kardeşlerimiz tebrik ederim yerine, "mübarek ederim" diyorlar. Mübarek edemezsiniz sevgili izleyenler ve dinleyenler. Mübarek etmek, Allah'ın işidir; mübarek kılmak. Siz, tebrik edebilirsiniz. Biz de tebrik edebiliriz. Kılmak, onu mübarek hale getirmek kimsenin elinde değildir insanlardan. O, Allah'ın elindedir.
Bizler hepimiz birer insanız ve dilimize bu tanzim edilmiştir; tebrik etmek. Mübarek olsun diyebilirsiniz ama bayramınızı, kandilinizi, mübarek ediyorum diyemezsiniz. "Mübarek olsun" dediğiniz zaman onu mübarek kılacak olan siz değilsiniz. "Olsun" demekle asıl sahibine ithafta bulunuruz.
Öyleyse onun için tebrik ediyoruz, hepinizin mübarek Regaip Kandili Gecesini. Bir kutlu gecede daha, bir mübarek gecede daha, bir mukaddes gecede daha beraberiz sevgili izleyenler, öğrenciler ve dinleyenler.
Artık eski adetlerimiz kalmadı. Eskiden kandil geceleri deyince bir coşku, bir heyecan hepimizi kaplardı. Sevgili izleyenler ve dinleyenler, eskiden yani bizim çocukluğumuzda kandil geceleri birer harika gece idi. Her taraf fenerlerle aydınlatılırdı. Evde lokmalar kesilirdi. Aşureler yapılırdı. Ve herkes herkese bir şeyler ulaştırmanın zevki ve telaşı içinde olurdu. Kandil geceleri bir başka idi bizim için. Biz çocuklar sokakta toplanırdık gece olunca, büyüklerimiz akşam namazını kıldıktan sonra. Ve elimize kandilleri (yani yanan ince mumlar; küçük, küçük) alıp başlardık bütün kapıları birer birer dolaşıp çalmaya. Şöyleydi söylediğimiz sözler sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler: "Şiran şiran şişler, işte de geldi dervişler. Dervişlerin karnı aç, bir parçacık mum ister." Bütün kapıları dolaşırdık. Ve o kapılardan; açılan kapılardan bize para verilirdi, şeker verilirdi. Bir kandil sevinci içimizi doldururdu. Osmanlı'nın adetlerinden bir tanesi.
Hep mutlu günler geçirirdik. Mahallenin çocukları o gece zengin olurdu. Ertesi gün hep birbirimize bir şeyler ısmarlardık. Şanı değer bir dondurmacımız vardı sevgili izleyenler ve dinleyenler, düşünebiliyor musunuz dondurma o zamanlar omuzda taşınırdı. İki tarafında iki tane kocaman kasası olan, o kasaların içinde dönen bir şeylerde dondurma yapardı Şamcı Baba bize. Belki hayatınızda o kadar güzel dondurma yememişsinizdir. Dondurmanın rengi beyaz değil, sarıya kaçan bir renkte idi. Ve ertesi gün ondan hep dondurma alırdık. Eğer kışsa o zaman Şam tatlısı yapardı, üzerinde fıstıklar olan bir tatlı türü, zaten zamanımızda da bu tatlı türü halen yapılmakta. O Şamcı Babayı hepimiz çok severdik. Çok güzel yapardı yaptığı şeyleri köftehor. Allah rahmet eylesin. Yıllar ne kadar çabuk geçiyor sevgili kardeşlerim.
Sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, bir akşam, bir kandil akşamı bir Seyfi abi vardı; bizden birkaç yaş büyüktü. O ayrı bir gurupla beraberdi, bizler ufaklıklardık. O, bize dedi ki: "Bu akşam size bir sürprizim var." Biz de neşeyle en çok onların kapısının önünde bağırdık. "Şıran şıran şişler" diye bağırırdık, bağırdık ve bekliyoruz ki kapı açılacak; Seyfi abi ya da babası Cemal amca bize para verecek ya da kandil verecek, mum verecek. Başımızdan aşağı bir kova su döküldü. Bir kandil gecesi hatırası sevgili izleyenler, dinleyenler, sevgili kardeşlerim, bizim Seyfi abi de katılıyordu gülmekten.
İşte böyle insanın hatırasında kalan çok şeyler oluyor. O geceden sonra mı? Başka kandillerde daha çok dolaştık; "Belki başkası da su döker de üzerimize, arkadan beş altı kat para verir." diye ama başka kimse dökmedi. Herkes gene parasını, kandilini vermeye devam etti.
O zamanlar böyle asfaltlar falan yoktu. Caddeler, sokaklar, Arnavut kaldırımı idi. Yani taşlar (ortaçağdan kalma şeyler vardır ya yollar, işte öyle taşlar) yan yana dizilerek sokaklar teşkil edilirdi. Ana caddeler mi? Onlar kesme taştı. Ve evimizden okula bizi götürecek olan öyle vasıta falan yoktu. Okula hepimiz yaya gitmek mecburiyetinde idik. Ve de bizim evden Cumhuriyet Okuluna kadar olan mesafeyi bir on dakikada falan alırdık. Birkaç kişi bir araya gelirdik, anlata anlata giderdik.
Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler, kandil geceleri bir başka olaydı o zamanlar. Artık bunlar hiç yok. Artık insanlar birbirinden uzaklaştılar. O zamanki komşuluk, dostluk, kardeşlik, yardımseverlik artık insanlarımız arasında revaç bulmuyor. Herkes birbirine yabancı. Aynı apartmanda oturup birbirine selâm vermeyen insanlar var artık zamanımızda. Medeniyet, çok güzel şeyleri alıp götürdü. Sevgi, kardeşlik, dostluk; bunlar sanki filmlerde olan, romanlarda olan şeyler gibi artık. O zamanların en kıymetli şeyi dostlukken, sevgi ön planda iken şimdi para ön planda sevgili izleyenler ve dinleyenler. Bir başka çağı yaşıyoruz.
Güzellikleri yaşamak mı? O, Kur'ân-ı Kerim'de yazılı. Kim güzeli yaşamak istiyorsa o, en güzeli yaşayabilir. Her şey kendi elinde insanoğlunun. Ve kâinatın en büyük dostu, her zaman sizinle beraber olmaya hazırdır. Onu yani Allah'ı çok sevin sevgili kardeşlerim. Özellikle bu gece sabaha kadar onunla birlikte olun. Bu size güzel bir deneme imkânıdır.
Diyoruz ki sabaha kadar hiç uyumayın. Şeytan size hep "İşte sen sabaha kadar uyumazsan, yarın işe gittiğin zaman görürsün gününü. Akşama kadar orada uyuklarsın. Gücün kuvvetin kalmaz, herkese rezil olursun der." Ve sizi uyutmaya çalışır ama uyumayın. Eğer uyumazsanız o zaman göreceksiniz ki Allahû Tealâ akülerinizi doldurur. Normal uykusunu almış bir insan gibi hiç uyumadığınız halde, sabaha kadar ibadet ettiğiniz halde, sabaha kadar zikir yaptığınız halde, sabaha kadar namaz kıldığınız halde normal uykusunu uyumuş bir insan gibi ertesi gün işinize; yarın Cuma günü işinize gidebilirsiniz. Artık herhalde orada bugün demek lâzım, burada saat 8,5 olduğuna göre orada 3,5 olması lâzım. Öyleyse yarının içindesiniz. Yani size göre artık bugün. Her şeyin en güzel olduğunu göreceksiniz. Siz Allah için hangi fedakârlıkta bulunursanız, Allahû Tealâ size onun mükâfatını mutlaka verir.
İşte böyle uykusuz geçireceğiniz ibadet gecelerinden birinde ışıkları görmeye başlayacaksınız. Gözlerinizi kapasanız da açsanız da büyüyen, küçülen nurları görmeye başlayacaksınız. Koyudan açık yeşile doğru değişen, siyaha kadar değişik bir şekilde büyüyen ve küçülen, kararan, tekrar açılan o güzellikler demetini böyle uykusuz geçen gecelerden birinde yakalayacaksınız. Allah'ın bir ni'meti, bir hediyesi olarak. Anlayacaksınız ki nurları görmeye başladınız. Anlayacaksınız ki kalp gözünüz açıldı. Allahû Tealâ'nın bir büyük hediyesi, sizi sevdiğinin bir göstergesi, size Allahû Tealâ'nın o nurları göstermesi.
Nefsiniz ve şeytan hep size nefsinize zulmediyormuşsunuz intibaını vermeye çalışır; uykusuz kaldığınız gecelerde. Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in hadîs-i şerifini hatırlayacaksınız; "Nefsinize zulmetmeyiniz çünkü onun üzerinizde hakkı vardır." diyor. Nefsimize nasıl zulmetmeyiz? Nefsimiz ne isterse onu nefsimize vererek zannediyorlar bugünkü insanlar. Ve nefsleri ne isterse, onu nefslerine vererek nefslerine zulmetmemiş oluyorlar.
Sevgili izleyenler ve dinleyenler, Kur'ân-ı Kerim'deki kavramların aşağı yukarı hepsi şeytan tarafından insanlara yanlış tanıtılmış. Nefse zulmetmek de öyle. Zulüm nedir biliyor musunuz sevgili kardeşlerim, sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler? Ne zaman bir fiilinizden, bir davranışınızdan derecat kaybedersiniz o zaman zulmetmiş olursunuz. Bir kere nefsinize mutlaka zulmetmiş olursunuz. Ama başkasına bir zarar verdiyseniz evvela ona zulmetmiş olursunuz, sonra da derecat kaybettiğiniz için böyle bir zulümden, nefsinize de zulmetmiş olursunuz.
Nefsinizin afetleri Allah'ın emrettiği güzellikleri yapmak istemez, şeytan size onları güzel göstermeye çalışır. Teheccüd namazı gece 12'den sonra şimdiki saati, 1'den sonra kılınabilen bir namaz. Uyku bastırmıştır, şeytan size der ki: "Adam sende! Ne işin var şimdi, gecenin bir vakti kalkacaksın da teheccüd namazı kılacaksın." Yatarsanız nefsinizin afetlerinin ve şeytanın istediği şey olacaktır. Birçok insan böylece nefsine zulmetmemiş olduğunu zannedecektir. Oysaki o zaman zulmediyorsunuz. Çünkü böyle yaptığınız zaman, göreviniz varken uyuduğunuz zaman derecat kaybedersiniz. O nesneyi yapmış olsaydınız kazanacağınız dereceyi, aynı standartlarda 1'e 1 olarak kaybedersiniz. Yani 100 derece kaybedecekseniz, 100 derece kaybedersiniz. Derecat kaybettiğiniz için olay kesin bir şekilde zulmetmektir nefsinize. Ama şimdi bir başkasına zulmettiğinizi düşünün. Bir başkasının bir davranışınızla kalbini kırdınız. Ona zulmettiniz. Derecat kaybettiniz. Derecat kaybettiğiniz cihetle kendi nefsinize de zulmettiniz.
Öyleyse bu zulüm müessesine dikkatle bakın sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler. Başkasına zulmeden herkes aslında kendi nefsine zulmetmiştir. Ve eskilerin, eski evliyaların mutlaka riyazet ve mücahede yaptıklarını bilmenizi istiyorum. Ne zaman nefsiniz Allah'ın emrettiği bir şeyi yapmazsa, ona zor kullanarak onun istememesine rağmen ona bunu yaptırmak, işte bu mücahededir. Nefsinizle cihat etmektir. Asıl nefs cihadı biliyorsunuz ki; zikir adı verilen bir işlevle gerçekleştirilir. "Allah, Allah, Allah Allah" diye sesle veya sessiz. Veya nefsinizin iç dünyasında, fizik bedeninizdeki kalbinizin her çift atışında bir "Allah" kelimesini iç dünyanızda tekrar ederek dilinizi de kımıldatmadan, ses de çıkartmadan içinizdeki sessiz sesle Allah'ı zikretmek. Bunların 3'ü de zikirdir. Ve zikir yaptığınız zaman devamlı derecat kazanırsınız.
Şeytan size ne der? "İşin mi yok şimdi senin? Sen şimdi yat tatlı yatağına, güzelce uykunu uyu, rahatına bak. Zikirmiş mikirmiş… Adam sende! Onları boş ver." der. Ama sevgili kardeşlerim, Allah zikri farz kılmış. Günün yarısından daha fazla farz kılmış. Daimî zikri farz kılmış. Ve şeytan insanlara hepsini devreden çıkarttırmayı başarmış. Allahû Tealâ Muzzemmil Suresinin 8. âyet-i kerimesinde diyor ki:
73/MUZZEMMİL-8: Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ(tebtîlen).
Ve Rabbinin İsmi'ni zikret ve herşeyden kesilerek O’na ulaş.
"vezkurisme rabbike: Rabbinin İsmi'yle zikret."
Ahzâb Suresinin 41. âyet-i kerimesinde diyor ki:
33/AHZÂB-41: Yâ eyyuhâllezîne âmenûzkûrullâhe zikren kesîrâ(kesîran).
Ey âmenû olanlar! Allah’ı çok zikirle (günün yarısından fazla) zikredin.
"yâ eyyuhellezîne âmenûzkûrullâhe zikren kesîrâ: Ey âmenû olanlar; Allah'a teslim olmayı dileyenler, Allah'ı çok zikirle zikredin."
Yani "Günün yarısından daha fazla bir zaman parçasında her gün Allah'ı zikredin."
4/NİSÂ-103: Fe izâ kadaytumus salâte fezkurûllâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbikum, fe izatma’nentum fe ekîmus salât(salâte), innes salâte kânet alâl mu’minîne kitâben mevkûtâ(mevkûten).
Böylece namazı bitirdiğiniz zaman, artık ayaktayken, otururken ve yan üstü iken (yatarken), (devamlı) Allah'ı zikredin! Daha sonra güvenliğe kavuştuğunuz zaman, namazı erkânıyla kılın. Muhakkak ki namaz, mü'minlerin üzerine, "vakitleri belirlenmiş bir farz" olmuştur.
"fezkurûllâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbikum: Ayaktayken de otururken de yan üstü yatarken de hep Allah'ı zikredin." buyuruyor Allahû Tealâ.
Öyleyse sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler, bu gece, Regaip Kandili gecesi Allah'ı çok zikredin. Her ne kadar ne 32 farzın içinde ne 54 farzın içinde zikri bulamasanız da şeytan, insanlara unutturduysa da bunu, aslında söylediğimiz âyetlerle zikir de çok zikir de daimî zikir de farzdır sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler.
Dikkat edin, bizim söylediklerimiz başkalarının söylediklerine benzemez. Dîn âlimlerinin sizlere ulaştırdığı şeylerle bizimkiler her zaman birbirinden farklıdır. Çünkü biz Kur'ân-ı Kerim'in Peygamber Efendimiz (S.A.V) ve sahâbe tarafından tatbik edilen emirlerini biliriz ve onu tatbik ederiz. Size de öğütleriz; "Böyle yapsanız daha iyi olur." deriz. Ama hepiniz kendi davranışlarınızdan kendi sorumluluğunuzu açığa çıkarırsınız.
Öyleyse sevgili öğrenciler, Allah'ı ne kadar çok zikrederseniz, bilin ki Allah'ı o kadar seviyorsunuz. Ben sorayım size; Allahû Tealâ'yı ne kadar seviyorsunuz? Diyeceksiniz ki: "Çok." Emin misin diyeceğiz biz de size. Neden? Çünkü bir günü (24 saat'i) 100 kabul ederseniz, bu yüzün %'de kaçında Allahû Tealâ'yı zikrediyorsanız, aslında Allah'ı o kadar seviyorsunuz. Eğer 24 saatlik bir zaman parçasında 2,5 saat gibi bir süre Allah'ı zikrediyorsanız, o zaman Allah'ı %10 seviyorsunuz.
Öyleyse demek ki çok değilmiş. Allah'ı sevmek fedakârlıkla başlar. Sonra fedakârlıklar zevke dönüşür. Allah'a yabancı olan insan ilk defa kendisine zikir emredilince, namaz emredilince, oruç emredilince o güne kadar hiç yapmadığı şeyler sırtına yüklenmiş birer angarya gibi görünür ona. Şeytan, böyle görmesini temin için elinden geleni ardına koymaz. Beyninizi yıkar.
Sevgili izleyenler ve dinleyenler, bizim ülkemizde sizlere yani Allah'ın yoluna girmiş olanlara beyinleri yıkanmışlar deniyor. Oysa sevgili kardeşlerim, onların beynini şeytan yıkıyor devamlı. Kim Allah'ın yoluna girmediyse nefsi, %100 afetlerle doludur. Ve nefsin bütününe, %100'üne, afetlerin hepsine şeytan tesir etmek imkânının sahibidir. Ve akıl da öyle bir ortamda yeşerdiği için, öyle bir ortamda sorumluluk kazandığı için, öyle bir ortamda neşvü neva bulduğu için hep nefsin taleplerine yeşil ışık yakar, ruhun taleplerini es geçer.
Öyleyse sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler, nefsinizin taleplerine uyduğunuz sürece yani nefsinizin afetlerinin istediklerini yaptığınız zaman, Allah'ın emirlerini yapmadınız demektir. Nefsinizin taleplerine uyduğunuz zaman, Allah'ın yasak ettiği fiilleri işlediniz demektir. Her ikisi de size derecat kaybettirir. Her ikisinde de nefsinize zulmedersiniz. Hele bir de bunu başka insanlara zarar vererek sağlıyorsanız, başka insanlara zarar vermek suretiyle derecat kaybediyorsanız hem onlara zulmettiniz hem de derecat kaybettiğiniz için kendi nefsinize zulmettiniz.
Öyleyse bu gece Regaip Kandili gecesi sevgili kardeşlerim. Bu gece sabaha kadar zikredin. Teheccüd namazını çok zikirle uzun uzun kılın. Teheccüd namazının standartlarını biliyorsunuz. Allahû Tealâ diyor ki Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e: "Habibim, gece kalk da gecenin en az 1/3'ini en çok 2/3' sini sırf sana mahsus bir nafile namaz olmak üzere teheccüd namazı kılarak geçir. Rabbinin seni Makam-ı Mahmut'a ulaştırması yakındır." İsrâ Suresinin 79. âyet-i kerimesi:
17/İSRÂ-79: Ve minel leyli fe tehecced bihî nâfileten lek(leke), asâ en yeb’aseke rabbuke makâmen mahmûdâ(mahmûden).
Gecenin bir kısmında uyan ve sana özel nafile (ilâve) olarak O’nunla (Kur’ân’la) teheccüd namazı kıl! Rabbinin seni Makam-ı Mahmut’a beas etmesi (ulaştırması) yakındır.
Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler, belki 10 yıl evvel, belki 15 yıl evvel Ankara'daki dergâhımızda bir aylık, bir dergâhta yatmak nasip olmuştu bize. Bir aylık bir oruç. Hayvanî gıdaların hepsinden arınmış olan bir aylık bir oruç süresi. İşte o süre belki hayatımın en güzel 30 gününü teşkil etti. Sahâbenin yaşadığı hayatı tam olarak yaşamak elbette kardeşlerimize, bize nasip olamazdı ama onların bir benzerini o 30 gün tatbik ettik. Ama gördük ki hiç de kolay değilmiş.
Sevgili kardeşlerim, gecenin 1/3'ini uykusuz geçirmek, 1/3'i süresince namaz kılmak. 12 saat gece, 12 saat gündüz olduğunu düşünelim, gece 4 saattir. 9 saat gece olduğunu düşünelim, teheccüd namazı süresi 3 saattir. Ve yapmaya çalıştık. Değil ellerimizin üzerinde secde etmek, dirseklerimizi de yere koyduğumuz halde o kadar süre namaz kılamadık, bu imkânsızdı. O zaman onların Allah yolunda ne kadar güçlü insanlar olduklarını gördük sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler. 3 saate yaklaşabildik ama 3 saati hiçbir gece bulamadık.
Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler, kollarımız artık bizi taşımıyordu namazın sonuna doğru. O zaman Allahû Tealâ'nın Muzzemmil Suresinin son âyet-i kerimesinde ne demek istediğini kesin olarak anladık. Diyor ki Allahû Tealâ sahâbeye: "Ey sahâbe, Biz bu namazı ona emrettik. Ama sizler de onunla birlikte her gece bu teheccüd namazı kıldınız. Ama buna dayanamadınız. Benziniz sarardı, hasta oldunuz. Öyleyse teheccüd namazını artık kolayınıza geldiği gibi kılın."
73/MUZZEMMİL-20: İnne rabbeke ya'lemu enneke tekûmu ednâ min suluseyil leyli ve nısfehu ve sulusehu ve tâifetun minellezîne meake, vallâhu yukaddirul leyle ven nehâre, alime en len tuhsûhu fe tâbe aleykum, fakraû mâ teyessere minel kur’ânî, alime en se yekûnu minkum mardâ ve âharûne yadribûne fîl ardı yebtegûne min fadlillâhi ve âharûne yukâtilûne fî sebîlillâhi fakraû mâ teyessere minhu ve ekîmus salâte ve âtûz zekâte ve akridullâhe kardan hasenen, ve mâ tukaddimû li enfusikum min hayrin tecidûhu indallâhi huve hayran ve a'zame ecrâ(ecren), vestagfirûllâh (vestağfirûllâhe), innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).
Muhakkak ki Rabbin, senin ve seninle beraber olanlardan bir topluluğun, gecenin üçte ikisinden daha azında, (bazan) onun yarısında ve (bazan da) onun üçte birinde (Kur’ân okumak, zikir yapmak, kanitin olmak, teheccüd namazı kılmak için) kalktığını biliyor. Ve geceyi ve gündüzü Allah takdir eder, onu sizin asla hesaplayamayacağınızı (gecenin zaman dilimlerini doğru tayin edemeyeceğinizi) bildi. Bu sebeple sizin tövbenizi kabul etti. O halde Kur’ân’dan size kolay geleni okuyun! Sizden bir kısmınızın hasta olacağını, diğerlerinin yeryüzünde, Allah’ın fazlından (rızık) isteyerek dolaşacaklarını ve diğer bir kısmının da Allah’ın yolunda savaşacaklarını bildi. Artık O’ndan (Kur’ân’dan) size kolay geleni okuyun, namazı ikame edin, zekâtı verin ve Allah için güzel bir şekilde borç verin! Ve nefsiniz için hayır olarak ne takdim ederseniz, onu Allah’ın indinde daha hayırlı ve daha büyük bir ecir olarak bulursunuz. Ve Allah’a istiğfar edin (tövbe edip Allah’tan mağfiret dileyin)! Muhakkak ki Allah; Gafur’dur, Rahîm’dir.
Sevgili kardeşlerim, Ahzâb Suresinin 21. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ sahâbeye diyor ki: "Aranızda Allah'ı çok zikredenler için ve Allah'a ulaşmayı dileyenler için peygamberinizde, nebînizde ahsen bir örnek vardır." Yani "Onun sünnetlerini sizde yerine getirin."
33/AHZÂB-21: Lekad kâne lekum fî resûlillâhi usvetun hasenetun limen kâne yercûllâhe vel yevmel âhıre ve zekerallâhe kesîrâ(kesîren).
Andolsun ki, sizin için ve Allah’a ve ahiret gününe (Allah’a ulaşma gününe) ulaşmayı dileyen ve Allah’ı çok zikredenler için, Allah’ın Resûl’ünde güzel bir örnek vardır.
Öyleyse bu sünnetlere baktığımız zaman namazların sünnetleri; sabah namazının sünneti, öğle namazının ön sünneti, son sünneti, ikindi namazının sünneti, akşam namazının sünneti, yatsı namazının ön sünneti, son sünneti. İkindi namazının sünneti ile yatsı namazının ön sünnetini Peygamber Efendimiz (S.A.V) bazen kılar, bazen de kılmazdı. Bu yüzden bu iki sünnet çok önemli kabul edilmiyor. Ama bunun dışındaki namazların bütün sünnetleri mutlaka kılınmalıdır. Çünkü Allahû Tealâ Ahzâb Suresinin 21. âyet-i kerimesinde bunu söylüyor.
Öyleyse o 40 günlük ama 40. günden sonraki gün, perşembe olduğu için bir gün daha ilâve ettik (otomatik olarak her perşembe günü oruç tuttuğumuz için). 41 günlük o oruç süresi, bizler için çok büyük bir mutluluk olayı idi. 24 saat kardeşlerimizle beraber, 41 gün. Ve her güzel şeyi onlarla beraber yaşadık. Gecenin büyük kısmını ibadetle geçirmenin büyük zevkini yaşadık. Bir kısım kardeşlerimiz bizimle beraber 24 saat kaldılar. Bir kısmının buna imkânı yoktu, çalışıyorlardı. Onlar da geceleri, gündüzleri fırsat buldukları zamanlar hep bizimle beraberdiler. Allah yolunda büyük mutluluklar yaşadık sevgili kardeşlerim. Ama şunu kesin olarak tespit ettik ki sahâbe, bu devirde başarılamayan çok güzel şeyleri başarmışlar.
Sevgili kardeşlerim, hep Allah'ın yardımıyla bunlar tahakkuk ediyor. Ve Allah'ın yardımı bizlerin üzerine geldiği zaman son günlerde o teheccüd namazları artık bize hiç ağır gelmemeye başladı. Ama gene onlar gibi yapamadığımızı kesin olarak itiraf etmeliyiz. Bizden çok üstünmüşler sevgili kardeşlerim, sevgili öğrenciler izleyenler ve dinleyenler.
İşte böyle bir dizayn söz konusu. Bu gece hepiniz için ibadetle geçirilmesi uygun olan bir gece. Çok şeyler kazanabilirsiniz. Özel bir gece. Bütün kandil geceleri özel gecelerdir. Allah'ın titizlikle, Allah'ın hassasiyetle sizi davet ettiği, yaptıklarınızın da yapacaklarınızın da mükâfatını büyük ölçüde başka gecelere nazaran çok daha üst seviyede ödeyeceği özel geceler.
İşte o nadir özel gecelerden birini yaşıyorsunuz. 7 saatlik bir zaman farkına rağmen siz de gecedesiniz, burada biz de gecedeyiz. Sevgili izleyenler ve dinleyenler, burada saat dokuza beş var, orada herhalde dörde beş var. Sabaha karşı. Öyleyse bu geceyi ibadetle ihya edin, canlandırın. Bu gece mutluluğu yaşayın sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler, bu gece Allah ile birlikte olun. Bizlerle birlikte olun. Biz de sizlerle birlikte olacağız inşaallah. Öyleyse bu geceki rüyalarınızda dikkat edin, size bir şeyler söylediğimizde onları mutlaka hatırlayın. Böyle gecelerde beraber olmamız ihtimali çok daha yüksek.
Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler, Allah yolunda birlik, Allah yolunda beraberlik Allah'ın güzelliklerini yaşadıkça mânâ kazanır. Bu gece, o mânânın kazanılacağı nadir gecelerden bir tanesi. Öyleyse bu gece çok zikir yapın. Ne kadar çok yapabilirseniz o kadar mutluluğu yaşarsınız. Bu gece çok namaz kılın. Diyelim ki uykunuz geldi. Artık ayakta uyuyacak haldesiniz, gene kılın namaz, gene zikir yapın. "İyi ama uyuyakalırım." diyeceksiniz. Tamam, uyuyakalın. Eğer farkına varabilirseniz, belki o uyuyakalmalar sırasında tayyi mekânı açık bir şekilde yaşarsınız.
Öyleyse uykunuz da gelse namazınıza, zikrinize devam edin, uykunuz gelmese de namazınıza ve zikrinize devam edin. Bu geceyi ibadetle ihya edin sevgili öğrenciler, izleyenler.
Şu mesafe biz burada, siz orada; sakın size çok uzak gelmesin. Bir anda sizinle beraber oluruz. Birçoklarınız yarın bize, belki de akşam, bu gece beraber olduğumuzda sizlere söylediğimiz şeyleri bize anlatacaklar. Biliyor musunuz sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler, bu bizim için doyulmaz bir zevk. Sadece buradan bilgisayar vasıtasıyla, Real Player vasıtasıyla (bilgisayarda kullandığımız program) veya radyolarımızla size ulaşmak değil, sizinle beraber olmak. Sizinle beraber olan bizi ayırt edemezsiniz. Acaba nefsimizle mi ordayız? Ruhumuzla mı oradayız? Hepinizle birlikte nasıl ayrı ayrı yerlerde beraber oluyoruz? Bu, Allah'ın ihsanı. Sizinle beraber olanlardan sadece birisi bizim kumandamız altında sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler. Bu gece bir beraberlik, gecenin herhangi bir saatinde söz konusu olabilir. Ne sorarsanız inşaallah cevap veririz. Çünkü cevapları Allah'tan alıp veririz.
Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler, her şey öylesine güzel ki, Allahû Tealâ'ya ne kadar hamdetsek ne kadar şükretsek azdır. Öylesine acıyorum ki şu astral seyahat yapıyorum diye şeytanın kucağında, onun esiri olan zavallı insanlara. Onların kitapları var, alıp bakıyorum. Şeytan insanları nasıl aldatıyor, korkunç bir şey sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler. Ve bu Budizm felsefeleriyle, zülmanî ilimlerle astral seyahat yapmak; o, kendinizi şeytana satmaktır. Allah'ın yolunda onun çok üstünü var; tayyi mekân; Allah'ın güzelliklerini yaşamak.
Sevgili öğrenciler, birçoklarınız yakınlarından birisi öldü diye büyük üzüntülere kapılırlar. Oysaki ölen sadece toprağın malı olan, topraktan gelmiş olan, tekrar toprağa dönecek olan fizik vücudunuzdur. O, ölmüştür. Ama nefsiniz ve ruhunuz yaşamaya devam edecek. Kaldı ki ölen fizik vücudunuz da kıyâmet günü tekrar dirilecek.
Öyleyse ölüm birçok insan için korkunç bir şeydir. Oysaki bir insan ölümün ötesini bir defa yaşamışsa, ondan sonra artık ölümden korkmaz. O kişi için ölüm bir korku vesilesi olamaz. Öldüğünüz zaman nefsiniz de ruhunuz da sizden ayrılır. Eğer ruhunuzu Allah'a ulaştırmışsanız, nefsiniz ayrılacaktır sadece. Niçin ayrılacaktır? Çünkü Azrail (A.S) ve ölüm melekleri sizi nasıl öldürürler biliyor musunuz sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler? Vücudunuzdaki elektrik enerjisini keserler, kontağı kapatırlar. Vücudunuzda bir manyetik alanlar dizisi var. Vücudunuzun elektrik üreticisi olan mitokondrilerinin çıkardığı elektrik enerjisini, vücudunuz manyetik alana dönüştürür ve elektro manyetik alan oluşturur. Bu elektro manyetik alan bir kutbuyla (S kutbuyla) nefsinizi, diğer kutbuyla (N kutbuyla) ruhunuzu kendisine çeker. İşte Azrail (A.S) veya onun ölüm melekleri (yardımcıları) kontağı kapatınca, fizik vücudunuz elektrik enerjisi üretemez, üretemezse manyetik alanlar oluşamaz, oluşamazsa fizik vücudunuzun nefsinizi ve ruhunuzu kendisine çeken iki kutbu iş göremez hale gelir. İşte bu çekim gücü tahakkuk mevkiini bulamazsa, sizin ölümünüzden sonra eğer ruhunuz vücudunuzdaysa ruhunuzla birlikte, değilse sadece nefsiniz manyetik alan kendisine artık çekemeyeceği için fizik vücudunuzun içine de giremez, dışına çıkmak mecburiyetindedir, bir daha içine girmemek üzere. Aranızdaki bağ üç dört günde, bilemediniz bir haftada çürür. Nefsiniz serbest kaldığı halde sizi terk etmez. 40 gün süreyle beraber kalacaksınız. Süre böyle veriliyor. Aslında Kur'ân-ı Kerim bu konuda bir bilgi vermiş değil. Ama ondan sonra sevgili izleyenler ve dinleyenler, nefsiniz berzah âlemine gidecektir, orada beklenir. Oradakiler onun ne zaman kendi aralarına katılacağını bilirler. Ve tanıdıklarınızın arasında kıyâmet gününe kadar bir hayat geçireceksiniz orada. Hangi yaşta öldüyseniz o halinizle. Hayat bu dünyadakinin çok benzeridir, birbirine çok benzeyen bir kâinat türü.
Bu dünyada ibadetlerini yapan, Allah'a yakın olan insanlar orada da aynıdır. Bu dünyada Allah'a uzak olan insanlar orada da aynıdır. Orada bir daha ölemezsiniz yani nefsiniz ölmez. En derin sulara dalın, ta suyun dibine kadar gidin metrelerce, kilometrelerce aşağı; ölemezsiniz. Ya da en yüksek uçurumlardan aşağı düşün ölemezsiniz. Orada, berzah âlemindeki birisi tabancanın bütün kurşunlarını size boşaltsa ölemezsiniz. Hiçbir nefs veya ruh orada ölemez.
Peki, berzah âleminde ruhlar da bulunabilir mi? Ruhların bulunamayacağı yer yoktur. Bütün gök katlarında ruhlar bulunabilir. Allah'ın İndi İlâhi'sinde ruhlar bulunabilir. Her yerde ruhlar bulunabilir, üstelik de ait oldukları âlemlerin ya hüviyetindedirler ya da değildirler, ruh kendi talebine göre tayin eder bunu. Ruh, hangi âlemde ise dilerse o âlemin varlığı hüviyetine girer, dilerse o âlemin varlığı hüviyetine girmez. O zaman ruhu kimse o âlemde göremez. Ruh her âlemde sonsuz hızla hareket edebilir. Ruh, fizik vücuttan hiçbir şekilde ayırt edilemez. Ruhunuzun âlemi, emr âlemidir yani 7 kat gökler.
Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler, bu gece sizin için bir kandil gecesi olması hasebiyle önemli bir gece. Çok kazançlar elde edebileceğiniz, yeni bir hayata adım atabileceğiniz bir gece.
Öyleyse sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler, bu gece Allah'a yakın olmanız için sebep olarak halk edilmiş bir geceyi yaşayacaksınız, yaşamaktasınız. Orada şu anda, Türkiye'de 2 saate kadar sabah olacak. Bu zaman süresi de az değildir. Üstelik rüyada geçen süreyi, rüyanızda iken yaptığınız şeylerin hepsini hesaplayabilseniz, bu dünyaya oradaki sürenin hiç uymadığını göreceksiniz. Orada çok daha geniş şümullü bir zaman alanı var. Yetmez, her yaşınızda olabilirsiniz. Berzah âleminde her yaşınızda olabilirsiniz. Diyelim ki 80 yaşındasınız ama kendinizi ilkokulda ikinci sınıf imtihanlarına girerken görebilirsiniz. Veya daha küçük, sokakta top oynarken görebilirsiniz. Hem de o günlerde, çocukluğunuzda hangi kıyafetlerde iseniz aynı kıyafetlerle. Hatta o elinizdeki bezlerden yaptığınız, mahallenin çocuklarıyla vücuda getirdiğiniz bez topunuz, onu da orada görürsünüz.
Bizim çocukluğumuz sizinki kadar rahat geçmedi sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler. Çocukluğumuzda bize pek para vermezlerdi. Onun için para vermeye ilkokula başladıktan sonra başladılar. O da ancak bir günlük harçlığımızı karşılıyordu. O güne kadar hep bezden toplar dikerdik. Sonra mı? Harçlıklarımızdan mahallenin çocuklarıyla bir araya gelip biriktirdik ve ilk defa bir meşin top aldık. Kapalı çarşıdan almıştık hatırlıyorum. O günden sonra artık meşin topumuz oldu. Ama çabuk paraladık.
Sevgili kardeşlerim, o ilk meşin topu kullandığımız zaman ne kadar büyük bir sevincin sahibi olduğumuzu anlatamam size. Hep diyorum ki çok zengin bir babanın oğluna Mercedes araba almasıyla, fakir olan bir babanın oğluna bisiklet alması arasında fark vardır ama bisikletli çocuğun lehine. Çok fakir bir dünyada yaşayan o çocuk, babası sınıfını geçti diye kendisine bir bisiklet aldığı zaman sevincinden havaya uçar.
Sevgili kardeşlerim, akıl için mukayese çok farklı tecelli eder, bir lüks arabayla bir bisiklet ama bisikleti alan çocuk daha çok seviniyor. Mümkün mü? Elbette mümkün sevgili izleyenler ve dinleyenler. Bizim çocukluğumuzda aramızda ayakkabısı olmadığı için yalın ayak top oynayanlar vardı.
Öyleyse böyle bir dizaynda hepiniz için söz konusu olan şey hep güzellikleri yaşamak. Onun için yaratıldınız. Onun için diyorum ki bu geceyi ibadetle geçirin. Bu gece namaz kılın, en çok yapmanız lâzım gelen şey zikirdir. Uyku sizi yere vurana kadar uyanık kalmaya çalışın. Korkmayın, Allahû Tealâ akülerinizi dolduracaktır. Sabahleyin işinize gittiğiniz zaman hiç de uykusuz geçen bir gecenin sabahındaki bir insan olmayacaksınız.
Bu gece Allahû Tealâ'nın kandil gecesi. Size Allah'ın çok büyük hediyelerinin olacağı bir güzel gece yaşayacaksınız. Ne kadar çok zikir yaparsanız o kadar mutlu olursunuz. Günahlarınızın affı için en çok bu gecelerde Allahû Tealâ'ya dua edin; kandil gecelerinde. Her ne kadar artık eski kandil geceleri yoksa, kandil geceleri bizim çocukluğumuzdaki o muhteşem aydınlık sabaha kadar devam eden güzelliklerle geçmiyorsa da Allah'ın İndi'nde durum öyle değil. Allah, hangi çağda insanlar yaşarlarsa yaşasınlar, bu kandil gecelerini insanlar için bir cennet bahçesi yapar. Tüm güzellikleri Allah verecektir sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler.
Unutmayın; O sizi çok seviyor. Siz, Onu sevseniz de sevmeseniz de Allah sizi mutlaka sever. Sevgili kardeşlerim, eğer sevilmeseydiniz yaratılmazdınız. Var iseniz mutlaka seviliyorsunuz. Öyleyse bu sevginizin karşılığını Allah'a ödemeyecek misiniz? Siz de onu sevin. Kaybetmezsiniz, kazanırsınız.
İşte bu güzel geceler, bu kandil geceleri hepiniz için doyumsuz zevklerin membaı olmalı. Bu geceleri en güzel şekilde ihya etmelisiniz. İbadet etmelisiniz, özellikle zikir yapmalısınız. Ve Allah ile beraber olmalısınız. O hep sizinle beraber.
Yavuz Sultan Selim, şir pençe hastalığından rahmetli olacağı sırada mürşidi diyor ki: "Allah ile bile olmak zamanıdır (beraber olmak zamanıdır)." Yavuz Sultan Selim diyor ki: "Lala, kiminle beraber; kiminle bile idik sanırsız bu zamana kadar?" Aslında ikisi de birbirine şaka yapıyor. Yavuz Sultan Selim, Allah'ın bir büyük evliyası.
Sevgili kardeşlerim, bütün Osmanlı padişahlarının böyle kavuklu, cübbeli resimlerinin yanı başında Yavuz Sultan Selim'i görüyorsunuz, kulağında bir de küpe var. Sakalları da yok, şeytan insana neler söylemiyor. Acaba o küpenin mânâsı ne ola ki?
Yavuz Sultan Selim, biliyorsunuz hilâfeti Osmanlı'ya taşıyan padişahın adı. Yavuz Sultan Selim Mısır seferinde, Mısır'da bir takım insanlar görüyor; kulaklarında çeşitli renklerde küpeler var. Soruyor etrafındakilere: "Bu küpeler ne oluyor? O adamları anladım da bu küpeler ne oluyor?" Diyorlar ki: "Sultanımız! Şunlar, şu siyah küpeliler falanca paşanın kulları, sarı küpeliler feşmekân paşanın kulları, yeşil küpeliler de falanca paşanın kulları." Yavuz Sultan Selim diyor ki: "Olmayan renk hangisi ise ondan bana getirin, şu kulağıma hemen takın bir tane. Ben de Allah'ın kuluyum. Bu simge benim kulağımda kalmalı ben hayatta bulunduğum sürece."
Yavuz Sultan Selim'i dikkatle yerli yerine oturtun sevgili izleyenler ve dinleyenler. Askerlik tarihinde, oradaki Kobi Çölü'nü geçebilen bir tek ordu söz konusudur. Tek bir ordu tarih boyunca, bir tek ordu; Osmanlı ordusu. Nasıl geçmişler? Yavuz Sultan Selim başta, vezirler arkada, asker de onların arkasında. Daha çölün 100 metre ötesine gitmeden Yavuz Sultan Selim atından iniyor, yaya yürümeye başlıyor sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler. O korkunç sıcakta yaya yürümeye başlıyor. Ve vezirlerden birisi dayanamıyor; "Padişahım! Asker zaten perişan sıcaktan, siz atınızdan indiniz, onlar da indi siz inince. Şimdi hepsi perişan vaziyette yürümeye çalışıyorlar." Yavuz Sultan Selim ona dönüyor; "Görmüyor musun önümüzde Peygamber Efendimiz (S.A.V) devesinden inmiş, yayan yürüyor, ben nasıl atla giderim?" Onu göremeyen vezir, o zaman düşünüyor konunun ne kadar önemli olduğunu. Ve Osmanlı ordusu o çölü geçebilen, tarih boyunca o çölü aşabilen, çölden geçerek zafere ulaşabilen tek ordu.
İşte onlar Osmanlıydılar sevgili öğrenciler. Allah, onlar için kendi canlarından çok daha kıymetliydi. Biliyor musunuz bu devirde yaşayan biz, Osmanlı'nın mirasçıları bir hiçiz. İnsanlar var, Osmanlı'dan nefret ederler. Biz, Osmanlı'ya hayranız.
Şu cihana adaleti tanıtan bir Osmanlı yaşadı sevgili izleyenler ve dinleyenler. 400 yıl dünya hâkimiyeti; 1299-1699. Dört yüz yıl cihan hâkimiyeti. Osmanlı dünyaya yön veren bir Osmanlı'ydı. Nerede bir adaletsizlik görürse Osmanlı ordusu, o süreler içerisinde orada idi. Bu sebeple Osmanlı; "Nizam-ûl Âlem" diyordu kendisine. Yani âleme, dünyaya nizam veren imparatorluk.
400 yıl Avrupa'da asillerle, asil olmayanların arasındaki farkı ortadan kaldıran bir Osmanlı adaleti Avrupa'da hükümferma oldu. 400 yıl sevgili izleyenler ve dinleyenler. Sonra mı? Osmanlı da mukadder âkıbete uğradı. Saraydaki Allah'ın evliyasının yerini cinci hocalar aldı ve Osmanlı, Nizam-ûl Âlem'den yeni nizama geçti; Nizam-ı Cedid. Çünkü artık Osmanlı cihan hâkimiyetinin sahibi değildi. Âleme yön veren bir Osmanlı artık yoktu. Adım adım yeniçeriler bozuldu. Adım adım bütün konulara bozulma, dejenerasyon el attı ve Osmanlı başka ülkelere benzer bir ülke oldu.
Sevgili kardeşlerim, bu geceyi ihya edin. Bu geceyi ibadetle geçirin. Bu gece Allah'la sizlerin en yakın olacağınız gece. O gecelerden bir tanesi. Bu gece bizlerle sizlerin en yakın olacağımız gece. O, kandil gecelerinden bir tanesi. Öyleyse unutmayın, bu gece bir beraberlik gecesidir. Bu gece kandil gecesi, bu gece Regaip Kandili gecesi. Allah için olun, Allah'ın güzelliklerine rağbet edin. Regaip kelimesi, rağbet kelimesi aynı kökten. Allah'ın güzelliklerine değer verin, rağbet edin, onları kıymetli tutun. Allah için ve Allah ile yaşayın bu gece.
Ne zaman zikir yaparsanız onunla berabersiniz. Nefsinizin kalbinde "Allah" kelimesi yankılanmaya başladığı zaman çift hece ile kalbinizin her çift atışında, "Allah" kelimesini sessiz sesinizle, kalbinizdeki sesle, kalp vuruşlarınıza paralel olarak söylemeye başladığınız zaman iç dünyanızda, dilinizi kımıldatmadan, ses de çıkartmadan; o zaman zikrin gerçek temposunu yakalarsınız. O zaman yolun neresinde olursanız olun, nefsinizin kalbindeki afetler mutlaka azalacak, Allah'ın kalbinize gönderdiği rahmet, fazl ve salâvât partiküllerinden fazıllar nefsinizin kalbindeki îmân kelimesinin etrafında kümelenmeye başlanır, toplanmaya başlanır. İşte bu toplanmanın adı nefs tezkiyesidir. Nefsinizin afetlerden kurtulması ameliyesidir. Sadece bir tek işlem bunu gerçekleştirebilir; adı zikir sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler.
Bir insan, mürşidine ulaşıncaya kadar geçen 14 basamak boyunca, nefsinin kalbinde 7 tane işlem gerçekleştirir Allahû Tealâ; o kişi Allah'a ulaşmayı dilediği takdirde. Dilemiyor, hiçbir şey gerçekleşmez. Eğer diliyorsa, Allahû Tealâ bu talebi derhal işitecektir, bilecektir, görecektir. Derhal Rahmân esmasıyla tecelliye başlayacaktır. Ve derhal 3 işlem birden gerçekleştirir Allahû Tealâ.
1- Bütün insanların kulaklarında vakra var. İrşada müteallik olan hususları aklınızın mânâlandırabilmesi, vakra sebebi ile imkânsızdır. Bu vakrayı Allahû Tealâ kulaklarınızdan derhal alır.
Böyle bir dizaynla Allah'ın yardımları başlar. Ve gördüğünüz gibi burada 3 yardım vardır; kalbinizdeki ekinneti Allah almıştır, kulağınızdaki vakrayı almıştır, irşad makamıyla aranızdaki hicab-ı mestureyi almıştır. Ama iki tane kalp şartının sahip oldunuz; kalbinizdeki ekinnet alındı, yerine ihbat konuldu.
Sonra ne yapacak Allahû Tealâ? Kalbinizin nur kapısını Allah'a çevirecek. Sonra ne yapacak? Göğsünüzden kalbinize bir nur yolu açacak. Sonra ne yapacak? Siz zikir yapınca nefs tezkiyesine başlamış olacaksınız; birincil planda. Burada nefs tezkiyesi gerçek anlamda tahakkuk etmez, sadece nefsinizin kalbine ulaşan, göğsünüzden kalbinize Allah'ın nur yolunu açtığı için kalbinize kadar ulaşabilen (zikir yaptığınız zaman) rahmet partikülleri, kalbiniz mühürlü olmasına rağmen mührün kenarlarından içeriye sızabilir. O sızıntı ile huşû sahibi olursunuz.
Huşû sahibi olursanız, Allah'a ulaşmayı dilerseniz mutlaka Allahû Tealâ size mürşidinizi, sualiniz üzerine gösterecektir. Ona ulaşıp da önünde diz çöküp tövbe ettiğiniz zaman son 3 kalp şartı gerçekleşir;
1- Allahû Tealâ kalbinizin mührünü açar.
2- Kalbinizin içinde mevcut olan küfür kelimesini kalbinizden çıkarır, atar.
3- Ve kalbinizin içine Allahû Tealâ Mucâdele Suresinin 22. âyet-i kerimesine göre îmân kelimesini yazar.
58/MUCÂDELE-22: Lâ tecidu kavmen yu’minûne billâhi vel yevmil âhiri yuvâddûne men hâddallâhe ve resûlehu ve lev kânû âbâehum ve ebnâehum ve ihvânehum ev aşîratehum, ulâike ketebe fî kulûbihimul îmâne ve eyyedehum bi rûhin minhu, ve yudhıluhum cennâtin tecrî min tahtihâl enhâru hâlidîne fîhâ, radıyallâhu anhum ve radû anhu, ulâike hizbullâh(hizbullâhi), e lâ inne hizballâhi humul muflihûn(muflihûne).
Allah’a ve ahiret gününe (ölmeden önce Allah’a ulaşmaya) îmân eden bir kavmi, Allah’a ve O’nun Resûl’üne karşı gelenlere muhabbet duyar bulamazsın. Ve onların babaları, oğulları, kardeşleri veya kendi aşiretleri olsa bile. İşte onlar ki, (Allah) onların kalplerinin içine îmânı yazdı. Ve onları, Kendinden bir ruh ile destekledi (orada eğitilmiş olan, devrin imamının ruhu onların başlarının üzerine yerleşir). Ve onları, altından nehirler akan cennetlere dahil edecek. Onlar orada ebediyyen kalacak olanlardır. Allah, onlardan razı oldu. Ve onlar da O’ndan (Allah’tan) razı oldular. İşte onlar, Allah’ın taraftarlarıdır. Gerçekten Allah’ın taraftarları, onlar, felâha erenler değil mi?
Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler, böyle iseniz, mürşidinize ulaşabildiyseniz Allahû Tealâ mutlaka kalbinize bunları yazmıştır. Hangi şartla? Eğer siz, Allah'a ulaşmayı dilemişseniz.
Dilemiyorsunuz; "Allah emredebilir ama beni alâkadar etmez. Ben Allah'a ulaşmayı dilemiyorum." diyorsunuz; eğer böyle diyorsanız mürşide ulaşmak da size bir şey sağlamaz. Kalbinizde de kulaklarınızda da hiçbir değişiklik olmaz. Kulaklarınızdaki vakrayı almaz Allahû Tealâ. Kalbinizdeki ekinneti almaz. Çünkü siz o takdirde lâyık değilsiniz; Allah'a ulaşmayı dilemiyorsunuz. Hiçbir gayeniz, hiçbir hedefiniz yok. Belki de sözlerimizi duyup, yanlış yorumladınız. Mürşide ulaşan herkesin kurtulacağını zannediyorsunuz; oysaki sadece Allah'a ulaşmayı dileyenler için Allah'ın kurtuluşu geliyor.
Acaba aradaki farkı anlatabiliyor muyum sevgili öğrencilerim, izleyenlerim, dinleyenlerim? Bu gece, bu Regaip Kandili gecesi ve diğer kandil geceleri Allah'a ulaşmayı dileyenlerle dilemeyenlerin arasındaki farkın, anormal şekilde büyüdüğü bir gecedir. Eğer Allah'a ulaşmayı diliyorsanız bu gece çok şeyler kazanabilirsiniz. Allah'tan büyük yardımlar alabilirsiniz.
Öyleyse Allah'ın kanununu unutmayın, Allahû Tealâ diyor ki: "Her ibadet yapan ibadet yapıyor diye kendisinin kurtulacağını zannetmesin. Aslında hiç kimseyi kendi ibadetleri kurtaramaz. Bu ibadetler Allah'a ulaşma dileğiyle birlikte olmadıkça."
10/YÛNUS-7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatmeennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).
Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.
10/YÛNUS-8: Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).
Diyor ki Allahû Tealâ sevgili öğrenciler: "Onlar Bize mülâki olmayı, dünya hayatını yaşarken ruhlarını Bize ulaştırmayı dilemezler, böyle bir talepleri yoktur. Onlar dünya hayatından razıdırlar. Dünya hayatıyla mutmain olurlar, doyuma ulaşırlar. Onlar, Bizim âyetlerimizden gâfil olanlardır." diyor Allahû Tealâ ve hükmünü koyuyor: "Onların gideceği yer kazandıkları dereceler itibariyle cehennemdir, ateştir."
Kim bu insanlar? Suçları ne? Suçları değil, kullanmadıkları bir imtiyaz söz konusu. Bir öncelik tanıyor Allahû Tealâ bütün insanlara. "Kim Bana ulaşmayı dilemezse, gidecekleri yer cehennemdir. Ama kim Bana ulaşmayı dilerse onun gideceği yer, mutlaka Benim cennetimdir." diyor.
Kişi hiç ibadet etmese de mi? Evet. Bir kişi bir gece Allah'a ulaşmayı dilemiş, Allah da işitmiş, bilmiş, görmüş. Derhal harekete geçer; kulağındaki vakrayı alır, kalbindeki ekinneti alır ve o kişinin kalbine ihbat koyar Allahû Tealâ ve kalbindeki hicab-ı mestureyi alır. Derhal, o kişi Allah'a ulaşmayı dilediği anda Allahû Tealâ tarafından işitildiği, bilindiği ve görüldüğü anda 3'ü birden aynı anda olur, Allahû Tealâ aynı anda 4 işlemi birden gerçekleştirir. O kişi artık âmenû olan birisidir, Allah'a ulaşmayı dileyen birisidir. Kim bunu dilemişse, âmenû olmuşsa o kişi mutlaka Allah'ın cennetine girer.
İşte Allahû Tealâ burada çok açık bir âyetle bizlere kim âmenû olursa, Allah'a ulaşmayı dilerse onun mutlaka kurtuluşa ulaşacağını söylüyor. Diyor ki Allahû Tealâ Vel Asr Suresinde:
103/ASR-1: Vel asri.
Asra yemin olsun.
103/ASR-2: İnnel insâne le fî husr(husrin).
Muhakkak ki insan, gerçekten hüsrandadır.
103/ASR-3: İllâllezîne âmenû ve amilûs sâlihâti ve tevâsav bil hakkı ve tevâsav bis sabrı.
Ama âmenû olanlar (ilk 7 basamağı aşanlar), nefs tezkiyesi yapanlar (ikinci 7 basamağı aşanlar), Allah’a ruhu ulaşıp Hakk’ı tavsiye edenler (üçüncü 7 basamağı aşanlar) ve sabrı tavsiye edenler (dördüncü 7 basamağı aşanlar) hariç.
vel asr: Asra yemin ederim. Zamana yemin olsun.
innel insâne le fî husr: İnsanlar hüsrandadırlar.
illellezîne âmenû: Ama âmenû olanlar (Allah'a ruhlarını ölmeden ulaştırmayı dileyenler), onlar hariç.
"Onlar hüsranda değillerdir. Onların gidecekleri yer cehennem değildir." diyor Allahû Tealâ.
2/BAKARA-185: Şehru ramadânellezî unzile fîhil kur’ânu huden lin nâsi ve beyyinâtin minel hudâ vel furkân(furkâni), fe men şehide minkumuş şehra fel yesumh(yesumhu), ve men kâne marîdan ev alâ seferin fe iddetun min eyyâmin uhar(uhara) yurîdullâhu bikumul yusra ve lâ yurîdu bikumul usra, ve li tukmilûl iddete ve li tukebbirûllâhe alâ mâ hedâkum ve leallekum teşkurûn(teşkurûne).
Ramazan ayı ki, insanlar için hidayete erdirici (hidayete erme, Allah’a ulaşma vesilesi) ve beyyineler (açık deliller ve ispat vasıtaları) ve Furkan (hakkı bâtıldan ayırıcı) olarak Kur’ân, Hüda tarafından onda (o ayın içinde) indirildi. Artık içinizden kim bu aya (yetişir de ramazan ayını görüp) şahit olursa o zaman onu, oruç tutarak geçirsin. Ve kim, hasta veya yolculukta olursa, o taktirde (tutamadığı günlerin sayısı) diğer günlerde (oruç tutarak) tamamlanır. Allah sizin için kolaylık diler, zorluk dilemez. (Size bu kolaylık) sayıyı tamamlamanız ve sizi hidayet erdirdiği şeye karşılık (sizin de) Allah’ı tekbir etmeniz (yüceltmeniz) içindir. Umulur ki böylece siz (bütün bu kolaylıklara) şükredersiniz.
Öyleyse "Allah size zorluk çıkarmaz, sizin için zorluk dilemez. Allah sizin için kolaylık diler." Neden böyle diyor Allahû Tealâ, bu doğru mudur?" sualinin cevabı burada sevgili izleyenler. Bir insan düşünün; sadece Allah'a ulaşmayı dilemiş, o gece de Allah emanetini almış, ölmüş kişi ama Allah, onun Allah'a ulaşmayı dilediğini biliyor. Dilediği anda vücuda getirdiği kulaklarındaki vakrayı almak, kalbindeki ekinneti almak, yerine ihbat koymak işlemleri anında vücut bulur. O kişi mutlaka Allah'ın cennetine girer. Âmenû olmayı başarmıştır; Allah'a ulaşmayı dilemiştir.
Öbür taraftan Allah'ın bu büyük hakikatinden haberdar olmayan milyonlarca insan yaşıyor dünya üzerinde, Allah'a ulaşmayı dilemiyorlar. Bilmiyorlar böyle bir şeyin varlığını. Ama bilmemeleri onlar için bir problem değil. Onlar için bir kurtuluş değil. Gidecekleri yer mutlaka cehennem.
Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler, Allahû Tealâ onun için Kur'ân-ı Kerim'inde: "Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?" diyor.
39/ZUMER-9: Em men huve kânitun ânâel leyli sâciden ve kâimen yahzerul âhırete ve yercû rahmete rabbih(rabbihî), kul hel yestevîllezîne ya’lemûne vellezîne lâ ya’lemûn(ya’lemûne), innemâ yetezekkeru ulûl elbâb(elbâbi).
Gece boyunca secde ederek ve kıyamda (ayakta) durarak kanitin olan, ahiretten çekinen (korkan) ve Rabbinin rahmetini dileyen mi? De ki: "(Hiç) bilenle bilmeyen bir olur mu? Ancak ulûl’elbab (daimî zikir sahipleri) tezekkür eder."
İşte ömrü boyunca 50 sene, 60 sene hep ibadet etmiş, namaz kılmış, oruç tutmuş, zekât vermiş; her türlü işlemini yapmış ama Allah'a ulaşmayı dilememiş bir insan düşünün, bu insan kurtulamaz sevgili kardeşlerim. Kurtulması mümkün değil. Gideceği yer, o kadar ibadete rağmen ne yazık ki cehennem. Ama öbür taraftan bir kişi salt Allah'a ulaşmayı diledi diye (ertesi gün de ölmüş), o kişinin gideceği yer Allah'ın cenneti.
Öyleyse Allah, insanlar için kolaylık mı dilermiş zorluk mu dilermiş? Diyor ki: "Kim Bana ulaşmayı dilerse bu, Benim için yeterlidir. O kişi mutlaka kurtulacaktır. Yaşatırsam zaten onu (ruhunu) Kendime ulaştıracağım. Zaten arkasından nefs tezkiyesini gerçekleştireceğim, tasfiyesini gerçekleştireceğim, onu kendi yolumda insan-ı kâmil haline getireceğim. Bu, Benim işim. Benim sözüm bu. Mutlaka yerine getiririm. Ama her kim de Bana ruhunu ölmeden ulaştırmayı dilemezse o zaman onu cennetime kabul etmem. Onun gideceği yer cehennemdir." diyor Allahû Tealâ.
Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler, bu mübarek Regaip Kandili gecesinde bizi daha yeni yeni dinlemeye başlamış olan kardeşlerimiz acaba bu büyük hakikati idrak edebildiler mi? Allahû Tealâ'nın "Allah sizin için güçlük dilemez. Allah sizin için kolaylık diler." demesinin arkasında hangi sebep varmış?
Bir insan Allah'a ulaşmayı dilemişse hiçbir ibadeti olmasa da salt Allah'a ulaşmayı dilediği için o kişinin gideceği yer Allah'ın cenneti oluyor. Bu kolaylık değil mi sevgili izleyenler ve dinleyenler? Bir dilek, bir niyet.
Şimdi anlıyor musunuz, "İslâm'da niyet amelden üstündür" sözü niçin geçerli imiş? Söylerler, 14 asırdır söylenen bir söz bu, İslâm'da niyet amelden üstündür. Hadi ver bakalım misali diyoruz. Kimse bir misal veremiyor. Hiç incir çekirdeğini doldurmayan şeyler, masallar anlatıyorlar insanlara. Hâlbuki konunun esası bu sevgili öğrencilerim, izleyenlerim ve dinleyenlerim. İslâm'da niyet amelden üstündür. Çünkü Allah'a ulaşma dileği bir dilektir, bir niyettir. Amelsiz de insanı Allah'ın cennetine götürür.
Peki, o insan yaşarsa da mı? Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler, orada durun. O insan yaşarsa, o insan ibadet ederek yaşar. Çünkü onun kalbine, Allah'a ulaşmayı dileyen kişinin kalbine ibadet zevkini Allah yerleştirecektir. Allahû Tealâ diyor ki: "Sizin göreviniz ey insanlar! Bana ulaşmayı dilemek. Ondan sonra görevleri Ben alırım, size namazı sevdiririm, size orucu sevdiririm, size zekât vermeyi sevdiririm, zikir yapmayı sevdiririm, bütün ibadetlere ısındırırım."
Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler, bu sözlerimle kendinizi ölçün. Ne haber sizden? Allah'ın ibadetlerini yapmayı seviyor musunuz? Eğer sevmiyorsanız, o zaman eksikleriniz var demektir. O zaman hedefe doğru yürümüyorsunuz demektir. Eğer Allah'a ulaşmayı gerçekten dilemiş olsaydınız, sadece bu dilek yüzünden Allah'ı sevecektiniz. O sizi mutlaka mürşidinize ulaştıracaktı, Ona karşı sevgi beslemeye başlayacaktınız. Ve Allah size, mutlaka namazı sevdirerek, zikri sevdirerek, orucu sevdirerek, zekâtı sevdirerek bütün güzellikleri O, yaşatacaktı; siz Allah'a ulaşmayı dilemekle hepsine liyakat gösterdiğiniz için, hepsine lâyık olduğunuz için.
Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler, düşünebiliyor musunuz bir tek dilek; Allah'a ulaşmayı dilemek; mutlak cennet. 30 sene, 40 sene, 50 sene ibadet, dilek yok, niyet yok; cennete girmek de mümkün değil. Kim Allah'a ulaşmayı dilemezse, onun gideceği yer cehennem.
Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler, bırakın dîn öğretenler ne söylerlerse söylesinler ama Kur'ân-ı Kerim bunları söylüyor. Ve onlar, Kur'ân hakikatlerinden haberdar olmadıkları sürece sadece kendileri cehenneme gitseler çok önemli değil sevgili izleyenler ve dinleyenler; yalnız kendilerini yakarlar. Ama bütün insanlara yanlış şeyler öğretiyorlar, eksik şeyler öğretiyorlar ve insanların veballerini omuzlarına alıyorlar.
Öyleyse bu gece kendinizi deneyin, zikri seviyor musunuz? Uyku gözlerinizden aksa da uyumamaya çalışın. Korkmayın, iblis size: "Yarın işe nasıl gideceksin? Orada dökülürsün." diyecektir. Siz de omuz silkin ve devam edin ibadetinizi yapmaya. Ne göreceksiniz biliyor musunuz? Sabahleyin turp gibi işinize gideceksiniz. Allah aküleri kendisi doldurduğu için kendinizi hiç de güçsüz hissetmeyeceksiniz. İsterseniz bir deneme yapın; Allahû Tealâ'dan size yardım etmesini dileyin ve bütün gece oturun, ibadet edin. Başka bir gece de bütün gece uyuyun; 8 saat değil, 10 saat, 12 saat uyuyun. Sonra bakın bakalım; hangisinde daha zindesiniz. Şeytan, size söylediğimizin tersini mantıkî olarak kabul ettirecektir ama Allah'ın kanunlarına göre bunun mantıkî olmadığını sonraki günlerde yaşayacaksınız
Unutmayın, sadece Allah'a ulaşmayı dilemek, âmenû olmanın başlangıç kademesidir. Mürşide ulaştığınız zaman 2. defa âmenû olursunuz. Ruhunuzu Allah'a ulaştırdığınız zaman 3. defa âmenû olursunuz. Fizik vücudunuzu Allah'a teslim ettiğiniz zaman 4. defa âmenû olursunuz. Nefsinizi Allah'a teslim ettiğiniz zaman 5. defa âmenû olursunuz. Allah'a teslim olmayı dileyen bir kişi 3. defasında ruhunu, 4. defasında fizik vücudunu, 5. defasında nefsini Allah'a teslim eder. Böylece 3 vücudunu da Allah'a teslim etmiş olur.
İşte böyle sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler, Allah ile olan ilişkilerinizde sadece bilmeniz, kurtulmanız için yeterlidir. Çünkü bir dileğin yerine getirilmesi değil, dilemek yeterli. Geri kalanı Allah halledecek. Sizin göreviniz sadece Allah'a ulaşmayı dilemek.
Böyle bir dileği yaptınız sevgili öğrenciler, dinleyenler, izleyenler; kalbinizdeki bu dileği Allahû Tealâ gördü; bakınız size neler yapıyor;
1- Kulağınızdaki vakrayı alıyor.
2- Kalbinizdeki ekinneti alıyor.
3- Kalbinize ihbat koyuyor.
4- Kalbinizin nur kapısını Allah'a çeviriyor.
5- Göğsünüzden kalbinize nur yolu açıyor.
6- Sizi huşû sahibi yapıyor.
7- İrşad makamıyla aranızdaki hicab-ı mesture adlı perdeyi alıyor.
8- Mürşidinize ulaştırıyor sizi.
Mürşidinize ulaştığınız zaman da;
9- Kalbinizin mührünü açıyor, kalbinizdeki küfür kelimesini çıkarıp dışarı atıyor.
10- Kalbinizin içine îmânı yazıyor ve böylece gerçek bir mü'min oluyorsunuz.
Neden böyle söylüyoruz? Çünkü şeytan insanları, "Allah'a inanan mü'mindir, inanmayan kâfirdir" diye bir kuyruklu yalana inandırmış. Allah'a göre kalbinde küfür yazan kâfirdir, kalbinde îmân yazan mü'mindir. Kâfir; küfrün sahibidir. Mü'min; îmânın sahibidir.
Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler, siz ne yaptınız? Bir tek şey; Allah'a ulaşmayı dilediniz. O ne yaptı? 10 adım attı. Siz bir adım attınız, O size 10 adım attı. Sadece Allah'a ulaşmayı dilediniz. O, 10 tane ni'metini; 7 tane ihsanını 3 tane ni'metini gönderdi; sadece Allah'a ulaşmayı diliyorsunuz diye. Bununla da kalmadı, 7 tane de farklı ni'mette bulundu size. Bütün günahlarınızı sevaba çeviriyor Allahû Tealâ. Allah'a ulaşmayı dileyen bir kişi Allah'ın kendisine gösterdiği bir mürşide ulaşırsa, bu şartların hepsi o kişinin üzerinde mevcut bulur. O kişi ne yapmıştır? Bir tek şey; Allah'a ulaşmayı dilemiştir.
Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler, O, Allah sizden daha fazlasını istemiyor; "Siz Allah'a ulaşmayı dileyeceksiniz; tamam, Benim için yeter. O zaman Ben sizi, Benim istediğim vasıflara Kendim ulaştırırım, sizin o konuda gayret etmenize lüzum yok ve bunları severek yapacağınız bir noktaya sizi Ben ulaştırırım. Benim için oruç tutmayı seveceksiniz, Benim için namaz kılmayı seveceksiniz, Benim için zikir yapmayı seveceksiniz. Siz sevmeyeceksiniz, Biz sevdirdiğimiz için siz seveceksiniz." diyor Allahû Tealâ. Yani "Sevmeniz, sizin gayretinizle oluşacak olan bir olgu değildir. Bunu Ben, size ücretsiz olarak temin edeceğim." diyor.
Sizin ücretiniz sadece Allah'a ulaşmayı dilemek. Peygamber Efendimiz (S.A.V) ne diyor sahâbeye? Ne demesini istiyor Allahû Tealâ? "Ben sizden ücret istemiyorum. Benim ücretim Allah'a aittir. Ben hepinizden Allah'a giden bir yol tutmanızı istiyorum sadece." diyor.
Bunun sonucu ne olmuş? Yûsuf Suresinin 108. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ sonucu söylüyor:
12/YÛSUF-108: Kul hâzihî sebîlî ed’û ilâllâhi alâ basîratin ene ve menittebeanî, ve subhânallâhi ve mâ ene minel muşrikîn(muşrikîne).
De ki: “Benim ve bana tâbî olanların, basiret üzere (kalp gözüyle basar ederek, Allah’ı görerek) Allah’a davet ettiğimiz yol, işte bu yoldur. Allah’ı tenzih ederim. Ve ben, müşriklerden değilim.”
"Habibim! Onlara de ki: 'Benim ve bana tâbî olanların, bizim hepimizin kalp gözümüzle Allah'ı görerek, Allah'a davet ettiğimiz yol; işte bu Sıratı Mustakîm'dir. Bu yol bizim yolumuzdur."
Ne olmuş? Bütün sahâbe Allah'ı görerek, Allah'ın Sıratı Mustakîm'ine davet etmişler bütün insanları. Öyleyse hepsi irşad makamının sahibi olmuşlar. Çünkü mürşidin tayinini gösteren âyet-i kerimelerde (Fussilet Suresinin 33, 34, 35. âyet-i kerimeleri) Allahû Tealâ şunları söylüyor, diyor ki:
41/FUSSİLET-33: Ve men ahsenu kavlen mimmen deâ ilâllâhi ve amile sâlihan ve kâle innenî minel muslimîn(muslimîne).
Allah’a davet eden ve salih amel (nefs tasfiyesi) yapan ve: “Muhakkak ki ben teslim olanlardanım.” diyenden daha güzel sözlü kim vardır?
41/FUSSİLET-34: Ve lâ testevîl hasenetu ve lâs seyyieh(seyyietu), idfa’ billetî hiye ahsenu fe izâllezî beyneke ve beynehu adâvetun ke ennehu veliyyun hamîm(hamîmun).
Hasene (iyilik) ve seyyie (kötülük), müsavi (eşit) değildir. (Kötülüğü) en güzel şekilde karşıla. O zaman seninle arasında düşmanlık olan kişi, samimi bir dost gibi olur.
41/FUSSİLET-35: Ve mâ yulakkâhâ illâllezîne saberû, ve mâ yulakkâhâ illâ zû hazzın azîm(azîmin).
Ona (kötülüğü iyilikle karşılama hasletine), sabredenlerden ve hazzul azîm (en büyük haz) sahiplerinden başkası ulaştırılmaz.
"Allah'a teslim olduğunu, ruhunu da vechini de nefsini de Allah'a teslim ettiğini söyleyen ve Allah'a çağırandan daha güzel sözlü kim vardır."
Sevgili izleyenler, öğrenciler ve dinleyenler, şimdi bizi dinliyorsunuz; sözüme dikkat edin! Sözlerimiz size diken gibi batıyor mu? Sizi rahatsız mı ediyor? O zaman Allah'a ulaşmayı dilemiyorsunuz. Biz sizin için henüz bir dost olma safhasına ulaşamadık. Ama sözlerimizi bir bahar rüzgârı gibi hissedenleriniz var. İçinizi serinleten, kışın içinizi ısıtan, yazın içinizi serinleten, size Allah'tan yakınlığı getiren bir ses olarak mı düşünüyorsunuz? İşte o zaman siz mutlaka Allah'a ulaşmayı dileyen birisisiniz. Mutlaka kurtuluşa ulaşırsınız. Çünkü 1. şekildeki kişi, Allah'a ulaşmayı dilemediği için Allah, onun kalbindeki hicab-ı mestureyi almamıştır. Almadığı için irşad makamına karşı nefret, öfke, kin duyacaktır. Hiçbir zaman sözleri ona hoş gelmeyecektir. Hiçbir zaman sevemeyecektir. Ne Allah'ı ne mürşidi ne de başka insanları.
Sevgili öğrenciler, dinleyenler ve izleyenler, Allah bütün kapıları ardına kadar açmış, sizin kendi iradenizle karar vermenizi istiyor. Bu kararı vermedikçe Allah'ın kapısından içeri giremezsiniz, dışarıda kalmaya mahkûmsunuz. Karar son derece açık ve basit bir karar; Allah'a ulaşmayı dilemek; ruhunuzu ölmeden Allah'a ulaştırmayı dilemek.
Biliyorsunuz sevgili öğrenciler, öldüğünüz zaman eğer ruhunuz vücudunuzdaysa bu ruhu, ölüm meleği Azrail (A.S) alacak ve Allah'a götürecek. Ölümünüzden sonra vücudunuzdan ayrılmak mecburiyetinde kalan ruhunuzu, Azrail (A.S) alıp Allah'a ulaştıracak; eğer Allah'a daha evvel ulaştırmadıysanız. Ulaştırdıysanız; ruhunuz gene Allah'ın katından gelecek; Azrail (A.S)'ın vazifesini yapıp kendisini Allah'a götürmesi için. Sonuç mu? Her ikisinde de sonuç Allah'a ulaşmak. Ama birincisinde, siz ölmeden evvel Allah'ın üzerinize 11 defa farz kıldığı bir hususu gerçekleştirmek; bunu yapmış oluyorsunuz veya yapmıyorsunuz. O zaman, öldüğünüz zaman ruhunuzu Azrail (A.S) ulaştırıyor. Her ikisi de Allah'a dönüştür. Bakara Suresinin 46. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ diyor ki:
2/BAKARA-46: Ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû rabbihim ve ennehum ileyhi râciûn(râciûne).
Onlar (o huşû sahipleri) ki, Rab’lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarına ve (sonunda ölümle) O’na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.
"O huşû sahipleri ki ruhlarını Allah'a mülâki kılacaklarından emindirler. Ruhlarını ölmeden evvel Allah'a ulaştıracaklarından emindirler. Ve onlar, ölümden sonra tekrar ruhlarının Allah'a döndürüleceğine de yakîn hâsıl ederek inanırlar." Yani "Öldükleri zaman Allah'ın katından gelen ruhlarının, Azrail (A.S) tarafından tekrar Allah'a geri götürüleceğinden emindirler. Yakîn hâsıl ederek, kesin şekilde buna inanırlar." diyor Allahû Tealâ.
Öyleyse sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler, İslâm dîni; Allah'a teslim olma dînidir ve bu dünyaya ait olan bir dîn değildir, evrenseldir, bütün kâinatın dînidir. Ve zannetmeyin ki başka dînler vardır. Başka bir dîn hiç mevcut olmamış. İslâm kelimesi, slm kökünden geliyor; teslim olmak. Ruhunuzu, vechinizi ve nefsinizi Allah'a teslim etmekle mükellefsiniz.
Ve Kur'ân-ı Kerim'e göz attığımız zaman Hz. Musa'nın da Hz. İsa'nın da Hz. İbrâhîm'in de Hz. Davud'un da Hz. Yakup'un da Hz. Nuh'un da ne kadar peygamber gelmişse hepsinin ama hepsinin mutlaka Allah'a teslim olduğunu görüyoruz. Yalnız mı? Hayır, kendilerine kimler tâbî olmuşsa onunla beraber. Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler, bunu kendimizden söylemiyoruz, Kur'ân âyetlerine dayalı olarak söylüyoruz. Kur'ân-ı Kerim'de Allahû Tealâ kesin bir şekilde hangi peygamberden bahsediyorsa, o peygamberin mutlaka Allah'a teslim olduğunu Kur'ân-ı Kerim'ine koymuş; onunla beraber kendisine tâbî olanları da.
Kur'ân-ı Kerim, hep tâbiiyetten bahsediyor sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler. Tâbiiyet müessesi bir insanı mutlak kurtuluşa götürür. Eğer o kişi Allah'a ulaşmayı diliyorsa tâbiiyeti, Allahû Tealâ tarafından tasdiklenir. O kişinin ruhu vücudundan ayrılarak mürşidinin bulunduğu dergâha gider. Oradan anadergâha ulaşır, oradan da diğer ruhlarla beraber saflar halinde uçarak zemin kattan 1. kata, oradan 2. kata. Gök katlarından bahsediyorum sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler. Ve böylece bütün gök katlarına ruh birer birer ulaşır, her birinde işlemi tamamladıktan sonra Sidretül Münteha'ya ulaşır. Oradan da yoklukta Allah'ın Zat'ına ulaşır.
Allah yokluktadır. Sevgili kardeşlerim, Allah kâinatı yaratmadan evvel de vardı. Zamandan evvel de Allah vardı. Zaman da Allahû Tealâ'nın sadece bir mahlûku. Allah, kâinatı yaratmadan evvel nerede yaşıyordu? Nerede idi? Yoklukta idi. Bir mekâna ihtiyacı hiçbir zaman olmadı, olması da mümkün değil. Şimdi nerede Allahû Tealâ? Gene yoklukta. Kâinatı Kendisi için mekân olsun diye yaratmamış. Kâinatı bizim gibi yaratıklara mekân olsun diye yaratmış. O, yaratık değildir. O, yaratandır; tek yaratıcı. O tek yaratıcı, hiçbir şeye muhtaç değildir, mekâna da muhtaç değildir.
Öyleyse sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler, sadece bir yaratık olduğunuzu hiçbir zaman unutmayın. Bir mahlûk. Hepimiz öyleyiz. Allah bizi yarattığı için Ona çok şükretmemiz gerek ki hayattayız, düşünebiliyoruz. Bu anlattıklarımı anlayabiliyoruz ve tatbik edebiliyoruz.
İşte sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler, bu güzellikleri adım adım yaşamak Allah'ın yolunda giderek bir kişiyi daha mutlu, daha mutlu, daha mutlu durumlara ulaştırır. Bir ruhunuzun Allah'a ulaştığı Sıratı Mustakîm var; zemin kattan 1. gök katına, oradan 2., 3., 4., 5., 6., 7. gök katlarına ulaşan yol. Onun 7. katından sağa doğru bir yatay yol, 7 tane âlemden geçer. Son noktası Sidretul Münteha'dır. Buradan dikey olarak yokluktaki Allah'ın Zat'ına ulaşır ruhunuz ve Allah'ın Zat'ında ifna olur, yok olur. İşte Allah'ın Zat'ında ruhunuz yok olduğu zaman Allah'ın evliyası olmak şerefine erersiniz. Fena makamının sahibi olursunuz.
Sevgili kardeşlerim, bu söylediklerimi iyi değerlendirin. Mutluluğu yaşayın. Hepiniz unutmayın, mutlu olmaya lâyıksınız çünkü insan olarak yaratıldınız. Ama siz istemedikçe Allahû Tealâ bunların hiçbirini gerçekleştirmeyecektir. Zannetmeyin ki siz istersiniz ama Allahû Tealâ görmez, işitmez, bilmez; böyle bir şey hiçbir şekilde mümkün değildir. "allahû basîrun bil ibâd: Allah kullarını görendir." buyuruyor. Ve "allahû semîun alîm: Allah işitir ve bilir."
Bu şeytan, korkunç bir mahlûk sevgili izleyenler, öğrenciler ve dinleyenler. İnsanların Allah'ın cennetine ulaşamaması için bütün tuzakları, sonsuz hayatı içerisinde hep insanların başına bela etmiş, hep çorap örmüş insanların başına Allah'ın bütün güzelliklerini unutturabilmek için. Son derece planlı bir şekilde insanları kurtuluşa ulaştıramayacak olan şeyleri bırakmış, onlara hiç dokunmamış; "İnsanlar bunu yapsınlar, varsın yapsınlar ve aldansınlar" diyor, "Bunlarla kurtulabileceklerini zannetsinler ama önemlileri ben onlardan gizlemeyi başarabilirim." Başarabilmiş mi? Kesin. 14 asır evvel bütün sahâbe Allah'a ulaşmayı dilediler, 14 asır sonra bu gün insanlardan %90'dan daha fazlası Allah'a ulaşmayı dilemiyor. Çünkü böyle bir hakikatten insanların haberdar olmamasını temin etmiş; asırlar boyunca insanları giderek kendi tuzağına adım adım düşürmek yoluyla.
Öyleyse bu gece onu da tanımanız lâzım, iblisi de. İblis sizi bu gece uyutmak için her şeyi yapar. Size olmadık yalanlar söyleyecektir. Ve en hazini, çoğunuz o içinizdeki sesin kendi düşüncenizin sesi olduğunu zannedeceksiniz. Oysaki o iblis size Allah'ın bütün doğrularını yalanlayarak, size Allah'ın söylemediği şeyleri Allah söylemiş gibi yutturarak, sizin sesinizmiş gibi kendi sesini size yutturarak olmadık vesveseler, planlar kurar, yolunuza binlerce engel yığar. Bir tek şey için: "Sakın ha! Allah'a ulaşmayı dilemeyin." Bunu sağlayabilmek için iblis asırlar boyunca her şeyi yapmış.
Bakın sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler, Allahû Tealâ Kur'ân-ı Kerim'de 5 safhadan bahsediyor:
* Allah'a ulaşmayı dilemek, 1 safha.
* Mürşide ulaşıp Allah'a ulaşmak hedefi ile mürşide tâbî olmak, 2. safha.
* Ruhu Allah'a ulaştırıp teslim etmek, 3. safha.
* Fizik vücudu ahsen kılarak Allah'ın bütün emirlerini yerine getiren, yasak ettiği hiçbir fiili işlemeyen bir hüviyete sokarak, daimî zikirle ahsen kılarak, fizik vücudu Allah'a teslim etmek, 4 safha.
* Ve nihayet nefsi ahsen kılarak Allah'a teslim etmek, 5 safha.
Bu söylediklerimin hepsi 14 asır evvel Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) ve sahâbe tarafından mutlak olarak yapılmış. Kur'an-ı Kerim'in bir yerinde, iki yerinde değil. Ayrı ayrı birçok yerinde Allahû Tealâ, insanlara ibret olsun diye sahâbeden pasajlar vermiş. Görüyoruz ki bütün bu olayların beşini de sahâbe yaşamışlar, 5 safhayı da. 14 asır sonra bugün mü? Bugün kimsenin bu anlattıklarımızdan haberi bile yok sevgili izleyenler ve dinleyenler. Allahû Tealâ sanki suya yazılan yazılar yazmış ve yazılar kaybolmuş. Oysaki hepsi Kur'ân-ı Kerim'in içinde bekliyor, insanları aydınlatacağı günleri bekliyor Kur'ân'ın âyetleri.
Daha yeni yeni açıklamak mümkün oluyor bütün insanlığa sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler. Ve bütün insanlığa bunu duyuran sesi engellemek için şeytan, elinden gelen hiçbir şeyi ardına koymuyor. Düşünebiliyor musunuz sevgili izleyenler ve dinleyenler, şu anda şeytanî kültürün sahipleri yani büyü yapanlar, hüddam yapanlar, transandantal meditasyon yapanlar, zülmanî yolda olanlar, şeytanla iş birliği yapanlar 8 tane uydudan bütün dünyaya sesleniyorlar. Allah'ın dostları daha bir tek uyduya sahip olamadı, bilgisayarlardan ve radyolarımızdan sizlere ulaşabiliyoruz.
Sevgili izleyenler ve dinleyenler, iblisin kendi takımından olan insanlara yaptığı sonsuz yardımlar onları buralara ulaştırmış. Allahû Tealâ Kur'ân-ı Kerim'de zikri öneriyor, onlar insanlara transandantal meditasyon öneriyor ve ilim sahipleri; günümüzün ilim sahipleri, mesela tıp ilminin sahipleri yogayı ve transandantal meditasyonu insanları rahatlatacak olan bir formül olarak kabul etmişler. Bütün hastanelerde artık bu yürekler acısı durum sergileniyor. Ama zikri, insanları gerçekten ferahlığa, huzura, mutluluğa ulaştıracak olan Allah'ın temel fonksiyonunu devre dışı bırakmışlar.
Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler, gerçekten insanlığa yazık oluyor. Ama ümitsiz olmamız için de sebep yok. Önümüzdeki 4 yılık devrede bu konu bütünüyle halledilecektir. Bütün insanlar doğruları öğrenecekler ama gene az bir kısmı tatbik edecektir. İblis hiçbir zaman boş durmayacaktır; başlangıçta Allahû Tealâ'nın söylediği gibi kıyâmet gününe kadar insanları Allah'ın yoluna ulaştırmamak için, Sıratı Mustakîm'e ulaştırmamak için. "Onların Sıratı Mustakîm'ine oturacağım." diyor iblis. Sıratı Mustakim'in üzerinde iblis, insanların oraya çıkmasını her türlü yalanla engelliyor.
Allahû Tealâ kıyâmet günü iblisin söyleyeceklerini hepimize anlatıyor. Diyor ki:
14/İBRÂHÎM-22: Ve kâleş şeytânu lemmâ kudıyel emru innallâhe vaadekum va’del hakkı ve vaadtukum fe ahleftukum, ve mâ kâne liye aleykum min sultânin illâ en deavtukum festecebtum lî, fe lâ telûmûnî ve lûmû enfusekum, mâ ene bi musrihikum ve mâ entum bi musrihiyy(musrihiyye), innî kefertu bi mâ eşraktumûni min kabl(kablu), innez zâlimîne lehum azâbun elîm(elîmun).
Şeytan, emir yerine getirildiği zaman şöyle dedi: “Muhakkak ki; Allah, size “hak olan vaadini” vaadetti. Ve ben de size vaadettim. Fakat ben, vaadimden döndüm. Ve ben, sizin üzerinizde bir güce (sultanlığa, yaptırım gücüne) sahip değilim. Sadece sizi davet ettim. Böylece siz, bana icabet ettiniz. Artık beni kınamayın! Kendinizi kınayın! Ve ben, sizin yardımcınız değilim. Siz de, benim yardımcım değilsiniz. Gerçekten ben, sizin beni ortak koşmanızı daha önce de inkâr ettim. Muhakkak ki; zalimlere acı azap vardır.”
"İblis, kıyâmet günü insanlara diyecek ki: Allah da size vaatte bulundu, ben de. Allah gördüğünüz gibi vaadini yerine getirdi kıyâmet günü. Ama ben size verdiğim vaadleri yerine getirmedim, getirmeyeceğim de. Söylediklerime sizi zorla mı ikna ettim? Siz kendiniz inandınız yalanlarıma. Bana kızmayın, kendi nefsinize kızın." diyor iblis.
Sevgili izleyenler ve dinleyenler, bir bilseniz hakikatleri. İnsanların böyle milyonlarca kitleler halinde cehenneme yolculuğu, tüylerinizi diken diken ederdi. Onlara bu güzellikleri ulaştıramamanın engin huzursuzluğunu yaşardınız. Başkaları için onları kurtaramamanın korkunç huzursuzluğu. Hakikatleri bilip de ulaştıramamak. İnsanların hakikatlere sırtını çevirmesi ve arkasını dönüp cehenneme doğru yürüyüşüne devam etmesi, bu hakikatleri bilenler için gerçekten bir büyük hüzün kaynağıdır. Gözümüzün önünde 50 milyon insan, 60 milyon insan, 70 milyon insan cehennem yolculuğunda. Ve siz bütün gayretinize rağmen onlara ulaşamıyorsunuz. Zülmanî yolda olanlar ulaşıyorlar, siz ulaşamıyorsunuz.
Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler, bu gece siz Allah ile beraber olun. Bizlerle beraber olun, çok zikir yapın, bu geceyi uyumayarak ihya edin. Ve deneyin bakalım, aküleri sahiden dolduruyor mu, doldurmuyor mu? Bunu yüzlerce kez denemiş olan birisi konuşuyor. Deneyin, ne ölçüde doğru olduğunu kendiniz yaşayın.
Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler, hepinizin sonsuz mutluluklara ulaşmanızı, cennet saadetine ve dünya saadetine ulaşmanızı, züncenahayn olmanızı Yüce Rabbimizden dileyerek sözlerimizi burada inşaallah tamamlıyoruz. Allah hepinizden razı olsun. Hepinizin mübarek Regaip Kandili Gecenizi bir defa daha kutlayarak bu akşamki sohbetimizi burada tamamlamak istiyoruz.
Allah hepinizden razı olsun.
İmam İskender Ali M İ H R



