}
Kur'ân'daki İslâm 18.02.2000
Mp4 Mp3 Link

Sohbet Kodu: 101582

SOHBETİN ADI: KUR’ÂN’DAKİ İSLÂM
TARİHİ: 18.02.2000


Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Bu mübarek Cuma gününde Yüce Rabbimizin bizi bir araya getirmesi, dünyanın neresinde olursanız olun hepinize hitap etme imkânını bize bahşetmesi, muhakkak ki Allahû Tealâ’nın bir büyük ihsanıdır sevgili izleyenler ve dinleyenler! Bu büyük ihsana sonsuz şükranlarımızı sunarız Yüce Rabbimize ve bu büyük mutluluğu paylaştığımız için de hepinizi sonsuz mutluluklara ulaştırması niyazıyla sözlerimize başlarız.

Sevgili izleyenler! Şu bizim öksürük… Kusura bakmıyorsunuz değil mi? Bunu bir hastalık olarak düşünmüyorum, kabul de etmiyorum. Çünkü ne ağrısı ne sızısı olmayan, sadece bazen birazcık beni meşgul eden bir muhteva taşıyor. Öyleyse her şey en güzel standartlarda sevgili izleyenler ve dinleyenler!

Acaba ne anlıyorsunuz? “Kur’ân’daki İslâm” ne demek? Çok basit sevgili izleyenler ve dinleyenler! Kur’ân’daki İslâm, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in ve sahâbenin yaşadığı İslâm. Biliyorsunuz ki o devre, asr-ı saadet deniyor, mutluluk devri deniyor. İşte sevgili izleyenler ve dinleyenler! Saadet devrini yaşayanlar, Kur’ân’daki İslâm’ı yaşayanlar. Ve Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’de sadece Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in Kur’ân’ı almakta olduğu 23 yıllık bir zaman devresini değil, onun ötesini de gene Kur’ân-ı Kerim’e koymuş Allahû Tealâ, evvelini de Kur’ân-ı Kerim’e koymuş. Ama şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki sahâbenin hayatı tam bir Kur’ân-ı Kerim hayatıdır.
 
Öyleyse sevgili izleyenler ve dinleyenler! Bunu söylediğimiz zaman insanların bir kısmı bize gerici diyorlar. Neden öyle söylüyorlar sevgili izleyenler ve dinleyenler? Biz insanların sadece hürriyet içinde olmasını istiyoruz. İnsanlar istemedikçe onlara zorla hiçbir şeyin yaptırılamaması açısından giriyoruz, olaylara bakıyoruz. Öyleyse mutluluk bir gericilik mi sevgili izleyenler ve dinleyenler? Aranızda şuanda beni dinleyenlerin büyük kısmı tasavvufta. Bu Kur’ân’ın ön gördüğü cennet saadetini ve dünya saadetini yaşayanlar. İnsanları ahlâklı bir statüye ulaştırmak mı gericilik? Ahlâkın bu derece bozulduğu bir ülkede ahlâk müessesesi hiç mi önem taşımaz acaba? Kur’ân ahlâktır. Kur’ân mutluluktur. Öyleyse sırf kıyafet açısından söylediklerimizi aleyhimize yorumlamak, sadece bir yorumdur. Doğruyu aksettirmiyor.

Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Biz ne diyoruz? Hanımlardan bir hanım kendi iradesiyle başını örtmek istiyorsa bu, onun en tabiî hakkıdır diyoruz, buna müdahale edilmemeli diyoruz. Biz bütün kadınlar başını örtmelidir. Onlar istese de istemese de bunu onlara zorla yaptırırız mı diyoruz sevgili izleyenler ve dinleyenler? Söylediklerimizin mânâsına dikkatle bakın. Diyoruz ki: Bir kadın kendi iradesiyle başını örtmek istiyorsa ona engel olmak Allah’ın adaletine aykırıdır. Çünkü bu, onun en tabiî hakkıdır. Diğer taraftan bir kadın başını örtmeyi istemiyorsa, o zaman da hiçbir kuvvetin, dünya üzerindeki hiçbir yasanın ona zorla başını örttürmesi geçerli olmamalıdır diyoruz. Bunun, hürriyetin dışında bir anlamı var mı sevgili izleyenler ve dinleyenler? Hele şu ortamda!
 
Adalet mekanizması bunun negatifi istikametinde şartlandırılmış ve tatbikatına geçilmiştir konunun. Başörtülerini örtme iradesine sahip olması lâzımgelen hanım kardeşlerimiz eğer üniversitede okuyorlarsa, bir kuvvet; Allah’ın adaletine karşı çıkan bir kuvvet onlara mâni oluyor. Onları imtihanlara almıyorlar ve evlâtlarımızın istikballeriyle oynanıyor. İstikballerine, geleceklerine ambargo konuluyor. Öyleyse burada adaletsizlik yok mu sevgili izleyenler ve dinleyenler? Böyle bir adaletsizliğe karşı çıkmak gericilik mi? Biz bütün kadınlar başlarını örtmek mecburiyetindedir, onlar istese de istemese de bu iş onlara zorla yaptırılmalıdır mı diyoruz? Tam aksine Allah’ın serbest iradesinin, Allah’ın bütün insanlara verdiği serbest iradenin hukuka aykırı bir yöntemle insanları ezmesine karşıyız. Serbest iradenin hükümlerinin zedelenmesine karşıyız. Şuanda bir taraf bir başka tarafa zulüm ediyor ve bu zulme karşı çıkanlara gerici diyor bizim ülkemizdeki kendilerini ilerici zannedenler!
 
Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Ne yapalım? Gözümüzün önünde serbest iradenin kullanılmasına karşı çıkan, üstelik de hukuksuz olarak, hukuka aykırı olarak karşı çıkan kendi düzenledikleri, dizayn ettikleri sistem içerisinde bir kitlenin bir başka kitleyi resmen ezmesine karşı çıkmak söz konusu ve bu sözlerim de kitleleri ayaklandırmak anlamına geliyor.
 
Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Ortada zedelenen bir hürriyet vardır. Bu hürriyet bütün insanların başkalarını rahatsız etmeyecek, dilediği kıyafetle gezmelerine mâni olma taktiği uygulanarak zedeleniyor. Hayır zedelenmiyor! Ortadan kaldırılıyor sevgili izleyenler ve dinleyenler! Devlet dairelerinde bir işiniz varsa, bir hanımsanız; başörtülü bir fotoğrafınızla müracaat ettiğiniz zaman bu kabul edilmiyor. Bu adaletsizliktir. Eğer demokratik bir ülkeysek, bu demokratik ülkede başını örtmek isteyen bir kadının iradesine karşı kanun bir iradî mevzu olmaz, olmamalıdır. Eğer bir kadın başını örtmek istemiyorsa, bu kadına başını örttürmek bir iradî kanun olmamalıdır. İradeye karşı çıkan bir kanun olmamalıdır. Hiçbir zaman bir kadına ne zorla başını örttürmeli ne de zorla başını örttürmemelidir. Kadının kendi iradesi neyi diliyorsa onu yapması, onun Allah tarafından verilen en tabiî hakkıdır. Tekrar ediyorum: Başkalarını rahatsız etmeyecek bir hüviyette. Eğer plajlarımızda hanımlar üstsüz dolaşıyorlarsa, bundan bazılarımız rahatsızlık duyuyorsak, burada toplumu rahatsız eden bir husus vardır ve bu yasak değildir. Yasak edilmemiştir ama başörtülü bir kadın başkalarını rahatsız ediyorsa, bunu hukuka hiçbir dayalı, destekli bir statüsü olmadığı halde bir kısım insanlar rahatsız olarak kullanıyor. Bu devrede bunları söyleyebilecek olan bir hukuk ortamının hâlâ devam ettiğine inanmak istiyorum. Meseleye hangi açıdan baktığımızı ortaya koyduğumuz zaman, söylediğimizin bir adaletin talebi olduğunu, söylediklerimizin demokratik bir ülkede demokrasinin geçerlilik kazanmasını istediğimiz sonucuna ulaşıyoruz. Adaletsizliğin bertaraf edilmesi gerekir.

Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Adaletsizlikten yana hiçbir zaman olmadık, çok açık olarak söylüyoruz. Hiçbir kadının başını örtmesine mâni olma yetkisi başka insanların iradesine verilmemiştir. Eğer çoğunluk bunu istiyorsa, bunun kanunu çıkarılır. Çıkarılabilir mi? Bu ülke %99’u Müslüman olan bir ülke. Hadi %90’dan fazlası diyelim. Halkın iradesi insanlar tarafından çiğnenmiş olmuyor mu sevgili izleyenler ve dinleyenler? Ve buna karşı olanlar da irtica damgasıyla damgalanıyor. Mürteci diyorlar onlara, biz mürteciymişiz.

Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Şu kaybolmuş olan ahlâkı yerine koyabilecek olan, dînin temel faktörleri değil midir? Dîn yasak mı edilmiş? Böyle bir kanun mu var? Görüyoruz ki; bütün güçler bizimle uğraşıyor. Tamam, devam etsinler! Ama adalet adına sesleniyoruz, haykırıyoruz: Haksız bir olaylar dizisi devam ediyor. Kişisel iradeye apaçık bir şekilde cephe alınmış durumda ve insanlar ya da taraflardan bir kısmı hukuksal yetkileri olmadığı halde, başka insanlara resmen zulmediyor.

Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Bu bir zulüm değil midir? Devlet dairelerine başörtülü bir resimle müracaat eden hanım kardeşlerimizin müracaatları kabul edilmiyor. Bunun adı zulüm değil mi? Başka bir ismi verenler varsa açıklama yapsınlar. Ne yapmamızı bekliyorlar? “Hay Allah razı olsun! Ne kadar iyi yapıyorsunuz.” mu diyeceğiz? Bu bir haksızlık değil mi?
 
Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Konumuzu haksızlıklarla karartmamak isteriz ama bunlar aslında bizim hiç söylememiz lazımgelen sözler. Bizi buna mecbur bırakanlar bir adaletsizliğin, bir haksızlığın temsilcisi değiller mi? Ve bunları söylediğimiz için biz gerici mi oluyoruz? Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Hangi konuyu kimin için kullanıyoruz, ona dikkatle bakın. Bu ülkenin kanunlarının çıktığı bir parlamento var, bu parlamento halkı temsil ediyor. Bu parlamenter sistemde eğer ezilen halk ise, insan hakları açık bir şekilde çiğneniyorsa, o zaman temsilciler temsil ettikleri toplumun dizaynını yerli yerine oturtamamış demektir.
 
Sevgili izleyenler ve dinleyenler! İnsan hakları, Allah’ın en kıymetli emanetidir. Hayatta olduğumuz sürece insan haklarından yanayız. Bizim hakkımızda aleyhimizde şeyler söyleyenler, asıl niyetimizin bütün kadınlara başörtüsü taktırmak olduğunu zannediyorlar. Bunu ifade ediyorlar. Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Hiç Allah’ın dostları, Allah’ın adaletine aykırı bir şey yapabilirler mi? Allah’ın adaleti, Kur’ân-ı Kerim’de Allahû Tealâ’nın açıkça ifade ettiği gibi serbest iradede şekillenir. Her zaman bunu söylemişizdir. 2 tane şık var kadınlar için;

1- Başörtüsü takmak.
2- Takmamak.
 
Öyleyse adalet neyi gerektirir? Bir kadın başörtüsü takmak istiyorsa, takabilmelidir. Adalet neyi gerektirir? Bir kadın başörtüsü takmak istemiyorsa, takmamalıdır. Takmasına kimse engel olmamalıdır. Olamamalıdır! Ama taraflardan birine bir şeyi yaptırmak ve onların iradesinin dışında bir hedefe onları yöneltmek; burada adaletsizlik var sevgili izleyenler ve dinleyenler! Hukuk yara almıştır ülkemizde. Aslında zaten hukukun üstünlüğü diye bir ülkede yaşamıyoruz. Belki devletin üstünlüğünden bahsedilebilir.
 
Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Dikkat ediyor musunuz? Hakkımızda birçok dosyalar hazırlanıyor. Her sözümüz didik didik inceleniyor. Her söylediklerimiz, bugünkü söylediklerimiz de muhtemelen, bir suç unsuru aramak için didik didik didiklenecek. Ama bu ülkenin hukukuna aykırı bir şey bizim sözlerimizde ve düşünce sistemimizde ve kalbimizde yoktur sevgili izleyenler ve dinleyenler! Bizi de irticai faaliyetlerin içinde görmeye ve herkese böyle kabul ettirmeye çalışıyorlar ve irticai faaliyet yapanların da temel hedeflerinin bütün kadınları çarşafa sokmak olduğu iddia ediliyor. Böyle bir iddiayı kabul etmiyoruz! Bu adaletin, Allah’ın adaletinin zedelenmesi demektir. Başını örtmek istemeyen bir kadına zorla başörtüsü taktırmak Allah’ın adaletini zedelemektir. Açık ve kesin olarak söylüyoruz, bundan yana asla değiliz. Hiç olmadık!
 
Sevgili izleyenler ve dinleyenler! İnsanları, insanlara rağmen, onların karşı çıkmasına rağmen idare etmeye çalışmak, kendi idealleri istikametinde yönetmek ve iradî yapıyı bu istikamette zedelemek hiç kimsenin hakkı değildir. Evvelâ biz İslâm’ı yaşayanlarız. İslâm’ı yaşayanlar Allah’ın emirlerine itaat edenlerdir. Bu itaate dikkat edin sevgili izleyenler ve dinleyenler! Bu itaat serbest iradenin zedelenmesine hiçbir zaman müsaade etmeyen bir dizaynı müdafaa etmeyi gerektirir. Kadınların başörtüsü takmasını değil. Acaba anlatabiliyor muyum? Kadınların da erkeklerin de serbest iradelerini kullanmalarına mâni olmaya karşı çıkmaktır. Sözlerimiz açıkça anlaşılmalı, yerli yerine oturtulmalıdır. Biz bir yobaz değiliz! Mürteci kelimesinin arkasında yatan hiçbir müesseseye saygı göstermeyiz. Hiç kimseye zorla başını örttürmek diye bir hedefin hiçbir zaman sahibi olmamız mümkün değildir. Çünkü biz Kur’ân’la hareket ederiz ve Kur’ân serbest iradeyi hiçbir şekilde terk etmeye müsaade etmez.
 
Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Ne demek istediğimizi anlayabiliyor musunuz? Bizi mürteci zannedenlere sesleniyoruz! Eğer bugün ülkede irtica müessesesi varsa, bu hanımların baş örtmesine hukuksuz olarak karşı çıkanların tatbikatıdır. Kim adaleti yok etmeye çalışıyorsa, kim insanlara onların haklı iradelerinin talep ettiği şeyi vermemekten yanaysa orada irtica vardır sevgili izleyenler ve dinleyenler! Eskiye özlem, geriye dönüş orada vardır. Orada adaletsizlik vardır ve bütün totaliter zihniyetlerde aynı şeyi görürüz. İnsanların iradesi neyi dilerse dilesin, toplumu idare edenler kendi haksız iradelerinin onlar üzerinde şekillenmesini isterler; buna “totaliter rejim” denir. Bütün totaliter rejimlerde o vardır. Bugün de sanki o tarafa doğru bir totaliter davranış biçimleri dizisinin tamamlanmasına doğru bir gidiş var gibi.

İşte irtica odur; idare edenlerin haksız taleplerini haklı iradelere zorla kabul ettirmeleri hali. Bugün ülkemizde bazı kurumlarda bu husus tatbik edilmektedir. Adalet müessesesi devamlı zedelenmekte, hukukun beli kırılmaktadır. Bir üniversite senatosu karar alıyor: “Başörtülü kızları biz imtihana almayız.” diyor. Bunun adına da adalet diyorlar sevgili izleyenler ve dinleyenler. Böyle bir adaletin karşısındayız. Bizi bir şeylerin karşısında olmakla suçlamak isteyenler varsa neyin karşısında olduğumuzu iyi bilin. Neden yana olduğumuzu da iyi bilin. Serbest iradenin ve adaletin her zaman yanındayız ve bu adaletin haksız ellerde zulüm yapılarak zedelenmesine her zaman karşı olacağız.

Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Sözlerimizde ve davranışlarımızda art niyet arayanlar, bugüne kadar hep yanıldılar ve bunu kendileri de itiraf etmekteler. Gelecek günlerde bir defa daha yanıldıklarını anlayacaklar. Bugün konumuz onun için önemli. Kur’ân’dan adalet açısından ayrılmışız sevgili izleyenler ve dinleyenler! Kıyafet açısından değil. Kıyafetler şu kadarcık önem taşımaz. Önemli olan kıyafet değildir, insanların serbest iradeleriyle davranış biçimleri. Şuanda bilgisayarlardan bizi izleyenler, bir kıyafet içinde olduğumuzu görüyorlar. Eğer Türkiye’de olsaydık bu kıyafet suçtu, sevgili izleyenler ve dinleyenler! Bu yüzden hapis cezasıyla cezalandırıldığımızı, sonra onun parasal cezaya çevrildiğini biliyor muydunuz sevgili izleyenler ve dinleyenler? Adaletin böylesine bir zihniyetin elinde zedelenmesi hali, o bizim ülkemize has bir garipliktir. Hiçbir demokratik ülkede insanların kıyafetleriyle ilgilenilmez. Hamdolsun ki burada birçok konferanslara davet ediliyoruz. Her konferansa da bu kıyafetle gideriz. Hiç kimse de yadırgamaz birçok insan takdirini söyler. Bizim ülkemizde böyle bir kıyafet giymek, hele bir konferansa böyle bir kıyafetle gitmek; bu, adamakıllı bir suçtur. Kişiyi acele hapse gönderir. Bu bir adalet midir? Türkiye’de birçok antidemokratik kanun hâlâ yürürlüktedir.
 
Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Tatbikatın en güzele dönebilmesi her zaman açıkça değer kazanmalıdır. Kur’ân’daki İslâm’a baktığımız zaman Allahû Tealâ: “Başörtüsü Allah’ın emridir.” diyor. Ama hiçbir kadına kendi iradesi başını örtmeyi istemediği takdirde Allah’ın emrini yaptırması hiçbir şekilde söz konusu değildir. Kur’ân, başından sonuna insanlara Allah’ın verdiği cüz’i iradeye saygıyı emreder. Peygamber Efendimiz (S.A.V) hayatta olduğu sürece hiçbir kadına başını zorla örttürmemiştir sevgili izleyenler ve dinleyenler!

Atatürk’e dikkatle bakın, eşi de annesi de başörtülüydü. Atatürk buna karşı çıkmamıştır. Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Ne demek istiyoruz? Onların iradesi, annesinin iradesi ve eşinin iradesi başını örtmeyi dilediği için karşı çıkmamıştır. Öyleyse Türkiye Cumhuriyeti kanunları arasında bir kadın başını örtemez diye bir kanun var mı sevgili izleyenler ve dinleyenler? Böyle bir kanun mevcut olmadığına göre hangi hakla bizim üniversite senatolarımız genç kardeşlerimizin, hanım kardeşlerimizin başlarını örtmesine karşı çıkıyor? Bu bir hukuksuzluk değil mi? Hukukun içinde; hukukla hukuksuzluk. Ortada kanun varken, anayasa insanların dilediği kıyafetle dolaşabileceğini söylerken, kanun olmayan üniversite senatosunun kararnameleri, Bakanlar Kurulu kararnamesinden bahsetmiyoruz. Üniversite senatosu karar alıyor ve bu karar, insanların haklarını açık bir şekilde zedeliyor anayasa’ya karşı. Bunun müdafaasını yapanlar; insanları suça teşvik oluyor, benim için söylenen sözler bunlar. Biz insanları ayaklanmaya teşvik ediyormuşuz iyi mi? Biz insanları suça teşvik ediyormuşuz. Oysaki bizim kardeşlerimizin arasında ahlâk müessesesi, geleceğin teminatı olarak yerleşmiştir. Varoluşumuzun muradı bu!
 
Sevgili izleyenler ve dinleyenler ve izlemeyenler ve dinlemeyenler! Varoluşumuzun sebebi bu: Adalet. Öyleyse Kur’ân-ı Kerim’deki İslâm dediğimiz zaman, o İslâm’ın ruhuna dikkatle bakın. O ruh; serbest iradeye, cüz’i iradeye değer vermeyi emrediyor. O iradenin asla zedelenmemesinden yana. Allahû Tealâ insanların birbiriyle ilişkilerinde, cezai hükümler koymuş Kur’ân-ı Kerim’e. Hırsızlık yapılması halinde, zina edilmesi halinde, insanların öldürülmesi halinde. Fiziki olarak veya manevî olarak bir insanın bir başkasına haksız davranmasının karşılığı Allahû Tealâ tarafından anında derecat itibarıyla ödendiği halde, ödettirildiği halde dünya üzerinde de bir başka adalet mekanizması koymuş Allahû Tealâ. İnsanların birbirlerine karşı yaptığı haksız ve adaletsiz davranışların bedelini haksızlığa sebep olana ödettirmek üzere. Kur’ân bunu emreder.

Allah’ın emirlerinin yapılmaması söz konusuysa, bu konunun hesabı Allah’la o kul arasındadır. Bir hanım başını örtmüyorsa bu, Allah’la kendi arasındaki bir meseledir. Başka hiç kimsenin buna müdahale etmek yetkisi yoktur. Bir kadın başını örtmek istiyorsa bu da Allah ile onun arasındaki bir müessesedir. Hiç kimsenin buna müdahale etmesi hakkı yoktur. Herkesin hürriyeti başkasına zarar verdiği bir yerde başlar. Sevgili izleyenler ve dinleyenler, bir kadının başörtüsü takması kime hangi zararı verir? Dîninden utanç duyanlara saygı duymayız. Onlar dîninin gereklerini yerine getirenlere saygı duymak mecburiyetindedir.
 
Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Beraber bir karşılaştırma yapalım: Plajlarda hanımlar üstsüz dolaşıyor bu ülkede. Ahlâk kuralları buna teşvik edici bir gözle bakmıyor ve bundan, bunun çok ötesinde olan bir vakıadan bahsetmek mecburiyetindeyim. Böyle bir durumda insanların hayâ hisleri zedeleniyor, yara alıyor. Bu ahlâk açısından ahlâka mugayir bir durumdur. Bir kadının plajlarda üstsüz dolaşması ahlâka mugayir bir durumdur. Böyle bir hususta ahlâka mugayir olmasına rağmen tedbir almayı düşünmeyen bir zihniyet, bir kadının başını örtmesinin adeta suç olduğunu ilan eder durumda. Bir kadının başını örtmesi hangi açıdan ahlâka mugayir acaba? Hangi açıdan kimi zedeliyor? Hangi hisleri rencide ediyor?
 
Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Bu iki faktörü karşılaştırdığınız zaman ikisini de uç nokta olarak kabul ediyorlar. Uç noktalarından birindeki bir kadının başörtülü oluşu ahlâka mugayir olmak şöyle dursun, ahlâk müessesesini yerli yerine oturtan bir özellik taşır. Kadının erkeklerin cinsel hislerini arttırıcı yanlış bir görüntü alması, ahlâkî kurallara ve özellikle insanların yanlış hedeflere yönlendirilmesine sebebiyet verdiği için yanlış bir davranış biçimidir. Böyle olmasına rağmen bu olay tahakkuk ediyor. Kadınlar plajlarda üstsüz dolaşabiliyorlar.
 
Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Aslında serbest irade başkalarına zarar vermeye başladığı anda önlenmesi lâzımgelen, insanlar tarafından önlenmesi lâzımgelen kurallara ihtiyaç gösterir. Başörtüsünün takılması hiç kimseye ahlâkî açıdan veya başka bir açıdan bir zarar vermediği halde onu yasaklıyoruz. Ahlâkî bakımdan mahsuru olmasına rağmen diğerini yasaklamıyoruz. Sözümüz adaletsizliğin hangi safhada olduğunu belirtmek istikametinde.
 
Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Öyleyse Kur’ân’daki İslâm dediğimiz zaman o İslâm’ın ahlâkî kaidelere ne kadar değer verdiğini kıyafet açısından ortaya koymak değil hedefimiz, Allah’ın genel anlamda söylediği dizayn, genel dizayn o ki sevgili izleyenler ve dinleyenler! Allahû Tealâ’nın ifade buyurduğu şey açık ve kesin; iradelere karşı çıkmamak. Serbest irade başkasına bir zarar ifa etmediği süreç içerisinde bu hürriyette olacaktır.

Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Demin iki misal verdik. Birisinin ahlâka mugayir olduğu kesin olduğu halde bir müessese oluşturulmuyor. Diğerinin ahlâka mugayir hiçbir tarafı olmadığı halde, ona hukuk da müsaade etmediği halde, kanunların bu konuda bir engel ortaya koymamasına rağmen, insanlar çıkıyor ve ellerindeki tedbirleri uyguluyorlar. Eğer bugün başörtüsü takmak bir suç olsaydı, bu ülkenin ahalisinin %70’ini hapse atmanız gerekirdi. Böyle bir şeyi göze alabiliyor musunuz? Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Konumuz kıyafet değil. Konumuz; kıyafetin hedef teşkil edilerek adaletsizlikleri tahakkuk ettirmesidir. Adaletsizliğe de her zaman karşı olacağız. Öyleyse farklılıkları gözler önüne sermeye çalıştık.
 
Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Bir takım yerlerde peruğun bile kabul edilmediği bir ortam oluşturulmuş. Devlet dairelerinde bir kadının perukla çalışmasına dahi kafa tutan, peruğun da olmaması lâzımgeldiğini iddia eden bir zihniyetle karşı karşıyayız. Sevgili izleyenler ve dinleyenler, serbest irade nasıl bu kadar ayaklar altına alınabilir? Öyleyse adalet müessesi yara almıştır. Bu yaranın iyileştirilmesi gerekir. Eğer buna zihniyet diyorsanız, zihniyetin böyle olması gerekir sevgili izleyenler ve dinleyenler! Ve bu gayrı hukuki kararları yalanlar!
 
Her kasetimiz biliyoruz ki; derin incelemelere tâbî tutuluyor. Suç unsuru arıyorlar devamlı. Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Her sözümüzü suç kabul ettirmek için büyük bir faaliyet görüyoruz. Tamam, devam edin buyurun! Ama bunları yaparken biraz adaletten yana olun olmaz mı? Hukukun üstünlüğü olmasa da hiç değilse hukukun var olduğu bir ülkede yaşayalım olmaz mı? Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Açık bir şekilde hukuk ilkeleri zedelenmektedir ve uzun bir süreden beri ahlâkı geliştirecek olan bir müessesenin adeta yok edilmesine çalışılıyor. Bu müessese Allah ile ilişkilerdir. Bir zihniyet, “Bu ilişkiler olmasa da olur.” diyor. Olmazsa olmaz sevgili izleyenler ve dinleyenler! Eğer olmazsa bu duruma düşersiniz. Hiç kimsenin verdiği söze saygı göstermediği senetlerini, çeklerini ödemediği, mahkemelerin alamadığı paraların mafyayla tahsiline çalışıldığı, devamlı bu sebeplerle işlemeyen bir mekanizmanın sonucu olarak, fabrikaların kapatıldığı, insanların işlerinden çıkarıldığı, işsizler ordusunun giderek büyüdüğü bir ülkede bu sebeple yaşıyorsunuz; ahlâka gereken değeri vermediğiniz için.
 
Ahlâkı sağlayan müessese okul değildir sevgili izleyenler ve dinleyenler! Okullar kendilerine verilen programı uygularlar. Bu programın içerisinde ahlâk müessesesi mevcut değildir. Ahlâk, dînin temel ilkesidir ve yok etmek istediğiniz o dîn var ya o, bu ülkeyi yeniden doğuma götürecek olan temel faktördür. Kaybettiğimiz çok şeyler var sevgili izleyenler ve dinleyenler! İnsan ahlâkı açısından kaybettiğimiz çok değerler var. Onları yitirdik.

İşte eğer bugün MİHR Vakfı’nın mensupları ahlâklı bir müessese oluşturabilmişlerse; yarının, geleceğin teminatı olabilmek hedefine ulaşmışlarsa onlara dikkatle bakın ve ahlâkî değerlere değer vermeyenler; onlara saygıyla bakın! Onlar, bu saygıyı hak etmişlerdir. Onlar, geleceğin teminatıdırlar. Rüşvet almayan, adaletsiz bir davranışla hiç kimseye davranmayan, bununla terbiye olan bir kitle bu. Onların arasında ahlâkı teessüs ettik diye, acaba suçlu mevkiine mi oturtuluyoruz? Bizim kardeşlerimizle, onların dışında olanları bir karşılaştırın bakalım, neyle karşılaşacaksınız?
 
Sevgili izleyenler ve dinleyenler! İnsanların, bütün insanların Allah tarafından kendilerine verilmiş bir cüz’i iradesi var. Bu irade hepinizde mevcut. Başkalarına bir zarar vermediğiniz bir daire içerisinde, bu dairenin bütün sınırları başkalarına zarar verdiğiniz noktaları teşekkül ettirir. Serbest davranışların sahibisiniz. Öyleyse serbest iradeye hepimiz saygı göstermek mecburiyetindeyiz. İradenin dizaynı 21. asırda hâlâ insanlar tarafından dizginlenmek isteniyorsa, “Hayır, sen iradeni dilediğin gibi kullanamazsın. Bunu şu şekilde değiştirmeni emrediyoruz.” diyorsa insanlar ama değiştirilmesini emrettikleri şey hiç kimseye bir zararı olmayan, hatta cemiyette belki ahlâkı daha üst seviyeye çıkaran bir dizaynsa, burada açık bir adaletsizlik vardır.
 
Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Allah’ın emri açık ve kesindir. Eğer konumuz buysa açık ve kesin bir emir söz konusudur. Allah hiçbir zaman cüz’i iradeyi başkasına zarar verdiği bir noktadan evvel kısıtlamaz. Zaten zararın verilmesinin karşılığını Kur’ân hükümleri ortaya koymuştur. Bütün cürümlerin, insanların birbirine karşı işledikleri cürümlerin birer cezası vardır. Bu ceza kanunlarımızda da vardır ve kanunlarımız cezaları koymuştur. Ama sevgili izleyenler ve dinleyenler! İnsanları başörtüsü takıyor diye yargılamak ve mahkûm etmek kimsenin hakkı değildir. Burada yargılamanın sonucu mahkûm etmekle noktalandığı zaman yani onları cezalandırmakla noktalandığı zaman ki açık bir cezalandırma sahnededir. Eğer bu kardeşlerimizi üniversiteye almıyorlarsa, imtihana sokmuyorlarsa onların gelecekleri bu şekilde ipotek altına alınıyorsa, burada açık bir cezalandırma söz konusudur. Bu cezalandırmaya kimsenin hakkı yoktur. Eğer bunu kimse açık açık söyleyemiyorsa biz söylüyoruz. Bunun için bize ceza verecekseniz, hangi adalet müessesesinin bu cezayı gerçekleştireceğini merak ediyoruz? O zaman adalet hakkında da söyleyecek çok söz, söz konusu olur…
 
Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Adalet, Allah’ın emrettiği bir dizayndır. O adaletin zedelenmemesi için her şeyimizi feda ederiz. Bununla sadece bir davranış biçimleri dizisini değil, kalbimizdeki güzellikleri de ortaya koymak istiyorum. Bizi suçlayanlar ahlâklı bir toplum vücuda getirebildiğimiz için mi suçluyorlar acaba? Bu binlerce insan, ahlâkın bugün bizim ülkemizde temsilcisidir. Onlara dikkatle bakın! Toplumun öyle olması halinde, bu başımıza gelenler gelmeyecekti! Bu krize Türkiye girmeyecekti. Krizin sebebi bilmem hangi ülkeden bizim ülkemize atlayan bir kriz değildir. Krizin sebebi ahlâkın tökezlemesidir. Ahlâkın ona değer vermediğimizden bu tarafa büyük değerler kaybetmesidir.
 
Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Ticaret ve sanayi, senetler ve çeklerin ödenmesiyle yürür. Bunların paralize olduğu noktada, insanların ahlâkî dizaynı erozyona uğramıştır. İşte fabrikaların kapanması bu sebebe dayalı sevgili izleyenler ve dinleyenler! Aralarında birçok ahlâklı insanın borcunu ödemek konusundaki derin iştiyakına rağmen, o insanlar başkalarından alacaklarını alamadıkları için, ahlâkî değerlerini yitirmiş olanlardan alamadıkları için, kasten borçlarını ödemeyenlerden alamadıkları için kendi borçlarını bütün isteklerine rağmen ödeyemiyorlar. Ve bir çöküntü yaşanıyor ülkemizde. Türkiye küçük Amerika olacak demişlerdi, oldu sevgili izleyenler ve dinleyenler! 1920’li yıllardaki Amerika oldu. Mafyaların ortalıkta dolaştığı, insanların birbirine olan güvenini kaybettiği bir ülke oldu. Bununla gurur mu duyuyorsunuz acaba?

Toplumun ahlâkî değerlerini yeniden restore etmek durumundayız. Bu bir mecburiyettir, bu bir zarurettir. Bu zarureti kabul etseniz de etmeseniz de sizin kabulünüze muhtaç olmayarak bu bir zarurettir ve bu zaruretin gerçekleştirilmesinde Allah’ın dostları, insanları o hedefe ulaştırabilecek olan ahlâkî müeyyideleri insanların kalplerine yerleştirecek olan özelliğin yegâne sahipleridir. O ihmal ettiğiniz müessese, insanlara dînini, Allah’ı sevdirecek olan müessese başka ülkelerde var olduğu için onlar bugün dünya üzerinde hükümran.
 
Şuanda Amerika’dayız. Biliyor musunuz ki Amerika’daki kiliselerin topluma oranı, Türkiye’deki Camii ve Mescitlerin 100 katından fazla. Biliyor musunuz bunu? O değer vermediğiniz dîn var ya tek bir dîn vardır zaten. O dîne bunlar değer veriyor diye dünyaya hâkimler. Tıpkı Osmanlı’nın asırlarca önce bunun gereğini yaptıkları için dünyaya hâkim olmaları gibi. Dîni bir afyon zannedenler, insanların aktivitesini kaybettireceğini zannedenler, insanları şuursuzca davranışlara ulaştırdığını zannedenler sizlere sesleniyorum! Amerika’yı dikkatle inceleyin. Onca filoyla dünya üzerinde her yerde devriye gezen bu ülke, bizim ülkemizden çok ötede bir dîni kuruluşlar sisteminin sahibidir. Ve bu insanların arasında hâlâ asırlardan beri gelen geleneklere riayet eden ve İslâm’ı yaşayan, İslâm’ı yaşadıklarını bilmeyen; İslâm’ı yaşayan milyonlarca insan var sevgili izleyenler ve dinleyenler! Kalp gözleri açık, kalp kulakları açık. Bunlar bizim ülkemizin insanlarının inanmadığı bir şeyler. O hale getirmişiz insanımızı, mahvetmişiz.
 
İşte ahlâkın restore edilmesi bunu sağlayacak olan insanlarla mümkündür sevgili izleyenler ve dinleyenler! İnsanların cüz’i iradelerine saygı gösterilmesini sağlayan bir müessese. İnsanların mutlaka dürüst olmalarını gerektiren müessese, kul hakkı yememelerini gerektiren bir müessese, sözlerine sadık olmalarını gerektiren bir müessese.

Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Bu açıdan ülkemize baktığınız zaman bir enkaz görürsünüz. Sonuç ortada değil mi sevgili izleyenler ve dinleyenler? İnsanların borçlarını ödememeyi bir şerefsizlik saymadıkları bir dönemde yaşıyoruz. Umur-u adiyeden olmuş. Herkes bu açıdan hiçbir sıkıntı çekmeden ödemiyor. Bunun kurumsal sonucu bu, içinde yaşamakta olduğumuz bu kriz noktasıdır. Öyleyse evvelâ şurada birleşmeliyiz: Biz bu ülkenin evlatları isek gelecekteki nesillere ahlâklı insanlar olmayı öğretecek olan ahlâklı insanları yetiştirmek mecburiyetindeyiz. Sözüne sadık, sözüne güvenilir, dürüst insanlar. Toplumun büyük kısmını böyle yaptığımız gün bu meseleyi çözmüş oluruz. Eğer başka bir yolu olsaydı, bugüne kadar bir başka sonuçla karşılaşırdık ve Türkiye bu krize girmezdi sevgili izleyenler ve dinleyenler!

Öyleyse yapıyı yeniden gözden geçirmek mecburiyetindeyiz. Bu yapıyı, insanları manevî değerlere önem veren, manevî değerlerle bezenmiş, bunun zevkini yaşayan insanlar haline getirmekle hayır, irtica zannettiğiniz şey olmaz. Tam aksine ülke krizlerden kurtulur. Kendine güvenilir insanların elinde her şey en güzele dönüşür.
 
Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Her sahada adaletsizliklerin, haksızlıkların, yolsuzlukların bütün boyutlarıyla yer aldığı bir ülkede ahlâkın ne kadar değerli bir şey olduğunu acaba ne zaman anlayacaksınız? Bu sözüm idare edilenlere değil, idare edenlere.
 
Sevgili izleyenler ve dinleyenler! Sözlerimi bu mübarek Cuma gününde burada tamamlıyorum. Allahû Tealâ’nın özellikle bizim ülkemizi, Türkiye’mizi en kısa sürede ahlâkın bir sığınağı haline getirmesini Yüce Rabbimizden dileyerek sözlerimi burada tamamlamak istiyorum.
 
Allah hepinizden razı olsun.
 
İmam İskender Ali  M İ H R