}
Allah’ı Sevin. O Kadar Çok Sevin ki; Hayatınızı O’na Hediye Edin (13.05.2002) 13.05.2002
Mp4 Mp3 Link

Sohbet Kodu: 103896

SOHBETİN ADI: MUTLULUK SOHBETİ
TARİHİ: 13.05.2002


Yüce Rabbimize sonsuz hamd ve şükrederiz ki; bir defa daha beraberiz. Allah, sizler ve biz! Sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler. Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Size mutluluktan bahsetmek istiyorum. Allah’ın bütün insanlara hedef seçtiği mutluluktan.

Kâinatta en çok sevdiği mahlûk, insan! Ve insandan Allah, insanın mutlu olmasının dışında başka bir şey istemez. Birçok insan Allah’ın ‘insan’ adı verilen bu mahlûkunu Kendisine ibadet ettirmek için yarattığını düşünür ve söyler. Ama Allahû Tealâ aslında Allah’a kul olması için yarattığını söylüyor. Yani kulluğun her mertebesinde biraz daha mutlu olmasını temin için yaratmış.

Allah’a ulaşmayı diliyorsunuz. Dilediğiniz andan itibaren huzursuz bir dünyadan yeni bir dünyaya geçiştesiniz artık. 12 tane, Allahû Tealâ’dan ihsan almaya başlayacaksınız. Burası kulluğun kuvveden fiile çıkmamış hüviyetini ifade eder. Henüz kuvve safhasında. Kuvve yani düşünce safhasında. Hayal safhasında, ideal edinme safhasında.

Allah’a ulaşmayı diliyorsunuz bir dilekle. Bir niyet! Allah’a ulaşma niyetinin sahibisiniz o dilekle. Allah’a ulaşma niyetinin sahibi oluyorsunuz. İşte bu sahibi olduğunuz noktada sizin için kuvve seviyesinde, düşünce platformunda bir kulluk başlamıştır.

Ne zaman ki; Allahû Tealâ’dan 12 tane ihsan alarak Allah’ın size gösterdiği... Hacet namazı kıldığınızda mutlaka gösterir. Allah’a ulaşmayı dilemişseniz mutlaka Allah size mürşidinizi gösterecektir. Ona ulaştığınız ve tâbî olduğunuz zaman artık sizin için kulluğun başlangıç noktası söz konusudur. Nefsiniz tezkiye olmaya başlar. Tezkiyeden sonra tasfiye olduğu zaman Allah’a nefsiniz kul olacaktır. Ruhunuz Allah’a doğru yola çıkar. Allah’a ulaştığı zaman ruhunuz Allah’a kul olacaktır.

Fizik vücudunuz ahsen olacaktır. Allah’ın bütün emirlerini yerine getiren, yasak ettiği hiçbir fiili işlemeyen bir özelliğin sahibi olacaktır. O zaman fizik vücudunuz için de Allah’a kul olmak söz konusudur. Zaten Allah’ın fizik vücudunuzdan aldığı ‘ahd’ sadece bunu ihata eder. Allahû Tealâ buyuruyor ki:

36/YÂSÎN 60: E lem a’had ileykum yâ benî âdeme en lâ ta’budûş şeytân(şeytâne), innehu lekum aduvvun mubîn(mubinun).

Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki o (şeytan), size apaçık bir düşmandır.

36/YÂSÎN 61: Ve eni’budûnî, hâzâ sırâtun mustekîm(mustekîmun).

Ve Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı?) Bu da Sıratı Mustakîm (üzerinde bulunmak)tır.


“Ey Âdemoğulları! Ben sizlerden ahd almadım mı? Şeytana kul olmayacaksınız diye (şeytana kul olmaktan kurtulacaksınız diye). Çünkü şeytan, size apaçık bir düşmandır. Ve Ben sizden, Bana kul olacaksınız diye ahd almadım mı?” (diyor Allahû Tealâ.) İşte bu da Sıratı Mustakîm’dir.” diyor.

Öyleyse sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, can dostlarım, gönül dostlarım! Her bir teslimle, sırasıyla;

Ruhunuz,
Vechiniz yani fizik vücudunuz
ve nefsiniz Allah’a kul olur.

Sonra ulaştığınız bir yer var. İrşad!

İrşada ulaşacaksınız.
Sonra da iradenizi Allah’a teslim edeceksiniz.

Böylece ruhunuz da vechiniz de nefsiniz de iradeniz de birer birer Allah’a kul olacaklar.

51/ZÂRİYÂT 56: Ve mâ halaktul cinne vel inse illâ li ya'budûni.

Ve Ben, insanları ve cinleri (başka bir şey için değil, sadece) Bana kul olsunlar diye yarattım.


Allahû Tealâ diyor ki: “Biz, insanlar ve cinleri başka bir şey için değil; Bize kul olsunlar diye yarattık.”

Ama her kulluğun daha üst seviye bir mükâfatı var. Mutluluk mükâfatı! Eğer adına ‘cennet’ diyorsanız...

“O cennet cennet dedikleri
Birkaç melek birkaç huri.” diyor Yunus.

O cennet, daha Allah’a ulaşmayı dilediğiniz an, gerçek bir dileğin sahibiyseniz, cennetin sahibisiniz sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Burası 1. kat cennettir. Mürşidinize ulaşamadan... Allah’a ulaşmayı dilediniz. Allah, üzerinizde değişikliklerini vücuda getirmeye başladı. Başladığı andan itibaren cennet saadeti sizindir. 1. kat cennetin sahibisiniz.

Diyelim ki; birisi, Allah’a ulaşmayı diledi, gerçek bir dilekle. Allah gördü. Rahmân esmasıyla tecelliye başladı. Ki; görür görmez başlar. Kişi ertesi gün öldü. Hiçbir ibadeti olmadı. O kişinin gideceği yer mutlaka Allah’ın cennetidir. Çünkü yaşasaydı Allahû Tealâ onu mutlaka Kendisine ulaştıracaktı. Eğer yaşasaydı 3. kat cennetin sahibi olacaktı. Dünya saadetinin de yarısının sahibi olacaktı. Ama ömrü vefa etmedi. Sadece 1. kat cennetin sahibi oldu. Dünya saadetinin sahibi olması gerekmiyor. Çünkü öldü kişi.

Bir başkası da yaşadı. 12 tane ihsan aldı Allahû Tealâ’dan. Allah onu, 12. ihsanıyla mürşidine ulaştırdı. Tâbî oldu. Kalbine îmân yazıldı. Mü’min oldu. 7 tane de ni’met aldı Allahû Tealâ’dan. Ruhu Allah’a doğru yola çıktı ve kişi o zaman öldü. Allah’a ulaşamadı. Bu kişi 2. kat cennetin sahibi olur. Dünya saadeti ne yazık ki; sadece, yolun neresinde öldüyse oraya kadar kazanılmıştır.
 
Yani 1. katta; 1. kata ulaştıktan sonra bu kişi rahmetli olursa, nefsinin kalbindeki afetler sadece %7 temizlenmiş olacaktır. Dünya saadeti de sadece %7’dir. 2. kata ulaştıktan sonra ölürse, bu rakam %14’e çıkar. Dünya saadetinin oranları. 3. kata ulaştıktan sonra ölürse %21’dir. 4., 5., 6., 7. katlarda bu rakam %49’a çıkar. Huşûda kazanılan %2 rahmet birikimiyle beraber mutluluk, dünya mutluluğu %51’e ulaşır.

Kişi bu basamakların, 7 tane gök katının hangisinde ölürse ölsün, 2. kat cennetin mutlak olarak sahibidir. Allah’a ruhunu ulaştırmış ve ölmüşse, o zaman 3. kat cennetin sahibidir. Yaşayabildiği kadar süre içinde de dünya saadetinin %50’den fazlasını yaşayacaktır.

Sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, can dostlarım, gönül dostlarım! Eğer bu kişi fizik vücudunu da Allah’a teslim ederse 25. basamakta, o zaman dünya saadetinin %90’ından fazlasına sahip olur. Ve 4. kat cennetin sahibi olur. Eğer daimî zikre ulaşırsa o zaman nefsini de Allah’a teslim edecektir. 5. kat cennetin sahibi olacaktır.

Ama daimî zikrin sahibiyse nefsinin kalbindeki bütün afetler sona ermiş olacaktır. Ve bu kişi, nefsinin kalbindeki bütün afetler sona ermiş bir kişi olarak bir dizaynın sahibi olacaktır. Yani dünya saadeti %100’e ulaşmıştır. Ve cennetlerden 5. kat cennetin sahibi olmuştur.

Sonra sevgili kardeşlerim? Sonra, 6. kat cennet var. İrşada ulaştığınız zaman dünya saadeti gene %100. Sonra, 7. kat cennet var. 6. kat cennetlere ‘Naîm cenneti’ diyor Allahû Tealâ. 7. kat cennete ‘Adn cenneti’ diyor. ‘Adn cennetleri’ diyor. 7. katta üç grup cennet var.

Öyleyse görüyorsunuz ki; siz Allah yolunda mesafe kat ettikçe mutluluğunuz devamlı artıyor. Daha üstün cennetlerin ve daha çok dünya saadetinin sahibi oluyorsunuz. Öyleyse Allahû Tealâ’nın bu saydığım herbir kademesi, kulluğunuzun bir derece daha üste çıkması demek.

Ruhunuzu Allah’a kul kıldıktan sonra fizik vücudunuzu da Allah’a kul kılıyorsunuz, Allah’a kul ediyorsunuz. Daha sonra, ruhunuz ve vechinizden sonra nefsinizi de Allah’a kul ediyorsunuz. Daha sonra iradenizi de Allah’a kul ediyorsunuz. Evvelkilere ilâveten yeni kulluklar oluşuyor. Ve her biri sizin mutluluğunuzu daha üst boyutta yaşamanızı ifade eder. Çünkü liyakatiniz, mükâfatın artışına sizi ulaştırır. Liyakatlerle mükâfatlar arasında kesin bir ilişki söz konusudur.

İşte sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah’a sonsuz hamd ve şükrederiz ki; sizlere mutluluktan bahsetmek için Allahû Tealâ bize bu imkânı açmış. Dünyanın neresinde olursanız olun, size ulaşabiliyoruz. Bilgisayarla size ulaşabiliyoruz, televizyonla, uydudan…

Öyleyse... Evet, tahmin ettiniz. Ağzımda karanfil var. Bir taraftan böyle ara sıra öksüreceğiz. Bir taraftan da konuşacağız. Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Hamdolsun ki; Allahû Tealâ bizi sağlıklı kılmış. Öyleyse beraberce muhtevaya bakalım. Allah mademki bütün insanlara: “Ben sizi başka bir şey için değil; Bana kul olun diye yarattım.” diyor. Her kullukta insanın mutluluğu daha üst seviyeye yükseliyor.

Bir defa şu dünya hayatıyla, cennet hayatını bir mukayese edin sevgili kardeşlerim! Şu dünyada ne kadar yaşarsınız? Çok yaşadınız, 100 sene. Olmaz ama 200 sene yaşadınız. Orada 200 milyar sene yaşayacaksınız. Belki daha fazla. Bir sonsuz hayat! İhtiyarlamayacaksınız. Genç halinizle, enerji bedeninizle sonsuza kadar öyle kalacaksınız. Hiç değişmeyeceksiniz. Cennetin bütün güzelliklerini yaşayacaksınız, sonsuz bir hayatla. Öyleyse bu dünyada nereye ulaşırsanız ahirette de onun bedelini alabilirsiniz sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler!

Öyleyse ahireti dünyada satın almak, sadece bir dilekle mümkün. Allah’a ulaşmayı dilediğiniz an, o dileğin sahibi olmanız yetiyor Allahû Tealâ’ya. Sizi cennetin sahibi kılıyor. Başka insanlar, böyle bir dileğin sahibi olmayanların hepsi, hangi şartların içinde olurlarsa olsunlar kurtuluşa ulaşamazlar.

Sevgili kardeşlerim! İnsanlar cehenneme gidiyorlarsa arkasında sadece cehaletleri var. Faydasız ilmin cehaleti veya ilimsizliğin cehaleti. Ve insanlar ‘Allah’a ulaşmayı dilemek’ diye bir şeyden haberdar olmadan hayatlarını geçiriyorlar. Bir gün de ölüp gidiyorlar. Ne yazık ki; bu dünyada da mutsuz olarak yaşamışlardır. Ahirette de gidecekleri yer ne yazık ki cehennemdir.

Sevgili kardeşlerim! Çırpınıp duruyoruz ki: “Ey insanlar! Hepinizin kurtuluşu son derece kolay. Allah’ın cennetine girmeniz için büyük bir şeyler yapmanız gerekmiyor. Sadece Allah’a ulaşmayı dileyeceksiniz!” dememize rağmen insanlar hep bunun zıttını yapmakta devam ediyorlar ve kendi kurtuluşlarını elleriyle, dilleriyle yok ediyorlar.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Böyle bir dizaynda Allah ile olan ilişkilerinize dikkatle bakın. Sizi o kadar çok seviyor ki; bir tek dileğinizle sizi cennetine ulaştırmaya hazır. Sadece dileyeceksiniz. Çok zor bir şeyden mi bahsediyorum sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım?

Birçoklarınız diyeceklerdir ki: “Ama bize şimdiye kadar kimse bunları söylemedi. İlk defa duyuyoruz.” Bir kısmınız diyecekler ki: “Acaba doğru mu söylüyor?”

Sevgili kardeşlerim! Dünya ilminin bunları bilmemesi sizi sakın endişeye düşürmesin. Eğer Allahû Tealâ bunları bize öğretmeseydi, biz de onlar gibi sizlere faydasız bir ilim öğretecektik. Ama hayır! Allah bize ilim öğretti, irfan öğretti ve sizleri öğretmekle de vazifeli kıldı.

Unutmayın! Bu çağ hidayet çağıdır. Hidayeti sizlere öğretmekle vazifeli kılındık. Onun için biz, hidayete ulaştıranız. Hidayetle vazifeliyiz. Bu çağa Allahû Tealâ ‘hidayet çağı’ adını veriyor.
 
Mutluluk = Hidayettir.

Hidayet;

Ruhunuzun Allah’a teslimidir.
Fizik vücudunuzun Allah’a teslimidir.
Nefsinizin Allah’a teslimidir.
İradenizin Allah’a teslimidir.

Allah’a kul olmak da aynı şeydir. Allah’a teslim olmak da aynı şeydir. 7 ayrı cepheden aynı hususlar söz konusudur. Sevgili kardeşlerim! 7 ayrı cephe:

1.’si: Hidayet. 4 tane teslim içerir.
2.’si: Âmenû olmak. Gene 4 tane teslim içerir.

Her ikisi de, sayacağım 7 tane konunun 7’si de 7 safha içerir.

1- Allah’a ulaşmayı dilemek.
2- 12 tane ihsanla mürşide tâbî olmak.
3- Ruhu Allah’a ulaştırıp teslim etmek.
4- Fizik vücudu ahsen kılarak Allah’a teslim etmek.
5- Nefsi ahsen kılarak Allah’a teslim etmek.
6- Ve iradeyi ahsen kılarak Allah’a teslim etmek.
7- Ve arada da iradeyi Allah’a teslim etmeden evvelki son durak, irşada ulaşmak.

Öyleyse sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler!

3. faktör: Allah’a kul olmak. Gene aynı standartlar. 7 safha, 4 teslim.
Ve 4.’sü: Takva. Gene 7 safha, 4 teslim.
5.’si: Felâh. Aynı standartlarda. 7 safha, 4 teslim.
6.’sı: Rıza. Gene aynı standartlarda.
Ve 7.’si de: Teslim. 7 safha 4 teslim.

Bu 7 ayrı cepheden Kur’ân-ı Kerim’e bakıştır. 7 ayrı ruhtan Kur’ân’a giriştir. Her biri sizi aynı noktaya ulaştıracaktır: Mutluluk!

Öyleyse sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Allah ile bir dostluğun kurulması. Allah’ın istediği şey budur. O sizi seviyor. Çok seviyor! Sizin de O’nu sevmenizi istiyor. Ve sadece bir tek dileğinizle sizi cennetine almaya hazır, Allahû Tealâ.

Sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, can dostlarım, gönül dostlarım! Mutluluk Allah’ın hepinize vereceği, vermek, mutlaka vermek istediği bir mükâfat. Öyleyse Kur’ân-ı Kerim’i mutluluk açısından gözden geçirdiğimiz zaman 3 temel faktörle karşı karşıyayız:
 
Kur’ân-ı Kerim herşeyden evvel bir saadet davetiyesidir bütün insanlığa.
İkincisi; Kur’ân-ı Kerim bir saadet rehberidir.
Saadetin reçetesini verir size. Doktorunuz Allah’tır! Saadetin, ulaştırmak istediği hedefin reçetesini teslim eder. “İşte” der “Bunları, bunları, bunları yaparsan, mutlaka şu, şu şu hedeflere ulaşırsın.” Ve yetmez, son noktada Allahû Tealâ, saadetin garantisini veriyor size.

Mutluluk garantisi! Kur’ân-ı Kerim bir garantidir. Mutluluğun garantisidir. Ne demek istiyoruz? Şunu söylemek istiyoruz: Allahû Tealâ herkese Allah’a kul olmayı farz kılmış mı? Âmenû olmayı farz kılmış mı? Teslimleri farz kılmış mı? Demin saydığımız 7 cephenin 7’si de farz ve hepinizi aynı noktaya ulaştırıyor. Yani? Yani Allah’a ulaşmayı dilediğiniz anda cennetin sahibisiniz. Allahû Tealâ garanti ediyor. Diyor ki İbrâhîm Suresinin 23. âyet-i kerimesinde:

14/İBRÂHÎM 23: Ve udhilellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti cennâtin tecrî min tahtihâl enhâru hâlidîne fîhâ bi izni rabbihim, tahiyyetuhum fîhâ selâm(selâmun).

Âmenû olanlar (ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dileyenler) ve amilüssalihat (nefsi ıslâh edici amel) yapanlar, altlarından nehirler akan cennetlere dahil edilirler (konulurlar). Orada Rab’lerinin izni ile ebedî kalırlar. Orada onların tahiyyeleri (temennileri) “selâm”dır.


“Âmenû olanların gideceği yer, altlarından ırmaklar akan cennetlerdir.”

Bitti mi? Kimdir âmenû olan? Allah’a ulaşmayı dileyen kişi. Öyleyse ne diyor Allahû Tealâ Mâide-35’te?

5/MÂİDE 35: Yâ eyyuhâllezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne).

Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler); Allah’a karşı takva sahibi olun ve O’na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O’nun yolunda cihad edin. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz.


“Yâ eyyuhellezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete: Ey âmenû olanlar! Takva sahibi olun ve Allah’a ulaşmaya vesileyi Allah’tan isteyin (kim Allah’a ulaşmanıza vesile olacaksa onu Allah’tan isteyin).” diyor.

Öyleyse âmenû olduğunuz yer; Allah’a ulaşmayı dilediğiniz yer, takva sahibi olduğunuz yerdir. Ve bundan sonraki göreviniz Allah’tan irşad makamına ulaşmayı istemek. O, sizi buna istekli kılacak. Siz sadece Allah’a ulaşmayı dileyeceksiniz. Geri kalanı Allah’a ait.

Öyleyse sevgili kardeşlerim! Hep ‘mutluluk, mutluluk, mutluluk’ deriz. İnsanlara göre mutluluk nedir? Memnun olma halidir. Oysaki; o kadar basit değil olay. Kur’ân-ı Kerim standartlarını biraraya getirdiğimiz zaman mutluluk için kesin bir reçete ve kesin bir tarif çıkar.

Mutluluk;
İç dünyanızda,
Dış dünyanızda yani başka insanlarla ilişkilerinizde ve
Allah ile olan ilişkilerinizde mutlaka olgunlaşması lâzımgelen bir meyvedir.

Hem iç dünyanızda mutlu olacaksınız hem dış dünyanızda mutlu olacaksınız hem de Allah ile olan ilişkilerinizde mutlu olacaksınız. Hem emirler cephesinde hem de nehiyler cephesinde (yasaklar cephesinde).

Mutluluğun 2. şartı; bu mutluluğunuz kesintisiz olacak. Yani olaylar sizi mutsuz kılamayacak. Mutluluğunuz kesintisiz olacak. 3. şart, sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler!

3. şart; iç dünyanızda kavganın bitmesi, bir sulh ve sükûn hali. Nefsinizle ruhunuz arasındaki kavganın sona ermesi.

Dış dünyanızda bir sulh ve sükûn hali. Başka insanlarla kavganızın bitmesi. Sizin onları artık düşman olarak görmemeniz. Onların sizi düşman olarak görmesi bir şey ifade etmez. Sizin onları düşman olarak görmemeniz söz konusu.

Ve 3. açıdan meseleye bakıyoruz. Allah ile olan ilişkilerde, emirler cephesinde ve nehiyler cephesinde Allah’ın bütün emirlerinin eksiksiz yerine getirilmesi hali.

Bu da bir sulh ve sükûn halidir. Allah’ın bütün emirlerini yerine getiriyorsanız, emirler cephesinde sulh ve sükûna ulaştınız demektir. Yasaklarına riayet ediyorsanız yasaklar cephesinde sulh ve sükûna ulaştınız demektir. Bu nokta şeytanın hem emirlerinde hem de yasaklarında size kesin standartlarda yenildiği, artık size bir şey yapması mümkün olmayan bir zavallı hüviyete girdiği noktadır. Öyleyse mutluluk, iç dünyanızda da dış dünyanızda da Allah ile olan ilişkilerinizde de kesintisiz bir şekilde devam edecek olan bir sulh ve sükûn halidir. Dünya saadeti...

Cennet saadetini tarife gerek yok. Cennet saadeti derhal elde edilen, bir dilekle, Allah’a ulaşmayı dilemekle derhal elde edilen ama kıyâmetten sonra yaşanmaya başlanacak olan bir  vetiredir, bir hayattır. Dünya saadeti ise adım adım fethedilen bir kale gibidir. Fethettikçe onun da mutluluğunu eski mutluluğunuza ilâve edersiniz.

Nefsinizin kalbindeki afetlere, şeytan tesir etmek imkânının sahibidir. Şeytanın tesir edebildiği bütün alanlarda hedefi tektir: Sizi mutsuz etmek. Öyleyse bu mutsuzluğa mâni olmanın yolu açık ve kesin. Nefsinizin şeytanın tesir ettiği kesimini yok etmek. Nedir onlar? Nefsinizin afetleri.

Allah’ın ‘zikir’ adlı silahıyla onların üzerine yürüyeceksiniz ve zikrinizi arttırdıkça afetler azalacak, yerlerini faziletlere bırakacaklar. Faziletlere şeytanın tesir etmesi mümkün değildir. Faziletler, Allah’ın emrini mutlak olarak yerine getiren, yasak ettiği hiçbir fiili işlemesi mümkün olmayan, ruhunuzun hasletlerine paralel bir hüviyet sergilerler.

Öyleyse daimî zikre ulaştığınızı düşünün. Daimî zikre ulaşan bir kişinin nefsinin kalbinde hiçbir karanlığın kalması mümkün değildir. Zikre başladığı anda karanlıklar nefsin kalbini terkedecektir. Allah’ın nefsinizin kalbine gönderdiği fazl nurlarının karşı güçleri sebebiyle.

Fazl nurları afetlerin elektrik yükünü, manyetik alan yükünün aynına sahiptirler. Ve bu sebeple birbirlerini itecekleri için nefsinizin kalbini fazl doldurduğu an, onların dolabilmesi için ittikleri bütün afetlerin nefsinizin kalbinden kapı dışarı edilmiş olması söz konusu. Hepsi terketmek mecburiyetindedir. Çünkü yerleşme gücünün sahibi olanlar fazldır.

Ve daimî zikrin sahibiyseniz, zikir hiç kesilmeyeceğine göre nefsinizin kalbinin şeytana açılacak olan kapısının üzerine rahmetin, fazlın ve salâvâtın baskısı geliyor. Orası mühürlü, açılması mümkün değil. Devamlı zikrettiğiniz için, devamlı bu üç tane enerji grubu mührün üzerine baskı yaptığı için karanlıkların, şeytanın karanlıklarının aşağıdan yaptığı baskı hiçbir şey ifade etmez. Kalbinize giremezler. Ve kalbiniz baştan aşağı Allah’ın nurlarıyla, faziletlerle dolar. Allah’ın bütün emirlerine mutlak itaat eden, yasak ettiği hiçbir fiili asla işlemeyen bir özellik taşırlar.

Sonuç mu? Ruhunuzun bütün hasletleri Allah’ın bütün emirlerine itaat ediyordu. Yasak ettiği hiçbir fiili işlemiyordu. Şimdi nefsinizin kalbindeki afetler de artık yok. Yerine gelen faziletler, ruhunuzun hasletleriyle aynı standartlarda. Allah’ın bütün emirlerini yerine getiriyorlar. Yasak ettiği hiçbir fiili işlemiyorlar. Böylece nefsinizle ruhunuz arasında tam bir anlaşma, dostluk ve sulh ve sükûn hali oluşmuş oluyor.

Sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, can dostlarım, gönül dostlarım! Allahû Tealâ’yı çok seveceksiniz. O’nun emirlerini yerine getirdikçe O’nu çok seveceksiniz. Kendinizden çok fazla seveceksiniz. Başka herşeyden, herkesten çok fazla ama kendinizden de çok fazla seveceksiniz. Siz, Allah’ın yolunda bir gün kendiniz zekât olacaksınız. O güne ulaştığınız zaman şu düşünce sizi bütün boyutlarıyla kaplayacak:

“Ben ve benim hayatımın Allah’ın katında O’na teslimi söz konusu. Öyleyse, Allahû Tealâ’nın yolunda ölmek, Allah’ın en büyük şerefi.”

O zaman hayatınızın Allah’ın emrinde O’na teslimi söz konusu. Size ait olan bütün faktörler değerlerini sıfırlarlar. Geriye sadece Allah kalır. Hayatınızın şu kadarcık önemi kalmamıştır sizin için. Onu Allah’a teslim ettiniz. Herşeyiniz Allah’ın olur. Mutluluğun ne olduğunu o zaman yaşarsınız.

Eğer sadece Allah varsa, siz yoksanız perdenin öbür tarafına geçmişsinizdir sevgili kardeşlerim! O zaman ne demek istediğimi anlayacaksınız. Dünyadaki en mutlu insan olacaksınız. Sadece Allah için yaşayan, vücudunun Allah yolunda sadece Allah’a ait olduğunu düşünen, kendisine ait olmadığından emin olan birisi olacaksınız. Onu Allah’a teslim edeceksiniz, herşeyiyle. O, ne yaparsa en iyisini yapar.

Sevgili kardeşlerim! Hayatınızda Allah’ın biraraya geldiği ortamda onu, onun gerçek sahibine teslim etmenin o büyük hazzını yaşayacaksınız. Dilediği anda sizin hayatınızın O’nun için sona ermesi, sizi dünyadaki en mutlu insan haline getirir. Bir gün oraya ulaşacaksınız. O zaman göreceksiniz ki; “mutluluk” diye bir olay var! Sizin için...

Sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah’ın öyle bir dostu olacaksınız ki; hayatınızın sizin için şu kadarcık bir değeri kalmayacak. Allah’ı kendinizden daha çok sevmek değil bu! Sizin yok olmanız bu. Allah için kendinizi yok mesabesinde hissedebilmeniz.

Zaten bu hayatı O yaratmadı mı sevgili kardeşlerim? Dilediği zaman almayacak mı? İnsanların en çok korktukları ‘ölüm’ adı verilen şeyin hiç de korkulacak bir şey olmadığını ilk tayyi mekânda zaten göreceksiniz.

Sevgili kardeşlerim! Allah’ı sevin. O kadar çok sevin ki; hayatınızı O’na hediye edin. Arkasındaki o en büyük mutluluğu o zaman yaşayacaksınız. En büyük mutluluk, hayatınızı Allah’a hediye ettiğiniz noktadır. Sizin için hayatınızın bir değerinin kalmadığı noktadır. Sadece Allah için yaşadığınız noktadır. Herşey yok olmuştur, sadece O kalmıştır.

Hayat size ait değildir. O noktada hayat, sizin hayatınız O’na aittir. İşte en büyük mutluluğu yaşayacağınız yer orasıdır sevgili kardeşlerim! O’nu o kadar seveceksiniz ki; bu noktaya ulaşmak size sadece mutlulukların en büyüğünü yaşatacak. En yüksek saadetin sahibi olacaksınız. Siz istemeyeceksiniz, O verecek. Herşeyi!

Sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah, O sizi yaratandır. Ne zaman Allahû Tealâ’nın sizi kendiniz için değil; Allah için, Kendisi için yarattığını idrak ederseniz o zaman yaşamaya başlarsınız. Size ait olduğunu zannettiğiniz herşeyin sadece O’na ait olduğunu gün be gün idrak edeceksiniz.

O zaman O, kendinizi başka insanların mutluluğuna hasretmenizi ister. Aslında bu, O’na hasretmedir. Başka insanların hepsine yaptığınız bütün güzel davranışlar, O’nun tarafından Kendisine yapılmış kabul edilir. Başkalarının ‘fedakârlık’ diyeceği her olayda, başkaları için yaşayan sizler, daha büyük mutluluğu yaşamak için sağlam bir zeminde olacaksınız. Sadece düşünmeyeceksiniz, yaşayacaksınız. Mutluluğu yaşayacaksınız. Başkalarına mutluluk sunmanın, bunun için yaşamanın, bunun için kendini unutmanın o sınırsız mutluluğunu…

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim boyunca bu mutlak saadetten hep ‘Kur’ân-ı Kerim’in ruhu’ olarak bahseder. Kendinizi başka insanlara adamak demek; ‘Allah’a adamak’ demektir. Zamanınızı hep başkaları için kullanmaya başlarsınız. Başka insanların mutluluğu için. Bu, Allah için yaşamak demektir. Her yaptığınız başkaları için, her yaptığınız fiil Allah tarafından Allah’a yapılmış, Allah için yapılmış kabul edilir. Ve giderek hayatınızın kıymeti azalır, azalır, azalır; bir gün yok olur.

İnsanlarla Allah’ın karıştığı noktada, insanlara yaptığınız herşeyin Allah’a yapılmış olduğunun mutlak bilincinde olduğunuz noktada siz yok olursunuz, Allah var olur. Artık mutluluğunuz sınırsızdır. Size ait olan hiçbir şey kalmamıştır.

Sevgili kardeşlerim! Anlıyor musunuz mutluluğun ne olduğunu? Sizden geriye hiçbir şeyin kalmadığı, bütünü ile hepsinin Allah’ın olduğu bir noktaya ulaşacaksınız. O zaman dünya hayatının sonsuz bir mutluluk ufkunda yaşamak olduğunu öğreneceksiniz. Ve Allah’ın sizi niçin yarattığını öğrenecek de onu yaşayacaksınız. Yaradılışın arkasındaki sırrı yakalayacaksınız. Hanif fıtratının nihai noktasında Allahû Tealâ’nın mutluluğu nasıl bir dizaynda yarattığını yaşayacaksınız. Mutluluk hepiniz için. Ne kadar Allah için olursanız o kadar insanlar içinsiniz. Ne kadar insanlar içinseniz, o kadar Allah içinsiniz. Ne kadar Allah içinseniz, o kadar mutlusunuz.

Sevgili kardeşlerim! Herkes “Kendisi için yaşamakla vazifelidir.” diye düşünür. İnsanlar neden birbirlerine karşı düşman olurlar? Hep egoları yüzünden, nefslerinin afetleri yüzünden. Ve böylece iki grup ortaya çıkar. Arkasından düşmanlıklar başlar. Ama eğer taraflardan biri kendinden yana değilse, karşısındakinden yanaysa o zaman düşmanlık bitmiştir, bir taraf için. İşte mutluluğu yaşayan sadece o taraftır. Şeytanın tesir edemediği sadece o taraftır. Karşısındakinden yana olan, diğerlerinden yana olan, mutluluğu orada yakalayabilen kişi.

Sevgili kardeşlerim! Hayatınızın bir kıymet olduğunu bilin. Hayatınızın hiçbir değerinin kalmayabileceğini de bilin. Öyleyse varların yok olduğu noktada var olacaksınız. Size ait olan varların sadece başkaları için çalıştığı o nokta, orada mutlak mutluluğu yakalayacaksınız.

Belki sözlerimin anlaşılması güç. Ama yaşamaya gayret edenler oraya ulaşacaklardır. O zaman ne dediğimizi anlayacaksınız. Kendinizi tüketmeye çalışın. Hep Allah’ın size verdiği herşeyi başkaları için kullanmaya çalışın. Şeytanın karşınıza çıkardığı engelleri birer birer aştığınızı göreceksiniz. Mağlup olduğu en kesin savaş bu savaştır. Hayatınızı başka insanlara adadığınız zaman savaşın sonucunu alırsınız. Mutluluk savaşı. Savaşların en büyüğü; nefsinizle savaş.

Nefsiniz neyi ister? Sizin üstün olmanızı, başkaları tarafından üstün kabul edilmenizi, başkalarının size bu üstünlüğünüz sebebiyle saygı göstermesini yani hep nefsinizin afetlerinin, kibir afetinin, gurur afetinin hedeflerine ulaşmanızı ister.

Ama siz bunların aksini yaptığınız zaman şunu göreceksiniz; şeytanın size azmettirmek istediği şey, sadece bir içi boş balondur. Ne zaman onun tam tersini yapar da sizde olan herşeyi başkaları için kullanmaya başlarsanız, hayatınızı o insanlara adarsanız, vakfederseniz, bu vakfediş hüviyetini arttırdıkça mutluluğun tükenmekten geçtiğini anlayacaksınız. Allah’ın size verdiklerini Allah için kullanarak, aslında başka insanların mutluluğu için kullanarak…

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Mutluluk hepinizin mutlaka ulaşması lâzımgelen bir vetiredir. Unutmayın! Bunun için yaratıldınız. Allah için olun. Kendinizi başkalarına adayın.

Sonsuz mutluluk dileklerimizle, temennilerimizle ve dualarımızla Allahû Tealâ’nın hepinizi hem cennet saadetine hem dünya saadetine ulaştırmasını Yüce Rabbimizden dileyerek sözlerimizi inşaallah burada tamamlamak istiyoruz sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler!

İmam İskender Ali  M İ H R