}
Mutluluk Sohbeti 19.08.2002
Mp4 Mp3 Link

Sohbet Kodu: 104295

SOHBETİN ADI: MUTLULUK SOHBETİ
TARİHİ: 19.08.2002


Sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler! Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! İşte bir defa daha Allahû Tealâ’nın bir zikir sohbetinde, bir mutluluk sohbetinde bir aradayız. Allah’ın sizi ulaştırmak istediği yegâne hedef olan mutluluk, bugünkü konumuz.

Sevgili kardeşlerim! Mutlu olmak... Allah’ın hepinizden istediği sadece bir tek konu var. Bu konunun adı, mutluluk. Bir tek hedef. Bu hedef, iki ayrı mutluluk dizaynını kapsar. Cennet saadeti ve dünya saadeti. Allahû Tealâ hepinizin hem cennet saadetinin sahibi olmanızı hem de dünya saadetinin sahibi olmanızı mutlak olarak ister. Dünya saadeti ve cennet saadeti, her ikisi de sizin olmalıdır. Buna lâyıksınız sevgili kardeşlerim! Çünkü siz, insan olarak yaratıldınız. Kâinatın en üstün mahlûku.

Öyleyse, elinizdeki kitap Kur’ân-ı Kerim olmalı. Kur’ân-ı Kerim ki; bu dünyada insanlara indirildi. Ama bütün kâinatlar için indirildi. Şu anda cinler de Kur’ân-ı Kerim’i biliyorlar. Ondan okuyorlar, onu öğreniyorlar, bütün dînler, onların arasında da mevcut. Bizden başka gezegenlerde de hayat var. O hayatlarda da yaşayan insanlar gene dînleri biliyorlar. Bütün insanlara Allah’ın hedef gösterdiği şey, sadece mutluluktur.

Öyleyse sorun kendi kendinize sevgili kardeşlerim! Acaba Allah bizden ne istiyor? İstediği bir tek şey var; sadece sizin mutluluğunuz. Saadet içinde bir dünya hayatı geçirmenizi istiyor, Allahû Tealâ hepinizden. Mutluluğunuzu istiyor.

Sevgili kardeşlerim! Cennet mi, cehennem mi? Hangisini tercih ediyorsunuz. Sonsuz bir hayat yaşayacaksınız. Sonu rakamsal olarak düşünemeyeceğiniz kadar uzaklıkta olan, sonsuz olan bir cennet veya cehennem hayatı. Ama bu sonsuzluk, Allah’ın mutlak sonsuzluğu gibi sonsuzluk değildir. Sonsuz bir devreden sonra bir gün cennetin de cehennemin de gökleri çatlayacaktır. O zaman cennetler de cehennemler de içindeki insanlar da enerjiye dönüşeceklerdir. Ve Allahû Tealâ enerjiyi nasıl yarattıysa öyle yok edecektir. Allahû Tealâ buyuruyor:

55/RAHMÂN-26: Kullu men aleyhâ fân(fânin).

Bütün kişiler (insanlar ve cinler) fanidir (yok olucudur).

55/RAHMÂN-27: Ve yebkâ vechu rabbike zûl celâli vel ikrâm(ikrâmi).

Ve celâl ve ikram sahibi Rabbinin Vechi (Zatı) bâki kalacaktır.


“Her şey fani olacaktır. Sadece senin Zülcelâli vel İkram olan Rabbin, O baki kalacaktır.” diyor Allahû Tealâ.

Öyleyse sonsuz bir zaman aralığı yaşayacağınız bir cennet hayatı da sizin için geçerli olabilir, cehennem hayatı da geçerli olabilir. Bu tamamen sizin tercihinize kalmış sevgili kardeşlerim! Sizin tercihiniz cennetse, Allahû Tealâ size cenneti verir. Sizin tercihiniz cehennemse o zaman cehenneme gidersiniz. Öyleyse belki bir kısmınız diyeceksiniz ki: “Ama Allahû Tealâ: ‘Cehennemi de cenneti de insanlarla dolduracağım.’ diyor, seçim O’na ait.” Hayır, sevgili kardeşlerim! Seçim O’na ait değil. Seçim size ait! Siz karar vereceksiniz ve sizin uyguladığınız şey her ne ise onun tam olarak karşılığını alırsınız. Allah, ne fiillerinize müdahale eder ne de cennete veya cehenneme o fiillerin neticesinde gitmenize. Ama fiillerinize müdahale etmeyen Allahû Tealâ, siz Allah’a ulaşmayı dilediğiniz takdirde O, sizi Kendisine mutlaka ulaştırır. Kim Allah’ın cennetine gitmeyi diliyorsa o, Allah’a ulaşmayı dileyecektir. Dilerse Allah’ın cennetine girer, dilerse Allah’ın Zat’ına ulaşmayı dileyen bir kişinin dileğini Allah mutlaka kabul eder. Hani Allah’ın kabul edeceği, kabul etmeyeceği veya kabul etmesi de mümkün olan, kabul etmemesi de mümkün olan dilekler vardır. Dersiniz ki: “Ben şu anda ölmek istiyorum. Yarabbi! Ben şu anda ölmek istiyorum.” deyin, eğer vadeniz gelmemişse Allahû Tealâ sizi öldürmeyecektir. Öyleyse görüyorsunuz ki; talebinizle oluşmuyor ölümünüz. Allahû Tealâ’dan size çok para vermesini istersiniz; ya verir ya vermez. Bu sizin liyakatinize bağlıdır. Allah ile ilişkinize bağlıdır.

Ama “Ben Allah’a ulaşmak istiyorum. Ben Sana ulaşmak istiyorum. Yarabbi! Beni Sana ulaştır.” derseniz, bu dilek kalbinizde oluşmuşsa, gerçekten Allah’a ulaşmayı diliyorsanız, Allahû Tealâ kalbinizde Allah’a ulaşma talebini görmüşse (kalbinizin içini görür), işitmişse (kalbinizdeki sesi işitir) ve bilmişse (kalbinizde ne olduğunu bilir), o zaman Allahû Tealâ sizi, evet, siz istediğiniz için mutlaka Kendisine ulaştıracaktır. Öyleyse Allahû Tealâ’nın; “Biz isteriz ama Allahû Tealâ kabul etmez” şartı, “Kabul etmez” fikri geçerli olmayan, isterseniz mutlaka o hedefe ulaşabileceğiniz bir husus var: Allah’a ulaşmayı dilemek. Allahû Tealâ’nın bu talebin varlığı halinde bunu gerçekleştirmemesi mümkün değildir. “Kim Bana ulaşmayı dilerse Ben onu mutlaka Kendime ulaştırırım.” diyor.

42/ŞÛRÂ-13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrakû fîhi, kebure alâl muşrikîne mâ ted’ûhum ileyhi, allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).

(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).


“Kim Bana ulaşmayı dilerse Ben, onu mutlaka Kendime ulaştırırım.”

İşte böyle bir talep: Böyle bir sonuç.

Sevgili kardeşlerim! Cennet saadetinin sahibi olmak istiyorsanız, sadece bir tek dilek sizi mutlaka cennetin sahibi kılar. Hem de daha dilediğiniz anda cennetin sahibisiniz. Ama cennet hayatına kıyâmetten sonra ulaşabilirsiniz. Ama Allah’a ulaşmayı dilediğiniz anda, Allah’ın görmesi, işitmesi ve bilmesi anında kalbinizdeki bu talebi, siz cehennemden kurtuldunuz. Şu, cenneti umamayanlar; “Sahâbenin; sadece sahâbenin bile 10 tanesine cennet müyesser olmuş, ötekilerin gideceği yer cehennem. Hiç Allahû Tealâ beni cennetine alır mı?” diye düşünen kişilerdenseniz, bilin ki alır. Ve sahâbenin 10 tanesi değil, hepsi Allah’ın cennetinin sahibi olmuştur. Sahâbe adını verdiklerimiz yani Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e Allah’a ulaşmayı dileyip de 12 tane ihsanla tâbî olanların hepsi Allah’ın cennetinin sahibi oldular.

Sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah’a ulaşmayı dileyen bir insan, dilediği Allahû Tealâ tarafından görülmüşse, bilinmişse, işitilmişse, o kişi bu talebinden 10 dakika sonra ölse, onun gideceği yer Allah’ın cennetidir. 1.kat cennetin sahibi olur. Bu noktadan sonra Allahû Tealâ, o kişi hayatta kalırsa Allah’a ulaşmayı dileyen bu kişiye 12 tane ihsanda bulunur. 12. ihsanıyla birlikte kişi mürşidini, 12. ihsan olan mürşidini Allahû Tealâ’nın göstermesinden sonra Allah, onu mutlaka irşad makamına ulaştırır. Tâbiiyetiyle birlikte kişi 2. kat cennetin sahibi olur. Ruhu Allah’a ulaşana kadar bu kişi 2. kat cennetin sahibidir. 1. safhada da Allah’a ulaşmayı dileme safhasında da irşad makamına ulaşıp tâbî olma safhasında da buraya kadar olan 14 basamaklık 2 dilimde, 2 tane 7 basamakta, o kişinin dünya hayatında mutluluk olayı yoktur. O da herkes gibi mutlu bir insan değildir, nefsindeki afetleri tezkiye etmediği için. İnsanın nefsini kendi kendine tezkiye etmesi de mümkün değildir. Ne zaman ki kişi tâbiiyetten sonra nefs tezkiyesine başlar, nefsindeki afetler birer birer azalmaya başlar. Ve 7 defa %7 nur birikmesiyle nefsinin kalbindeki karanlıklar %49 azalır ve %2 rahmetin de kalbine girmesiyle %51 azalır. Bu noktada kişinin kalbi %51 nurla dolmuştur. Ruhu mu? Ruhu ise her %7 nur birikiminde bir gök katını aşarak Allah’ın Zat’ına ulaşmıştır. Bu noktada, Allah’ın Zat’ına ruhunuzun ulaştığı noktada 3. kat cennetin sahibisiniz ve dünya saadetinin de 3-4 aylık bir zaman zarfında %51’ine sahip oldunuz.

Öyleyse dünya saadetinizin artışı bundan sonraki standartlarda fizik vücudun tesliminde (dünya saadetiniz) %81’e ulaşır. Ve daha da yukarı çıkar. 4. kat cennetin sahibisiniz, dünya saadetiniz %81 olmuştur. Daimî zikre ulaştınız; dünya saadetinin %100, 5. kat cennetin sahibisiniz. İhlâs sahibi olduğunuz noktada 5. kat cennet sizindir. Dünya saadetinin %100’ünün sahibisiniz. Ne zaman irşada ulaşırsanız dünya saadetinin gene %100’üne sahipsiniz. Ama 6. kat cennetin sahibisiniz. İradenizi de Allah’a teslim ettiğiniz zaman 7. kat cennetin, Adn cennetinin sahibisiniz ve dünya saadetiniz gene %100.

İşte sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, can dostlarım gönül dostlarım! Allah ile olan ilişkilerinizde mutluluk arayın. O, sizi mutlu etmek için var. Tek gayesi hepinizin mutlu olmasıdır. Ne yazık ki; mutlu olmayı kabul eden insanlar var, kabul etmeyen insanlar da var. İşte o insanlara acırız. Bu kadar kolaysa Allah’ın cennet saadeti, bir dileğe dayalıysa, neden acaba insanlar Allah’a ulaşmayı dilemezler? Çünkü şeytan onların buna inanmasına engel olur. Ve insanlar kendilerine yazık ederler.

İşte sevgili kardeşlerim! Cennet saadeti dediğiniz şey görüyorsunuz ki; bir tek dileğinize dayalı. Ama cennet saadeti kıyâmetten sonra yaşanabilir. Cennet saadetine mutlaka ulaşacağınıza dair kesin bir inancın sahibi olmalısınız sevgili kardeşlerim! Sevgili Allah dostları! Allah’a ulaşmayı dilediğiniz anda cennet sahibi mutlaka olursunuz. Çünkü Allah’ın muradı, herkesin Allah’ın cennetine girmesidir. Ama ne yazık ki insanların çoğu Allah’ın muradı bu olmasına ve bu kadar kolay olmasına rağmen Allah’ın cennetine giriş, ne yazık ki insanların çoğu Allah’ın cennetine giremeyecekler. Şeytan onları ne yapıp edip kandıracak ve mutlaka kendisiyle beraber cehenneme ulaşmalarına sebebiyet verecek.

İşte sevgili kardeşlerim! Biz size mutlaka “Cennete girin.” diyoruz. Ve diyoruz ki size: “Cennete girmek elinizde. Sadece Allah’a ulaşmayı dileyeceksiniz, gerisi Allah’a ait.”

Peki, cennet saadeti bu kadar kolay elde ediliyor ama arkasına bakarsanız eğer madalyonun, cennet saadeti bu dünyada yaşanmaz. Ölümden sonra da hemen yaşanmaz, kıyâmetten sonra yaşanacaktır. Hemen elde edilir ama kıyâmetten sonra yaşanır. Ya peki dünya saadeti? Dünya saadetinin %51’ine ulaşmak son derece kolaydır. Kim Allah’a ulaşmayı dilerse, o kişi dünya saadetinin yarısına mutlaka Allahû Tealâ tarafından ulaştırılır. Nefsinin kalbindeki afetlerin %51’ini Allah yok eder.

Sevgili kardeşlerim! Öyleyse ne yapıp edin, dünya saadetinin de sahibi olmaya çalışın. Ama sadece Allah’a ulaşmayı dilemekle hem dünya saadetinin %51’i hem de 3. kat cennet mutlaka sizlere verilir. Yani Allahû Tealâ siz Allah’a ulaşmayı dilediğiniz takdirde sizi mutlaka 3. kat cennetin sahibi kılacaktır. Nefsinizin kalbindeki afetlerin %51’ini alacaktır ve dünya saadetinin yarısı sizin olacaktır, 3. kat cennetle birlikte.

Öyleyse biz bundan sonrasına bakalım konunun; saadetinizin bundan sonraki diliminde ne var? Sizi Allah’ın Zat’ına ulaştıracak olan, nefsinizi tezkiye edecek olan hep Allah’tır. Allah’a ulaşmayı dileyen bir kişinin Allah’a ulaşmasını temin eden Allah’tır. Ama ulaştıktan sonra Allahû Tealâ’nın koruyucu zırhı üzerinizden alınır. Şeytanın telkinlerine, Allah’a ulaşmayı dilemeden evvel nasıl açıksanız gene öyle açık olursunuz. Buradan sonra iradî yapınız önem kazanır. Buraya kadar iradî yapınızın hiçbir hükmü yok. Allah’a ulaşmayı dilediniz mi Allahû Tealâ sizi mutlaka Kendisine ulaştırır. Söylediğimiz mükâfatların sahibi olursunuz. Hiçbir kuvvet sizin ruhunuzun Allah’a ulaşmasına ve sizin Allah’ın evliyası olmanıza engel teşkil edemez.

Öyleyse sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Hangi dizayn içinde, nasıl daha üst saadetler? Allah’a ulaşmanız 3-4 aylık bir vetiredir. Bundan sonra çok zikretmeniz lâzım. Zikrinizi artırmanız lâzım, Allah yolunda hizmet etmeniz lâzım. Bütün güzellikleri adım adım yaşamalısınız.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Zikrinizi artırdıkça Allah yolunda daha üstün sonuçlara ulaşacaksınız. Bir gün şu fizik vücudunuz da Allah’a teslim olacak, zikriniz günün yarısını geçtikten sonra bir gün. Her gün günün yarısından daha çok zikretmeye başladığınızda o hedefe ulaşmak için hazırsınız demektir. Öyleyse bu bapta bir gün (fizik vücudunuzu Allah’a teslim ettikten sonra bir gün) daimî zikrin sahibi olacaksınız. İşte o zaman dünya saadetinin ne olduğunu öğrenecek ve hayatınız boyunca değişmeden yaşayabileceksiniz. Hep sonsuz bir mutluluğu yaşamak... Öyleyse nasıl bir mutluluk? Hangi şartlarda?

Sevgili kardeşlerim! Dünya saadeti iki ayrı cephede yaşanan bir mutluluktur.

1- Sonsuz bir dünya saadeti, daimî zikirle kesintisiz bir şekilde yaşanır. Daimî zikre ulaşan bir insan her an mutlu olur, her an huzur içindedir. Her an Allahû Tealâ’nın istikametinde en güzel standartları uygulamak durumundadır. O hep mutludur. Daimî zikre ulaşan bir insan, iç dünyasında mutludur, dış dünyasında mutludur, Allah ile olan ilişkilerinde mutludur.

Nasıl bir şey bu? Muhteşem bir şey, sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! O güne ulaştıktan sonra herkesin, o sizin yaşamakta olduğunuz o büyük mutluluğu yaşaması için bütün gayretinizi gösterirsiniz. İstersiniz ki herkes bu güzelliği yaşasın. Ama görürsünüz ki yaşayamıyorlar. Şeytan, insanların daimî zikre ulaşmasına engel olmak için her şeyi yapar. Ve büyük kesimde de başarılı olur.

Sevgili kardeşlerim! Ne olur? Bir insan başlangıçta Nefs-i Emmare’deyken neden mutsuzdur? Mutluluk nedir? Neden daimî zikrin sahipleri sonsuz bir mutluluğun içindedirler? Öyleyse mutluluğun ne olduğunu beraberce düşünelim. Nedir mutluluk?

Mutluluk, bir insanın iç dünyasında kavganın bitmesi, sulh ve sükûnun oluşması halidir. Bu kavga (iç dünyanızdaki kavga), nefsinizin afetleriyle ruhunuzun hasletleri arasında cereyan eder. Nefsin ordularıyla ruhun orduları devamlı savaş halindedirler iç dünyanızda. Aslında orduları yok tabii ama varmış gibi konuşuyorum ki mefhum anlaşılsın.

2. açıdan mutluluk: Dış dünyanızdaki mutluluktur. Dış dünyanızda başka insanlarla olan kavganızın bitmesi, başka insanlarla bir sulh ve sükûn halini yaşayabilmeniz mânâsına gelir.

Peki, 3. safhası da mı var? 3. cephesi de var. Allah ile olan ilişkilerinizde sulh ve sükûna ulaşmak. Hem emirler cephesinde hem de nehiyler cephesinde. Burada da şeytanla olan savaşı kazanırsınız. Siz şeytanın dostu olmazsınız. Ama şeytan sizin esiriniz olur. Size hiç bir şey yapamayan ama siz ne yaparsanız ona engel olamayan bir zavallı mahlûk hüviyetine girer.

Öyleyse zikir açısından mutluluğu ve mutsuzluğu beraberce görelim. Bir insan başlangıç noktasında, Nefs-i Emmare’deyken (Allah’a ulaşmayı dilemeyen bir insan) 3 cephede de mutsuzdur:

1- İç dünyasında mutsuzdur.
2- Dış dünyasında mutsuzdur.
3- Allah ile olan ilişkilerinde mutsuzdur.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! İç dünyanızda neden mutsuzsunuz? Çünkü nefsiniz %100 afetlerle doludur. Ruhunuzsa %100 hasletlerle doludur. Afetlerin standardı, Allah’ın bütün emirlerine mutlaka karşı gelmek, asla Allah’ın emirlerini gerçekleştirmemek. Hedefi budur nefsinizin afetlerinin, emirler cephesinde. Ya nehiyler cephesinde? Allah’ın yasaklarına karşı nefsinizin tutumu ne? Allah neleri yasak etmişse nefsiniz onları mutlaka yapmak ister. Allah’ın yasak ettiği her şeyi düşünün, her yasak ettiği şeyi mutlaka nefsiniz yapmak ister. Nefsinizin her afeti, kendi sahasına giren konularda Allah neleri yasak etmişse onları mutlaka yapmak ister. Öyleyse nefsinizin yapısı Allah’ın bütün emirlerine isyan etmek, asla emirleri gerçekleştirmemek, yasak ettiği fiilleri ise mutlaka yapmak. Hedefi budur.

Peki, ruhunuz? Ruhunuzsa hasletlerden oluşur. Nefsinizde öfke, kin, kıskançlık, haset, iptilâlar, isyan, bütün afetler, düşmanlık, kin, nefsinizin afetlerinin yapısını teşkil eder. Bu yapıyla Allah’ın bütün emirlerine isyan eder nefsiniz, bütün yasaklarını işler. Ama ruhunuz hasletlerden oluşur, nefsinizin afetlerinin tam zıddı olan hasletlerden. Bu hasletler sebebiyle de ruhunuz, Allah’ın bütün emirlerini mutlaka gerçekleştirmek ister. Yani fizik vücudunuzun gerçekleştirmesini ister, yasak ettiği hiçbir fiili de asla işlemek istemez. Fizik vücudunuzun da yapmasını istemez. Günah işlemesini istemez. Yasak ettiği fiilleri işlemesini istemez.

Peki, şeytan? Onun fonksiyonu ne? Zaten Allah’ın emirlerine itaat etmeyecek bir yapıyla yaratılmış olan, yasaklarını da mutlaka işlemek isteyen bir yapıyla yaratılmış olan nefsinizin afetlerine o da ayrıca tesir ederek onları daha da azdırır. Allah’a isyan konusunda, emirler ve nehiyler cephesinde isyan konusunda onları daha çok teçhiz eder, onları daha çok fikir sahibi kılar ve Allah’ın yasak ettiği fiilleri işlemesi konusunda onları teşvik eder, emrettiği şeyleri de yapmama konusunda onları teşvik eder. O zaman nefsinizin talepleriyle ruhunuzun talepleri tamamen birbirine ters düşer. İşte bu sebeple iç dünyanızda devamlı kavga vardır, savaş vardır. Kavganın, kaosun, savaşın var olduğu bütün ortamlarda insanlar mutsuzdur. Bu sebeple bir insan iç dünyasında nefsiyle ruhu arasındaki kesintisiz mücâdele sebebiyle hep bir kavganın içindedir. Ve mutsuzdur. Yetmez, bu kişi bir günah işledikçe Allahû Tealâ ona azap edecektir ve iç dünyasında bu azabı yaşayacaktır kişi.

Öyleyse kişi iç dünyasında eğer nefsinin afetleri duruyorsa yerli yerinde, devamlı bir kavganın içinde yaşayacaktır kişi ve nefsi sık sık duruma hâkim olacak, günahlar işleyecek ve arkadan da Allahû Tealâ o kişiye azap edecektir. Kişi hem iç dünyasındaki kavga sebebiyle huzursuz hem de yaptığı yanlış davranışların karşılığında Allahû Tealâ tarafından azaplandırılma sebebiyle huzursuz, sıkıntılı. İç dünyasında nefsiyle ruhu arasında kavga bitmemiş, sulh ve sükûna ulaşamamış durumda kişi.

Öyleyse böyle bir durumda bu insan mutsuz. Peki, daimî zikre ulaşsaydı ne olacaktı? Daimî zikre ulaşsaydı, nefsinin kalbindeki bütün afetler yok olacaktı. Yerlerini ruhun hasletlerinin paralelinde olan faziletler alacaktı. Nefsin kalbi %100 faziletlerle dolacaktı ve ruh hüviyetine bürünecekti. Neden? Çünkü faziletler ruhun hasletleri gibi Allahû Tealâ’nın bütün emirlerine mutlaka itaat eden, yasak ettiği hiçbir fiili asla işlemeyen, şeytanın taleplerine asla kulak asmayan bir hüviyettedir. Nefsinizin kalbi daimî zikirle tamamen hasletlerle dolacağı için, faziletlerle dolacağı için artık iç dünyanızdaki kavga bitmiş olacak daimî zikirde. Nefsinizle ruhunuz Allah’ın bütün emirlerine ikisi birden itaat edecekler, %100 bir itaat. Allah’ın bütün yasaklarına ikisi birden karşı çıkacaklar, asla işlemeyecekler. Hem neftsen hem de ruhtan akla giden sinyaller, Allah’ın yasakları açısından negatif, Allah’ın emirleri açısından pozitif olarak ulaşacaktır. Ve akıl, nefsle ruhun ikisinin birden talepleri eşit olduğu için, o talepleri gerçekleştirecektir sadece. Ve kişi hayatının her noktasında iç dünyasında mutlu bir hayat yaşayacaktır, bu daimî zikirdeki sonuçtan sonraki hayatında.

Görüyorsunuz ki daimî zikrin sahibi olmayan bir insan huzursuz, mutsuz, sıkıntılı iç dünyasında. Çünkü kavga var iç dünyasında. Ayrıca yanlış yaptığı bütün davranışlarından sonra, kendisiyle alâkalı olan davranışlarından sonra Allah ona azap veriyor. Kişi bu sebeple de huzursuz. Hem nefsle ruh arasındaki kesintisiz kavga sebebiyle huzursuz; bu devamlı bir huzursuzluktur. Hem de Allah ile olan ilişkileri açısından, emirlere itaat etmediği ve yasaklara riayet etmediği için, başkalarına zarar vereceği için, Allahû Tealâ ona ceza tatbik edecektir, azap tatbik edecektir. Ve kişi bu sebeple iç dünyasında huzursuz olacaktır. Ne zaman daimî zikre ulaşırsa bu kişi, iç dünyasındaki kavga bitmiş olacaktır. Çünkü nefsinin bütün afetleri haslete, fazilete dönüşmüş olacaktır. Ruhu da nefsi de Allah’ın bütün emirlerini uygulayan bir standartta olacağı için iç dünyasındaki kavga bitecektir. Ve kişinin Allahû Tealâ tarafından azaplandırılması da artık söz konusu olmayacaktır. Ruhun da nefse azap vermesi söz konusu olmayacaktır. Ve kişi muhteşem bir dünya saadetinin sahibi olacaktır, iç dünyasında. Bu kişinin iç dünyasında bu noktadan itibaren sulh ve sükûn vardır. Nefsle ruh arasındaki kavga bitmiştir. O sulh ve sükûn sebebiyle kişi muhteşem bir mutluluğun sahibi olacaktır, iç dünyasında.

Gelelim kişinin dış dünyasına. Acaba neden dış dünyasında bu kişi huzursuzdur, sıkıntılıdır? Çünkü nefsinin afetleri sebebiyle başka insanlara onları incitecek davranışlarda bulunuyor. Onları üzecek davranışlarda bulunuyor. Onları rahatsız ediyor ve incitiyor. Bunun hemen arkasından Allahû Tealâ’nın o kişiye azap vermesi söz konusudur. Ruhun da nefse huzursuzluk vermesi söz konusudur. Ve kişi bu sebeple huzursuzdur. Yeter mi? Hayır yetmez. O incittiği, kendilerine zarar verdiği kişiler ondan intikam almak isteyeceklerdir. Fırsatı bulunca alacaklardır ve bu kişi bir defa daha üzülecektir. Kendi yaptığı, onları rahatsız eden fiili hiç hesaba almayacak ama onların kendisine yaptığı, intikam alma sebebiyle yaptığı fiil dolayısıyla kendisine karşı yapılmış bir haksızlık telakki edecektir bunu ve üzülecektir. 2. defa kişi huzursuz. 1.’sinde başkasına zulmettikten sonra Allahû Tealâ ona azap veriyor, ruhu nefsine azap veriyor, kişi huzursuz. Karşısındaki kişi intikam aldığı zaman gene huzursuz. O kadar mı? Hayır, o kadar değil. Bu kişinin nefsinde afetler olduğu için kendisinden intikam alan kişiden o da intikam almaya yeltenir. Eğer başarabilirse, intikamını aldıktan sonra huzur bulacağını zanneden kişi bakar ki; intikamını almıştır ama işlediği bir günahtır. Arkasından Allahû Tealâ mutlaka ona azap verecektir. Ruh da nefse huzursuzluk verecektir. Kişi bir defa daha huzursuz olacaktır, intikamını alabilirse.

Karşısındaki kişi güçlü, bu adamın intikamını alamadığını düşünelim. İntikamını alamıyorsa bu sefer de alınamamış intikam yani kin oluşacaktır o kişiye karşı. Ve kin, stresin temsilcisidir. Ve stres oluşacaktır. Stres sebebiyle kişi huzursuzluğu devam ettirecektir, huzursuz bir hayat yaşayacaktır.

Öyleyse görüyorsunuz ki Nefs-i Emmare’deki bir insan, dış dünyasında da huzursuz ve mutsuz. Hem de intikamını alsa da huzursuz, sıkıntılı, almasa da huzursuz ve sıkıntılı. Dış dünyasında da mutluluk yok kişinin.

Gelelim Allah ile olan ilişkilere. Allah ile olan ilişkilerde de durum aynı. Fakat dış dünyasındaki 2. bölümü anlatmadık kişinin. Yani daimî zikre ulaştıktan sonra da bu kişi huzursuz olmakta devam eder mi? Mutsuz olmakta devam eder mi? Hayır, etmez. Eğer kişi daimî zikre ulaşmışsa, nefsindeki bütün afetler gidip yerlerini faziletlere terk etmişlerse, kişinin nefsi de ruhu da Allah’ın bütün emirlerine riayet eden, yasak ettiği fiilleri asla işlemeyen bir hüviyette olacaktır. Ve bu insan başkalarını asla rahatsız etmeyecektir. Onları üzen haksız fiillerde bulunmayacaktır.

Bulunmazsa ne olur? Herkese güzel davranır. Her güzel davranışın arkasından Allahû Tealâ ona mutluluk verir, ruh da nefse huzur verir. Etrafındaki bütün insanlara olan davranışlarında bu kişi, etrafına huzur veren, mutluluk veren bir insandır ve böyle olduğu için Allahû Tealâ da ona huzur verir ve mutluluk verir. Böyle bir insandan hiç kimse intikam alamaz. Çünkü intikamın sebebini oluşturan fiil ortada yoktur. İntikam alınması gereken bir kötü davranışı hiç kimseye yapmaz. O zaman kendisinden hiçbir zaman intikam alınmayacağı cihetle, intikam alınan bir kişinin yaşadığı huzursuzluğu hiçbir zaman yaşamayacaktır.

Peki, kendisi intikam alıp da huzursuz olacak mıdır? Kendisine kötü davranılsa bile:

1- Bu kötülükten asla etkilenmez.
2- Hiçbir zaman o kişiden intikam almaya kalkışmaz.

Böyle bir şey mümkün değildir. Çünkü nefsinde afetler artık yoktur. Onu intikam almaya sevk edecek olan intikam afeti mevcut değildir. Kin afeti mevcut değildir. Nefret mevcut değildir. Düşmanlık mevcut değildir.

Öyleyse intikam alacak kişilerin de yaşadığı huzursuzluğu asla yaşamayacaktır. Öyleyse bu kişi, başkalarına karşı hep güzel davranışlarda bulunan, onların sevgisini kazanan, onlara en güzel şekilde mutluluk ulaştıran bir insandır bu. Ve bütün davranışlarının arkasından Allahû Tealâ ona sadece huzuru, mutluluğu yaşatacaktır. Ve kişi Nefs-i Emmare’de bulunan kişinin dış dünyasında yaşadığı anlaşmazlıkların, huzursuzlukların hiçbirini yaşamayacak, dış dünyasında da başka insanlarla olan ilişkilerindeki kavgası bitmiş olacaktır. Başkaları ona kızabilir ama o, onlarla bir savaşın içinde artık değildir. Hep mutlu ve huzurlu bir hayatı yaşayacaktır.

Ya Allah ile olan ilişkilerinde kişinin durumu nasıldır? Eğer bu kişi nefsinin afetlerine tâbî olan bir insansa, bu afetler sebebiyle kişi Allah’ın emirlerini yerine getirmeyecektir. Arkasından Allahû Tealâ ona mutlaka azap edecektir, ruhu da nefse. O zaman kişi üzüntülü olacaktır, Allah’ın emirlerine itaat etmediği için. Allah’ın yasakları açısından da durum aynıdır. Allah’ın yasaklarına riayet etmeyecektir kişi, Allah’ın yasak ettiği fiilleri işleyecektir.

Öyleyse böyle bir durum söz konusu Allah’ın emirleri ve yasaklarının çiğnendiği, karşılığında da her çiğnenişte Allah’ın azabına uğradığı bir hayatı yaşar kişi. Bu hayat mutsuz bir hayattır. Ama daimî zikre ulaştığı zaman, ruhunun hasletleriyle nefsinin faziletleri aynı davranış biçimini sergilerler. Allah’ın bütün emirlerini mutlaka yerine getirirler, yasakları asla işlemezler. Emirler cephesinde de bütün davranış biçimlerinin arkasından huzur içinde bir yaşantı devam eder. Her olayın arkasından Allahû Tealâ onlara mutluluk verir, ruhları da nefslerine huzur verir. Yasaklar cephesinden de hiçbir yasağı işlemeyecekleri cihetle Allah’ın bütün güzelliklerini yaşayanlar olacaktır.

Öyleyse bu kişi Allah ile olan ilişkilerinde de hem emirler cephesinde hem yasaklar cephesinde mutlak saadeti yaşayan biridir.

İşte sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, can dostlarım, gönül dostlarım! Zikrin insana oluşturduğu bu müstesna durumda kişi gördünüz ki; iç dünyasında da kavgasını bitirmiş, sulh ve sükûn içinde olan, Allah’ın kendisine devamlı huzur verdiği bir insandır, mutluluk verdiği bir insandır. Dış dünyasında sulh ve sükûnu sağlamış bir insandır. İç dünyasında nefsiyle ruhunun kavgasını bitirmiştir. Dış dünyasında başka insanlarla olan kavgasını bitirmiştir. Hem iç dünyasında hem de dış dünyasında sulh ve sükûnu kurmuştur, mutluluğu bütün boyutlarıyla yaşamaktadır. Allah ile olan ilişkilerinde de durum aynıdır.

İşte böyle bir insan iç dünyasında da dış dünyasında da Allah ile olan ilişkilerinde de saadeti yaşayan bir insandır.

Sevgili kardeşlerim! İşte Allahû Tealâ sizi buraya ulaştırmak ister; iç dünyanızda, dış dünyanızda ve Allah ile olan ilişkilerinizde sonsuz bir mutluluğun sahibi olmanızı istemektedir Allahû Tealâ.

“Peki ama ben daimî zikre ulaşamadım, hiç mi mutlu olamayacağım?” diye düşünüyorsanız, yanlış! Mutlu olabilirsiniz. Daimî zikrin dışında da aynı görevi yapan başka bir unsur var; başkalarına karşı olan davranışlarınız.

Başka insanlarla olan ilişkileriniz bir bileşik kaplar sisteminin esasını teşkil eder. Sizin dışınızdaki insanlara ulaştırdığınız her negatif etki, onlardan size negatif bir tepkinin geri dönmesine sebebiyet verir. Hem onlara bu negatif tepkiyi ulaştırdığınız için Allahû Tealâ size azap verecektir hem de onlardan size bir negatif tepki geri döneceği için o davranış biçimleri sebebiyle de etrafınızdaki insanların sizi üzen davranışlarıyla da huzursuz olursunuz.

Ama şimdi bunun aksini düşünelim; etrafımızdaki her insan sizin için bir mutluluk kapısıdır. O kapıları çalın. Kime bir iyilik yaparsanız, kime bir güzel davranışta bulunursanız, o iyilik yaptığınız, güzel davranışlarda bulunduğunuz, onun hoşuna giden, onu memnun edecek olan bir davranışta bulunduğunuz kişi sebebiyle, onu mutlu ettiğiniz için, memnun ettiğiniz için Allahû Tealâ size huzur verecektir. Mutluluğu yaşatacaktır.

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Bu nokta, daha onu tahakkuk ettirdiğiniz an başlar. Ve düşünce sisteminizde onu mutlu etmeyi dilediğiniz andan itibaren, Allah size mutluluğu yaşatır. Ta ki mutluluğu ona ulaştırasınız. Onun mutluluğu boyunca siz, ona mutluluğu ulaştırana kadar mutlu oldunuz. Sonra? Sonra başka bir arkadaşınıza da başka bir ona mutluluk verecek olan davranışı tahakkuk ettirin. Böylece bütün bu davranışlar boyunca siz Allah’ın ülkesinde, mutluluk üçgeninde yaşarsınız. Öyleyse daimî zikre ulaşamadım diye üzülmeyin. İşte etrafınızda bir sürü insan, her biri sizden bir nebzecik mutluluk almak için var. Ve onlara ulaştırdığınız her mutluluğun arkasından mutlaka siz mutluluğu ve huzuru yaşayacaksınız.

İşte sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler! Bu kadar kolay bir şey, cennet mutluluğu da dünya mutluluğu da. Öyleyse koşun! Allahû Tealâ’nın sizi ulaştırmak istediği mutluluğa koşun! Bu bilgi dağarcığının ışığında, Allah’ın nurunda, başka insanları mutlu etmek için yarışın birbirinizle. Başkalarına verdiğiniz her mutluluğun iki katını siz mutlaka Allah’tan alırsınız. Üstelik onu tasarlamaya başladığınız andan, tatbikata ulaştırdığınız zamana kadar, ana kadar geçecek zaman parçasında da ayrıca mutlu olursunuz. Yani hayatınızı tamamen başkalarının mutluluğuna adasanız, mutsuz olabileceğiniz bir zaman devresi hayatınıza giremez.
 
Öyleyse sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, can dostlarım, gönül dostlarım! Bir defa daha bir güzel sohbetimiz, bir mutluluk sohbetimiz inşaallah burada tamamlanıyor. Allahû Tealâ’nın hepinizi hem cennet saadetine hem dünya saadetine ulaştırmasını, sizleri zülcenahayn kılmasını Yüce Rabbimizden dileyerek sözlerimizi inşaallah burada tamamlamak istiyoruz, sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah hepinizden razı olsun.

İmam İskender Ali M İ H R