}
Dereceler (İslâmî ve Tasavvufi Kavramlar 53) 01.10.2002
Mp4 Mp3 Link

Sohbet Kodu: 104507

 

SOHBETİN ADI : DERECELER
TARİH: 01.10.2002

Eûzubillâhimineşşeytânirracîm, bismillâhirrahmânirrahîm.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, sevgili öğrenciler, Allah’a sonsuz hamd ve şükrederiz ki bir defa daha bir zikir sohbetinde, bir Allah sohbetinde bir aradayız.

“İslâm nedir, Mutluluk nedir?” isimli dizinin yeni bir bölümünde dereceler konusunu inşallah sizlere arz etmek istiyorum.

Dereceler, nedir dereceler? Allah’ın derecat dediği şey, hayatınızın her saniyesine dağılmıştır. Hayatınızın her saniyesinde ya derecat kazanıyorsunuz ya da kaybediyorsunuz. Cennete veya cehenneme gitmeniz, bu derecatınıza yüzde yüz bağımlı. Ya kazandığınız dereceler kaybettiğiniz derecelerden fazladır; o zaman mutlaka Allah’ın cennetine girersiniz ya da kaybettiğiniz dereceler kazandığınız derecelerden fazladır; o zaman da mutlaka cehenneme girersiniz.

Öyleyse Allah ile olan ilişkilerinizde bilin ki; kıyâmetten sonra bütün insanların gideceği bir yer var. Orası kişilere göre cennet, kişilere göre cehennem. Bütün insanlar cennetle cehennem arasında dağılacaklar. Ne cennette ne cehennemde Allahû Tealâ boş bir yer bırakmayacağını söylüyor.

32/SECDE 13: Ve lev şi’nâ le âteynâ kulle nefsin hudâhâ ve lâkin hakkal kavlu minnî le emleenne cehenneme minel cinneti ven nâsi ecmaîn(ecmaîne).

Ve eğer dileseydik, bütün nefslere kendi hidayetlerini elbette verirdik (herkesi hidayete erdirirdik). Fakat Benim: "Mutlaka cehennemi, tamamen cinlerden ve insanlardan dolduracağım." sözü(m) hak oldu.


“Biz, cehennemi insanlarla ve cinlerle tamamen dolduracağız.” diyor.

Cennet için de aynı şey söz konusu. Öyleyse sevgili öğrenciler, izleyenler, can dostlarım, gönül dostlarım, biliniz ki; hayatınız boyunca derecat kazanırsınız veya kaybedersiniz. Hiçbir an yoktur ki; bir derecat kazanmamış veya kaybetmemiş olabilirsiniz. Böyle bir şey mümkün değildir. Mutlaka ya derecat kazanacaksınız her saniye ya da kaybedeceksiniz; yani bir insan şöyle düşünürse yanlış düşünmüş olur: “Tamam, ben şu an da ibadet etmiyorum. Herhangi bir ibadeti yapmadığıma göre derecat da kazanmıyorum. Ama kimseye de bir kötülüğüm dokunmuyor. Öyleyse derecat kaybetmiyorum.” diye düşünüyorsa yanlış. Allahû Tealâ üzerinize daimî zikri farz kılmış. Buyuruyor ki Nisâ-103’de:

4/NİSÂ 103: Fe izâ kadaytumus salâte fezkurûllâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbikum, fe izatma’nentum fe ekîmus salât(salâte), innes salâte kânet alâl mu’minîne kitâben mevkûtâ(mevkûten).

Böylece namazı bitirdiğiniz zaman, artık ayaktayken, otururken ve yan üstü iken (yatarken), (devamlı) Allah'ı zikredin! Daha sonra güvenliğe kavuştuğunuz zaman, namazı erkânıyla kılın. Muhakkak ki namaz, mü'minlerin üzerine, "vakitleri belirlenmiş bir farz" olmuştur.


“Ayaktayken de otururken de yan üstü yatarken de hep Allah’ı zikredin: fezkurûllâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbikum.”

Öyleyse bir insan üç hâlde bulunabilir; ayaktadır, oturuyordur, yatıyordur. Ama bu hâllerin hepsinde zikretmek mecburiyetindesiniz. Öyleyse bir dördüncü hâl bulunmadığına göre, kimse bir dördüncü hâlde bulunamayacağına göre, üç hâlin üçünde de Allah’ı zikretmek mecburiyetindesiniz. Öyleyse bu farz olduğuna göre hayatınızın zikirsiz geçen bütün devrelerinde derecat, bütün anlarında derecat kaybedersiniz.

Öyleyse derecat kazanmak veya kaybetmek! Sevgili kardeşlerim, unutmayın ki kiramen kâtibin melekleri hayatınızı filme alırlar. Hayatınızın filminde iki filmi iç içe seyredeceksiniz. Bu iki filmden bir tanesi aksiyonlarınızın (ef’âlinizin); yani fiillerinizin filmi. Neler yaptıysanız fizik dünyada, hepsini teker teker göreceksiniz. Doğumunuzdan ölümünüze kadar, bütün hayatınız orada hayat filminizde oynayacak. Hepsi birer ispat vasıtası neler yaptığınız; onu göreceksiniz. Ama sadece neler yaptığınızı değil, niçin yaptığınızı da göreceksiniz. Yani? Yani kiramen kâtibîn melekleri düşüncelerinizi de filme alırlar. Öyleyse hangi olayı hangi seviyede bir taammütle oluşturdunuz, bu derhâl belli olur. Hangi olayı hangi seviyede bir taammütle tasarlayarak; bilerek, isteyerek vücuda getirdiniz derhâl belli olur.

Öyleyse kazandığınız dereceler eğer, yaptığınız başkalarına zarar veren fiilleri ifade ediyorsa bundan nakıs (eksi) derece alırsınız. Eğer derecat kazandıysanız; Allah’ın emirlerini yerine getirerek bir zaman parçasını geçirmişseniz, o zaman bundan artı derecat alırsınız; yani zait derecat alırsınız. Eksi dereceler negatif değerler taşır, artı dereceler pozitif değerler taşır. Öyleyse hayatınızın her saniyesinde ya Allah’ın bir emrine itaat ediyorsunuz ya da yasak ettiği bir fiili işlemiyorsunuz. Gene hayatınızın her saniyesinde ya Allah’ın emrettiği bir fiili yapmıyorsunuz, yasak ettiği fiili işliyorsunuz. Birincisinde derecat kazanırsınız. İkincisinde derecat kaybedersiniz.

Allah neyi emretmişse yapmışsanız, derecat kazanırsınız. Yasak ettiği fiili işlememişseniz, derecat kazanırsınız. Yani pozitif dereceler, artı dereceler kazanırsınız. Allah’ın emrettiğini yapmadığınız zaman kaybedersiniz. Allah’ın yasak ettiği fiilleri işlediğiniz zaman gene kaybedersiniz. Öyleyse derecatı kazanmanız ve kaybetmeniz her ikisi de her an geçerlidir. Kıyâmet günü elinize verilecek olan bir mizan, o kaydedilen derecelerin doğruluk derecesini ve yanlışlık derecesini size kesin olarak söyleyecektir. Bu mizan öyle bir sistemi ihata eder ki; olabilecek olan, mümkün olan bütün fiilleri dereceler itibariyle ihtiva eder, kapsar ve bu fiillerin uygulanmasındaki taammüt derecesine göre de ayrı rakamlar dizayn eder.

Kişi bilerek, isteyerek birisini öldürmüşse bunun kaybettirdiği derecat farklıdır. Haksız yere öldürmüşse kaybettiği dereceler farklıdır. Bilmeyerek, o kişiyi öldürmek istemediği hâlde bir kazaya sebebiyet vermiş de kişi ölmüşse dereceler farklıdır.

Sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, hayat filminiz size kıyâmet günü, doğumunuzdan ölümünüze kadar geçen bütün evreyi gösterecektir. Bütün zaman parçalarında kaybettiğiniz ve kazandığınız bütün dereceleri gösterecektir. Allahû Tealâ Mutaffifin Suresinin 7 ve 18. âyetlerinde iki grubun rakamlı kitaplarından bahsediyor.

83/MUTAFFİFÎN 7 : Kellâ inne kitâbel fuccâri le fî siccîn(siccînin).

Hayır, muhakkak ki, füccarın (şeytanın fücuruna tâbî olan kâfirlerin) kitapları (kayıtları, hayat filmleri) elbette siccîndedir (zemin kattan 7 kat aşağıda olan zülmanî kader hücrelerindedir).


“Füccarın rakamlı kitapları siccîndedir.” diyor Allahû Tealâ. Füccarın rakamlı kitapları siccîndedir.

Ve Allahû Tealâ bir de ebrarın rakamlı kitaplarından bahsediyor: “Onlarınki de illiyyindedir.” diyor.

83/MUTAFFİFÎN 18: Kellâ inne kitâbel ebrâri le fî illiyyîn(illiyyîne).

Hayır, muhakkak ki ebrar olanların (Allah’a ulaşmayı dileyenlerin, hidayette olanların) kitapları (kayıtları, hayat filmleri) elbette illiyyin’dedir (zemin kattan 7 kat yukarıda olan birinci âlemdeki kader hücrelerindedir).


İlliyyin; göklerin 7. katındaki kader hücrelerinin bulunduğu birinci âlemdir. Fetih kapısından uçarak girersiniz. Altın kapıdan ve tavandan yukarıya yükselirsiniz. Tavan sizin geçmenize engel değildir. Ulaştığınız yerde sol tarafınız geçmişinizdir, sağ tarafınız geleceğinizdir. Ve sadece o anda oraya ulaşabilirsiniz. Zamanın hangi anındaysanız, o anda oradasınız. Ve geleceğinize, sağa döndüğünüz zaman önünüzde altıgen, sonsuza kadar uzanan hücreler dizisini göreceksiniz. Bunlar göz alabildiğine uzanan hücrelerdir. Her biri 24 saatlik bir zaman parçasını ifade eder bu âleme göre.

Öyleyse Allahû Tealâ: “Kitap.” diyor. Allahû Tealâ bir başka âyette, İsrâ Suresinin 13. âyet-i kerimesinde buyuruyor ki:

17/İSRÂ 13: Ve kulle insânin elzemnâhu tâirahu fî unukıhî, ve nuhricu lehu yevmel kıyâmeti kitâben yelkâhu menşûrâ(menşûren).

Bütün insanların kuşunu (kazandıkları ve kaybettikleri dereceleri) boynunda bağladık (boynuna astık). Ve kıyâmet günü ona, neşredilmiş kitabı (üç boyutlu olarak boşlukta oynayan hayat filmini) çıkarırız.


“Herkesin kuşunu boynuna astık.” diyor Allahû Tealâ.

Yani bu nasıl bir kuş, sağa sola dilediği istikamete uçabilirse bunun gibi Allahû Tealâ da o hayat filminizi boynunuza asıyor. Burada rakamlar ya sol rakamlardır; kaybedilmiş dereceleri ya da sağ rakamlardır; kazanılmış dereceleri ihata eder.

“Kıyâmet günü,” diyor Allahû Tealâ, “Onun için bir kitap çıkaracağız ki neşredilmiş olarak.”

ve nuhricu lehu: Onun için ihraç edeceğiz (çıkaracağız).
yevmel kıyâmeti: Kıyâmet günü.
kitâben yelkâhu menşûrâ: Neşredilmiş olarak ona ulaşacak.

Hayat filmimizin kendisinden ve kaybedilmiş ve kazanılmış derecelerinden bahsediyor Allahû Tealâ. Nasıl Allahû Tealâ Mutaffifin Suresinde: “kitâben merkûm: Rakamlı kitap,” ifadesini kullanıyorsa gene bir kitap; rakamları olan ama neşredilmiş, herkese ulaştırılmış. Sonra diyor ki Allahû Tealâ 14. âyet-i kerimede:

17/İSRÂ 14: Ikra’ kitâbeke, kefâ bi nefsikel yevme aleyke hasîbâ(hasîben).

Kitabını oku (hayat filmini izle)! Bugün hasib (hesap görücü) olarak (hayat filmindeki) nefsin(in cennete veya cehenneme gideceğini gösteren negatif ve pozitif derecelerinin neticeleri) sana kâfi oldu.


ıkra’ kitâbeke: Kitabını oku.
kefâ bi nefsikel yevme aleyke hasîbâ: Bu kitap; senin nefsin için kıyâmet günü hesap görücü olarak sana karşı nefsin yeter (nefsinin yaptığı davranış biçimleri).

Doğumunuzdan ölümünüze kadar orada hepsini göreceksiniz sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler. Öyleyse bütün insanlar için muhteva ona göre dizayn edilmelidir ve öyle yapılır. Kim hangi davranışın sahibi ise o, onun rakamlı kitabına yani artı ve eksi derecelerden oluşan; rakamlardan oluşan kitabına mutlaka girer. Hayatınızın her saniyesi, ya derecat kaybedersiniz ya da derecat kazanırsınız.

Allahû Tealâ’nın burada, “neşredilmiş (çıkarılmış),” demekten bir muradı vardır. Ne demek istiyor Allahû Tealâ? Kıyâmet günü mahşer meydanında toplanıp, ikinci defa öldükten ve ikinci defa dirildikten sonra İndi İlâhi’ye ulaşırsınız. Orada elektronik sistemler herkesi, kendi hesap filminin, kendi hayat filminin rakamlı kitabının üç boyutlu olarak gösterileceği sisteme ulaştırır. Herkes kendisine ait olan bir hayat filmini seyredecektir.

Allahû Tealâ buyuruyor ki: “O gün (kıyâmet günü), kimsenin kimseden bir gizlisi kalmayacaktır.” Neden? Çünkü hangi kapalı kapıların arkasında insanlar ne yaparlarsa yapsınlar, hayat filmi mutlaka onu ihtiva eder.

Sevgili kardeşlerim, etrafınızda daima kiramen kâtibîn melekleri var ve onlar, hayat filminizin her saniyesini filme alırlar. Kaybettiğiniz dereceler de kazandığınız dereceler de orada açık bir şekilde bellidir. Öyleyse kıyâmet gününün özelliği nedir bu rakamlı kitap konusunda? Oraya ulaştığınız zaman size hayat filminiz gösterilir, doğumunuzdan ölümünüze kadar. Orada herkesin hayat filmi İndi İlâhi’dedir; Allahû Tealâ’nın huzurundadır. Ama zaman geriye doğru hareket haline geçtiğinde zamanın başlangıç noktasına kadar geri dönecektir. Kalan İndi İlâhi’dir, cennettir ve cehennemdir.

İşte sevgili öğrenciler ve değerli dinleyenler, böyle bir standartta bütün insanların cehenneme gideceği veya cennete gideceği kıyâmet günü bellidir. Ve geçmişe doğru zaman geriye döndürüldüğünde hayat filmleriniz oradan (İndi İlâhi’den) alınır ve ikiye ayrılır. Cehenneme gideceklerin hayat filmi zemin kattan 7 kat aşağıda, siccîndedir. Cennete girecek olanların hayat filmi de zeminden 7 kat yukarıda illiyyindedir. Yani gökler âleminin 7. katının 1. âlemindedir. Kader hücreleri adı verilen bölümü ihata eder. Onun için ayrıdır; cennete gidecek olan ebrarın kader hücreleri ile cehenneme gidecek olan füccarın kader hücreleri birbirinden ayrıdır.

Başlangıçta kıyâmet günü bir tane rakamlı kitabımız var, bir tane yani hayat filmimiz var. Negatif dereceler de (kaybettiğimiz dereceler de) içinde, kazandığımız dereceler de içinde. Herkesin rakamlı kitapları yani hayat filmleri, üç boyutlu hologramlı hayat filmleri orada hepsi bir arada. Ama zaman geriye doğru dönüp de zaman, başa gelinceye kadar neticeler bellidir. Allahû Tealâ hayat filmlerini oradan alıyor; İndi İlâhi’den ve Allah’ın dostlarının, ebrarın; başka bir ifadeyle Allah’a ulaşmayı dileyenlerin hayat filmlerini zemin kattan yedi kat yukarıda illiyyine gönderiyor. Diğerlerininkini ise, cehenneme gideceklerinkini ise zemin kattan 7 kat aşağıda siccîne gönderir.

Böyle bir dizayn kesin bir ayırımdır. Allahû Tealâ rakamlı kitapların sonuçlarına göre, hayat filmlerimizin sonuçlarına göre sonuca götürüyor bizi. Neden acaba Allahû Tealâ, “rakamlı kitap” diyor filme? Bazen, “kitap” diyor. Bazen, “kuş” diyor Allahû Tealâ. Aslında kitap dediği bu oynayan, hareketli hâlde olan hayat filmimiz. Şu anda beni görüyorsunuz sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, sizlere bir şeyler anlatıyorum. İşte benim hayat filmimde bu sahne olduğu gibi aynen görünecek ama şimdiki gibi iki boyutlu değil ve bir ekranın içinden ben kendimi seyretmeyeceğim; boşlukta 3 boyutlu olarak seyredebileceğim.

Öyleyse neden Allahû Tealâ neşredilmiş diyor? Neşretmek; çıkarmak, ortaya koymak, ulaştırmak anlamına geliyor. Hayat filmlerimiz orada, kıyâmet gününde 3 boyutlu olarak boşlukta oynayacak ve bize hayatımızın her şeyini gösterecek.

Allahû Tealâ diyor ki:

62/CUMA 8: Kul innel mevtellezî tefirrûne minhu fe innehu mulâkîkum summe tureddûne ilâ âlimil gaybi veş şehâdeti fe yunebbiukum bi mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).

De ki: “Muhakkak ki o, sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, işte o mutlaka size mülâki olacak (siz ölümle karşılaşacaksınız). Sonra görünmeyeni ve görüneni bilen (Allah’a) döndürüleceksiniz. O zaman (Allah), yapmış olduklarınızı size haber verecek.”


“Öldükten sonra O’na (Allah’a) döndürüleceksiniz. Ve size bütün yaptıklarınız gösterilecek.” diyor.

Kıyâmet günkü olaydan bahseden Allahû Tealâ, kıyâmet günü herkesin hayat filmini göreceğini ifade buyuruyor. Ama Allah’ın ilginç bir ifadesi vardır, diyor ki:

36/YÂSÎN 65: El yevme nahtimu alâ efvâhihim ve tukellimunâ eydîhim ve teşhedu erculuhum bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).

Bugün onların ağızlarını mühürleriz. Kazanmış olduklarını (yaptıklarını) Bize, onların elleri anlatır, ayakları şahitlik eder.


“O gün ağızlarınızı mühürleriz, ağızlarınız konuşmaz.” Yani herhangi bir mahkemedeki gibi Allahû Tealâ bize: “Ey kulum! Neler yaptın? Anlat bakalım, nerelerde suçlusun, nerelerde değilsin.” diye sual etmeyecek. Birçok insan Mahkeme-i Kübra’yı, böyle bir mahkeme olarak düşünürler; Allah’ın başkanlığında bir mahkeme. Hayır sevgili kardeşlerim, bu mahkemede ne hâkim var ne savcı ne avukat var; sadece siz varsınız ve bir de hayat filminiz var.

Bu hayat filminize dikkatle bakın ki hayat filminiz, doğumunuzdan ölümünüze kadar bütün olayları ifade eder, muhtevasına alır; hem de her saniye verilmiş rakamlarıyla birlikte. Onun için rakamlı film yerine, “rakamlı kitap” kelimesini kullanıyor. Allahû Tealâ, böyle bir kitabın muhtevasında sizin bütün davranışlarınızın mevcut olduğunu söylüyor.

O gün ağzınızı mühürlediği zaman Allahû Tealâ, o zaman ne olacak diyor Allahû Tealâ? “O zaman uzuvlarınız yaptıklarınızı söyler. Ve her şeyinizi görürsünüz o zaman.” diyor.

Uzuvlarınız yaptıklarını nasıl söyler? Hayat filminizde her yapılan şey açık bir şekilde, elleriniz, ayaklarınız, ağzınız ne yapmıştır, her şey açık bir şekilde görülür. Hepsi davranışlarınızla yaptıklarını anlatmış olurlar birer şahit olarak. Elleriniz, ayaklarınız şahitlerdir.

Öyleyse kıyâmet günü kimse kendini müdafaa etmeyecek. Etmesine Allahû Tealâ’nın müsaadesi yoktur. Çünkü adaletsizlik yapılması mümkün olmayan bir zeminde hayatınızın her saniyesi, düşüncelerinizle beraber filme alınmıştır.

Sevgili kardeşlerim, hayatınızın her saniyesinde derecat kazanırsınız veya kaybedersiniz. Ama dikkat edin ki; kazandığınız ve kaybettiğiniz derecelerin hayat filmine intikali farklı hüviyettedir. Eğer bir insan bir yanlış yapmışsa, Allah’ın bir emrini yerine getirmemişse, yasak ettiği bir fiili işlemişse derecat kaybeder. Mizanda her olayın bir derecatı mutlaka vardır. O derecatı aynen kaybedersiniz yani misliyledir. Üç derecelik bir günah işleyen bir kişinin amel defterine 3 derece yazılır.

Allahû Tealâ diyor ki: “Onların günahları misliyle kaydedilir.”

6/EN'ÂM 160: Men câe bil haseneti fe lehu aşru emsâlihâ, ve men câe bis seyyieti fe lâ yuczâ illâ mislehâ ve hum lâ yuzlemûn(yuzlemûne).

Kim (Allah’ın huzuruna) bir hasene ile gelirse, artık onun on misli, onundur. Ve kim bir seyyie ile gelirse, o zaman onun mislinden başkası ile cezalandırılmaz. Ve onlar zulmolunmazlar.


Öyleyse üç derecelik bir günah işleyen kişi, üç dereceyle hayat filminde yer alır. Bir derecelik günah işleyen kişinin de hayat filminde sadece bir negatif derece görülür, bir nakıs derece görülür. Peki ya kazandığımız dereceler? Kazandığımız dereceler, biz insanların ne kadar Allah’ın indinde değerli ve torpilli olduğumuzu gösteriyor. Çünkü eğer pozitif olarak bir derecat kazanırsanız; yani Allah’ın bir emrini yerine getirmişseniz veya yasak ettiği bir fiili, şeytanın o fiili işlemeniz için fırsat çıkarmasına rağmen işlememişseniz, işte o zaman derecat kazanırsınız. Bu kazandığınız derecatın gerçek rakamının bir derece olduğunu düşünelim. Hayat filminize bir derece olarak kaydedilmez, on derece olarak kaydedilir. Allahû Tealâ diyor ki: “Bütün kazandığınız dereceler, size on kat olarak verilir. Amel defterinize, hayat filminize rakamlı kitabınıza on derecat olarak yazılır.”

Hepsi bu kadar mı? Kaybedilen derecelere karşı bire bir ve kazanılan derecelere karşı bire on Allah’ın kanunu. Hayır, hepsi bu kadar değil; dereceler açısından davranış biçimlerinizin ulaşacağı kesimlerde ayrı hüviyetlerde tatbikata muhatap olursunuz. Yani bir dereceye on derecat kazanırken, hayat filminize on katı yazılırken; Allah’a doğru yola çıkarsanız, mürşidinize ulaştığınız andan itibaren bu on kat, yüz kat olacaktır. Sonra mı ne olacaktır? İki yüz kat, üç yüz kat, dört yüz kat, beş yüz kat, altı yüz kat, yedi yüz kat olacaktır.

Şimdi bakalım olaylara; bütün insanlar olayları yaşarlar. Kaybettikleri bir, kazandıkları on. Olayları yaşar ve değerlendirirler; kaybettikleri bir, kazandıkları on. Bu olay nereye kadar devam eder? Allah’a ulaşmayı dilerler; durum aynıdır. Allah onlarda Rahîm esmasını tecelli eder; durum aynıdır. Nereye kadar durum aynı devam eder? Allah onların baş gözlerindeki hicab-ı mestureyi, kulaklarındaki vakrayı alır, kalplerindeki ekinneti alır, yerine ihbat koyar, kalplerinin nur kapısını Allah’a çevirir, o kişilerin göğüslerinden kalplerine nur yolu açar, onları huşûya ulaştırır ve onlara mürşidlerini gösterir. Buraya kadar hep bire on gider.

Ne zaman ki bu kişi on dördüncü basamakta Allah’ın kendisine gösterdiği mürşide, Allah’tan aldığı bu on tane ihsandan sonra ulaşacaktır; o zaman o kişi, kalbinin açıldığı, kalbindeki küfrün alındığı, kalbinin içine îmân yazıldığı bir noktaya gelir. Başının üzerine devrin imamının ruhu gelir. Sonra ne olur? Derecat açısından çok önemli bir olay vücuda gelir. O kişinin bu noktaya kadar kaybettiği ne kadar derecat varsa yani nakıs derecat, yani eksi derecat, yani negatif derecat, bu derecat ne kadarsa onların hepsi pozitif derecata çevrilir; zait derecata; artı derecata çevrilir. Allahû Tealâ şöyle buyuruyor Furkân-69’da:

25/FURKÂN 69: Yudâaf lehul azâbu yevmel kıyâmeti ve yahlud fîhî muhânâ(muhânen).

Kıyâmet günü onun azabı kat kat artar. Ve orada alçaltılmış olarak ebediyyen kalır.


“Onların gidecekleri yer cehennemdir. Ve yaşadıkları sürece cezaları arttırılır.” diyor. Yani: “Yaşadıkları sürece hep yanlışlıklar yapacaklardır. Daha çok deracat kaybedeceklerdir. Bunun neticesinde de arttırılacaktır.” diyor Allahû Tealâ, “Azapları arttırılacaktır.”

Peki 70’de ne diyor, Furkân-70’de diyor ki:

25/FURKÂN 70: İllâ men tâbe ve âmene ve amile amelen sâlihan fe ulâike yubeddilullâhu seyyiâtihim hasenât(hasenâtin), ve kânallâhu gafûran rahîmâ(rahîmen).

Ancak kim (mürşidi önünde) tövbe eder (böylece kalbine îmân yazılıp, îmânı artan) mü’min olur ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa, o taktirde işte onların, Allah seyyiatlerini (günahlarını) hasenata (sevaba) çevirir. Ve Allah, Gafur’dur (günahları sevaba çevirendir), Rahîm’dir (rahmet nuru gönderendir).


“Ama kim tövbe eder de (Allah’a ulaşmayı diler de) 10 tane ihsanla mürşidine ulaşır, mürşidinin önünde tövbe ederse…”Ve tövbenin bu tövbe olduğu kesin. Çünkü: “Mü'min olursa.” diyor Allahû Tealâ. Çünkü: “Amilüssalihat yaparsa.” diyor.

Sadece bu takdirde bir insan yani on tane ihsanla mürşidine ulaştığı takdirde o kişinin, Allahû Tealâ mü'min olmasını temin eder. Kalbinin mührünü açar. Küfür kelimesini alır kalbinden, kalbinin içine îmân kelimesini yazar.

İşte sevgili kardeşlerim, kalbine kişinin îmân yazılıyor, Furkân-70, onu ifade ediyor: “Mü'min olursa.” diyor. Âmenû olmanın mü'min kademesi. “Ve amilüssalihat yaparsa (nefs tezkiyesine başlarsa) yani nefsinin kalbinde Allah’ın faziletleri birikmeye başlarsa.” Bu, nefs tezkiyesidir.

Allah’ın katından gelen rahmetle fazl; rahmetle salâvât nurları göğse gelir; kalbe ulaşır. Mührü aşağıya bastırır ve kalbin içine Allah’ın nurları girmeye başlar. Mühür, zülmanî kapıyı kilitlemiştir. Allah’ın katından gelen, kalbin içine giren nurlardan faziletler, îmân kelimesinin çekim gücüyle karşıt manyetik alanlara sahiptir. Bu sebeple ikisi birbirini şiddetle çekerler. Bu çekim sistemi içerisinde bir olay cereyan eder; îmân kelimesinin etrafında fazıllar birikmeye başlarlar. İşte bunun adı nefs tezkiyesidir. Yani nefsi ıslah edici ameller işlemektir, bunun mânâsı.

İşte sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, can dostlarım, gönül dostlarım, bu dizayn içersinde nefs tezkiyesine başlarsınız, amilüssalihat yaparsınız. O noktada dereceleriniz ne olur? Diyor ki Allahû Tealâ: “Biz, onların seyyiatini hasenata çeviririz.”

* Şerr; derecat kaybettiren amel. Hayır; derecat kazandıran amel.
* Seyyiat, derecat kaybettirici işlev, seyyiat; derecat kaybettiğiniz olaylar.Hasenat; derecat kazandığınız olaylar.
* Günah; derecat kaybettiğiniz olaylar. Sevap; derecat kazandığınız olaylar.

Allahû Tealâ: “Onların seyyiatini (yanlış amelleri sebebiyle kaybettikleri derecatı), hasenata çeviririz.” diyor. “Pozitif derecelere çeviririz.” diyor. Öyleyse derecatımız bu noktada, bütün kaybettiklerimiz pozitife dönüyor. O güne kadar sevap olarak ne yapmışız, yaptığımız bütün ameller aynen duruyor, kazandığımız dereceler aynen duruyor. Hasenatımız aynen duruyor. Ama kaybettiğimiz dereceler (seyyiatiniz), seyyiatinizin hepsini Allah sevaba çeviriyor. Öyleyse imajiner planda, Allah’ın imajiner olarak kuvve platformunda; yani fiilden evvelki devrede kaybettiğimiz dereceleri aşmak için bize kazandırdığı dereceler hesaba katılmaz. Onların hepsi, kaybettiğimiz dereceler sevaba çevrilir.

Burada bir muhtevayı açıklamak durumundayız. Kaybedilen ve kazanılan dereceler istikametinde, Allah’a ulaşmayı dileyen bir kişi ile dilemeyen bir kişi arasında büyük bir farklılık var. Allah’a ulaşmayı dilemeyen bütün insanların kaybettikleri dereceler, mutlaka kazandıkları derecelerden fazladır. Neden? Bu insanlar, derecat kazanmak için aslî unsuru gerçekleştirmiyorlar. Hataları da devamlı işliyorlar. Ve mutlaka kaybettikleri dereceler kazandıkları derecelerden fazla. Nereden biliyoruz? Yûnus Suresinin 7 ve 8. âyetlerinden. Diyor ki Allahû Tealâ:

10/YÛNUS 7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatmeennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).

Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.

10/YÛNUS 8: Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).

İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).


“Onlar Bize mülaki olmayı (ruhlarını ölmeden evvel Bize ulaştırmayı) dilemezler. Onlar dünya hayatından razıdırlar. Dünya hayatı ile mutmain olurlar (doyuma ulaşırlar). Onlar, Bizim âyetlerimizden gâfildirler.” buyuruyor Allahû Tealâ.

“Onlar, Bizim âyetlerimizi bilmezler; gaflet içindedirler. Kendilerini neyin kurtaracağının farkında değillerdir (şuurunda değillerdir). Onlar gâfillerdir.” diyor. “Âyetlerimizi bilmezler,” hükmünü ondan sonra koyuyor: “Onlar, kazandıkları dereceler itibariyle onların gidecekleri yer cehennemdir (ateştir).” diyor.

Öyleyse cehenneme gidenler kimlerdir? Kaybettikleri dereceleri, kazandıkları derecelerinden fazla olanlar.

Mu’minûn-103:

23/MU'MİNÛN 103: Ve men haffet mevâzînuhu fe ulâikellezîne hasirû enfusehum fî cehenneme hâlidûn(hâlidûne).

Ve kimin mizanı (sevap tartıları) hafif gelirse, işte onlar, nefslerini hüsrana düşürenlerdir. Onlar, cehennemde ebediyyen kalacak olanlardır.


“Kıyâmet günü mizanlar kurulur. Kimin dereceleri; sevap dereceleri az ise onlar hüsranda olanlardır. Onların gidecekleri yer cehennemdir. Orada ebediyyen kalacaklardır.” diyor.

Kimmiş bu insanlar, hüsranda olanlar? Sevap dereceleri az olanlar, yani sevapları günahlarından az olanlar. Onların gidecekleri yer cehennem. Kaybettikleri dereceler fazla, kazandıkları dereceler az. Ve Allahû Tealâ, Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin hepsinin kazandıkları dereceler itibariyle gidecekleri yerin cehennem olduğunu söylüyor. Öyleyse bu insanlar cehenneme gidecekler ve kaybettikleri dereceler, kazandıkları derecelerden mutlaka fazla olacak. Dereceler itibariyle girecekleri yer cehennem. Ama Allahû Tealâ, Vel Asr Suresinin 1. ve 2. âyetlerinde aynı şeyi söylemiyor.

103/ASR 1: Vel asri.

Asra yemin olsun.

103/ASR 2: İnnel insâne le fî husr(husrin).

Muhakkak ki insan, gerçekten hüsrandadır.


vel asr: Asra yemin olsun.
innel insâne le fî husr: Muhakkak ki insanlar hüsrandadırlar.

103/ASR 3: İllâllezîne âmenû ve amilûs sâlihâti ve tevâsav bil hakkı ve tevâsav bis sabrı.

Ama âmenû olanlar (ilk 7 basamağı aşanlar), nefs tezkiyesi yapanlar (ikinci 7 basamağı aşanlar), Allah’a ruhu ulaşıp Hakk’ı tavsiye edenler (üçüncü 7 basamağı aşanlar) ve sabrı tavsiye edenler (dördüncü 7 basamağı aşanlar) hariç.


“Ama âmenû olanlar hariç.” diyor Allahû Tealâ. “Âmenû olanlar hariç; âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı dileyenler), hüsranda değildirler.” diyor Allahû Tealâ. Yani: “Kaybettikleri dereceler, kazandıkları derecelerden fazla olan insanlar değildir, tam aksine kazandıkları dereceler, kaybettikleri derecelerden fazla olanlardır.”

Âmenû olmanın başlangıç noktasına bakıyoruz, Allah’a ulaşmayı dilediğimiz noktadan başlıyor. Birinci âmenû oluş, Allah’a ulaşmayı dilediğimiz nokta. Bu noktada Allah’a ulaşmayı diler dilemez, kazandığımız derecelerin kaybettiğimiz dereceleri aşması lâzımdır. Allahû Tealâ ne yapıyor? Rahîm esmasıyla tecelliye başlıyor. Bu bize derecat kazandırıyor. Gözlerimizdeki hicab-ı mestureyi alıyor, derecat kazanıyoruz. Kulaklarımızdaki vakrayı alıyor, derecat veriyor bize. Kalbimizdeki ekinneti alıyor; derecat veriyor. İhbat koyuyor kalbimize, derecat veriyor. Kalbimize ulaşıyor, derecat veriyor. Kalbimizin nur kapısını Allah’a çeviriyor, derecat veriyor. Göğsümüzden kalbimize nur yolunu açıyor, yine derecat veriyor. Birkaç dakikanın içinde bütün bu işlemleri yapan Allahû Tealâ, her birinden verdiği derecelerle mutlaka bizim kazandığımız dereceleri, kaybettiğimiz derecelerin ötesine geçiriyor.

Ondan sonra ne yapıyor Allahû Tealâ? Ondan sonra bizi mürşidimize ulaştırıyor. Mürşid sevgisi veriyor, ibadet sevgisi veriyor, tâbî oluyoruz. Peki, tâbî olduğumuz zaman nefs tezkiyesine başlayan bizim için Allah’ın yapacağı işlem nedir? Bütün günahlarımızın toptan sevaba çevrilmesi. Şimdi iki alternatifi karşılaştırmamız lâzım. Burada Allahû Tealâ, bizi günahlarımızı -karşılık dereceler vererek- pozitif dereceler vererek örtmüş Allahû Tealâ. Bu, günahlarımızın birinci örtülmesidir. Yani günahlarımız ve sevaplarımızın dengeye gelmesidir. Ve onu da aşırmış Allahû Tealâ. Örttükten sonra fazladan bir kazancımız olmuş. Bu durumda mürşidimize ulaşıyoruz, tâbî oluyoruz. Tâbî olduğumuz zaman günahlarımız yok ki sevaba çevrilsin. Günahlarımızın hepsini Allahû Tealâ örtmüş. O zaman burada bu durumda olan kişinin günahlarının sevaba çevrilmesi mümkün olmuyor. Ama bir insan Allah’a ulaşmayı diledikten sonra büyük günahlar işlerse –işleyebilir- onun günahlarının sevaba çevrilmesi söz konusu. Burada Allah’a ulaşmayı diledikten sonra işlenen günahlar var sadece. Kişi Allah’a ulaşmayı diler, ama nefsinin kalbindeki bütün afetler aynen duruyor. Eskiden hayatı neyse, o hayatındaki işlediği günahları işlemeye kişi devam edecektir. Ama Allah’a ulaşmayı dilediği anda, Allah onun birkaç dakika içinde bütün günahlarını örtecek, öteye geçirecek kadar ona derecat vermiştir.

İşte Allah’a ulaşmayı dilediğiniz noktadan mürşidinize ulaştığınız noktaya kadar geçen sürede ne kadar günah işlemişseniz, onların da sevaba çevrilmesi söz konusu. Öyleyse iki tane alternatif yok, sadece bir alternatif var. Allah’a ulaşmayı dilediğiniz andan itibaren mürşidinize tâbî olduğunuz ana kadar işlediğiniz günahlarınız olacaktır muhakkak; onların sevaba çevrilmesi söz konusu. Zaten sevaplarınız günahlarınızı aşmıştı. Bu yeni günahlarınızın da sevaba çevrilmesiyle iki kat size verilmesi söz konusu.

Demek ki amel defterinizdeki kazandığınız dereceleri, Allah’a ulaşmayı dilediğiniz andan irşad makamına ulaşıp, tâbî olduğunuz devreye kadar geçen zamanda Allahû Tealâ iki kat olarak size verecek. Günahlarınızı affedecek, bir. Sevaba çevirecek, iki. Sonra ne olacak? Sonra nefs tezkiyesine başlayacaksınız ve nefsinizin kalbinde %7 nur birikimi olacak. Mürşidinize ulaştığınız andan itibaren, işlediğiniz bütün işlevlerde, Allahû Tealâ size artık bire on vermiyor; bire yüz vermeye başlıyor Allahû Tealâ. Ve ruhunuz birinci gök katına ulaşana kadar nefsinizin kalbinde %2 rahmet birikmişti. %7 fazilet birikene kadar bire yüz almakta devam edeceksiniz Allahû Tealâ’dan. Nefs-i Emmare’desiniz. Sonra ikinci bir %7 nur birikimi, Nefs-i Levvame’desiniz; ruhunuz ikinci katta. Allah’ın size verdiği rakam artık bire yüz değil, bire iki yüz. Ne zamana kadar? Ruhunuz üçüncü kata ulaştığı zamana kadar. Bu noktada %7 daha nur kazanırsınız, fazilet birikimi gerçekleşir nefsinizin kalbinde.
Allah’ın size verdikleri, ruhunuzun üçüncü kata vardığı andan itibaren artık bire üç yüzdür. Nefs-i Mülhime’desiniz. Allah’tan ilham alıyorsunuz. Bir daha %7 nur birikimi, Nefs-i Mutmainne’desiniz. Doyuma ulaşmışsınız. Allah bire dört yüz vermeye başlıyor. Beşinci defa %7 nur birikimi; Allah’tan razı oluyorsunuz. Allahû Tealâ kazandığınız her bir dereceye beş yüz kat vermeye başlıyor. Daha sonra altıncı kattasınız. Allah da sizden razı oluyor. Allah, bire altı yüz vermeye başlıyor. Sonra yedinci kattasınız. Allahû Tealâ size bire yedi yüz vermeye başlıyor ve ruhunuz Allah’a ulaşıyor. Tezkiye oluyor nefsinizin kalbi; %50’den daha fazla, %51 nur birikimi gerçekleşiyor. Huşûya ulaştığınız noktada %2 rahmet birikimi, %49 (7 defa %7) nur birikimi; fazilet birikimi ve %51 nur birikimine ulaştığınız gün, aldığınız dereceler, her bir derecenize mukabil bire yedi yüzdür.

Öyleyse Allahû Tealâ kesin bir şekilde insanların cehenneme gitmesini engelliyor. Hangi âyet-i kerimesi gereğince bize, bire yedi yüze kadar (bire yüzden başlayarak bire yedi yüze kadar) Allahû Tealâ derecat veriyor? Bakara Suresinin 261. âyet-i kerimesine göre.

2/BAKARA 261: Meselullezîne yunfikûne emvâlehum fî sebîlillâhi ke meseli habbetin enbetet seb’a senâbile fî kulli sunbuletin mietu habbetin, vallâhu yudâifu li men yeşâu, vallâhu vâsiun alîm(alîmun).

Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, her sünbülünde (başağında) yüz adet tane (tohum) olmak üzere, yedi sünbül (başak) veren bir tek tohumun durumu gibidir. Allah, dilediği kimse için (onun rızkını) kat kat artırıp verir. Ve Allah Vâsi’dir, Alîm’dir.


“Kim, fî sebîlillah ise (ruhu vücudundan ayrılmışsa, Allah’a doğru yola çıkmışsa, Allah yolundaysa, Allah’ın Sıratı Mustakîm’i üzerinde ise ruhu, o kişiye) ve o kişi Bizim ona verdiğimiz rızıktan infâk ediyorsa.” diyor.

İnfâk; Allah’ın verdiği rızkın infâkı. Acaba bu sadece fizik anlamında bir olay mı sevgili kardeşlerim? Hayır, Allah’ın katından gelen rahmet de fazl da salâvât da rızıktır. Ne zamanki bu fazlı, fazileti nefsinizin kalbine ulaştırırsınız da nefsinizi Allah’tan gelen bu fazılla beslemeye başlarsınız; o andan itibaren manevî rızkı infâk ediyorsunuz. Allah’ın size gönderdiği rızkı, kalbinize infâk ediyorsunuz. Kalbinizi nafakalandırıyorsunuz Allah’ın rızkıyla. Ve bu rızkın ilk %7’si için Allahû Tealâ, size bire yüz verir. İkinci için, üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci %7’ler için, yüzde yüz katı, yedi yüz kata kadar çıkarır.

İşte Allahû Tealâ: “Kim Allah’ın yolundaysa ve infâk ediyorsa Biz, onlara bir başağında yüz dane olan yedi başaklı bir nebat kadar ni’met veririz.” diyor. Yani: “Biz, onlara bire yedi yüz veririz.” demiyor, “Her başağında yüz dane bulunan yedi başaklı bir nebat kadar.” Yani? Yani “ Evvelâ bire yüz, sonra bire iki yüz veririm. Sonra bire üç yüz, dört yüz, beş yüz, altı yüz, yedi yüz veririm.” diyor Allahû Tealâ.

İşte sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler ve böylece Allah’ın size verdiği dereceler bire ondan, bire yedi yüze kadar çıkıyor. Ve Allah’ın evliyası oluyorsunuz. Eğer evliyalığınız devam ediyorsa, devam ettiği sürece hep bire yedi yüz almakta devam edeceksiniz. Ama bir kişi fıska düştü, şeytan onu kandırdı; o zaman Allahû Tealâ bunların hepsini geri alıyor. O noktadan itibaren bire yedi yüz değil, bire yüz de değil, sadece bire on veriyor kazandıklarından kişinin. Bütün sevaba çevirdiği dereceleri geri alıyor. O kişi Allah’a ulaşmayı diledikten sonra, Allahû Tealâ, ona ne kadar fazladan derecat vermişse onları da geri alıyor. Ve kişi başlangıç noktasına dereceleri itibariyle geri dönüyor. Öyleyse adaletin bir bütün unsurlar dizisi olarak sonsuz bir şekilde Allahû Tealâ tarafından tatbik edildiğini hiç unutmayın sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler. Böyle bir dizaynda her şeyi en güzel boyutlarda tatbik sahasına koymalısınız diye düşünüyoruz. Görüyorsunuz ki; Allah’ın torpilli kulları, en torpilli kulları insanlardır. Kazandıkları bir dereceye karşılık yedi yüz katını elde edeceklerdir. Allahû Tealâ, böylece onların eğer yollarına devam ederlerse cehenneme gitmelerini kesin şekilde engellemiştir. Neden? Çünkü bir kişinin her gün kazandığı derecelerin yüz katından fazla günah işlemesi lâzım. Böyle bir şey fizik standartlarda mümkün değil. Her gün bir insanın kazandığının yedi yüz katı günah işlemesi hiçbir şekilde mümkün değildir. O kişi mutlaka Allah’ın cennetine girecektir; eğer fıska düşmezse.

Sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, can dostlarım, gönül dostlarım, Allahû Tealâ’nın hepinizi cennet saadetine ve dünya saadetine ulaştırmasını, Yüce Rabbimizden dileyerek sözlerimizi inşallah burada tamamlamak istiyoruz. Allah, hepinizden razı olsun.

İmam İskender Ali M İ H R