}
Mutluluk Nedir? 03.12.2002
Mp4 Mp3 Link

Sohbet Kodu: 105217

 

SOHBETİN ADI: MUTLULUK SOHBETİ
TARİHİ: 03.12.2002

Sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, can dostlarım, gönül dostlarım, sevgili kardeşlerim, Allah’a sonsuz hamd ve şükrederiz ki bir defa daha Allah’ın bir Ramazan sohbetinde birlikteyiz, beraberiz; bir güzelliği yaşamak üzere. Sizlerle beraber olmak başlı başına bir güzellik zaten ama Allah’tan bahsetmek, Allah’ın hepiniz için temel hedefi olan mutluluktan bahsetmek buna daha çok katkıda bulunuyor.

Sevgili kardeşlerim, her şey öylesine güzel ki. Bir gün sizler de Allah’ın gözlükleriyle bakacaksınız olaylara. Her şeyin muhteşem bir denge ile merkezinde olduğunu göreceksiniz. Herkes neye lâyıksa onun karşılığını alır. Öyleyse herkes için geçerli, neye lâyıksak onun karşılığını alma müessesesi.

Mutluluk bir vetiredir. Üç ayrı cephede oluşması gerekir, adına mutluluk diyebilmemiz için. İç dünyamızda mutluluk, dış dünyamızda mutluluk, Allah ile ilişkilerimizde mutluluk. Bu mutluluğun üç dünyamızda birden oluşması mutluluk adını verebilmemiz için birinci şarttır. Demek ki üç âlemimizde birden mutluluk oluşmazsa o kişi mutlu değildir, mutlu olduğunu sadece iddia etmektedir. İkinci faktör, mutluluğun kesintisiz olmasıdır. Sevgili kardeşlerim, mutluluk kesintisizdir. Eğer mutluluğa ulaşmışsanız, Allahû Tealâ nefsinizin kalbindeki bütün afetleri temizlemişse o zaman olaylar sizi yıkamaz, negatif tesirlerini üzerinizde hissetmezsiniz. Ölümler size tesir etmez. Olayların en güzelini yaşarsınız. Mutluluğunuz kesintisizdir. Her şart altında mutlusunuzdur. Üçüncüsü, mutluluğun üçüncü şartı, mutluluk; bir sulh ve sükûn halidir. Eğer uyuşma yoksa sulh ve sükûn oluşmamışsa hayır, mutlu değilsiniz. Mutlu olduğunuzu sadece iddia ediyorsunuz.

Öyleyse nasıl bir sulh ve sükûn hali? İç dünyanızdaki mutluluktaki sulh ve sükûn hâli, nefsinizle ruhunuz arasındaki kavganın bitmesidir. Dış dünyanızdaki mutluluk hâli, sizinle etrafınızdaki insanlar arasındaki kavganın bitmesidir. Allah ile ilişkilerinizde mutluluk hâli, Allah’ın bütün emirlerini yerine getirmeniz ve yasak ettiği hiçbir fiili işlememiz hâlinde geçerlidir. Öyleyse sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, can dostlarım, gönül dostlarım, sevgili kardeşlerim, bu babda muhtevaya dikkatle baktığımız zaman, mutluluğun tarifinde bu üç temel unsurun mutlaka var olması gerektiğini görürüz. Yoksa insan gerçekte, aksi takdirde mutlu değildir. Sadece mutlu olduğunu iddia etmektedir.

Allahû Tealâ, sevgili kardeşlerim, hepinizi o hedefe yönelik olarak yarattı, mutlu olmanız için. Size dünya mutluluğunu vaad etti. Size cennet mutluluğunu vaad etti. O, Kendine düşenleri mutlak olarak yapar. Sizden ne haber sevgili kardeşlerim? Siz de yapar mısınız? Yapacak mısınız? Dikkat edin: Sizin mutluluğunuz söz konusu ve bu sizin elinizde. Çünkü Allahû Tealâ mutluluğun kaynağının iradî yapıdan başladığını ifade ediyor. Mutluluk harekâtı; mutluluk prosesi; mutluluk hedefine gidiş %100 sizin iradenizin devreye girmesini icap ettirir. Allah’ın size yardım etmesi için, sizin mutlu olmanızı isteyen Allahû Tealâ’nın size yardım etmesi için, sizi mutluluğa ulaştırması için, sizin kendinize düşen adımı atmak mecburiyetiniz var. İradenizin %100 devreye girmesi gerekiyor. Allahû Tealâ kulunun iradesine çok değer veriyor. Onsuz olmaz. Kendi iradenizle Allah’a ulaşmayı dilemedikçe, Allah size yardım etmez. Net olarak bunu görüyoruz. Zumer Suresinin 54. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ diyor ki:

39/ZUMER 54: Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en ye’tiyekumul azâbu summe lâ tunsarûn(tunsarûne).

Ve Rabbinize (Allah’a) yönelin (ruhunuzu Allah’a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O’na (Allah’a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah’a teslim edin). (Yoksa) sonra yardım olunmazsınız.


“Üzerinize o ölüm olayı gelmeden önce Rabbinize yönelin (Rabbinize ulaşmayı dileyin).”

Yönelmek, 3. basamaktan başlayan 14. basamağa kadar devam eden bir vetiredir. Allah’ın yardımı: Siz bir verirsiniz, Allah’a ulaşmayı dilersiniz; Allahû Tealâ size mutlaka on katını verir. Kanunu 1’e 10’dur. Diyor ki:

6/EN'ÂM 160: Men câe bil haseneti fe lehu aşru emsâlihâ, ve men câe bis seyyieti fe lâ yuczâ illâ mislehâ ve hum lâ yuzlemûn(yuzlemûne).

Kim (Allah’ın huzuruna) bir hasene ile gelirse, artık onun on misli, onundur. Ve kim bir seyyie ile gelirse, o zaman onun mislinden başkası ile cezalandırılmaz. Ve onlar zulmolunmazlar.


“Kimin davranış biçimleri ona derecat kaybettiriyorsa buna karşılık ona ödenecek olan şey 1’e 1’dir; misliyle eşittir. Bir derecelik hata yapan, derecat kaybeden bir kişinin amel defterine bir derece yazılır. Ama kim bir güzel davranışta bulunmuşsa, o zaman derecat kazanan bir işlem yapmışsa, hayır işlemişse o zaman onun her bir derecesine on kat veririz.” diyor Allahû Tealâ.

Bir defa sevgili kardeşlerim, doğumunuzdan itibaren 1’e 10 torpillisiniz. Çünkü siz insansınız, 1’e 10 torpil hepinize. Öyleyse Allah’a yönelmenin başlangıç noktası, iradenizin devreye girmesini gerektirir. Siz Allah’a ulaşmayı dileyin, Allahû Tealâ size ardarda 10 tane ihsanda bulunacaktır. Rahîm esmasıyla tecelli edecektir. Her şey bunun ışığında gerçekleşecektir. Rahîm esmasıyla tecellinin ışığında Allah’ın üzerinizde vücuda getirdiği işlevler:

1- Gözlerinizdeki hicab-ı mesturenin alınması.
2- Kulaklarınızdaki vakranın alınması.
3- Kalbinizdeki ekinnetin alınması.
4- Yerine ihbat konulması.
5- Allah’ın kalbinize ulaşması.
6- Kalbinizin nur kapısını Allah’a çevirmesi.
7- Göğsünüzden kalbinize nur yolu açılması.
8- Huşû sahibi olmanız.
9- Allahû Tealâ’nın size mürşidinizi göstermesi.
10- Mürşidinize ulaştığınız zaman ona tâbî olma işlemi.

Öyleyse muhtevaya baktığımız zaman bir defa daha sayalım, 10 tane Allahû Tealâ’nın sizin üzerinizde vücuda getirdiği tesiri Rahîm esması ne yapar?

1- Gözlerinizdeki hicab-ı mestureyi alır.
2- Kulaklarındaki vakrayı alır.
3- Kalbinizdeki ekinneti alır.
4- Yerine ihbat koyar.
5- Kalbinize ulaşır.
6- Kalbinizin nur kapısını Kendisine çevirir.
7- Göğsünüzden kalbinize nur yolunu açar.
8- Sizi huşûya ulaştırır.
9- İrşad makamını gösterir.

Ve bütün bunları, Rahîm esmasını üzerinizde tecelli ettirerek yapar ki, aslında Allah’ın en büyük ni’meti; en büyük ihsanı budur: Rahîm esmasının tecellisi

Onuncusu ne olur? Hedefinizi unutmayın: Mutlu olmanız için Allah’a kapalı olan bütün kapıların açılması gerek. Ve Allahû Tealâ açıyor. Gözleriniz kör, açıyor. Kulaklarınız sağır, açıyor. Kalbiniz mühürlü, sonradan açacak onu. Kalbinizin nur kapısı şeytana dönük, onu Allah’a çeviriyor. Göğsünüzden kalbinize nur yolunu açıyor. Ardarda vücuda gelen bu olaylar, Allah’ın kapalı olan kapılarının her birinin açılmasıdır. Yani Allahû Tealâ, sizin iradeniz devreye girip de Allah’a ulaşmayı dilediğiniz takdirde mutlaka 10 tane ihsanı size ulaştıracaktır: Allah’ın 10 ihsanı.

Sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, can dostlarım, gönül dostlarım, Allahû Tealâ niçin yapıyor bunu? Sizi mürşidinize niçin ulaştırıyor? Niçin kalbinize mürşid sevgisi veriyor? Niçin size zikri, namaz kılmayı, oruç tutmayı, ibadetleri sevdiriyor? Çünkü Allah’ın sözü var: “Kim Bana ulaşmayı dilerse Ben, onu mutlaka Kendime ulaştırırım.” diyor.

Şûrâ Suresinin 13. âyet-i kerimesinde diyor ki Allahû Tealâ:

42/ŞÛRÂ 13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrakû fîhi, kebure alâl muşrikîne mâ ted’ûhum ileyhi, allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).

(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).


allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb: Allah, dilediğini Kendisine seçer. Onlardan kim Allah’a yönelirse (Allah’a ulaşmayı dilerse) Allah, sadece onları Kendisine ulaştırır.

Ama dikkat edin: “O kişi ulaştırır,” demiyor. “Allah ulaştırır.” diyor. Peki, kişinin dahli yok mu? Elbette var. Kişi namaz kılmasa, oruç tutmasa, özellikle zikir yapmasa, zikir yapmadığı takdirde vuslat olayı gerçekleşmez. Mutluluk gerçekleşmez. Öyleyse Allahû Tealâ’nın o kişiye zikri sevdirmesi söz konusu; zikrin sevilmesi. Sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, burada bir müessese var. Allah’ın yardımı, Allah’ın sözünü tutması için şart. Allahû Tealâ madem ki diyor ki: “Kim Bana ulaşmayı dilerse Ben, onu mutlaka Kendime ulaştırırım.” O zaman Allah ulaştıracak. Peki, kişi ibadetlerini yapmazsa, namaz kılmazsa, oruç tutmazsa ve özellikle ve özellikle zikir yapmazsa Allah’a ulaşabilir mi? Ulaşamaz. Zikir yapmazsa nefsinin kalbine nurların birikmesi mümkün değil. Ruhunun da gök katlarını çıkması mümkün değil, Allah’a ulaşması mümkün değil. Öyleyse o kişinin mutlaka bunları yapması lâzım. Yapması için ne olacak? Kişiye o ibadetleri yapma zevkini, yapma isteğini Allah aşılayacak. Allah, o kişiyi ibadetlerini yapma konusunda istekli kılacak. Kılmazsa ne olur? Kılmazsa o kişinin ruhu Allah’a ulaşamaz.

Öyleyse mademki Allah’ın sözü var, Allah ulaştıracak. Öyleyse kişi, üzerindeki bu pozitif yardımları yapmak Allah’ın üzerine düşüyor. Ve Allah bunu mutlaka yapar. Kim Allah’a ulaşmayı dilerse Allah, ona mutlaka ibadetleri sevdirir. Mürşid sevgisini verir, mürşidi sevdirir, ibadetleri sevdirir. Ve kişi zikir yapar, zikirden zevk alır. İşte sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, Allah’ın yoluna çıkan kişi beklemediği güzelliklerle karşılaşır. Bir gün kalp gözünü açtığı zaman, Allahû Tealâ en güzel renkli filmlerdeki renklerden daha güzel renklerle bu âlemin dışını göstermeye başlar size. Sizinle konuşmaya başlar. O’nu kalbinizdeki kulakla duyarsınız. O’nun gösterdiklerini kalbinizdeki gözle görürsünüz. En güzel renkler, ulaşılmaz güzellikte.

Sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, can dostlarım, gönül dostlarım, her şey öylesine güzel ki, o güzelliği oluşturan O. Ama oluşturması için mutlaka Allah’a ulaşmayı dilemek mecburiyetindesiniz. Bu yardım geliyorsa, ibadetleri seviyorsanız, zikir size zevk veriyorsa, namaz kılmak zevk veriyorsa, kendinizi Allah’a ibadet ederken mutlu hissediyorsanız, o zaman Allah’a ulaşmayı dilediğiniz kesindir. Allah size yardım edecek, mutlaka Kendisine ulaştıracaktır. Bunu kendi üzerine bir vazife olarak kabul eder Allahû Tealâ. Ama kim Allah’a ulaşmayı dilemezse bu yardım, o kişiye gelmez. Kişi namazlarını kılmaz, oruçlarını tutmaz, zikir yapmaz, bunların hiçbirisi onun için bir zevk oluşturmaz. Kerhen yaptığı vazifeler olur. İstemeden, gönüllü olarak yapmadığı vazifeler olur. Allah, o kişiyle meşgul olmaz. Ona bu hedeflere ulaşması için yardımda bulunmaz. Allah’ın sözü açık ve kesin: “Kim Bana ulaşmayı dilerse o gün mutlaka; Allah’ın tayin ettiği o gün mutlaka gelecektir.” diyor Allahû Tealâ. “Kim Bana yönelirse Ben, onu mutlaka Kendime ulaştıracağım.” diyor.

Yönelmeyenler? Yönelmeyenlere Allah’ın yardımı; bu istikametteki yardımı gelmez. Allah sizi gene sever; ama az sevilenden, daha çok sevilene, daha çok sevilene, daha çok sevilene ulaşmak istiyorsanız, yapmanız lâzımgelen şey, Allah’a ulaşmayı dilemektir. Dilemeyen yardım alamaz, hedeflerine ulaşamaz. Zumer Suresinin söylediğimiz âyet-i kerimesi, 54. âyet-i kerimesi: “Yoksa sonra yardım olunmazsınız.” diyor, “Allah’a yönelin ve Allah’a teslim olun. Eğer yönelmezseniz, yardım olunmazsınız.” Yardım olunmazsanız, Allahû Tealâ’ya ne ulaşabilirsiniz yani ne ruhunuzu teslim edebilirsiniz ne de fizik vücudunuzu, nefsinizi, iradenizi.

Allah’ın yardımını alamayan insanlar hiçbir zaman Allah’ın cennetine ehil olamazlar. Hiçbir zaman dünya mutluluğunu yaşayamazlar. Şeytan, onları hep birtakım emellerle oyalar. Zengin olunca mutlu olacaklarını zannederler. Allahû Tealâ dünya malını isteyen bu insanlara dünya malını verir. Ama dünya malını elde ettikleri zaman bakarlar ki, gene mutlu değillerdir. Dünya standartlarında ne yaparlarsa yapsınlar, mutlu olamazlar. Mutluluk, Allah ile olan ilişkinin meyvesidir, çiçeğidir. Allah ile olan ilişkiniz yoksa Allah’a ulaşmayı dilemiyorsanız; kesinlikle bilin ki mutlu olamazsınız. Eğer Allah’a ulaşmayı dilerseniz bilin ki, mutlaka mutlu olursunuz. Allah’ın garantisi altına girersiniz.

Öyleyse mutluluk, sizin mutluluğunuzu Allahû Tealâ sizin elinize vermiş. Bir dilekle her şey başlıyor: Allah’a ulaşmayı dilemek. Dilersiniz, dilediğiniz takdirde mutlaka 3. kat cennete kadar Allahû Tealâ sizi yükseltir. Ve dünya saadetinin de yarısından fazlasına mutlaka ulaşırsınız, yani her gün yaşadığınız hayatın en az yarısında mutlu olursunuz. İkinci yarısında da olamazsınız; tabiatıyla iblis devreye girip başarı kazanacağı için, nefsinizin afetlerinin %49’u hâlâ durduğu için.

Öyleyse görüyorsunuz ki: “Allah, dilediğini Kendisine ulaştırır.” diyor Allahû Tealâ. Bu dilek, aslında insanların %90’ını aşar. Yani insanların %90’ından fazlası, Allahû Tealâ tarafından seçilir. Seçilen insanların seçilmesinin arkasında ne var? Allah, onları Kendisine ulaştırmayı istiyor ki seçiyor. Niçin seçiyor? Kendisine ulaşsınlar diye seçiyor. Ama seçim, iradî yapının ortaya çıkması için bir vasıtadır sadece. Kulvara ulaşanlar, sadece 2 tane alternatifle karşı karşıyadırlar: Allah’a ulaşmayı dilerler ya da dilemezler. Dilemeyenler, seçilmelerine rağmen ne cennet saadetine ne dünya saadetine ulaşamazlar. Dileyenlerse sıra sıra yedi kat cennetin ardarda sahibi olurlar; eğer kendilerine düşen dikkat ve ihtimamı göstermekte devam ederlerse, Allah’a tevekkül ederlerse. Allah’ın yolunda yücelme; Allahû Tealâ’nın yardımıyla 21. basamağa kadar, 22. basamağa kadar sürer. Allah, oraya Allah’a ulaşmayı dileyen herkesi istisnasız ulaştırır. Allah’a ulaşmayı dileyen kişi, mutlaka daha evvel Allahû Tealâ tarafından seçilmiştir. Dediğimiz gibi seçilenlerin %10’undan daha azı Allahû Tealâ’ya ulaşmayı diler, seçilmeyenler çok bariz vasıfların sahibidir. Hangi konuda? Allah’a ulaşmayı dilememek konusunda, başka insanları da Allah’a ulaşmaktan men etmek konusunda.

Öyleyse sevgili kardeşlerim, yapacağınız şey; Allah’a ulaşmayı dilemek. Dilediniz; Allah bu işlemleri yapar. 10 tane ihsan verir size. 10. ihsanı olan mürşidinizi göstermekle sizi mürşidinize ulaştırır. Şimdi diyelim ki irşad makamını görmediniz. Gene gidip tâbi olun; belki tâbiiyetten sonra Allah’a ulaşmayı isterseniz, tâbi olan kişi zikir sohbetlerine başlar, dinlemeye başlar. Dinlemesi, onu mutlaka Allah’a ulaşmayı dilemeye ulaştıracaktır diye düşünüyoruz. Evvelâ şu gerçeği unutmayacaksınız: Şu dünya üzerinde bir insan hangi mürşide ulaşırsa ulaşsın, o mürşid mutlaka devrin imamına bağlıdır. O mürşid mutlaka devrin imamına bağlıdır. Yani ne demek istiyoruz? Yani hangi mürşid olursa olsun, ona tâbi olunduğu zaman o mürşidin ruhu kişinin başının üzerine gelmez. Kişinin başının üzerine gelen devrin imamının ruhudur. Öyleyse o mürşid de devrin imamını bilsin bilmesin, tanısın tanımasın, onun o olduğuna inansın veya inanmasın. İnanmaması söz konusu olmaması gerek. Eğer Allah ile konuşabiliyorsa mutlaka doğruları Allah’tan öğrenmiştir.

Birçok insan irşad makamını işgal eder ama Allah ile konuşamaz. Çevresi onu irşad makamına getirmiştir; Allah getirmemiştir. Öyle birisine tâbî olduğunuzu düşünün. Netice değişmez. Gene devrin imamı başınızın üzerine gelecektir. Neden öyle yapıyor Allahû Tealâ? Çünkü herkesin ulaşabildiği yerde bir mürşid olmalı ki, tâbiiyet tahakkuk edip tâbiiyetin arkasından Nebe Suresinin 38. âyet-i kerimesindeki tövbe işlemi tahakkuk etsin ve devrin imamının ruhu, Mucâdele Suresinin 22. âyet-i kerimesi gereğince kişinin başının üzerine gelsin. Böyle bir olgu, sizi 10 tane ihsanla mürşidinize ulaştırır. Orada 10 tane de ni’met alırsınız. Bütün günahlarınız sevaba çevrilir. Nefs tezkiyesine başlarsınız. Fizik vücudunuzun şeytana kul olmaktan kurtulması, Allah kul olması söz konusu olur. Mü’min olursunuz. Bu güzellikler, yeni bir hamleyi gerçekleştirmeniz içindir. Nefs tezkiyesi yapacaksınız, nefsinizin kalbine Allah’ın fazılları girecek ve îmân kelimesinin etrafında toplanarak dolacak.

Böyle bir olayda nefsinizin kalbinde afetlerin yerini, ruhunuzun hasletlerine paralel yapıda olan fazıllar alacak. Her %7 fazilet birikiminde, ruhunuz Allah’a doğru bir gök katı yükselecek. Böyle bir şey için zikir yapmak durumundasınız. Allah bunun için, mutlaka bunun gerçekleşmesi gerektiği için size mutlaka zikri sevdirecek. Siz sevmeyeceksiniz, O sevdirecek. Ve mutluluğunuz her geçen gün biraz daha artacak. Neden artacak? Neden baştan insanlar mutsuzdur? Çünkü iç dünyasında da kavga vardır, dış dünyasında da kavga vardır, Allah ile olan ilişkilerinde de kavga vardır. Kişi devamlı hatalar işlemektedir. Her hatanın arkasından Allah onlara azap etmektedir. Ruhu da nefse huzursuzluk verir. Öyleyse kişi huzursuzdur ve azap içersindedir. Her yaptığı yanlışlıktan sonra huzursuzluğu yaşar, azabı yaşar.

İç dünyasında kavga vardır; nefsi ile ruhu arasında. Kavga varsa huzur yoktur. Dış dünyasında kavga vardır, başka insanlarla kendi arasında huzur yoktur. Allah ile olan ilişkilerde Allah’ın görevlerini yapmadığı için azap edilir, yasakları işlediği için gene azaba muhatap olur. Kişi hep huzursuz olmaya mecburdur, mahkûmdur. Huzursuzdur, huzuru yaşayamaz. İşte Allahû Tealâ’nın yoluna girdikten sonra, Allah’a ulaşmayı diledikten sonra kişi 14. basamakta nefs tezkiyesine başlar. Ve dünya mutluluğu burada başlar. Kişi Allah’a ulaşmayı dilediği an, 1. kat cennetin sahibidir. Mürşidine ulaşıp tâbî olduğu an, 2. kat cennetin sahibidir. Her ikisinde de dünya saadeti başkalarından farklı değildir. Oradaki dünya saadetine bakalım: %50 ruhumuzun hasletleri, %50 de nefsimizin afetleri ya da 200’de 100 ruhun hasletleri, 200’de 100 nefsin afetleri. Birisi güzelliğe çağıran, diğeri çirkinliğe çağıran iki sistem; ama ikisi de eşit kuvvette. Kulvara eşit şartlarda oturuyorsunuz; ama dengeyi bozan bir faktör var; şeytan. Şeytan nefsinizin afetlerine devamlı tesir eder. Sizin sesinizi taklit ederek sizi devamlı kandırır ve günahları işletir. Her günahı işledikten sonra da huzursuzluğunuzu zevkle seyreder. Allahû Tealâ tarafından cezalandırılmanız, sizin yaptığınız hatalar sebebiyledir.

Sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, can dostlarım, gönül dostlarım, Allah’a sonsuz şükrederiz ki; mutluğun formüllerini bize öğretti. Biz de sizlere öğretiyoruz. Elbette Kur’ân’ın ışığında, sadece Kur’ân’ın ışığında. Öyleyse 14. basamağa ulaştınız, nefs tezkiyesine başladınız. Nefsinizin kalbine fazıllar girip de imân kelimesinin etrafında toplanmaya başlayınca, Allah’ın emirlerini ruhunuzun hasletleri gibi yerine getirmeye çalışan, yasak ettiği fiilleri işlememeye çalışan, işlemek istemeyen yeni bir oluşma vücuda gelecektir nefsinizin kalbinde. Afetler atılacaktır. Îmân kelimesine yapışan fazıllar kalbinizde toparlanmaya, îmân kelimesine yapışıp orada kalmaya başlayacaktır. Kalbinizden atılmış olan karanlıkların o kadar kesimi geriye dönemeyecektir, dışarıda kalacaktır. Devamlı kalbinden negatif faktörler (afetler) atılacaktır, fazıllar yerleştikçe nefsinizin kalbine.

Sevgili öğrenciler, izleyenler, burada her %7 nur birikiminde ruhunuzun bir kat yükseldiğini Allahû Tealâ size ihsan edecektir, yükseldiğini idrak ettirecektir. Ve 7 defa %7 nur birikiminde nefsinizin kalbi %49 faziletlerle, fazıllarla ki bunlar kişiyi faziletli kılacak olan temel faktörlerdir. %2’de rahmetle dolacaktır. Her %7 fazilette ruhunuz bir gök katı yükselerek 7. defa %7 nur birikiminde 7 tane gök katını aşacak ve ruhunuz Allah’a ulaşacaktır. İşte burası, ruhunuzun Allah’a ulaştığı nokta sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler; orası 3. kat cennetin sahibi olduğunuz yerdir. Dünya saadetinizinse %50’yi aştığı yerdir.

Ve böylece sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, can dostlarım, gönül dostlarım, Allah’ın dizaynı içinde her şeyin en güzele ulaştığını görüyoruz. Burası, mutluluğun yarısıdır. Ruhunuzun Allah’a ulaştığı, Allah’ın evliyası olduğunuz, kalbinizin, nefsinizin kalbinde %51 nur birikiminin, fazilet birikiminin; fazilet ve rahmet birikiminin sağlandığı yer; dünya saadetinin %50’ye ulaştığı yerdir. Cennetlerdense 3. kat cennetin sahibisiniz. Bu noktadan itibaren zikrinizi arttırmaya devam ediyorsunuz. Eğer Allah’a tevekkül etmiş biriyseniz, mutlaka zikrinizi arttıracaksınız. Zikriniz arttıkça kalbinizdeki nur birikimi de ona paralel olarak artacaktır. Bu dizayn içersinde nefsinizin kalbindeki nurların artan zikrinizle %51’den 61’e çıktığı yere kadar fenafillah makamındasınız. Sonra daha çok zikredeceksiniz beka makamına ulaşacaksınız. Sonra nefsinizin kalbinde %71’e kadar nur, bu makamda birikir. Ne zaman rakam %71’e ulaşabilir? Zikriniz günün yarısından öteye geçtiği zaman. Zikrinizin günün yarısından öteye geçtiği noktada artık sizin için söz konusu olan şey, zühd makamının sahibi olmaktır; zahid olursunuz. Her gün Allah’a günün yarısından daha çok zikreden birisisiniz ve Allah’a her gün ispat ediyorsunuz ki, sizin gözünüzde kıymetli olan dünya değildir, Allah’tır. Zahirî statü değildir, manevî statüdür.

Öyleyse burada siz, artık dünyaya karşı; fizik hayata karşı zahidsiniz. Ona değer vermiyorsunuz ve zikrinizi daha çok arttırıyorsunuz. Zikriniz sizin kalbinizde %81 nur birikimini sağladığı zaman, fizik vücudunuzu da Allah’a teslim ediyorsunuz. Bu teslimiyet noktası, cennet saadetinizin 4. kat cenneti kapsadığı bir noktaya sizi ulaştırır. Dünya saadetinizse artık tamamlanmıştır. Fizik vücudunuz Allah’ın bütün emirlerini yerine getirmektedir, yasak ettiği hiçbir fiili işlememektedir. Nefsin kalbinde hâlâ %19 karanlıklar olmasına rağmen, onların fizik vücudunuzun davranış biçimi üzerinde bir tesiri olmamaktadır.

Sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, can dostlarım, gönül dostlarım, Allahû Tealâ’nın dizaynında her şey en güzel standartlarda gerçekleşir ve zikrinizi arttıracaksınız. Muhsinler makamını, fizik vücudunuzun teslim edildiği makam olan muhsinler makamını geçeceksiniz ve daimî zikre ulaşacaksınız. Ulûl elbab makamındasınız, size zemin katın sırrı gösterilir. Devrin imamının dergâhının özellikleri gösterilir manevi cephesindeki. Ve bundan sonra ne zaman size birinci gök katı gösterilirse o zaman ulûl elbab makamını geçtiniz, ihlâs makamının sahibisiniz demektir. 1., 2., 3., 4., 5., 6., 7. gök katları birer birer gösterilecektir. Ve 7. katın birinci âlemi olan Kader hücreleri. İkinci âlemi olan Ümmülkitab, üçüncü âlemi olan Makam-ı Mahmud, dördüncü âlemi olan Divan-ı Salihîn, arada Kudret Denizi var üçüncü âlem, Makam-ı Mahmud dördüncü âlem, Divan-ı Salihîn beşinci âlem ve Zikir hücreleri altıncı âlem. İndi İlâhi ise 7. âlem. İndi İlâhi’nin en üst noktası Sidretül Münteha’dır. Nihayetteki ağaç, onu da gördüğünüz zaman Allahû Tealâ sizi, Tövbe-i Nasuh’a davet edecektir. Bu demektir ki nefsinizi de Allah’a teslim ettiniz.

Sonra zühd makamının, muhsinler makamının, ulûl’elbab makamının ve ihlâs makamının aşılmasından sonra ulaştığınız yer, salâh makamıdır. Salâh makamının birinci kademesi Tövbe-i Nasuh’tur. Onu aştınız. Allah günahlarınızı sevaba çevirir, günahlarınızı örter; ikinci makamı salâhın. Size salâh nurunu bir ni’met olarak verir. Salâh nuruyla sizi şereflendirir, ni’metlendirir; üçüncü kademe. Ve o örttüğü günahları sevaba çevirir, dördüncü kademe. Burada irşada ulaşırsınız. İhlâs makamında 5. kat cennetin sahibisiniz. Dünya saadetiniz %100. Salâh makamının bu 4. kademesinde irşada ulaşırsınız, 6. kat cennetin sahibisiniz. Mutluluğunuz, dünya saadetiniz %100. Ve iradenizi Allah’a teslim etmek için hazırsınız. Allahû Tealâ’ya irade teslimi için talepte bulunursunuz. Talebiniz kabul edilir. İradenizi de Allah’a teslim edersiniz. Ulaşabileceğiniz son noktaya ulaştınız. Allahû Tealâ, “İrşada memur ve mezun kılındın.” cümlesiyle sizi irşad makamına tayin eder. Artık bir mürşidsiniz.

Buradaki mutluluk acaba nasıl bir mutluluktur? Daimî zikrin bir muhteşem mutluluk tablosu vardır. Cennet saadetinin en üstününe ulaştınız; 7. kat cennet Adn cennetlerinden birincisine giriyorsunuz. Dünya saadetiniz, %100. Yani nasıl bir hüviyettesiniz? Neden mutlusunuz? Nefsinizin kalbinde bütün afetler yok olmuş, nefsiniz ruh hüviyetine bürünmüş. Nefsiniz de ruhunuz da Allah’ın bütün emirlerini yerine getiriyor. İşte burası dünya mutluluğunun bütünüyle oluştuğu yerdir.

Şimdi başlangıçtaki kişi neden mutsuzdur iç dünyasında bakalım: Nefsiyle ruhu arasında devamlı kavga var. Bu kavga sebebiyle mutsuz. Ve hep yanlışlıklar yapıyor, günahlar işliyor nefsinin tesiri altında, arkadan da azap görüyor. Bu sebeple de mutsuz. Ama daimî zikre ulaştığı zaman bunlar yok olacak. Daimî zikre ulaşan kişinin nefsinin kalbinde afetler tamamlanmıştır, yok olmuştur tamamıyla, faziletler yerine geçmiştir. Ve nefsle ruh arasındaki kavga bitmiştir. Çünkü nefs de ruh da Allah’ın bütün emirlerini yerine getiren, yasak ettiği hiçbir fiili işlemeyen bir özelliğe kavuşmuştur. Bu noktada kesintisiz bir dünya saadeti yaşanacaktır iç âlemde. Neden? İç dünyanızdaki kavga bittiği için ve davranış biçimlerinizde hep Allah’ın emirlerine itaat ettiğiniz için hep kazanacaksınız. Hiçbir azap veya huzursuzluk size ulaşmayacak Allahû Tealâ ve ruhunuz tarafından.

Peki, dış dünyanızda durum ne olacak? Başlangıçta neydi? Devamlı etrafınızdaki insanlara hadlerini bildiriyordunuz, onları öfkelendiriyordunuz, kalplerini kırıyordunuz, kötü muamele ediyordunuz. Her seferinde de Allahû Tealâ size azap veriyordu. Ruhunuz, nefsinizi huzursuz kılıyordu. Ve huzursuzdunuz, sıkıntılıydınız. Ama şimdi bu olayların hepsi bitti. Bu çevrenizdeki insanlara huzursuzluk vermekle kalmıyordunuz, onlar sizden intikam almak için fırsat bekliyorlardı. İntikamlarını aldıkları zaman bir defa daha huzursuz oluyordunuz ve siz de onlardan intikam almak için harekete geçiyordunuz. İntikam aldığınız takdirde bir daha huzursuz oluyordunuz, yeni bir günah işlediğiniz için. İntikamını alamazsanız, intikamınızı bu sefer de şuur altı birikimi sebebiyle huzursuz oluyordunuz stres altında olduğunuz için; ama hep huzursuzdunuz. Şimdi ise bütün bu olaylar bitmiştir. Hep Allah’ın emirlerini yerine getirdiğiniz için, yasaklarını hiç işlemediğiniz için etrafınızdaki insanlara kötü davranmanız mümkün değildir. Onlar sizden memnun, siz de onlardan memnun olarak yaşantınızı devam ettiriyorsunuz. Sizden intikam almayı dileyen hiç kimse yok. Bu sebeple de mutlusunuz. Çünkü intikam almalarını gerektiren bir davranışın sahibi değilsiniz. Bu sebeple nefsinizin kalbindeki bütün afetler yok olduğu için stres sahibi olmanız da mümkün değil. Artık stresler geride kalmış. Bu açıdan da mutlusunuz. Öyleyse dış âleminizde başka insanlarla olan kavganız bitmiştir. Kesintisiz bir sulh ve sükûn hâlini iç âleminizde de yaşıyorsunuz, dış âleminizde de yaşıyorsunuz.

Gelelim, Allah ile olan ilişkiler cephesine. Ne görüyoruz? Allah’ın bütün emirlerini yerine getiriyorsunuz zevk alarak, Allah’ın hiçbir yasağını işlemiyorsunuz. Çünkü nefsinizin de ruhunuzun da muhtevası, Allah’ın bütün yasak ettiği fiillere kapalı, hiçbir talep yok içinizde. Allah’ın bütün emirlerini zevkle yerine getiren bir özelliğin sahibi oldunuz. Allah size bütün ibadetleri sevdirdi. Bütün güzellikleri işleyen birisiniz. Allah ile olan ilişkilerinizin hem emirler cephesinde %100 bir uyum hâlindesiniz, mutlaka bütün emirleri yerine getiriyorsunuz hem de yasaklar cephesinde %100 bir uyum hâlindesiniz. Allah’ın yasak ettiği şeylere karşı içinizde bir talepte oluşmuyor.

Sevgili öğrenciler izleyenler ve dinleyenler, böylece şunu görüyoruz: Bütün bu güzelliklerin yaşanması, mutluluk reçetesi, Allahû Tealâ tarafından Kur’ân-ı Kerim’de verilmiş. Burası iç dünyanızda kesintisiz bir sulh ve sükûn hâlinin yaşandığı, nefsinizle ruhunuz arasında kavganın bittiği, burası dış dünyanızda kesintisiz bir sulh ve sükûn hâlinin yaşandığı, sizinle başkaları arasındaki kavganın bittiği, burası Allah ile olan ilişkilerinizin emirler cephesinde de yasaklar cephesinde de bütünüyle güzelliği yaşadığınız, kesintisiz bir sulh ve sükûn hâlini yaşadığınız yer. İşte dünya mutluluğu, işte cennetin 7. en son katı ve irşad makamının sahibi oluşunuz.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, dünya mutluluğu da cennet mutluluğu da sizlerin olsun. Allahû Tealâ’nın hepinizi zülcenahayn kılmasını, hem cennet saadetine hem dünya saadetine ulaştırmasını, en üstün mertebelere ulaştırmasını Yüce Rabbimizden dileyerek sözlerimizi inşallah burada tamamlıyoruz. Allah hepinizden razı olsun. Mutlu olduğunuz zaman bizi hatırlayın.

İmam İskender Ali M İ H R