}
Hacc Suresi 4-10 (Âyetlerin Sırları) 25.03.2003
Mp4 Mp3 Link

Sohbet Kodu: 105838

 

SOHBETİN ADI: HACC SURESİ 4-10 ÂYETLER
TARİHİ: 25. 03. 2003

Sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, Allah'a sonsuz hamd ve şükrederiz ki bir defa daha bir zikir sohbetinde, bir Kur'ân-ı Kerim tefsiri konusunda inşaallah yeniden bir aradayız.  22 numaralı Sure yani Hacc Suresi. 4. âyet-i kerimeyle inşaallah konumuza giriyoruz.

22/HACC-4: Kutibe aleyhi ennehu men tevellâhu fe ennehu yudılluhu ve yehdîhi ilâ azâbis saîr(saîri).

Onun (şeytanın) üzerine yazıldı ki; kim, ona (şeytana) dönerse, o taktirde onu mutlaka dalâlete düşürür ve onu cehennem azabına götürür.


kutibe: Yazıldı.
aleyhi: Ona, onun üzerine.
ennehu: Onun olduğu.
men: Kim.
tevellâhu: Ona döndü.
fe: Böylece, o zaman.
ennehu: Muhakkak onu (Onun olduğu).
yudılluhu: Onu dalâlete düşürür.
ve yehdîhi: Ve onu ulaştırır, götürür.
ilâ: e, a (Ve).
azâbis saîr(saîri): Cehennem azabı(na).

“Onun (şeytanın) üzerine yazıldı ki kim, ona (şeytana) dönerse o takdirde onu mutlaka dalâlete düşürür ve onu cehennem azabına götürür.”

Burada görülüyor ki bu, kişinin şeytana dönmesine bağlı. Eğer kişi şeytana dönüyorsa o takdirde mutlaka şeytan, onu dalâlete götürecektir. Ama kişi kendini toplar, Allah'ın yoluna girerse mutlaka şeytanın elinden kurtulur.

Burada dalâlet var. Dalâletten bahsediyor. Dikkat edin, burada şeytana dönüş söz konusu. Yani kişi vuslata ulaşmış; ruhu Allah'a ulaşmış. Ulaştıktan sonra iblis, onu tesir altına almaya çalışıyor. Kim bu noktadan sonra şeytana dönerse mutlaka o, hidayetten tekrar dalâlete düşer. Ve onu, o zaman cehennem hayatına, cehennem azabına götürür iblis. Dikkat edin ki bir dönüşten bahsediyor. Başlangıçta dönüş, şeytanın yolundan Allah'ın yolunadır. Çünkü bütün insanlar şeytanın yolunda olarak doğarlar, bütün insanlar dalâlette doğarlar. Bütün insanlar zaten Sıratı Mustakîm üzerinde değillerdir. Bütün insanlar Sıratı Mustakîm’in dışındadır başında. Hayata başladıkları zaman insanlar eşit şartlarla çıkarlar. Herkes dalâlette olarak yola çıkar.

Bu, dalâlette olan insanlardan kim Allah'a ulaşmayı dilerse onlar sebîle ulaşırlar. Allah'a ulaşmayı diledikleri anda dalâlet yolundan ayrılmışlardır, Sıratı Cehîm’den ayrılmışlardır. 1. Sıratı Mustakîm’e ulaşmışlardır.

* 7. basamağa kadar 1. Sıratı Mustakîm.
* 7. basamaktan 14. basamağa kadar 2. Sıratı Mustakîm.
* 14. basamaktan 21. basamağa kadar 3. Sıratı Mustakîm.
* Gene 14. basamaktan 25. basamağa kadar 4. Sıratı Mustakîm.
* Gene 14. basamaktan 27. basamağa kadar 5. Sıratı Mustakîm.
* 14. basamaktan irşada ulaşana kadar, 28. basamağın 4. kademesine kadar 6. Sıratı Mustakîm.
* Ve gene 14. basamaktan 28. basamağın 5. kademesine kadar 7. Sıratı Mustakîm.

Böylece sevgili kardeşlerim, bütün insanlar için bir muhteva var. Bütün insanlar dalâlette olarak doğarlar yani bulundukları yol Sıratı Mustakîm’in dışındadır. Sadece Allah'a ulaşmayı dileyenleri Allah, Fâtiha Suresinin gereğince Sıratı Mustakîm’e ulaştırır. Sadece onlar Allah'a ulaşmayı diledikleri anda mü’min olmak şerefine ererler. Kim hidayete erdikten sonra şeytana dönerse yani Allah'a tevekkül etmezse, aynı inancı taşımazsa; ben Allah'a ulaşmayı diledim. O îmânın sahibi olduğum için, mutlaka Allah'a ulaşacağıma inandığım için Allah beni Kendisine ulaştırdı. Şimdi eğer inanırsam, o îmânın sahibi olursam ki fizik vücudumu da Allahû Tealâ’ya teslim etmeyi dilediğimde muhakkak ki Allahû Tealâ fizik vücudumu teslim alacaktır; bu inancın sahibi olmayan kişilerden bahsediyor Allahû Tealâ burada. Ve o kişi yavaş yavaş şeytana dönecektir. Evvelâ zikri aynı seviyede kalacaktır. Sonra aşağı doğru inmeye başlayacaktır. Ve bu aşağı doğru iniş, onun şeytanın tuzağına düştüğünün kesinleştiğini gösterir.

Hacc Suresi 5. âyet-i kerime, Allahu Teala buyuruyor ki:

22/HACC-5: Yâ eyyuhân nâsu in kuntum fî raybin minel ba’si fe innâ halaknâkum min turâbin summe min nutfetin summe min alakatin summe min mudgatin muhallekatin ve gayri muhallekatin li nubeyyine lekum, ve nukırru fîl erhâmi mâ neşâu ilâ ecelin musemmen summe nuhricukum tıflen summe li teblugû eşuddekum ve minkum men yuteveffâ ve minkum men yuraddu ilâ erzelil umuri li keylâ ya’leme min ba’di ilmin şey’â(şey’an), ve terâl arda hâmideten fe izâ enzelnâ aleyhâl mâehtezzet ve rabet ve enbetet min kulli zevcin behîc(behîcin).

Ey insanlar! Eğer beas edilmekten (tekrar diriltilmekten) şüphe içinde iseniz... Oysa muhakkak ki Biz sizi, size beyan edelim (açıklayalım) diye (önce) topraktan (inorganik ve organik maddelerden), sonra bir nutfeden (bir damladan), sonra bir alakadan (rahim duvarına bir noktadan bağlı duran embriyodan), sonra şekillendirilmiş ve şekillendirilmemiş (bir çiğnemlik et görünümünde) mudgadan yarattık. Ve (sizi), dilediğimiz süreye kadar rahimlerde tutarız. Sonra sizi, ergenlik çağına ulaşmak üzere bebek olarak çıkarırız. Ve sizden bir kısmınız vefat ettirilir. Ve sizden bir kısmınız, sonradan ilimden bir şey bilemez hale gelsin diye ömrünün ihtiyarlık çağına döndürülür. Ve arzı (yeryüzünü) kurumuş görürsün. Fakat ona su indirdiğimiz zaman hareketlenir ve kabarır ve bütün güzel çiftlerden bitkiler yetiştirir.


yâ eyyuhen nâsu: Ey insanlar.
in kuntum: Eğer siz iseniz.
fî: İçinde.
raybin: Şüphe.
minel ba’si: Beas edilmekten, tekrar diriltilmekten.
fe: O zaman, oysa.
innâ: Şüphesiz Biz.
halaknâkum: Sizi Biz yarattık.
min turâbin: Topraktan.
summe: Sonra.
min nutfetin: Bir nutfeden, bir damla sudan.
summe: Sonra.
min alakatin: Alakadan (bir noktada asılı duran şeyden; rahim duvarına bir noktadan asılı duran embriyodan).
summe: Sonra.
min mudgatin: Bir çiğnemlik et görüntüsündeki ceninden.
muhallekatin: Halkedilmiş, yaradılışı şekillendirilmiş.
ve gayri muhallekatin: Ve yaradılışı tamamlanmamış, şekillendirilmemiş.
li nubeyyine: Beyan etmemiz için, beyan edelim diye.
lekum: Size.
ve nukırru: Ve durdururuz, tutarız.
fîl erhâmi:  Rahimlerde.
mâ neşâu: Dilediğimiz şeyi.
ilâ ecelin: Bir süreye kadar.
musemmen: Belirlenmiş, isimlendirilmiş.
summe: Sonra.
nuhricukum: Sizi çıkarırız.
tıflen: Çocuk (bebek) olarak.
summe: Sonra.  
li teblugû: Erişmeniz (ulaşmanız) için.
eşuddekum: Sizin en kuvvetli (erginlik) çağınız.
ve minkum men: Ve sizden bir kısmınız.
yuteveffâ: Vefat ettirilir.
ve minkum men: Ve sizden bir kısmınız.
yuraddu: Geri döndürülür.
ilâ erzelil umuri: Ömrünün en rezil çağına, ihtiyarlık çağına.
li keylâ ya’leme: Bilmemesi için.
min ba’di ilmin: İlimden sonra.
şey’â(şey’an): Bir şey.  
ve terâ el arda: Ve arzı görürsün.
hâmideten: Kurumuş olarak.
fe: Böylece, fakat.
izâ: Olduğu zaman.
enzelnâ: İndirdik.
aleyhe: Onun üzerine, ona.
el mâe: Su.
ihtezzet: Hareketlendi.  
ve rabet: Kabardı (hacmi arttı).
ve enbetet: ve (bitki) yetiştirdi.
(Yani topraktan bahsediyor.)
min külli: Hepsinden (bütün çeşitlerden).
zevcin: Çift.
behîc(behîcin): Güzel.
 
Ve sonuç şöyle oluyor:

“Ey insanlar! Eğer beas edilmekten (ölümden sonra tekrar diriltilmekten) şüphe içinde iseniz... Oysa muhakkak ki Biz sizi, size beyan edelim (açıklayalım) diye (önce) topraktan (inorganik ve organik maddelerden), sonra bir nutfeden (bir damladan), sonra bir alakadan (rahim duvarına bir noktadan bağlı duran embriyodan), sonra şekillendirilmiş ve şekillendirilmemiş (bir çiğnemlik et görünümünde) mudgadan yarattık. Ve sizi, dilediğimiz süreye kadar rahimlerde tutarız. (9 ay 10 günlük bir süre.) Sonra sizi, ergenlik çağına ulaşmak üzere bebek olarak çıkarırız. Ve sizden bir kısmınız vefat ettirilir. Ve sizden bir kısmınız, sonradan ilimden bir şey bilemez hale gelsin diye ömrünün ihtiyarlık çağına döndürülür. Ve arzı (yeryüzünü) kurumuş görürsün. Fakat ona su indirdiğimiz zaman hareketlenir, kabarır ve bütün güzel çiftlerden bitkiler yetiştirir.”

Burada Allahû Tealâ insanın yaratılışını söylüyor. İlk insan, Âdem (A.S) topraktan yaratıldı. Bu topraksa organik kesimde olan organik olmayan inorganik bölümde olan bir toprak. Âdem (A.S)’dan sonrakiler Âdem (A.S)’ın nutfesinden vücuda getirildi. Onun nutfesinden, onun sülbünden dünyaya geldiler. Havva anamızsa Âdem (A.S)’ın kaburga kemiğinden vücuda getirildi. Ondan sonraki doğumların hepsi bir nutfeden vücuda geldi.

Şimdi burada Allahû Tealâ, rahim içindeki embriyonun gelişiminden bahsediyor. Evvelâ rahimin duvarına bir damla yapışıyor. Bir noktada bağlanıyor rahim duvarına. “Sizi bir çiğnemlik et görünümünde bir mudgadan yarattık.” diyor Allahû Tealâ. Gerçekten embriyonun bu noktadaki durumu, o mikroskoplarla incelendiği zaman sanki birisi bir eti ısırır da 32 dişinin izi nasıl iki tarafında kalırsa etin aynı şekli görünüş orada da var. Embriyoda da var. Bunlar embriyonun şekillenmesinin ifadesi. O zaman insanlarda mikroskop yoktu ki baksınlar. Embriyonun gelişim sahası içerisinde bir çiğnemlik etle Allahû Tealâ’nın ne demek istediğini bugün tıp cevaplayabiliyor. O seviyedeki embriyo sanki 2 tarafından dişlenmiş ve 32 dişin üstten ve alttan izleri çıkmış; embriyonun iki tarafında da izler var. Bir hüviyet veriyor Allahû Tealâ ve 14 asır evvel bunu Kur'ân-ı Kerim’ine yazıyor.

Kur'ân-ı Kerim’in her satırından alınması lazımgelen ibretler vardır. Ondan sonra Allahû Tealâ diyor ki: “Sizi dilediğimiz kadar rahimlerde tutarız. Sonra bebek olarak dünyaya getiririz. Bir kısmınız ölürsünüz. İhtiyarlık çağına ulaşamadan evvel ölürsünüz. Ama bir kısmınız unutkan olacaktır. Ona verdiğimiz ilimden bir şey bilmez hale gelecektir. Ömrünün ihtiyarlık çağına ulaşacaktır. Tıpkı insanlar nasıl dünyaya geliyorlarsa arzı da kurumuş bulursun. Sonra Biz ona gökten su indiririz ve o zaman hareketlenir, kabarır ve bütün güzel çiftlerden bitkiler yetiştirir.”

Hacc Suresi 6. âyet:

22/HACC-6: Zâlike bi ennallâhe huvel hakku ve ennehu yuhyil mevtâ ve ennehu alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).

Muhakkak ki Allah, işte O, Hakk’tır. Ve muhakkak ki O, ölüleri diriltir ve muhakkak ki O, herşeye kaadirdir.


zâlike: O, işte o, işte bu.  
bi ennallâhe: Muhakkak ki Allah.  
huve: O.
el hakku: Hak, gerçek.
ve ennehu: Ve muhakkak ki o.  
yuhyil: Diriltir.  
mevtâ: Ölüler.
ve ennehu: Ve muhakkak ki o.
alâ: Üzerine, …e.
kulli şey’in: Her şey.
kadîr(kadîrun): Kaadir, gücü yeten.

“Muhakkak ki Allah, işte O, Hakk'tır. Ve muhakkak ki O, ölüleri diriltir ve muhakkak ki O, her şeye kaadirdir.”

Allah, haktır. Esmalarından birisi de El Hakk’tır. El Hakk, Allah’ı temsil eden kelimedir. Allahû Tealâ, kıyâmet günü ölüleri mutlaka diriltecektir. Bütün zamanlar boyunca Âdem (A.S)’dan bu tarafa ölmüş olan bütün insanlar, zaman kendi taraflarına döndüğünde onların yaşadığı günlere ulaştığında mutlaka canlı olacaklardır. “Ve Allah her şeye kaadirdir.” diye bitiyor âyet-i kerime.

7. âyet-i kerime :

22/HACC-7: Ve ennes sâate âtiyetun lâ raybe fîhâ ve ennallâhe yeb’asu men fîl kubûr(kubûri).

Ve onda (vuku bulacağında) şüphe olmayan o saat (kıyâmet) mutlaka gelecektir. Ve muhakkak ki Allah, kabirlerde olan kimseleri beas edecektir (diriltecektir).


ve enne: Ve muhakkak.
es sâate: O saat.
âtiyetun: Gelecektir.
lâ raybe: Şüphe yok.
fîhâ: Onun içinde, onda.
ve ennallâhe: Ve muhakkak Allah.
yeb’asu: Beas edecek, diriltecek.
men: Kim, kimse(ler).
fî: İçinde.
el kubûr(kubûri): Kabirler.

“Ve onda (vuku bulacağında) şüphe olmayan (vuku bulacağından şüphe olmayan) o saat (kıyâmet) mutlaka gelecektir. Ve muhakkak ki Allah, kabirlerde olan kimseleri beas edecektir (diriltecektir).”

Kıyâmet günü zaman geriye dönüyor. Neden geriye dönüyor zaman? Geçmişten geleceğe doğru uzayan, devam eden zaman bütün gezegenleri birbirinden ayıran kinetik enerji sona erdiği için bir noktadan ayrılan ve zamanı olgunlaştıran, zamanı vücuda getiren hareket sona ereceği için zaman duracaktır. Ve zamanın durmasından sonra büyük kütlelerin küçükleri kendisine çekme olayı; gravitasyon başlayacaktır. Gravitasyonla beraber bütün kütleler uzayları yok ederek birleşecek, birleşecek, birleşecek o tek noktaya doğru kâinat devamlı küçülecektir. Sonunda bütün uzaylar kalkacak, neticede bir noktada bütün kâinat toplanmış olacaktır. Bu küçülme devam ettiği sürece, zaman gelecekten geçmişe doğru dönecektir. Ve bu zaman parçası içerisinde kabirlerde olan insanların, yaşadıkları çağa zaman geri döndüğünde o insanların hepsi zaten hayatta olacaklardır. Hepsi kabirlerinde dirileceklerdir.

Hacc Suresi 8. âyet, Allahû Tealâ buyuruyor:

22/HACC-8: Ve minen nâsi men yucâdilu fîllâhi bi gayri ilmin ve lâ huden ve lâ kitâbin munîr(munîrin).

Ve insanlardan (öyle) kimseler vardır ki; bir ilme, bir hidayetçiye ve nurlu (aydınlatıcı) bir kitaba sahip olmaksızın Allah hakkında mücâdele eder.


ve minen nâsi: Ve insanlardan.
men: Kim, kimse (ler).
yucâdilu: Mücâdele eder.
fîllâhi: Allah hakkında.
bi gayri: Olmaksızın.
ilmin: Bir ilim.
ve lâ huden: Ve hidayet eden, hidayetçi.
ve lâ kitâbin: Ve bir kitap olmadan.
munîr(munîrin): Aydınlatıcı, nurlandırıcı.

“Öyle insanlar var ki bir ilmin sahibi değildir. Bir hidayetçiye sahip değildir. Bir nurlu kitaba, aydınlatıcı kitaba da sahip değildir. Ama Allah hakkında mücadele eder.” diyor. Yani her şeyi emaniyedir. Sadece zanna dayanır. Ve de bir şey bildiğini zanneder. Ama aslında bir şey bilmez.

Sevgili kardeşlerim, işte bütün zamanlarda insanlar vardır. Bütün zamanlarda Allah, aynı şeyi söyler.

1- Allah'a ulaşmayı dileyeceksiniz.
2- Allah, sizi 12 tane ihsanla mürşidinize ulaştıracak; tâbî olacaksınız.
3- Ruhunuzu Bana ulaştıracaksınız.
4- Fizik vücudunuzu Bana teslim edeceksiniz.
5- Nefsinizi Bana teslim edeceksiniz.
6- İrşada ulaşacaksınız.
7- İradenizi de Allah'a teslim edeceksiniz.

Bunlar üzerinize farz der Allahû Tealâ ve insanlar bu konuda, Kur'ân-ı Kerim defalarca bunları yazmış olmasına rağmen Kur'ân-ı Kerim’deki bilgilerin sahibi olmadıkları için ve Allahû Tealâ’dan ilim alan birinden ilim tahsil etmedikleri için Kur’ân’da yazılı olmasına rağmen bu hakikatlerin hiçbirini görmeyecektir, bilmeyecektir. Ama öğrendikleri emaniye bilgilerle Allah'ın yolunda olan insanların hep karşısına çıkıp onlarla tartışacaklar, taraftarlar bulacaklardır. Ve Allah'ın nurunu söndürmeye çalışacaklardır.

İşte sevgili kardeşlerim, dünyanın yaşadığı bu çağı en güzel anlatan âyet-i kerime. Dîn adamıyım diye geçinen insanlar var. Allahû Tealâ, aynı hususu; onların vasıflarını net bir şekilde söylüyor. A’râf-146, 147’de diyor ki:


“Allah, onları âyetlerinden çevirecektir ki onlar, Allah'ın bütün âyetlerini görseler onlara inanmazlar. Onlar kibirle yeryüzünde dolaşanlardır. Onlar irşad yolunu gördükleri zaman onu yol olarak kabul etmezler. Gayy yolunu gördükleri zaman onu yol olarak kabul ederler. Bunun sebebi Allah'ın âyetlerini yalanlamaları ve Allah'ın âyetlerinden gâfil olmalarıdır. Allah'ın âyetlerini yalanlayanlar ve Allah'a mülâki olmayı, ruhu ölmeden Allah'a ulaştırmayı kim yalanlarsa onların amelleri boşa gitmiştir.” diyor Allahû Tealâ.

İşte bu insanlar, hidayet yolunun temsilcilerine devamlı karşı çıkarlar. Asla hidayet yolunu kabul etmezler. Gayy yolu onların yoludur. O yoldan vazgeçmezler.

Hacc Suresinin 9. âyet-i kerimesi:

22/HACC-9: Sâniye ıtfihî li yudılle an sebîlillâh(sebîlillâhi), lehu fid dunyâ hızyun ve nuzîkuhu yevmel kıyâmeti azâbel harîk(harîkı).

Allah’ın yolundan saptırmak için onu (Allah’ın dînindeki esasları) eğip büker (değiştirir). Onun için dünyada rezillik vardır. Ve ona kıyâmet günü yakıcı bir azap tattıracağız.


sâniye: Ona yan çizer.
ıtfihî: Kibirlenip onu eğip büker.
li yudılle: Saptırmak için.
an sebîlillâh(sebîlillâhi): Allah’ın yolundan.
lehu: Ona, onun için (vardır).
fid dunyâ: Dünyada.  
hızyun: Rezillik.
ve nuzîkuhu: Ve ona tattıracağız.
yevmel kıyâmeti: Kıyâmet günü.
azâbel: Azab.
harîk(harîkı): Yakıcı.

“Allah'ın yolundan saptırmak için onu (Allah'ın dînindeki esasları) eğip büker (değiştirir). Onun için dünyada rezillik vardır. Ve ona kıyâmet günü yakıcı bir azap tattıracağız.”

Sevgili öğrenciler, izleyenler ve dinleyenler, burada bir evvelki âyetteki (8. âyetteki) insanların davranış biçimlerinin arkasındaki gerçek ortaya çıkıyor. Neydi adamların durumu? İnsanlardan öyle birileri vardır ki Allah hakkında mücâdele ederler. Nasıl insanlar bunlar? İlimleri yok. Nasıl insanlar? Hidayetçileri yok. Nasıl insanlar? Bir nurlu kitaba sahip değiller. Yani nurlu kitap olan Kur'ân-ı Kerim’in muhtevasından haberdar değiller. İşte zamanımızın dizaynını veriyor Allahû Tealâ sevgili kardeşlerim. Kur'ân-ı Kerim, 7 safhanın 7’sini de farz kılmıştır insanlara. Bundan 14 asır evvel bütün sahâbe, 7 safhayı da gerçekleştirmişlerdir. Tekrar edelim:

1. safha: Allah'a ulaşmayı dilemek.
2. safha: Mürşide 12 tane ihsanla ulaşıp tâbî olmak.
3. safha: Ruhu Allah'a ulaştırıp teslim etmek.
4. safha: Fizik vücudu Allah'a teslim etmek.
5. safha: Nefsi teslim etmek.
6. safha: İrşada ulaşmak.
7. safha: İradeyi de Allah'a teslim etmek.

Bunların hiçbirinden haberleri yoktur. Çünkü okudukları kitaplar o muhtevayı ihata etmiyor. Okudukları kitaplarda müfredat programlarında bu anlattığımız 7 tane safhanın hiçbirisi yok. Olabildiğine geniş bir muhteva var; o fıkıh. Elbette fıkıhın da öğretilmesi lâzım. Dünya hayatında Allah'ın emirlerine uygun olarak neler yapacağımızın bilinmesi lâzım. Ama fıkıh ne kadar bilirseniz bilin, fıkıhta ne kadar eksiksiz olursanız olun eğer hidayeti bilmiyorsanız kurtuluşunuz mümkün değil. Eğer Allah'a ulaşmayı dilemiyorsanız, Allahû Tealâ sizi âyetlerinden gâfil olarak kabul ediyor.

O zaman sevgili kardeşlerim, o zaman bu hakikatlerden haberdar olmayan insanlardan bahsediyor Allahû Tealâ 8. âyet-i kerimede. Ve o insanlar gâfletlerine bakmadan ki “Allah'a ulaşmayı dilemeyenlerin hepsi benim âyetlerimden gâfildir.” diyor Allahû Tealâ. Bu gâfil olmalarına, Allah'ın ilmini bilmemelerine rağmen o insanlar, Allah hakkında mücâdele ediyorlar. Onlara onu öğretecek olan bir hidayetçileri yok. Eğer Allah'a ulaşmayı dileselerdi mutlaka bir hidayetçiye ulaşacaklardı. Ve o, onlara Allah'a ulaşmayı dilemenin neden farz olduğunu, ruhu Allah'a ulaştırmanın 12 defa neden farz olduğunu diğer teslimlerin neden farz olduğunu, hangi âyet-i kerimeler gereğince farz olduğunu öğretecekti. O zaman kitap (Kur'ân-ı Kerim) nurlu bir kitap hüviyetini alacaktı onlar için. Ama bütün bunlardan haberdar olmadıkları için Kur’ân, onlara göre nurlu bir kitap değil.

Böyle bir durumda bu insanların durumunu söylüyor Allahû Tealâ. Bu insanlar, öğrendikleri o eksik dîn bilgisiyle gerçekten dîni bildiklerini zannederek, o daracık ilimleri içerisinde Allah’tan ilim öğrenmiş olanlarla kavgaya başlarlar; savaşa başlarlar. Ve Allah’ın dînindeki esasları da eğip büküp değiştirirler. Hâlbuki insanlık tarihi boyunca aynı şeyler olmuştur. 7 safha 4 teslim ve Kur'ân-ı Kerim bütün boyutlarıyla söylüyor. Bütün sahâbe, 7 safhayı da bu 7 safhanın içindeki 4 teslimi de hepsi yaşamış. Bunu defalarca anlattık size. Ve şimdi böyle olmayan insanlar, kitaplardan, üniversitelerden öğrendikleri dîn bilgisiyle bu hakikatleri onların kurtuluşu için anlatmaya çalışanları düşman bilip dînlerini eğip bükerek onları Allah'ın yolundan saptırmaya uğraşırlar. Ne yazık ki onların profesör gibi, doçent gibi titrine  bakan insanlar doğru söylediklerini zannederler. Onlar da böylece onları yoldan çıkarırlar.

İşte Hacc Suresinin 8 ve 9. âyetleri en açık şekilde bunu söylüyor. 8. âyet-i kerimede Allah hakkında mücâdele edenlerden bahsediyor; ilimsiz, hidayetçisiz ve kitapsız olarak. 9. âyet-i kerime de davranış biçimlerini veriyor. Burada birincisinde (Hacc-8’de) standartlarını veriyor. Nasıl insanlar bunlar? Hacc-9’da da yaptıklarını söylüyor, aksiyonlarını söylüyor. “Allah'ın yolundan saptırmak için onu eğip, büker.”

Olay bu sebeple bir facia niteliği taşıyor. Bugün dünyada dîn öğreten üniversitelerde ne yazık ki Allah'ın güzellikleri artık öğretilmiyor. 14 asır sahâbenin yaşadığı, sahâbeyi sahâbe yapan İslâm, onlar için geçerli hüviyette değil.

İşte sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, muhtevaya bakıyoruz ve sadece üzülüyoruz. Allah'ın hidayeti tamamen gizlenmiş durumda. Hidayeti bilmeyenler, hidayetten haberdar olmadıkları için de böyle yapmış durumdalar. Her şey onların elinde şekil değiştirmiş. Hidayet, insan ruhunun Allah'a ulaşması. Hidayet, fizik vücudun Allah'ın bütün emirlerini yerine getirmeye başlayarak teslim olması. Nefsin aynı hüviyette Allah’a teslim olması, iradenin Allah'ın iradesine bağlanarak Allah'a teslim olması; bunların hepsi yok edilmiş.

Kur'ân-ı Kerim indirildiğinden bu tarafa geçen 14 asırda iblis, insanların başına böyle bir tuzak kurmuş. Allahû Tealâ onların kıyâmet günü büyük bir azaba uğrayacağını, onlara yakıcı bir azap tattıracağını söylüyor. O insanlar neticede bu dünyada da mağlup olacaklardır. Aslında ne yapıyor bu insanlar? Öğrendiklerini öğretiyorlar. Öğrendikleri yanlış, eksik bilgiler. Hidayet tamamen unutulmuş. İslâm’ın 7 safhası tamamen unutulmuş. 4 tane teslimin hepsi unutulmuş. Teslim dîni olan İslâm, 5 esasa oturtulmuş. Teslimle alâkalı hiçbir şey yok içlerinde. Ne ruhun teslimi ne vechin teslimi ne iradenin teslimi. Vasıtalar hedef olmuş yani araçlar amaç olmuş. Ve böylece İslâm, insanlar tarafından batırılmış, torpillenmiş. Hacc Suresi 8, 9’da Allahû Tealâ’nın anlattığı korkunç bir olay. İlimsiz, hidayetsiz, mürşidsiz ve kitaba da tâbî olmaksızın insanları Allah'ın yolundan uzaklaştırmaya çalışan, yoldan saptırmak için gayret gösteren insanlar. Bugünün Allah'ın hakikatlerini bilmeyen öğreticilerinden bahsediyor Allahû Tealâ.  İnsanlığa yazık oluyor ama bu öğretim kademesine de yazık oluyor. Ne kadar uğraşıyoruz biliyor musunuz sevgili kardeşlerim? Onlara bunu anlatabilmek için, öğretebilmek için, Allah'ın bize öğrettiklerini onlara öğretebilmek için. Ama tam bu, Hacc Suresinin 8 ve 9. âyet-i kerimesindeki insanlarla donatılmış İslâm dünyası. Bütün insanlığa yazık oluyor; çünkü İslâm’dan başka bir dîn zaten hiç olmamıştı sevgili kardeşlerim. O da bu hale getirilmiş.

Hacc Suresi 10. âyet-i kerimeye geliyoruz:

22/HACC-10: Zâlike bimâ kaddemet yedâke ve ennallâhe leyse bi zallâmin lil abîd(abîdi).

İşte bu, senin ellerinle takdim edilen şeyler (yaptığın zulümler) sebebiyledir. Ve muhakkak ki Allah, abidler (Allah’a kul olanlar) için zulmedici değildir.


zâlike: O, işte o, işte bu.
bimâ: Sebebiyle.
kaddemet: Takdim etti.
yedâke: Senin iki elin.  
ve ennallâhe: Ve muhakkak ki Allah.
leyse: Değil.  
bi zallâmin: Zulmedici, zulmeden değil.
lil abîd(abîdi): Abidler için, Allah'a kul olanlar için.

“İşte bu, senin ellerinle takdim edilen şeyler (yaptığın zulümler) sebebiyledir.”

Allah cehenneme gidecek olan insanlara sesleniyor bu âyet-i kerimede: “İşte bu senin cehenneme atılman, cehennemde azaplanman, ellerinle takdim ettiğin şeyler, vücuda getirdiğin yanlış davranışlar sebebiyledir (yaptığın zulümler sebebiyledir). Ve muhakkak ki Allah, abidler (Allah'a kul olanlar) için zulmedici değildir.”

Allahû Tealâ, herkesin Allah'a kul olmasını istiyor sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım. Allahû Tealâ’nın hepinizi sonsuz mutluluklara ulaştırmasını Yüce Rabbimizden dileyerek sözlerimizi inşaallah burada tamamlamak istiyoruz. Allah hepinizden razı olsun.

İmam İskender Ali  M İ H R