}
Mutluluk Sohbeti 07.07.2003
Mp4 Mp3 Link

Sohbet Kodu: 106738

 

SOHBETİN ADI: MUTLULUK SOHBETİ
TARİHİ: 07.07.2003

Eûzubillâhimineşşeytânirracîm, bismillâhirrahmânirrahîm.

Sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, işte bir defa daha bir mutluluk sohbeti yapmak üzere bir aradayız. Size mutluluktan bahsetmek istiyorum; saadet müessesesi, mutluluk müessesesi.

Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’de buyuruyor ki:

51/ZÂRİYÂT 56: Ve mâ halaktul cinne vel inse illâ li ya'budûni.

Ve Ben, insanları ve cinleri (başka bir şey için değil, sadece) Bana kul olsunlar diye yarattım.


“Biz, insanları ve cinleri başka bir şey için değil; Bize kul olsunlar diye yarattık.”

Kul olmak nerede başlıyor, Allah’a kul olmak? Allah’a ulaşmayı dilediğiniz andan başlıyor; 1. kulluk. Allahû Tealâ bütün engellerinizi kaldırıyor, günahlarınızı örtüyor, mürşidinize ulaştırıyor sizi, tâbiiyetinizi gerçekleştiriyorsunuz; 2. kulluktasınız. Sonra ruhunuzu Allah’a ulaştırıyor Allahû Tealâ; 3. kulluktasınız. Buraya kadarı garantide. Kim Allah’a ulaşmayı dilerse Allah onu mutlaka Kendisine ulaştırır. Sonra 4. kulluk; fizik vücudunuzu Allah’a teslim ettiğiniz zaman. 5. kulluk; nefsinizi Allah’a teslim ettiğiniz zaman. 6. kulluk; irşada ulaştığınız zaman. 7. kulluk; iradenizi Allah’a teslim ettiğiniz zaman. 7 tane kulluk müessesesi. Her birinde mutluluğunuz giderek daha çok artıyor. Cennet saadeti mi dediniz; Allah’a ulaşmayı dilediğiniz an cennet saadeti sizin. Hiç biriniz cennetin dışında kalamazsınız, bizim dostlarımız. Kim öğrenmişse ki Allah’a ulaşmayı dilediği anda mutlaka cennet saadeti onundur; o kişi bunu gerçekleştirdiği anda cennet saadeti onundur.

Öyleyse bizim çevremizde olanlar, sözlerimizi dinleyen sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, işte bu kadar kolay bir şey; sizin cennete girmeniz bu kadar kolay bir şey: Allah’a ulaşmayı dilemek. “Peki ama bu işin içinde namaz kılmak var, oruç tutmak var, zekât vermek var, zikir yapmak var. Ben onları yapamam ki.” diyor birçok kişi. Tabiî yapamazsınız; ama şu andaki hâlinizle yapamazsınız. Ne zaman Allah’a ulaşmayı dilerseniz; Allah sizi onları yapacak hâle getirecek, siz bir şey yapmayacaksınız.

Sevgili kardeşlerim, Kur’ân-ı Kerim insanlara: “Kul olun.” demekle neyi kastediyor? 7 kat cenneti kastediyor. Çünkü Allah’a kul olduğunuz zaman nihaî kullukta; Hakk’ul yakîn kulluğunda Adn cennetlerinin sahibi olursunuz, cennetlerin en üstünü, 7. kat cennet. Niye “Kul olun,” diyor? Dünya mutluluğunun da sonsuzunu yaşarsınız. Her an mutlu olan bir insan olursunuz.

Öyleyse mutluluğun tarifine gelin beraberce bakalım. Şu dünyada mutlu olan insanlar neden mutludurlar acaba? Dünya mutluluğundan bahsediyorum. Allah’ın kanunlarını öğrenmişlerdir; Allah’ın bileşik kaplar kanunu gibi. Sevgili kardeşlerim, siz 1. ünitesiniz. Etrafınızdaki herkes, bütün insanlar 2. ünite ve Allah; üçüncüsü. Allah kanunları koyar. Bu kanunlar, bileşik kaplar kanununun eşitidir. Sizden çevrenize onları üzecek bir davranış biçimi sergilendiği zaman, başkasına eza verdiğiniz zaman, sıkıntı verdiğiniz zaman, başka birini rahatsız ettiğiniz zaman 1. ünite 2.’ye negatif bir dalga boyu ulaştırmıştır. Bununla onu rahatsız etmiştir, rencide etmiştir. Ve çevre mutlaka ona kendisine iade edecektir. Hayır, o kişi değil; bir başka kişi, daha başka bir kişi her kimse ama mutlaka o kişiye bunun aksi geri dönecektir.

Peki, bu kişi çevresindekine bunu ulaştırdığı zaman nasıl oluyor da geri dönüyor? Allah bunu kanun olarak koymuş. “Herkes” diyor, “Ektiğini biçer. Çalma kapını, çalarlar kapını.”

“men dakka dukka.” buyuruyor Allahû Tealâ. Eğer birine sizden bir kötülük ulaşmışsa o kötülük, mutlaka toplumdan size geri dönecektir. Aynı boyutta bir şeyi ödeyeceksiniz.

Biliyor musunuz sevgili kardeşlerim, bir şeylerini çaldıranlar, onlara dikkatle bakın: Bunlar zekât vermeyen insanlardır. Allahû Tealâ onlardan zekâtlarının karşılığını alıyor. Hırsız aç; hırsız çalmak mecburiyetinde, çaresiz. Ama çaldığı kişinin mutlaka böyle bir sorunu vardır. Allah’ın kanunlarını hiçe saymıştır ve başka insanlar, onun yaptığı yanlışlığın bedelini ona ödetirler.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, siz, siz olun sadakanızı; siz, siz olun zekâtınızı mutlaka verin. Hatta onun ötesinde birrinizi de verin. Her şey öylesine güzel olur ki Allah’a hayran olursunuz. Sizden çevrenize kötü bir şey ulaştığı zaman bu negatif dalga boyunun toplumda ulaştığı yer, tekrar bulunduğu noktaya mutlaka geri dönmesini ifade eder. O yere ulaşınca, başka insanların arasına girince yerine mutlaka geri dönecektir. Burada bir insanı vasıta olarak kullanır ve sizden çevrenize ne yayılmışsa bir başkası, belki kişinin kendisi size onu iade eder. Verdiğiniz şey aynen geri gelir. Nasıl bileşik kaplarda su bir tarafta arttığı zaman 2. tarafta da mutlaka artarsa bu iki taraftan bir tanesinden ikincisine ulaşan bir negatif veya pozitif sistem, aynı oranda kişiye tekrar geri dönecektir. Aslında 2 katıyla geri dönecektir. Çünkü hem Allah kişiye azap verir; başkasına zulmeden kişiye hem de ruh nefse huzursuzluk verir. Yetmez; toplumdan birileri de o kişiye başkalarına ulaştırdığı negatif etkiyi ulaştırır. Onu aynı istikamette negatif olarak etkiler.

Öyleyse kötülük yapan her zaman kötülüğe muhataptır. Peki, aksini düşünelim. Bir insan düşünün ki başkalarına iyilik yapmak için yaşıyor. Onları mutlu etmek; hedefi bu. Daha bu kişi başkalarına mutluluk vermeyi, bir mutluluğa ulaştırmayı düşünmeye başladığı andan itibaren Allah’ın ülkesindedir. Şu apsis ve ordinat eksenlerinin kesiştiği bir yer var ya sıfır noktası, buranın altı sıfırın altıdır; negatif değerlerdir. Buranın üstü pozitif değerlerdir. Pozitif değerlerin olduğu kesim Allah’ın ülkesidir; negatif değerlerin olduğu kesim şeytanın ülkesi. Ne zaman siz başka birisine bir iyilik ulaştırmak için varsanız, böyle bir şeyi düşünmeye başlamışsanız; birisine bir hediye almak istiyorsunuz, birinin gönlünü hoş etmek istiyorsunuz, bir hastayı ziyaret etmek istiyorsunuz, birisine bir hediye almak istiyorsunuz, etrafınızdaki insanları mutlu etmek için bir yarış içindesiniz; daha o kişiye bu mutluluğu ulaştırmayı düşünmeyi planlamaya başladığınız andan itibaren bunun mânâsı:

Siz;

1- Zamanınızı,
2- Enerjinizi,
3- Aklınızı,
4- Size ait olan her şeyi, bir başkasını mutlu etmek için angaje etmiş durumdasınız. Seferber etmiş durumdasınız.

Bu noktadan itibaren Allah’ın yardımı üzerinizdedir. Bir tarafını Allah’ın oluşturduğu, 2. tarafını ruhunuzun oluşturduğu, 3. tarafını işlediğiniz hayrın oluşturduğu bir üçgenin içinde; bir mutluluk üçgeninin içinde yaşarsınız daimî zikre kadar. Eğer daimî zikre ulaştıysanız; bir 4. boyut daha girecektir. Bir tarafında daimî zikir yaptığınız için nefsinizin kalbinde hiç afet kalmadığı cihetle bir dörtgenin 4. boyutunu nefsiniz oluşturacaktır. Allah’ın, ruhunuzun, nefsinizin ve işlediğiniz hayırların oluşturduğu bir dörtgen, bir kare.

Sevgili kardeşlerim, her şey öylesine güzel ki. Hele bilseniz ki bütün bunların merkezinde başka birisi yok, yalnız siz varsınız, top her zaman sizde. Ne ekerseniz onu biçersiniz. Öyleyse 2 kat mutluluk almak için başkalarına 1 kat mutluluk vereceksiniz. Olayın matematik değeri bu kadar basit. Birisine bir iyilik etmek istiyorsunuz, gayeniz onu mutlu etmek. Düşünmeye başladınız: “Ne yapabilirim? O kişiyi mutlu etmek için ben ona ne yapabilirim?” Seçim yapıyorsunuz şimdi. Bir hediye almayı düşünüyorsunuz: “Acaba falanca hediyeyi mi alsam, feşmekan hediyeyi mi alsam? Hangisini alsam onu daha fazla memnun edebilirim?” düşünüyorsunuz. Etrafınızdakilere soruyorsunuz. Bunları yaptığınız zaman siz, mutlu bir insansınız. Çünkü gayeniz, size ait olan her şeyi seferber ederek o kişiye bir hizmette bulunmak, onu memnun etmek.

Sevgili kardeşlerim, dikkatle dinleyin. O aldığınız şey, o kişiyi mutlu etmese bile o nesneyi alıp da ona götürüp teslim ettiğiniz ana kadar siz Allah’ın bir sevgilisisiniz. Başkasına mutluluk götürmek üzere yola çıktınız ve o hediyeyi o kişiye götürdüğünüz ana kadar Allah’la siz berabersiniz. Allah, sizi o noktaya kadar mutlak bir saadetin içinde yaşatacaktır. 1 saat, 2 saat bu konuda harcadınız ve sonunda o hediyeyi o kişiye götürdünüz. Bu noktaya kadar Allah’ın ülkesinde siz mutlu bir insansınız. 2 saatinizi A için harcadınız. Hediyeyi ona verdiniz. 1. alternatif; çok beğendi ve size minnetini gösteren gözlerindeki parıltıyı gördünüz. Bir şey söylemediğini düşünüyoruz, teşekkür bile etmediğini düşünüyoruz; hiç fark etmez. Ama gözlerindeki pırıltı size çok şey söyler.

Sevgili kardeşlerim, onu mutlu edemeyen bir hediye almış olabilirsiniz; 2. alternatif. Netice değişmez. O ana kadar mutluluğu yaşadınız. Eğer onun da mutlu olduğunu görseydiniz, biraz daha fazla mutlu olacaksınız. Olmadı; ama 2 saat boyunca mutlu olan sizdiniz. Diyelim ki etrafınızda 10 tane insan var her zaman sizinle beraber olan. İkincisine bir güzelliği ulaştırmak için yola çıktınız. Düşünmeye başladınız; bu da 2 saat sürdü. O 2 saat süresince siz, gene mutlu bir insansınız. 2. bir kişiye mutluluk ulaştırmak için varsınız. Ve akşama kadar geçen süreç içerisinde etrafınızdaki 10 kişiye bir şeyler ulaştırdınız; bazılarına yarım saat bazılarına 1 saat harcayarak. Ama bütün günü başkaları için tükettiniz. İşte siz, o bütün günü mutlulukla geçiren bir insansınız.

Etrafınızda her zaman sizinle ilişkide olan insanlar, konuşan dostlarınız, arkadaşlarınız, sizin kendilerine ulaştırdığınız bu mutluluk istikametinde onlardan size daima pozitif dalga boyları ulaşacaktır. Siz onlara, onları mutlu edecek olan hedeflerle yaklaştınız. Ve her onlara saadet ulaştırışınıza kadar geçen süreç içerisinde mutluluğu yaşadınız.

Sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, sevgili kardeşlerim, o gün 10 saatinizi o etrafınızdaki kişilere mutluluk vermek için harcadıysanız; 10 saat boyunca siz mutlu oldunuz; her birinin yaşadığı mutluluğun 2 katını kazanarak. Etrafınızdaki 10 kişi sebebiyle her birinin yaşadığı mutluluğun 2 katını yani bir tekin yaşadığının 20 katı mutluluğu yaşadınız bir günde. Ne yapmak gerekiyormuş? Mutlu olabilmek, başkalarını mutlu kılmaktan geçiyormuş.

Sevgili kardeşlerim, almak için vermek mecburiyetindesiniz. Mutluluk almak mı istiyorsunuz? Mutluluk vereceksiniz. Bunu yaptığınız zaman iblis size hep: “Sen enayi misin?” der, “Bu insanlara bunu yaparsan bunlar hiç kıymet bilmezler.” Allahû Tealâ acaba niçin öyle söylüyor? Mutluluğunuz, başkaları mutlu olup da size mutluluk ulaştırsın diye.

Sevgili kardeşlerim, unutmayın; o insanların size yapacakları karşılık, meselenin sonunu ifade eder. Başlangıçta siz mutluluğu yaşıyorsunuz. Başkalarına mutluluk ulaştırmak için harekete geçtiğiniz andan itibaren Allah sizinle beraber, sizi mutlu kılıyor. Hayatınız başkalarının mutluluğu için devam ettiği sürece siz, asla mutsuz bir insan olamazsınız. Onlara ulaştırdığınız her mutluluktan evvel, o mutluluğu ulaştırmak için yaptığınız bütün gayretler, bütün zaman parçaları Allah’ın sizi muhteşem bir mutlulukla donattığı zaman parçalarıdır. Eğer hep başkaları içinseniz, hep bu mutluluğu yaşarsınız. Onlara vereceğiniz mutlulukla onların mutlu oluşlarını gözünüzün önünde canlandırırsınız. Nasıl bu işi halledebileceğinizi düşünürsünüz. Zamanınız, paranız, iradeniz, aklınız, enerjiniz; hepsi o hedefe yönelik olarak başka birinin mutluluğu için vardır artık. Bu, sizi mutlu edecek olan en büyük faktör.

Peki ya siz? Yaşadığı mutsuzluğu başkalarında da bulaştırmak isteyen siz, hep intikam peşindesiniz. Size birisi bir kötülük etmiş, onu affetmeyi onurunuza yediremiyorsunuz, şeytan sizi vazgeçirmiyor intikamdan. İntikam almak için harekete geçiyorsunuz. Birine bir kötülük yapmak üzere harekete geçtiğiniz andan itibaren, o kötülüğü nasıl gerçekleştireceğinizi planlamaya başladığınız andan itibaren siz mutsuz bir insansınız. Şeytanın emrinde olan bir insansınız. Şeytanın ülkesinde yaşayan bir insansınız yani sıfır noktasının altındaki negatif âlemde. İblis sizi devamlı mutsuz kılar. İntikam almak için daha bilenmiş bir inatla konunun üzerine gidersiniz ve o kişiye nasıl bir kötülük yapacağınızı planlarsınız. Bu süreç içerisinde siz, mutsuz bir insansınız. Şeytan sizinle beraberdir. Nefsinizin afetleri sizinle beraberdir. Şeytan, nefsinizin afetleri ve işlediğiniz günah bir üçgen oluşturur. Burada dörtgen yok. Sadece üçgen var: Şeytan, nefsinizin afetleri ve şeytanla nefsinizin afetlerinin birleşerek vücuda getirdiği günahlar. Huzursuz bir insan, mutsuz bir insan.

Böyle bir insan da sabahtan akşama kadar 10 kişiyi mutsuz etmek için çalışsa o insanları mutsuz etmeyi başarır. Ama kendisi de onların her birinin mutsuzluğunun 2 katını yaşar. 10 kişiye mutsuzluk ulaştıran bu kişi, onların birisinin yaşadığı mutsuzluğun tam 20 katını yaşayacaktır aynı gün. Çünkü hem Allah onlara azap eder her vücuda getirdikleri günah sebebiyle hem de ruhları nefslerine huzursuzluk verir; 2 kat huzursuzluk, azapla beraber huzursuzluk. Bu, kişinin başkalarına verdiği huzursuzluğun; sıkıntının 2 katını yaşamasına sebebiyet verir. Ya o, başkasına 1 kat sıkıntı verebilir yaptığı kötülükle ama kendisi mutlaka bunun karşılığını 2 kat olarak ödeyecektir. Bu kişi sabahtan akşama kadar 10 kişiye kötülük etse her birinin yaşadığının 2 katını alacağı için onların her birinin 20 katı kadar huzursuz olacaktır. Yeter mi? Yetmez. Böyle bir insana etrafındaki herkes nefretle bakar. Ondan intikam almak için fırsat arar ve fırsat bulursa mutlaka intikamını alır. Her intikam alışta bu kişi bir defa daha, bir defa daha, bir defa daha hep üzülecektir. Ve hep mutsuz bir dizayn içerisinde ömrünü tüketip gidecektir bu zavallı insan.

Sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, her şey en güzel standartlarda. Her şeyin en güzele ulaştığı bir noktada neden siz yoksunuz? Neden herkes için bir mutluluk kaynağı değilsiniz? Neden etrafınızdaki insanlar sizi sevmiyorlar. Çünkü siz, onları sevmiyorsunuz. Çünkü siz, onlara iyi davranmıyorsunuz. Asık suratınızla bir kibir abidesi gibi etrafta dolaşmanız, insanların ruhlarına sıkıntı veriyor. Haddinizi bilmiyorsunuz, büyüklerinize saygı göstermiyorsunuz, küçüklerinizi sevmiyorsunuz, insanlara sadece sıkıntı veriyorsunuz. O zaman bütün bunları yaparken asıl sıkıntı duyan sizsiniz. Farkında değil misiniz? Neden yüzünüz asık? Çünkü mutsuzsunuz. Çünkü başkalarını mutlu etmek için bir gayretin sahibi değilsiniz. Size göre buna lüzum da yok. Ama başkalarını mutlu etmek istemediğiniz sürece mutluluğu siz yaşayamazsınız. Sevilmeyen bir insan olursunuz ve sebebini de o düşünce platformunuzda bir türlü yakalayamazsınız. “Ben onlara ne yapıyorum ki herkes bana kötü davranıyor, herkes beni çok asık suratlı buluyor, herkes benimle bir karşı rezistans oluşturarak birlikte oluyor? Acaba neden beni sevmiyorlar? Neden benden nefret ediyorlar?” diye hiç düşünmez misiniz sevgili kardeşlerim? Arkasında onlar yok, arkasında siz varsınız.

Neden mutsuz bir insansınız? Evvelâ iç dünyanızda mutsuzsunuz. Nefsinizin afetleri devamlı sizi huzursuz ediyor. Neden? Yapmak istediğiniz her konuda iç dünyanızda kavga var; nefsinizle ruhunuz arasında bir kavga. Bu kavganın muhtevasına dikkatle bakın: Nefsiniz Allah’ın yasak ettiği bir fiili işlemek istiyor, ruhunuz da ona karşı çıkıyor. Bu kavga sebebiyle mutsuzsunuz her şeyden evvel. Nefsinizle ruhunuz diyalektik bir kavga içerisinde; bitmek tükenmek bilmeyen bir kavga. İç dünyanızda mutsuzsunuz, dış dünyanızda da mutsuzsunuz. Çünkü başkalarına yardım etmek istemiyorsunuz. Başkalarına karşı, nefsinizin o hırçın dizaynı içerisinde yanlış davranışlarda bulunuyorsunuz. “Ben onlardan daha üstünüm.” diyorsunuz. “Onlar benim üstünlüğümü kabul etmeli.” diyorsunuz. Kibirle onların üzerine gidiyorsunuz. Size bir görev verildiği zaman, o görevi başkalarını rahatsız etmek istikametinde kullanıyorsunuz. Çevrenizdeki insanlara karşı saygı göstermiyorsunuz. Hep burnunuz havada dolaşıyorsunuz.

Öyleyse başkalarıyla ilişkilerinizde daima mutsuz olacaksınız. Nefsiniz her zaman onlardan üstün olduğunuzu kanıtlamak peşinde. Hakikatleri değişik hüviyetlere bürüyerek, bazı şeyleri söylemeyerek üstün olduğunuzun ispatlarını vermeye çalışıyorsunuz çevrenize. Her kalp kırdığınız zaman, o insanların hüzünlendiği kadar siz de Allahû Tealâ’dan azap görüyorsunuz. Bunun için mutsuzsunuz. Arkadan ruhunuz nefsinize sıkıntı veriyor. Bunun için mutsuzsunuz. Yeter mi? Yetmez. Bu insanlar sizden intikam almak isteyeceklerdir. İntikamlarını da alacaklardır. Onlar intikamlarını aldığı zaman bir defa daha huzursuz olacaksınız. Haksız bir davranışa muhatap olduğunuz kanısındasınız. Bununla yetinmeyeceksiniz, siz de onlardan intikam almaya kalkacaksınız. İntikamınızı alabilirseniz, yeniden huzursuz olacaksınız bir haksız fiili işlediğiniz için. Eğer intikamınızı alamazsanız, alınamamış intikam kine dönüşecek ve şuuraltı birikiminiz başlayacak. Bu sefer de şuuraltı birikiminiz sebebiyle rahatsız olacaksınız. Şuuraltı birikiminin sizde oluşturduğu tesir sebebiyle huzursuz olacaksınız. Öyleyse dış dünyanızda da mutsuzsunuz, huzursuzsunuz.

Ya Allah ile olan ilişkiler? Görevlerinizi genellikle yapmıyorsunuz ya da az yapıyorsunuz. Her görevi yapamayışınızda Allahû Tealâ size azap eder. Ruhunuz da nefsinize huzursuzluk verir. Her Allah’ın yasak ettiği fiili işleyişinizde aynı şey olur. Allah size azap eder. Ruhunuz da nefsinize huzursuzluk verir.

Sevgili öğrenciler, izleyenler, dinleyenler, sevgili dostlarım, can dostlarım, gönül dostlarım, görüyor musunuz, mutsuzluk denilen şey başkalarının eseri değil. Anlamıyor musunuz sevgili kardeşlerim? Her zaman top sizde. Siz başkalarına mutluluk verdikçe mutluluk satın alırsınız; 2 katını. 1 kat mutluluk verirsiniz, Allahû Tealâ aynı miktarda size mutluluk verir. Ruhunuz da nefsinize inşirah verir, ferahlık verir; 2 kat. Verdiğiniz mutluluğun 2 katını siz yaşarsınız her zaman.

Öyleyse Allahû Tealâ niçin, başkalarını mutlu edin diye emirler veriyor Kur’ân-ı Kerim’de? Hedefiniz her zaman başkalarına mutluluk vermektir. Allah’a kul olmak, bu demektir. Daimî zikre ulaştığınız zaman bütün insanlarla hiçbir meseleniz kalmayacak sevgili kardeşlerim. Onlar size düşman olabilirler; ama siz onlara düşman olamazsınız.

İşte böyle bir dizaynda Allah’ın sevgilisi olmak yok mu? Allah’ın sevgilisi olmak söz konusu kardeşlerim. Bu, kemâl derecelerinde gelişmelerinize paralel bir seyir takip eder. Daimî zikre ulaştığınız zaman zaten böyle bir insanı otomatik olarak yaşamış olacaksınız. Nefsinizde afet kalmadığı için, nefsinizle ruhunuz arasındaki iç dünyanızdaki kavga bitmiş olacak. Diyalektik kavga sona erecek. İç dünyanızda kavga bitecek; huzur ve sükûn girecek yerine. Herkesi mutlu eden ve aslında kendisi herkesi mutlu etmenin bedelini mutluluk olarak alan bir mutlu insan. Böyle bir mutluluk müessesesi, hepiniz için en güzeli gösteren bir işaret taşır.

Mutlu olmak istiyorsanız, Allah’ın yolunun dışında bir yolun mevcut olmadığını göreceksiniz. Sadece o yol sizi mutluluğa, huzura götürebilir. Her şeyin en güzel olacağı bir ortamda mutluluğu yaşamak; işte o sizin de hakkınız sevgili kardeşlerim. Daimî zikre ulaştığınız zaman, Allah’a ne kadar sonsuz şükürler edeceğinizi şimdiden görür gibiyim. Size o sonsuz saadeti bahşettiği için, başkaları için yaşamaya başladığınız gün.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, her şey öylesine güzel ki. Bütün bu güzellikleri size yaşatan kim? Allah. Ama bu yaşamın standartlarını veren Allah, bunu sizin iradenizle gerçekleştiriyor. Siz isteyeceksiniz mutlu olmayı. Siz isteyeceksiniz Allah’a ulaşmayı dilemeyi. Siz nefsinizdeki bütün afetleri yok edeceksiniz. Siz güzellikleri yaşayacaksınız, sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım. Her şeyin en güzeli sizler için.

İşte başkalarına mutluluk vererek yaşamak, eğer daimî zikre ulaşmışsanız hiç birinde zorlanmanız zaten geçerli değil. Çünkü nefsinizde afetler kalmayınca hiçbir zaman başkalarına kötü davranamazsınız. Onlara hakaret edemezsiniz. Onlara kötü davranamazsınız. Bu, sizin elinizde değildir artık. Yapınız buna müsait değildir. İçinizdeki bütün Allahû Tealâ’nın gıllıgış dediği nefsinizin bütün afetlerindeki negatif faktörler, bütün afetler yok olacaktır. Nefsinizin hevası, hevesi yok olacaktır. Ruhunuzun hasletleri fazıllar adıyla faziletleri oluşturmak üzere nefsinizin kalbinde bütünleşecektir.

Bu sevgili kardeşlerim, öyle bir dizayn ki her an mutluluktan uçacaksınız. Her anınız mutlu bir dizayn içerisinde geçecek. Her şeyin en güzeli sizin olacak. Allahû Tealâ’nın indinde güzellikleri yaşamak sevgili kardeşlerim; bunun için ulaşmanız lâzım gelen yer daimî zikir. Ama başından beri anlattığım şeyler hiç daimî zikirle alâkalı değildi. Herkes biraz kendisini zorlasa bu güzellikleri yaşayabilir, başkalarına güzel davranışları sergilemekle. Daimî zikrin farkı ne? Kendinizi zorlamayacaksınız. Çünkü nefsinizde afetler kalmadığı için zaten isteseniz de kimseye bir kötülük yapamazsınız. Onlara eza veremezsiniz. Onları mutsuz kılamazsınız. Ve herkese sizden sadece onları mutlu edecek davranışlar ulaşır. Size kötülük edeceğini bilseniz, sizi öldüreceğini bilseniz o insana kötülük yapamazsınız. Daimî zikir, sizi bu seviyeye ulaştırır. Daimî zikir, onun için bir sonsuz mutluluklar hayatına sizi ulaştıracaktır; ama sevgili kardeşlerim, şimdi böyle bir muhtevada farklı bir dizaynı düşünün: Daimî zikirde değilsiniz ama başkalarına iyilik yapmak için çalışmaların içindesiniz. Bu da sizi mutlu etmeye yeterli. O gayretin içinde olduğunuz sürece Allahû Tealâ’dan sonsuz yardımlar alırsınız. Ve söylediğim gibi başkalarına mutluluk ulaştırmak üzere harekete geçtiğiniz andan itibaren Allah sizi, mutluluk ülkesinde yaşatır. Kendi krallığında yaşatır. Allah’ın ülkesinde, kendinizi başkalarına iyilik yapmaya hedeflendirdiğiniz bütün zaman parçalarında Allah sizinle beraberdir. Mutlu bir insan kılar sizi.

Öyleyse bir daimî zikirle bu hedefe yürümek var; bu, daimî zikre ulaştıktan sonra hiçbir zaman zor bir şey değildir. Çünkü nefsinizi afetleri zaten yoktur. Herkes dostunuzdur. Herkese iyilik etmek üzere her an varsınız. Her anınız zaten başkalarına hizmetle geçer. Her an mutlusunuz. Diğerinde daimî zikirde değilsiniz. Ama kendi gayretinizle oraya ulaşmak istiyorsunuz. Devamlı bir savaş var içinizde bu hedefe ulaşmak için. Ama başkalarını mutlu etmek istikametinde harekete geçtiğiniz andan itibaren Allah’ın size ne kadar yardım ettiğini, ne kadar büyük zevkler yaşattığını göreceksiniz.

İşte mutluluk mu diyorsunuz adına? Hazır, siz isteyin. Ne kadar teşnesiniz buna? Ne kadar istiyorsunuz mutlu olmayı; o kadar mutlu olursunuz. Evvelâ bileceksiniz ki ne ekerseniz, onu biçersiniz. Evvelâ bileceksiniz ki almanın yolu vermekten geçer. Vermeden alamazsınız. Mutluluk sadece vererek alınır. Şeytanın söylediklerinin tamamen tersine mutluluk, sadece mutluluk vererek satın alınır. Mutluluğun parası, başkalarına mutluluk vermektir. O zaman mutluluğu satın alırsınız.

Sevgili kardeşlerim, çok güzel bir müesseseden bahsediyorum. Allah’ın hepinizi yaratma hedefi bu. Çünkü ne kadar Allah’a yaklaşırsanız, o kadar mutlu olursunuz. Ve Allahû Tealâ hepinizi Kendisine yaklaştırmayı en derin boyutlarda arzu ediyor. Hepinizi Kendisine yaklaştırmak, ulaştırmak istiyor sevgili kardeşlerim. Hepinizin ruhunu, vechini, nefsini ve iradesini Kendisine teslim etmenizi istiyor. Çünkü bu teslimlerin her birinde sizin mutluluğunuz kat kat artacaktır. Cennet saadetiniz zaten daha Allah’a ulaşmayı dilediğiniz anda elinizde. Bütün bunları, sizi dünya saadetine ulaştırmak için kaideleri koymuş. Sizin mutluluğunuz için, sizin için. Her şey sizin için sevgili kardeşlerim. Bütün bu gezegenler, kâinat, her şey sizin için. Sayısız gezegende insan adı verilen mahlûklar yaşıyor. Bu mahlûklara dikkatle bakın sevgili kardeşlerim. Hepsi insan hüviyetinde, hepsinde Allah’ın onlara emanet verdiği ruh var. Hepsi mutluluğa namzet. Her şeyin en güzel olduğu bir ortamı yaşamak için yaratılmış hepsi. Bütün kâinatlar sizin. Her gece bir yerlere nefsiniz vücudunuzdan ayrılıp gider. Ertesi gün kalktığınızda hatırlayamazsınız. 2 türlü hayatınız var. Bir gece hayatınız. Evet, hepinizin gece hayatı var. Gece hayatınız dediğimiz zaman barlarda, pavyonlarda geçen gece hayatı değil sevgili kardeşlerim. Uykuya daldığınız zaman 2. hayatınıza başlarsınız. Uyandığınız ana kadar devam eder. O, başka bir hayattır; nefsinizin hayatı. Burada uyuduğunuz an orada kalkarsınız, orada uyanırsınız. Yani nefsiniz vücudunuzdan ayrılır, nerde yaşayacaksa o gece oraya gider. Belki zahirî âlemin bir parçasında, o zaman her taraf sizin için dokunulmazdır. Sadece bir görüntüden ibarettir. Bazen berzah âlemine gider, her şey fiziktir.

Sevgili kardeşlerim, her birini tanıdıkça önünüzde ufuklar açılacak, ufuklar açılacak, ufuklar açılacak. Her şey sizin için bir zevk olacak. Namaz kılmak bir zevk. Neden mi zevk? Düşünün bir defa sevgili kardeşlerim: Kalp gözünüz açılmış, kalp kulağınız açılmış, namaz kılarken önünüzde duvar yok artık. Önünüzde âlemler var. Önünüzde sonsuzluk var. Yukarıda Rabbiniz var. Onları görerek namaz kılacaksınız. Allah’ın söylediklerini işiteceksiniz. Ta şuradan, kalbinizden size ulaşacak. O’nun, azadı kabul etmeyen kölesi olacaksınız. Azatsız kölesi Allah’ın. Ne kadar büyük bir zevk olduğunu, inşaallah o günler gelince sizler de bana anlatırsınız. İşte hayatımızın en büyük mutluluğunu o zaman yaşarız; her birinizin Allah’ın indinde bir yıldız olduğunuzu gördükçe.

Sevgili kardeşlerim, mutluluklar hep sizin için. Sizin için de mutluluk var. Siz de mutluluğa lâyıksınız. Sevgili kardeşlerim, Allah sizi o kadar çok seviyor ki bunu idrak edemezsiniz. Her birinizi ayrı ayrı sever. Sizin tahmin edeceğinizin çok ötesinde sever. Ve sizler, kendinizi şeytanın yolunda tükettikçe Allahû Tealâ bundan sevinç duymaz. Sevdiklerinin birer birer şeytanın elinde bir esir olması, O’nu üzer. Ama herkes kendi hayatını yaşar. Allahû Tealâ, serbest iradeye o kadar çok değer verir ki kimsenin serbest iradesine müdahale etmez. Herkes dilediği hayatı yaşayacaktır. Ama Mahkeme-i Kübra’da her yaptığını karşısında bulacaktır. Yani? Yani hayatınızın her saniyesi, şu an da dâhil olmak üzere her saniyesi devamlı filme alınıyor kiramen kâtibîn meleklerince; üstelik her saniyesinde 2 film birden.
1- Ef’alinizin (fiillerinizin, yaptıklarınızın) filmi, aksiyon olarak, davranış biçimleri olarak.
2- Düşüncenizin filmi.

Acaba neyi düşündünüz, ne yaptınız? O zaman yaptıklarınızla düşünceleriniz arasındaki illiyet rabıtası ortaya çıkacak. Herhangi birine bir zarar verdiğiniz zaman bunu kasıtlı olarak mı yaptınız; düşünce filminiz derhâl bunu gösterir. Yoksa öyle bir niyetiniz yoktu; başkasını üzmek gibi bir niyetiniz yoktu ama şartlar farkına bile varmadan size o kazayı yaptırdı. İkisi birbirinden çok farklı şeyler.

Unutmayın, hayatınızın her saniyesinde amel defterinizde mutlaka bir rakam yazar. Ya Allah’ın emrettiği bir güzelliği işlemiyorsunuz; derecat kaybediyorsunuz, bir kötülük işliyorsunuz; derecat kaybediyorsunuz veya bir güzelliği işliyorsunuz; derecat kazanıyorsunuz. “Ben hiçbir şey yapmıyorum. Şu anda hiç kimseye bir zararım yok. Evet, ibadet de etmiyorum. İbadet etmediğime, zikir yapmadığıma göre derecat kazanmıyorum. Tamam ama kimseye de bir kötülüğüm yok. Öyleyse derecat kaybetmiyorum da,” diye mi düşünüyorsunuz? Kaybediyorsunuz. Çünkü Allahû Tealâ daimî zikri üzerinize farz kılmış. Zikirsiz geçirdiğiniz her saniye derecat kaybedersiniz. Her kaybettiğiniz 1 derece, 1 derecelik negatif neticeye ulaştırır sizi. Ama Allah’ın yoluna girmeseniz bile, her kazandığınız bir tek derece amel defterinize 10 derece olarak yazılır; en az 10 derece.

Eğer Allah’ın yoluna girmişseniz, mürşidinize ulaşıp tâbî olmuşsanız 10 tane ihsanla, hayat filminizdeki rakamların, her kazandığınız 1 derece için 1’e 10’dan 1’e 100’e çıktığını göreceksiniz. Nefs-i Emmare’desiniz. Nefs-i Levvame’de ruhunuz 2. kata çıktığı zaman 1’e 200 alırsınız. Nefs-i Mülhime’de 1’e 300 alırsınız. Nefs-i Mutmainne’de 1’e 400 alırsınız. Nefs-i Radiye’de 1’e 500, Nefs-i Mardiyye’de 1’e 600 ve Nefs-i Tezkiye’de 1’e 700 alırsınız.
1 derecenize karşılık 700 derece yazılmaya başlar hayat filminize.

Öyleyse sevgili kardeşlerim, orada (kıyâmet gününde) hepimiz dirileceğiz. Hayat filmimizi göreceğiz. Hiç kimseden bir gizlimiz kalmayacak. Kapalı kapılar arkasında yaptığımız her şey herkese ayan olacak. “O gün” diyor Allahû Tealâ, “Ağzınızı mühürleriz. Uzuvlarınız konuşur.”

36/YÂSÎN 65: El yevme nahtimu alâ efvâhihim ve tukellimunâ eydîhim ve teşhedu erculuhum bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).

Bugün onların ağızlarını mühürleriz. Kazanmış olduklarını (yaptıklarını) Bize, onların elleri anlatır, ayakları şahitlik eder.


Uzuvlarınız orada, hayat filminde yaptıklarını göstererek konuşmuş olacaklar.

Ne mutlu sizlere ki sevgili kardeşlerim, bu bilgileri alıyorsunuz. Ne mutlu bizlere ki, bu bilgileri Allahû Tealâ bizlere veriyor sizler için, sizlerin mutluluğunuz için. Allah’ı işitemezsiniz; kalbinizdeki Allah’ın açacağı kulak açılmadıkça. İşitenlerden öğreneceksiniz. Ne zamana kadar? Sizin de kalp kulağınız açıldığı güne kadar. O’nu işitmeye başladığınız zaman hayatınızın ne kadar muhteşem bir noktaya ulaştığını size bir anlatabilsem sevgili kardeşlerim. Allah’ı işitmek, söylediklerini dinlemek, yazmak, emirleri yerine getirmek, Allah’ın ne kadar doyulmaz bir ihsanı biliyor musunuz, ni’meti biliyor musunuz sevgili kardeşlerim?

O’nun dostu olmak, sevgilisi olmak hiç de zannettiğiniz kadar zor bir şey değil. Allah’a dost olmak bir dilekle gerçekleşir. Allah’a ulaşmayı dilediniz mi O’na dost oldunuz. Çünkü mutlaka sizi evliya yapar. Allah’a ulaşmayı dileyeni dilediği an kalbine bakarak işitir, bilir ve görür. Arkası nedir bunun? Bunun arkası, o kişinin ruhunun mutlaka Allahû Tealâ tarafından Kendisine ulaştırılmasıdır.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, O’nu sevin, O’na âşık olun, O’na hayran olun. O sizi inanamayacağınız kadar çok seviyor. Sizden vazgeçmez. Sizler onun sevgililerisiniz. Ne kadar çok sevdiğini bir bilseniz sevgili kardeşlerim, siz de O’ndan vazgeçemezsiniz.

Allahû Tealâ’nın hepinizi, mutluluğun bütün pınarlarından doyurana kadar rahmetinden içirerek sonsuz mutluluklara ulaştırmasını, hem cennet mutluluğuna hem dünya mutluluğuna ulaştırmasını, Yüce Rabbimizden dileyerek sözlerimizi inşaallah burada tamamlamak istiyoruz.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, sizleri o kadar çok seviyorum ki. Sizler Allah’ın dostluğuna lâyık olanlarsınız. Hep kalbinizde o sonsuz mutluluğu yaşamanızı, Yüce Rabbimizden dileyerek sözlerimizi inşaallah burada tamamlamak istiyoruz.

Sonsuz mutluluklar, dualarımız sizlerle olsun. Sizler de Allah ile olun. Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım.

İmam İskender Ali M İ H R