}
Mutluluk Sohbeti 22.11.2004
Mp4 Mp3 Link

Sohbet Kodu: 108711

SOHBETİN ADI: MUTLULUK SOHBETİ  (MUTLULUK DEVAMLI BİR SULH VE SÜKÛN HALİDİR.)
TARİHİ: 22.11.2004


Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah’a sonsuz hamd ve şükrederiz ki bir defa daha Allahû Tealâ bizleri, bir zikir sohbetinde (bir mutluluk sohbetinde) bir araya getirdi. Allah’ın hepinizden istediği tek bir şey var; sizin mutluluğunuz.

Allahû Tealâ bütün kutsal kitapları insanların mutluluğunun birer vasıtası olarak indirmiştir. Ve aslında hepsi de aynı şeyi söylerler. Dînler yoktur. Sadece bir tek dîn vardır. Hz. Âdem’den (ilk peygamber ve ilk insan) Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e kadar gelen tek bir dîn. Peygamber Efendimiz (S.A.V) son peygamberdir. O’nunla (Son Peygamberiyle) kıyâmete kadar devam edecek olan tek dîn. Hz. İbrâhîm’in hanif dîni, Hz. Âdem’in dîni, Hz. Nuh’a kadar gelen bütün peygamberlerin dîni. Hz. Nuh’un, Hz. İbrâhîm’in, Hz. Musa’nın ve Hz. İsa’nın, Hz. Muhammed (S.A.V) Efendimiz’in dîni. Hep aynı dîn sevgili kardeşlerim!

Başka bir dîn hiç olmadı. Hepsi de aynı şeyi söylüyor. Bir insanın mutlaka mutlu olması, o kişinin hedefidir. Allah’ın da hedefidir. Allahû Tealâ hepinizden Allah’a kul olmanızı istiyor. Yani? Yani mutlu olmanızı istiyor. Allah’a ulaşmayı dilediğiniz andan itibaren dünyadaki mutlu insanlardan birisi olursunuz. Allah’a ulaştığınız zaman değil daha Allah’a ulaşmayı dilediğiniz andan itibaren sevgili kardeşlerim; kKüfürden kurtulursunuz, dalâletten kurtulursunuz, şirkten kurtulursunuz, hidayet üzere olursunuz. Allah’ın âyetlerinden gâfil olmaktan kurtulursunuz, cehennemden kurtulursunuz, hüsrandan kurtulursunuz. Sevgili kardeşlerim! Bunlardan kurtuluş; sizi dünya mutluluğuna ulaştırmaz. Ama bu, daha Allah’a ulaşmayı dilediğiniz an gerçekleşen bir şey ve mutlu olmanız başlamıştır. Allahû Tealâ şeytanla ilişkinizi kesmiştir. Şeytanın bir tek gayesi vardır; sizleri Allah’ın emirlerini yapmaktan men etmek, yasak ettiği fiilleri de işletmeye çalışmak.

Sevgili kardeşlerim! Allah yolunda sadece mutluluk vardır. Mutsuzluktan kurtulabilmenin (huzursuzluktan kurtulabilmenin) bir tek çaresi var; Allah’ın emrine girmek ve Allahû Tealâ’nın tek istediği şey; sizin mutlu olmanız. Ve Allah’a ulaşmayı dilediğiniz anda mutlu olmaya başlarsınız. Neden? Çünkü Allahû Tealâ şeytanla ilişkinizi keser. Ondan evvel (Allah’a ulaşmayı dilemeden evvel) şeytan yani iblis, insan şeytanlar, cin şeytanlar, bütün insanlara tesir ederler. Münkerle ve fuhuşla onlara emrederler. Sevgili kardeşlerim! Böyle bir dizaynda münker ve fuhuşla emrolunduğu bir vakıa mı insanların? Allahû Tealâ açık açık söylüyor. Diyor ki Nur Suresinin 21. âyet-i kerimesinde:

24/NÛR-21: Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tettebiû hutuvâtiş şeytân(şeytâni), ve men yettebi’ hutuvâtiş şeytâni fe innehu ye’muru bil fahşâi vel munker(munkeri) ve lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhu mâ zekâ minkum min ehadin ebeden ve lâkinnallâhe yuzekkî men yeşâu, vallâhu semî’un alîm(alîmun).

Ey âmenû olanlar, şeytanın adımlarına tâbî olmayın! Ve kim şeytanın adımlarına tâbî olursa o taktirde (şeytanın adımlarına uyduğu taktirde) muhakkak ki o (şeytan), fuhşu (her çeşit kötülüğü) ve münkeri (inkârı ve Allah’ın yasak ettiklerini) emreder. Ve eğer Allah’ın rahmeti ve fazlı sizin üzerinize olmasaydı (nefsinizin kalbine yerleşmeseydi), içinizden hiçbiri ebediyyen nefsini tezkiye edemezdi. Lâkin Allah, dilediğinin nefsini tezkiye eder. Ve Allah, Sem’î’dir (en iyi işitendir) Alîm’dir (en iyi bilendir).


“Sakın şeytanın adımlarına tâbî olmayın. Kim şeytanın adımlarına tâbî olursa o münkerle ve fuhuşla emrolunur. Kim tarafından emrolunur? Şeytan tarafından emrolunur. Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah’ın yolunda en güzel yaşantı Allah ile gönül gönüle bir hayatı sürmek demektir. Ve Allah herkesin bu mutluluğu yaşamasını ister.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Bütün insanlar için söz konusu olan şey Allah’ın dizaynıdır. Ve bu dizayn mutlak olarak saadettir. Neden insanlar Allah’a ulaşmayı diledikleri andan itibaren mutludurlar? Çünkü Allahû Tealâ onların şeytanla ilişkilerini keser. Şeytanın onlara münkerle ve fuhuşla emretmelerini engeller. Bütün insanlar, Allah’a ulaşmayı diledikleri andan itibaren şeytana kul olmaktan kurtulmuşlardır; Allah’a kul olmuşlardır. Allah’a ulaşmayı diledikleri andan itibaren şeytanın dostu olmaktan kurtulmuşlardır; Allah’a dost olmuşlardır. Gerçekten öyle mi? Bakınız Allahû Tealâ ne diyor?

2/BAKARA-256: Lâ ikrâhe fîd dîni kad tebeyyener ruşdu minel gayy(gayyi), fe men yekfur bit tâgûti ve yu’min billâhi fe kadistemseke bil urvetil vuskâ, lânfisâme lehâ, vallâhu semîun alîm(alîmun).

Dînde zorlama yoktur. irşad yolu (hidayet yolu, Allah’a ulaştıran yol), gayy yolundan (dalâlet yolundan, şeytana, cehenneme ulaştıran yoldan) açıkça (ayrılıp) ortaya çıkmıştır. Artık kim tagutu (şeytanı ve şeytana ulaştıran yolu) inkâr edip de Allah’a îmân ederse (mü’min olur, Allah’a ulaştıran yolu tercih ederse), böylece o, (Allah’tan) kopması mümkün olmayan urvetul vuskaya (sağlam bir kulba, mürşidin eline) tutunmuştur. Allah Sem’î’dir, Alîm’dir.


lâ ikrâhe fîd dîni kad tebeyyener ruşdu minel gayy(gayyi): Dînde zorlama yoktur. İrşad yollarıyla gayy yolları birbirinden ayrılmıştır (tebellüğ etmiştir, açıklığa kavuşmuştur.)
fe men yekfur bit tâgûti ve yu’min billâhi fe kadistemseke bil urvetil vuskâ, lenfisâme lehâ: kim tagutu inkâr ederse (insan şeytanlar ve cin şeytanlar hepsi birden tagutu ifade ederler) ve Allah’a âmenû olursa (asıl ifadesiyle Allah’a ulaşmayı dileyerek, bu standartta tagutu inkâr ederse) o, Allah’tan kopması mümkün olmayan bir kulba sımsıkı yapışır.

Mürşidi demek istiyor Allahû Tealâ Bakara-256’da ve Bakara-257:

2/BAKARA-257: Allâhu velîyyullezîne âmenû, yuhricuhum minez zulumâti ilân nûr(nûri), vellezîne keferû evliyâuhumut tâgûtu yuhricûnehum minen nûri ilâz zulumât(zulumâti), ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).

Allah, âmenû olanların (Allah’a ulaşmayı dileyenlerin) dostudur, onları (onların nefslerinin kalplerini) zulmetten nura çıkarır. Ve kâfirlerin dostları taguttur (onlar, şeytanı dost edinirler, şeytan kimseye dost olmaz), onları (onların nefslerinin kalplerini) nurdan zulmete çıkarırlar. İşte onlar, ateş ehlidir. Onlar, orada ebedî kalacak olanlardır.


“allâhu velîyyullezîne âmenû, yuhricuhum minez zulumâti ilen nûr(nûri), vellezîne keferû evliyâuhumut tâgûtu yuhricûnehum minen nûri ilâz zulumât(zulumâti).”

Gene âmenû olanlar Allah’ın dostu oluyorlar. Allahû Tealâ diyor ki: “Allah âmenû olanların (Allah’a ulaşmayı dileyen mü’minlerin) dostudur. Onları (onların kalplerini yani) zulmetten nura ulaştırır, nefs tezkiyesi yapmalarını sağlar. Kâfirlere gelince onlar da Allah’ın değil tagutun dostlarıdır. Ve tagut tarafından nurdan zulmete götürülürler.”

Bakınız, tagut onların dostudur, demiyor. Tagut, kimseye dost olmaz. Tagut; insan ve cin şeytanlar bütün insanları, bütün cinleri cehenneme ulaştırmak üzere faaldirler. Kendileri mutlaka cehenneme gideceklerdir. Neticeyi de bilirler. Ama gidecekleri kesin olduğu için ne kadar çok insanı yoldan çıkarırlarsa o kadar memnun olurlar. Kötülükte memnuniyet; işte bu, şeytan ve avanesinin simgesidir. Kötülük etmekten memnun olan insanlar.

Öyleyse ne gördük? Allah mü’minlerin dostudur. Tagut da… Allah mü’minlerin dostudur. Kâfirler de tagutun dostudur. Bakınız birinde “Allah mü’minler’in dostudur.” diyor yani “Mü’minler Allah’ın dostudur.” ifadesi kullanılmıyor. Onlar zaten Allah’ın dostu oldukları için Allah’ı tercih etmişlerdir. Ama Allah da “Âmenu olanların (Allah’a ulaşmayı dileyen mü’minlerin) dostudur.” Kâfirlere gelince onlar, tagutun dostudur. Yani ikincisinde “Tagut da kâfirlere dosttur.” demiyor Allahû Tealâ. Tam aksine “Kâfirler tagutun dostlarıdır.” Tagut, hiç kimseye dost olmaz. Hedefi bütün insanları cehenneme götürmek kendisiyle beraber. O zaman dostluk mu? Düşmanlığın daniskası bu.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah’ın dizaynına bakın. Bütün insanların mutluluğu, huzuru yaşadıkları bir dünyada olmak istiyor musunuz? Öyleyse yapacağınız bir tek şey var; garantili bir çözüm. Allahû Tealâ tarafından garanti veriliyor; 3. kat cennet garantisi. Dünya mutluluğunun mutlak olarak yarısının garantisi. Sadece bir tek dilekle; Allah’a ulaşmayı dilemek. Ve kim Allah’a ulaşmayı dilerse o, tagutun kulu olmaktan kurtuluyor. Allah’ın kulu oluyor. Ciddi mi? Çok ciddi. Kesin. İşte Zumer Suresi 17. âyet-i kerime, Allahû Tealâ buyuruyor:

39/ZUMER-17: Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâdi.

Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah’a yöneldiler (Allah’a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!


“Onlar, taguta kul olmaktan içtinab ettiler (kaçındılar). Kendilerini kurtardılar. Nasıl? Allah’a ulaşmayı dilediler; Allah’a yöneldiler. Onlara müjdeler vardır. Kullarımı müjdele.”

Ne yapmış sahâbe? Allah’a ulaşmayı dilemişler. Ne olmuş? Taguta kul olmaktan kurtulmuşlar; Allah’a kul olmuşlar. Hem cennet müjdesini hem de dünya müjdesini de almışlar. Öyleyse sevgili kardeşlerim, her şey o kadar ayan beyan ortada ki bu kadar kesin muhteva içersinde sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, bu kadar kesin muhteva içinde Allahû Tealâ’nın söylediklerini yerli yerine oturtursak, ne görüyoruz? Allah’a ulaşmayı dileyen kişi; taguta dost olmaktan, tagutun kulu olmaktan kendini kurtarır. Allah’a dost olur, Allah’ın kulu olur. Bu ise mutluluk demektir. Neden? Çünkü o kişi Allah’a ulaşmayı dilediği anda Allahû Tealâ tagutla, insan ve cin şeytanlarla onun arasına bir engel koyar. Allah’ın koyduğu bu engel sebebiyle insan şeytanlar da cin şeytanlar da bu kişiye, onu üzebilecek olan tesirde bulunamazlar. Onu üzebilecek şekilde tesir edemezler. Bu tesiri bütünüyle yok eden bir sığınağa girmişlerdir; Allah’a ulaşmayı diledikleri andan itibaren.

Öyleyse sevgili kardeşlerim, mutluluk böyle mi başlar? Elbette. Bu kişi neden mutludur? Şeytan ona kötü şeyleri düşündüremediği için mutludur. Şeytan onu kötülüğe davet edemediği için mutludur. Şeytan onu iyiliklerden, güzelliklerden men edemediği için mutludur. Şeytanın bütün gayreti, bütün insanları mutsuz ve huzursuz kılmaktır. Fırsatı buldu mu, kişiyi mutlaka o kötü duruma düşürmek ister. İşte şeytanî ilimlerden olan büyü, bu minvalde olan bir olaydır. Şeytan büyüsüyle yani sihriyle insanları Allah’ın yolundan ayırır. Ama kim Allahû Tealâ’nın yoluna girmişse ona büyü (sihir), tesir etmez. Daha Allah’a ulaşmayı dilediği andan itibaren tesir etmez.

Öyleyse bir takım kişiler diyor ki: “Biz Allah’a ulaşmayı diledik ama bizi büyü tuttu.” Tabiî tutar. Siz Allah’a ulaşmayı dilemediniz. Dilediğinizi zannediyorsunuz. Allah’a ulaşmayı dilemek; “Ya Rabbi! Ben Sana ulaşmayı diledim.” demek değildir. Allah’a ulaşmayı dilemek, kalbinizden sımsıcak bir dileğin Allah’a ulaşmasıdır.  Ve bunu dilinizle de ikrar etmenizdir. Önemli mi dil ile ikrar etmek? Sevgili kardeşlerim! Allah’a ulaşmayı dilemek bir ahiddir. Bu ahde dikkat edin. Taraflardan birinde siz varsınız; “Ben Sana ulaşmayı diliyorum.” diyorsunuz. Tarafların diğerinde Allah var. Sizi Kendisine ulaştıracak garantiyi veriyor. İki tarafın görevi; birincinin görevi; Allah’a ulaşmayı dilemek. Bu insan. İkincinin görevi; Allah; O da Kendisine ulaşmayı dileyen kişiyi, kalbinden dileyen kişiyi Kendisine ulaştırmakla vazifeli sayıyor Kendini. Bunu garanti ediyor. İşte Şûrâ Suresi 13. âyet-i kerime:

42/ŞÛRÂ-13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrakû fîhi, kebure alâl muşrikîne mâ ted’ûhum ileyhi, allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).

(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).


“allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu): Allah dilediğini Kendisine seçer. Ve onlardan kim Allah’a yönelirse (Allah’a ulaşmayı dilerse), onları Kendisine ulaştırır.” diyor.

Kim ulaştırıyormuş? Allah ulaştırıyormuş. Kimleri ulaştırıyormuş? Allah’a yönelenleri. Sadece Allah’a ulaşmayı dileyenleri. Allah’a ulaşmayı dilemeden; serbest iradesiyle kişi, Allah’a ulaşma dileğiyle devreye girmeden, Allah hiç kimseye Kendisine ulaştırmaz. Bir başka âyet-i kerime Ra’d-27 sevgili kardeşlerim. Ra’d Suresinin 27. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ diyor ki:

13/RA'D-27: Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbihi, kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe).

Ve kâfirler: “Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse olmaz mı?” derler. De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O’na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).”


“Allah dilediğini dalâlette bırakır...” Yani onların dalâlette kalmasıyla ilgilenmez Allahû Tealâ. “Onları dalâletleri içersinde bırakır ama kim Allah’a ulaşmayı dilerse, Allah onları Kendisine ulaştırır.”

Burada bir mutlakiyet hükmü var. Ulaştıran Allah. Öyleyse mutluluğa ulaşmak, bütün boyutlarıyla saadeti yaşamak. Sevgili kardeşlerim! Bu, Allah ile olan ilişkilerinizin bir muhtevası. Her şey öylesine güzel bir şekilde dizayn edilmiş ki, her şey sizlerin mutlu oluşunuza dayalı. Allahû Tealâ sizi öyle bir kalple yaratmış ki nefs kalbiyle. Nefsinizin kalbinde bir duvar var. Oraya Allahû Tealâ ilerde, eğer Allah’a ulaşmayı dilerseniz mürşidinize ulaştığınızda îmân kelimesini yazacak. Kalbinizde öyle menfezler var ki onlar kapalı. Allahû Tealâ göğsünüzü yararak, göğsünüzden kalbinize nur yolu açıyor. Kalbinizin içine îmân kelimesini yazıyor. Ve böylece zikir yaptığınız zaman Allah’ın katından gelen salâvât rahmet ve salâvât fazl nurları kalbinize geliyor. Fazıllar, îmân kelimesinin etrafında toplanmaya başlıyorlar. Herkesin kalbinin bir kapısı var; rabbanî. Bir kapısı var; zülmanî. Bir kapısı var; Allah’tan gelen nurları alır. Bir kapısı var; şeytandan gelen karanlıkları.

Şeytanın kapısı aşağı dönüktür. Kişilerin ayaklarından, bacaklarından, dizlerinden yukarıya doğru çıkan karanlıklar, zulmet karanlıkları o kişinin kalbine ulaşır. Zulmet, zaten zulümat karanlıklar demek. Ama aynı kalbe yukarıdan Allah’ın nurları da gelebilir. Kişi Allah’a ulaşmayı dilediği takdirde kalbine Allah’ın nurları girebilir. Yoksa girmez. Yoksa Allahû Tealâ o kişinin kalbine asla nur göndermez. Dikkat edin! Allahû Tealâ bütün insanları hanif fıtratıyla yarattığını söylüyor. Hanif fıtratı, İslâm’ı yaşabilecek olan özellikler demek; tabiî özellikler, yaratılış özellikleri. “Fıtrat değişmez.” diyor Allahû Tealâ. “Benim yaratma fıtratım değişmez, bütün insanları insanlık devam ettiği sürece hanif fıtratıyla yaratacağım. Başka bir fıtratla kimseyi yaratmam ve bu dîn var ya (Allah’ın ezelî ve ebedî dîni) bir tek dîndir. O dîn, Hz. İbrâhîm’in hanif dînidir. Ezelî ve ebedî.” diyor.

30/RÛM-30: Fe ekim vecheke lid dîni hanîfâ(hanîfen), fıtratallâhilletî fataran nâse aleyhâ, lâ tebdîle li halkıllâh(halkıllâhi), zâliked dînul kayyimu ve lâkinne ekseran nâsi lâ ya’lemûn(ya’lemûne).

Artık hanif olarak kendini (vechini) dîn için ikame et, Allah’ın hanif fıtratıyla ki; Allah, insanları onun üzerine (hanif fıtratıyla) yaratmıştır. Allah’ın yaratmasında değişme olmaz. Kayyum olan (kaim olacak, ezelden ebede kadar yaşayacak) dîn budur. Fakat insanların çoğu bilmez.


“zâlikel dînul kayyûm: kıyâmete kadar devam edecek olan, kıyâmda kalacak olan, ezelden ebede kadar devam edecek olan kâinatın tek dîni. O dînin dışında bir dîn hiç olmadı sevgili kardeşlerim. Dînler yok, sadece bir tane dîn var.  Sadece bir tek dîn; hanif dîni.”

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allahû Tealâ sizi hepinizi çok seviyor ve bu sevgisiyle size yaklaşıyor. Vaadini mutlak olarak yerine getirir. Kâinatta hiçbir kuvvet Allah’ı vaadini yerine getirmekten men edemez. Ve Allahû Tealâ diyor ki: “Söz verdiğim zaman mutlaka yerine getiririm.” Öyleyse neye söz vermiş? “Kim” diyor, “Bana ulaşmayı dilerse Ben, onu Kendime ulaştırırım.” Bitti. Allah’a ulaşmayı dilediniz. Bir kaç saniyede Allahû Tealâ sizi, Allah’a ulaşmayı dileyen insanın özellikleriyle donatır.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allahû Tealâ kalbinizi hanif fıtratı üzerine yarattı. İçine îmân kelimesinin yazılabildiği ve göğsünüzden kendisine (Allah’ın göğsünüzü yararak) yol açılabilen bir kalp. Allahû Tealâ diğer taraftan nurları vazifelendiriyor. Salâvâtla rahmet ve salâvâtla fazl isimli nurlar, siz zikir yaptığınız zaman ancak Allah’ın katından iniyor. Göğsünüze iniyor, göğsünüzdeki yarıktan geçerek kalbinize ulaşıyor. Evvelâ %2 rahmet nuru giriyor kalbinize, ondan sonra sırayla %7, %7 fazl birikimleri başlıyor. Ta ki %51 nur oluşsun. Ondan sonraki her kademede %7 değil %10 fazl birikimi devam eder.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah’a sonsuz hamd ve şükrolsun ki Allahû Tealâ hepinizi çok ama çok seviyor. Hiçbirinizden vazgeçmez. Hepinizi kurtarmak ister, hiçbirinizi şeytanın eline bırakmak istemez. Ve şeytan sizi eline geçirmek için bütün gayretini, bütün musallatını gösterir. Aslında Allah’a ulaşmayı dilemeyen bütün insanlar devamlı taguttan vahiy alıyorlar. Münkerle ve fuhuşla devamlı olarak emrolunuyorlar. Kimler? Allah’a ulaşmayı dilemeyenler. Dilemeyenlerin hepsi bu hüviyette. Şeytan tarafından devamlı münkerle ve fuhuşla emrolunurlar. Ama diledikleri an o film bitmiştir. Artık o kişi şeytanın kendisine söylediği hiçbir şeyden etkilenmez sevgili kardeşlerim. Artık onun zülmanî şeylerden etkilenmesi mümkün değildir.

İşte böyle bir dizaynda mutluluk başlamıştır. O kişinin nefsinin kalbinde daha hiçbir nur yok. 8. basamağa gidecek; Allah kalbine ulaşacak, 9. basamakta kalbinin kapısı Allah’a çevrilecek, 10. basamakta kişinin göğsünden kalbine nur yolu açılacak, göğsünü yaracak Allahû Tealâ. Göğsünden kalbine nur yolunu açacak. Ancak ondan sonra o kişinin kalbine Allah’ın zikriyle nur gelecek. Zikir bir şifredir, Allah kelimesiyle dizayn edilmiştir; “Allah, Allah, Allah, Allah, Allah” diye. Allahû Tealâ’yı ister sesli zikredin, ister sessiz zikredin, ister kalp zikri yapın, gene Allah desin kalbiniz iç dünyanızda. Hepsi de Allah’ın katından önce salâvâtla rahmet adlı 2 nuru getirir. 11. basamakta kalbinize Allah’ın rahmeti sızmaya başlar. 12. basamakta bu rahmet %2’yi bulur. Huşû sahibi olursunuz.

Sevgili kardeşlerim! Mutlu olmak hiç de zannettiğiniz kadar zor bir şey değil. Mutluluk nedir? Bir uyum halidir, bir huzur halidir. Kendi kendine oluşmaz. Huzur haline (uyum haline) ulaşabilmeniz için bir şartı var Allahû Tealâ’nın. Allah’a ulaşmayı dileyeceksiniz. Yoksa hiçbir zaman huzur sahibi olamazsınız sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım. Allah’a ulaşmayı dilemedikçe hiçbiriniz huzura kavuşamazsınız. Bu söylediğimiz şeylerden hiçbirisi oluşmaz.

Allah size öyle bir kalp vermiş ki kalbin içine Allahû Tealâ îmân kelimesini yazacak. Kalbinize îmân kelimesi yazıldıktan sonra kalbiniz, nurların sığınağı olabilir. Eğer yoksa bir şey ifade etmez. Nefsinizin kalbine Allah îmânı yazmadıkça nesf tezkiyesi yapamazsınız. Sadece ondan evvelki %2 rahmeti alırsınız, Allah’a ulaşmayı dilerseniz. Ama zaten Allahû Tealâ, eğer Allah’a ulaşmayı dilerseniz sizi mutlaka mürşidinize ulaştıracak. Tâbiiyetinizle beraber, kalbinize îmânı Allah mutlaka yazacak. Devrin imamının ruhu da başın üzerine gelip ruhunuzun Allah’a doğru yola çıkmasını temin edecek. 14. basamakta yolculuk başlayacak sevgili kardeşlerim. Ruhunuz Allah’a doğru yola çıkacak. Yalnız çıkamaz. Mutlaka diğerleriyle beraber yapacak bu yolculuğu. Bu beraberlik kişiyi muhteşem mutluluklara ulaştırır.

Her şey çok güzel sevgili kardeşlerim. İnsanı ona göre yaratan Allahû Tealâ, salâvât nurunu ve rahmet nurunu ve salâvât nurunu ve fazl nurunu ona göre dizayn etmiştir. Her ikisinde de salâvât nurları kargo uçaklarıdır. Rahmet ve fazl ise yük. Daima çift nur Allahû Tealâ yaratır. Salâvâtla rahmet birinci çift, salâvâtla fazl ikinci çift. Mürşidinize ulaşıp tâbî olduğunuz güne kadar size ancak salâvâtla rahmet ulaşır. Ne zaman ki mürşidinize ulaşırsınız, tâbî olursunuz. O zaman salâvâtla fazl da gelmeye başlar. Mutluluğunuzun sebebi, kavganın bitmesi ve sulh ve sükûnun başlamasıdır.

Peki, neden bir insan daha 3. basamakta mutluluğu yaşamaya başlıyor? Nefsinin kalbi afetlerle dolu. Evet, afetlerle dolu ama nefsinin kalbindeki afetleri azdıracak olan şeytan; şeytanla ilişkisini kesmiş Allahû Tealâ. Şeytan o kişiye, Allah engel koyduğu için katiyyen negatif bir şeyler ulaştıramaz. Onu tesir altına alamaz. Ona huzursuz edemez. Ona büyü yapılamaz. O kişi negatif faktörlerden etkilenmez. Yeter ki Allah’a ulaşmayı dilesin.

Sevgili kardeşlerim! Allah ile olan ilişkilerinize dikkatle bakın ki bu ilişkilerde Allah’a ulaşmayı dilemek, mutluluğun olmazsa olmaz şartıdır. Vazgeçilemez şartıdır. O olmazsa bunun ötesine geçemezsiniz. Hiçbirisi mümkün değil sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Öyleyse bu konuda yapabileceğiniz olan her şey bir negatif dizaynı içerir. Allah’a ulaşmayı dilemedikçe hiçbir şey sizi mutluluğa ulaştıramaz.

Öyleyse iki tane alternatif yok. Sadece Allah’a ulaşmayı dilemek. Kurtuluşa ulaştıran ikinci bir kapı yok, sevgili kardeşlerim. Felâha ulaşmak, Allah’ın cennetine girmek, dünya saadetini yaşamak; Allah’a ulaşmayı dilemenin dışında hiçbir şekilde gerçekleşemez. Ama kim Allah’a ulaşmayı dilerse o kişi mürşidine ulaşacaktır, 14. basamak; tâbî olacaktır. Kalbine îmân yazılacaktır. Ruhu vücudundan ayrılıp devrin imamının dergâhına ulaşacaktır. Ve bu kişi zikir yapacaktır. “Allah, Allah, Allah, Allah, Allah” diye sesli veya sessiz “Allah, Allah, Allah, Allah, Allah” diye zikir yapacaktır. Önemli mi zikir? Elbette önemli. Zikir bir şifredir. Bu kod, bu şifre olmadıkça Allah’ın katından salâvât ve rahmet ve salâvât fazl isimli nurlar sizin göğsünüze gelemez, göğsünüzden kalbinize hiçbir zaman giremez. Size Allah’ın nurlarının “Allah, Allah” diye zikir yaptığınız zaman ulaşabilmesi için var olması lâzım gelen yegâne şart, Allah’a ulaşmayı dilemiş olmanızdır. Dilemişseniz mutlaka bu işi başarırsınız sevgili kardeşlerim. Mutlaka mutluluğa ulaşırsınız hem cennet saadetine hem dünya saadetine.

Cennet saadetinin 1. kat cennete girişi sağlayan bölümü, sadece bir dilektir. Allah’a ulaşmayı dilemek. Kim Allah’a ulaşmayı dilerse mutlaka 1. kat cennete gider.

Peki 2. kat cennete kimler gider?  Mürşidine ulaşıp tâbî olanlar. Tâbiiyet bildiğiniz gibi farz.

3. kat cennete kimler gider? Ruhunu Allah’a ulaştırıp Allah’a teslim edenler. 21. basamakta ruh Allah’a ulaşır. 22. basamakta ruh Allah’ın Zat’ında yok olur. İşte sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Ne zaman ruhunuz Allah’a ulaşmışsa, Allah’ın Zat’ında ruhunuz yok olmuşsa o zaman 3. kat cennet sizindir.

Ruhun Allah’a ulaşmasıyla 3. kat cennet kazanılır. Ve bu noktada dünya saadetinin yarısına da ulaşmış olursunuz. Çünkü yaptığınız zikirle Allah’ın katından salâvâtla rahmet, salâvâtla fazl gelecektir. Hepsi Allah’ın insanları mutluluğa ulaştırmasının faktörleridir. Ölçülmüş biçilmiş, en güzeli tatbikata sokulmuştur. Allah’a ulaşmayı dilemeyen hiç kimse ne kadar zikir yaparsa yapsın, o kişinin kalbine Allah’ın rahmeti, fazlı ve salâvâtı ulaşmaz. O kişinin göğsüne de nurlar gelemez. Nurların gelebilmesi mutlak olarak bir şarta bağlıdır. O şart; Allah’a ulaşmayı dilemektir.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah’a ulaşmayı dilemek. İşte böyle bir dizayna bakıyoruz. Allah’a ulaşmayı dileyen bir kişi ancak Allah’ın şifrelerini çözer. Sadece Allah’a ulaşmayı dileyen bir kişi zikir yaparsa, sadece o kişinin göğsüne Allah’ın katından “Allah, Allah, Allah” ritmine paralel bir şekilde Allah’ın rahmetiyle fazlı gelir, ulaşır ve kalbin içine sadece rahmet nuru sızar (girer). Ne zaman ki bu kişi mürşidine ulaşır, o zaman fazıllar da (salâvâtla fazl da) girmeye başlar nefsinin kalbine. Ama hepsi Allah’a ulaşma dileğinin varlığıyla mümkün. Allah’a ulaşmayı dilemedikçe Rahmân esması tecelli etmez sizde. Tecelli etmezse bir defa Allah göğsünüze ulaşmaz. Kalbinize ulaşmaz. Kalbinizin nur kapısını kendisine çevirmez. Kalbinize zikir yaptığınız zaman Allah’ın rahmeti ulaşmaz. Mürşidinize ulaştığınız zaman fazlı da ulaşmaz. Öyleyse zikir yapacaksınız ama zikir yapan kişi, mutlaka Allah’a ulaşmayı dileyen birisi olacak. Ancak o zaman kalbine Allah’ın nuru gelebilir.

Kim Allah’a mülâki olmayı dilemişse sadece onların kalbine îmân yazılır. Sadece onların başının üzerine devrin imamının ruhu gelir, yerleşir. Sadece onların ruhu vücutlarından ayrılabilir Allah’a doğru. Ana dergâha ulaşarak diğer ruhlarla beraber bir seyr-i sülûk adlı yolculuğa çıkar. Sadece onların kalbine gelen salâvâtla rahmet, salâvâtla fazl nurlarından fazıllar, îmân kelimesinde yapışmaya başlar. Nefs kalbinin, nurlar tarafından işgali böyle başlar sevgili kardeşlerim. Ruhun kalbi işgal edilmiştir. İşgal edilmeye başlanmıştır. Evvelâ %2 rahmet nuru girer. Onlar öncü nurlardır. Kişi mürşidine ulaşmadan evvel sadece bunlar girebilir kişinin kalbine. Ama bu da o kişinin Allah’a ulaşma dileğine mutlak olarak bağlıdır. O kişi Allah’a ulaşmayı dilemeseydi bu nurlar da gelmezdi, Allah’ın katından o kişinin göğsüne. Göğsünden kalbine de ulaşamazdı. Allah göğsüne ulaşıp göğsünden kalbine nur yolunu açmazdı. Açık olsaydı, Allah’ın katından nur gelmeyecekti. Açık olsa da olmasa da nur gelmediğine göre bir şey ifade etmez. Ama zaten Allah’a ulaşmayı dilemeyen birinin göğsü her zaman Allahû Tealâ tarafından yarılmak için hazır değildir. Her zaman kapalıdır. Allah asla o kişinin göğsünü yararak göğsünden kalbine nur yolunu açmaz.

Sevgili kardeşlerim! Hepsi birbirine bağlı şartlar ama o birbirine bağlı olan şartların hepsi bir dilekle başlar. Siz Allah’a ulaşmayı dilemedikçe Allah Rahmân esmasıyla tecelli etmez. Etmezse sizin günahlarınızı örtmez. Günahları örterken de gözünüzü, kulağınızı, kalbinizi açmaz. O güne kadar kör, sağır, dilsiz olan siz o günden sonra da kör, sağır, dilsiz olmaya devam edersiniz ama kim Allah’a ulaşmayı dilemişse o gün o kişi farklı bir dünyada yaşadığını anlar. Bu dünyanın ancak Allah’la renklendiğini, Allah ile ilişki kurulduğu takdirde insanoğlunun mutluluğu yaşayabileceğini bütün güzellikleri kişi yaşar, sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım.

Öyleyse kim Allah’a ulaşmayı dilerse 14. basamakta mürşidine ulaşıp tâbî olduğu zaman devrin imamının ruhu, sadece o kişinin başının üzerine gelir ve sadece o kişinin ruhuna; “Senin yevm’et talâkın geldi. Allah’a geri dön.” emrini verir. Sadece böyle bir kişinin günahları af edilmekle kalmaz, sevaba çevrilir. Allah’a ulaşmayı kişi dilemedikçe o kişinin günahları örtülmez, sevaba çevrilmez. Allah’a ulaşmayı dilemeyen bir kişinin amelleri heba olur (boşa gider).

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Görüyorsunuz ki mutluluk adı verilen bir şey var. Ve Allahû Tealâ hepinizin mutlu olmasını istiyor ama bunu hak edene vermek gibi bir aslî görevi var Allahû Tealâ’nın. Bu bir zaruret. Neden? O zaman haklıyla haksız, zalimle mazlum eşit standartları olur. Eşit standartlarda kabul edilir.

Öyleyse sadece Allah’a ulaşmayı dileyenlerin ulaşabileceği bir takım faktörler var. Sadece Allah’a ulaşmayı dileyenler bu söylediğimiz standartlara sahip olur. Öyleyse 14. basamakta başlayan ruhun vücuttan ayrılması, nefsin kalbindeki ilk %2 nur birikimiyle 15. basamakta 1. gök katına ulaşır; Nefs-i Emmare. Sonra Nefs-i Levvame, Nefs-i Mülhime, Nefs-i Mutmainne, Radiye, Mardiyye ve Tezkiye kademelerinde ruh 7 tane gök katını aşarak Allah’a doğru yaptığı yolculuğunu devam ettirir ve sonunda Allah’a ulaşır.

İşte sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Kimin ruhu Allah’a ulaşmışsa o kişinin ruhu Allah’a teslim olmuştur; Allah’ın Zat’ında yok olur. Buna “fenâfillâh makamı” deniyor.

fenâ: ifna olma (yok olma).
fî: içinde,
Allah: Allah.

Allah’ın içinde insan ruhunun yok olması, sevgili kardeşlerim. Öyleyse her şey en güzel standartlarda oluşuyor. İşte bütün bu güzellikler herkes için geçerli. Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Biz insanlara düşen görev sadece Allah’a ulaşmayı dilemektir. Geri kalan her şeyi Allahû Tealâ yapacağına söz vermiş. Mutlaka ruhumuzu Kendisine ulaştıracak. Bunun mânâsı, 3. kat cennettir. Allah’a ulaşmayı dileyen kişi dilediği anda bütün günahları örtüleceği için sevapları günahlarından daha fazla olan birisi olacaktır. Ertesi gün ölse o kişi mutlaka Allah’ın cennetine girer. Çünkü temel şart; sevapların günahlarından fazla olması. Temel şart Allah’a ulaşmayı dilemek. Sadece Allah’a ulaşmayı dileyenler Allah’ın cennetine girer. Ve dünya saadeti yaşanır. Allah’a ulaşmayı diler dilemez hayatı değişir insanın. Mutluluğu yaşamaya başlar. Neden? Çünkü Allahû Tealâ şeytanla ilişkisini kurar kişinin. Şeytan o kişiye saldıramaz, zarar veremez. Onu Allah’ın yolundan çıkartamaz. Ona büyü yapamaz. Tesirsizdir her şey. Ne zamana kadar? O kişinin ruhu Allah’a ulaşıncaya kadar. Ulaşırsa ne olur? Ulaşınca o kişinin ruhu, Allah’a ulaşınca, Allah’ın sözü yerine gelir. Bu noktadan sonra Allahû Tealâ’nın kişiye bu tarzda bir hedef göstermesi söz konusu değildir.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Dikkatle bakın. Her konuya dikkatle bakın. Hepsi ama hepsi sizin için vücuda geliyor. Allahû Tealâ’nın hepinizden istediği bir tek şey var; sizlerin mutluluğu. Mutlaka mutlu olmanızı istiyor. Bunun için diyor ki: “Ben Allah’ım. Size bütün kolaylıkları gerçekleştiririm. Yeter ki siz sadece Bana ruhunuzu ulaştırmayı dileyin. Bu dileğiniz Benim için geçerli ve yeterli. Mutlaka ruhunuzu Kendime ulaştıracağım.”

İşte sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Her şey böyle başlar; Allah’a ulaşmayı dilemekle. İç dünyanızda bir sulh ve sükûn kurulur. Allahû Tealâ şeytanla ilişkinizi keser, ta Allahû Tealâ’ya ulaşıncaya kadar; 21. basamak. Ardından da 22. basamak; ruhunuz Allah’ın Zat’ında yok oldu. Buradan sonra üzerinizdeki koruyucu kalkan devre dışı olur. İblis sizi Allah’ın yolundan uzaklaştırabilmek için bütün gayretiyle kandırmaya çalışır. Burada dikkat edilmesi lâzım gelen şey, zikrin 33 binin ötesine geçmesine, 35 bin, 37 bin, 39 bin, 41 bin diye artırılmasını temin etmek.

Sevgili kardeşlerim! Her şey çok mu güzel yoksa bize mi öyle geliyor? Allah’ın bütün güzellikleri, her şey Allah yolunda sizler için, mutluluklar sizin için sevgili kardeşlerim. Mutluluk, huzur, saadet Allah garanti ediyor. Ne oldu? Ruhunuz Allah’a ulaştığı zaman nefsinizin kalbinde %51 nur birikimi oldu. Karanlıklar %100’den %49’a düştü. Ruhunuz Allah’a ulaştı. Ermiş evliya oldunuz. Ruhunuz Allah’a erdi.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah ile olan ilişkilerinizde her şey en güzel standartta olacaktır. Allah’ın sizi çok ama çok sevdiğini biliyor musunuz? Sizden sadece sizin mutlu olmanızı istediğini biliyor musunuz? Bu sevgisi bütün boyutlarıyla belli değil mi sevgili kardeşlerim? Siz sadece bir dilekte bulunacaksınız. Allah’a ulaşmayı dileyeceksiniz. Sonuç, Allahû Tealâ size 1. kat değil, 2. kat değil, 3. kat cenneti teslim edecek. Mutlaka sizi Kendisine ulaştıracak. Dünya mutluluğunun da yarısını size teslim edecek. Ne karşılığı? Bir talep karşılığı. Siz sadece Allah’a ulaşmayı dilemişsiniz.  O zaman Allahû Tealâ’nın sizi ne kadar çok sevdiği belli değil mi, sevgili kardeşlerim? Mutluluk bu değil mi? İç dünyanızda mutluluk, dış dünyanızda mutluluk, Allah ile olan ilişkilerinizde mutluluk, %50’den biraz fazla. Ama cennetleriniz, öldükten sonra gideceğiniz yer (kıyâmet günü gideceğiniz yer) mutlak olarak cennet; ebediyen kalmak üzere.

Öyleyse anlamıyor musunuz sevgili kardeşlerim? Ne kadar çok sevildiğinizi anlamıyor musunuz? Seviliyorsunuz. Çünkü insansınız. Kâinatın en üstün mahlûkları. Sizden daha ötede kendisine secde edilmiş hiç bir mahlûk yoktur. Sizde mevcut olan ruh sebebiyle Allahû Tealâ’nın emriyle bütün melekler Âdem (A.S)’a secde etmişlerdir. Kâinattaki en üstün yaratığa secde etmişlerdir.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allahû Tealâ’nın hepinizden istediği şey Allah’a ulaşmayı dilemenizdir. Mükâfatı mutlaka ruhunuzun Allah tarafından Kendisine ulaştırılmasıdır. Mükâfatı 3. kat cennettir. Mükâfatı dünya mutluluğunun da yarısıdır. Yani nefsinizin kalbinin %51’inin afetlerden temizlenmiş olması. O afetler ki sizin mutsuz olmanızın yegâne sebebidir. Çünkü şeytanın merciidir hepsi. Şeytan o noktalarda size tesir etmek suretiyle sizi mutsuz ve huzursuz kılar.

İşte böyle sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım. Allah’ın hepinizden istediği şey sadece tek bir şeydir. Hepinizin Allah’a ulaşmayı dilemesidir. Bu dilek sizi mutlaka dünya saadetinin yarısını elde etmenize götürür. Cennet saadetine gelince 3. kat cennet sizindir. Cehennemden bütünüyle kurtulmanız, sonsuz bir mutlululuğu sonsuza kadar yaşamanız sadece bir tek dileğinizle mümkün.

Öyleyse Allahû Tealâ’nın hepinizi, hepiniz Allah’a ulaşmayı dileyin de Allah hepinizi hem cennet saadetine hem dünya saadetine ulaştırsın dualarımızla...

İmam İskender Ali M İ H R