TARİHİ: 13.12.2004
Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, sevgili izleyenler, dinleyenler, sevgili öğrenciler! Yüce Rabbimizin hepinizi sonsuz mutluluklara ulaştırması dileklerimizle, dualarımızla inşaallah konuşmaya başlamak istiyoruz. Konumuz; mutluluk. Allah’ın sizleri ulaştırmak istediği yegâne hedef. Hepiniz Allah tarafından çok seviliyorsunuz ve Allah’ın sizden istediği tek şey, sadece sizlerin mutluluğudur. O, sizi mutlu olmanız için yarattı. Cennet sizin için yaratıldı. Dünya mutluluğunun, ulaşılması lâzım gelen bir hedef olduğu da Allahû Tealâ tarafından vurgulanıyor, üzerinize farz kılınıyor. Dünya mutluluğunu yaşamanız, cennete girmeniz üzerinize farz kılınıyor.
Nedir o farz? “Mutlaka Allah’a ulaşmayı dileyeceksiniz.” diyor Allahû Tealâ. Dilerseniz ne olur? Dilerseniz, cennetin sahibi olursunuz. Daha dilediğiniz anda, mutluluk hemen sizi yakalar. Artık Allah’a ulaşmayı dilediğiniz andan itibaren siz, mutlu bir insan olursunuz.
Neden mutlu bir insan olursunuz? Çünkü şeytanla ilişkinizi Allahû Tealâ bir çırpıda keser. Artık şeytanın; bizahiti şeytanın ve insan ve cin şeytanların size zarar vermesi mümkün olmaz. Allah’ın kontrolü ve koruyucu şemsiyesi altına girmişsinizdir, koruyucu barajı altına, koruyucu zırhı altına girmişsinizdir. Allahû Tealâ Nur Suresinin 21. âyet-i kerimesinde diyor ki:
24/NÛR-21: Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tettebiû hutuvâtiş şeytân(şeytâni), ve men yettebi’ hutuvâtiş şeytâni fe innehu ye’muru bil fahşâi vel munker(munkeri) ve lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhu mâ zekâ minkum min ehadin ebeden ve lâkinnallâhe yuzekkî men yeşâu, vallâhu semî’un alîm(alîmun).
Ey âmenû olanlar, şeytanın adımlarına tâbî olmayın! Ve kim şeytanın adımlarına tâbî olursa o taktirde (şeytanın adımlarına uyduğu taktirde) muhakkak ki o (şeytan), fuhşu (her çeşit kötülüğü) ve münkeri (inkârı ve Allah’ın yasak ettiklerini) emreder. Ve eğer Allah’ın rahmeti ve fazlı sizin üzerinize olmasaydı (nefsinizin kalbine yerleşmeseydi), içinizden hiçbiri ebediyyen nefsini tezkiye edemezdi. Lâkin Allah, dilediğinin nefsini tezkiye eder. Ve Allah, Sem’î’dir (en iyi işitendir) Alîm’dir (en iyi bilendir).
“Sakın şeytanın adımlarına tâbî olmayın! Kim şeytanın adımlarına tâbî olursa o, şeytan tarafından münkerle ve fuhuşla emrolunur. Eğer Allah’ın rahmeti ve fazlı üzerinize olmazsa içinizden hiçbiriniz nefsinizi tezkiye edemezsiniz.”
Âyet-i kerime çok açık şeyler söylüyor. Evvelâ bütün insanların mutsuzluğunun arkasında, şeytanın yattığını bilmeliyiz. İnsanlar mutsuz, insanlar huzursuz. Arkasında insanlar yok, Arkasında insan ve cin şeytanlar var. Neden insanlar mutsuz, neden insanlar huzursuz? Çok basit sebebi. Çünkü Allah’a ulaşmayı dilemiyorlar. Dilemedikleri için şeytanla ilişkileri kesilmiyor.
Bu konunun daha çok çarpıcı ve acı olan bir yönü daha var. Bir insan eğer Allah’a ulaşmayı dilemezse, o kişi için korkunç bir sonuç söz konusudur. Dilemediği sürece, devamlı içindeki bir ses onu kötülüğe teşvik eder. Allah’ın yasak ettiklerini yapmaya, emrettiklerini yapmamaya teşvik eder. Kişi kendi içindeki bu sesi, kendi düşüncelerinin sesi zanneder. Kendisinin öyle düşündüğünü ve öyle yaptığını zanneder ve hep mutsuz olur. Hâlbuki bu ses, onun sesi değildir. Bu ses şeytanın sesidir. İnsan ve cin şeytanların sesidir. Ama bizatihi şeytan, insanlarla şeytanlar devamlı ilgilenirler. İnsanlar bu hakikati bilmedikleri için, şeytanın kendilerine devamlı vahyettiğinin farkına varmadıkları için, o sesi kendi sesi zannettikleri için yanılırlar ve de şeytanın elinde oyuncak olurlar. Çünkü şeytan onlar için, kendileri zannettikleri bir varlıktır. Kendi düşünceleri, bu düşünceyi sahiplenmiştir diye düşünürler. Kendileri böyle düşünüyor zannederler. Oysaki iç dünyalarında yankılanan o ses, onların kendi sesi değildir. O, şeytanın sesidir.
Sevgili kardeşlerim, Allah sizin ne kadar mutlu olmanızı istiyorsa, şeytan da o kadar mutsuz olmanızı istiyor. Biliyorsunuz ezelde Âdem (A.S)’a secde etmeyen iblise, Allahû Tealâ buyuruyor ki: “Huzurumdan kovuldun, kıyâmete kadar huzursuz bir hayat geçireceksin. Kıyâmette de seni cehenneme atacağım, sonsuza kadar cezalandıracağım.” Bu “Kıyâmete kadar yaşayacaksın” ifadesi, şeytanın talebi üzerine.
Allahû Tealâ buyuruyor ki: “Huzurumdan kovuldun, seni emrime rağmen Âdem (A.S.)’a secde etmeye mani olmaya götüren sebep nedir? Neden Âdem (A.S)’a emrime rağmen secde etmedin?” Şeytan diyor ki: “Yarabbi! Sen beni dumansız ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın, ben ondan üstünüm.”
7/A'RÂF-11: Ve lekad halaknâkum summe savvernâkum summe kulnâ lil melâiketiscudû li âdeme fe secedû illâ iblîs(iblîse), lem yekun mines sâcidîn(sâcidîne).
Ve andolsun ki; sizi Biz yarattık. Sonra size suret (şekil) verdik. Sonra meleklere: “Âdem (A.S)’a secde edin.” dedik. İblis hariç, secde ettiler. O, secde edenlerden olmadı.
7/A'RÂF-12: Kâle mâ meneake ellâ tescude iz emertuke, kâle ene hayrun minhu, halaktenî min nârin ve halaktehu min tîn(tînin).
(Allahû Tealâ) şöyle buyurdu: “Sana (secde etmeyi) emrettiğim zaman, seni secde etmekten men eden nedir?” İblis: “Ben ondan hayırlıyım,beni ateşten ve onu nemli topraktan (balçıktan) yarattın.” dedi.
7/A'RÂF-13: Kâle fehbit minhâ fe mâ yekûnu leke en tetekebbere fîhâ fahruc inneke mines sâgirîn(sâgirîne).
(Allahû Tealâ): “Öyleyse oradan in! Artık orada senin kibirlenmen olmaz. Hemen oradan çık. Muhakkak ki, sen alçaklardansın.” buyurdu.
7/A'RÂF-14: Kâle enzırnî ilâ yevmi yub'asûn(yub'asûne).
(Şeytan): “Beas gününe (dirileceğimiz güne, kıyâmet gününe) kadar bana izin (mühlet) ver.” dedi.
7/A'RÂF-15: Kâle inneke minel munzarîn(munzarîne).
(Allahû Tealâ): “Muhakkak ki sen izin (mühlet) verilenlerdensin.” buyurdu.
İblisin burada karşılaştırdığı şeyler, fizik vücutlar. Oysaki Allahû Tealâ insanın üstünlüğünü, ona verdiği ruha bağlıyor. İnsandan başka hiçbir yaratıkta Allah’ın ruhu mevcut değildir. Ama bütün insanlara, Allah’ın ruhu mutlaka doğuşlarında üfürülür. Herkes bir ruha sahiptir ve Allah’ın ruhuna sahiptir. Aslında sahiptir diye, bir ifade kullanıyoruz ama Allah’ın bizdeki ruhu, sadece bir emanettir ve emanetin sahibine dönüşü ifade ediliyor.
Allahû Tealâ diyor ki:
33/AHZÂB-72: İnnâ aradnâl emânete alâs semâvâti vel ardı vel cibâli fe ebeyne en yahmilnehâ ve eşfakne minhâ ve hamelehal insân(insânu), innehu kâne zalûmen cehûlâ(cehûlen).
Muhakkak ki Biz, emaneti göklere, arza ve dağlara arz ettik (sunduk, teklif ettik). Onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular. Ve insan onu yüklendi. Muhakkak ki o (nefs), çok zalimdir, çok cahildir.
“Biz emaneti yerlere, dağlara ve göklere teklif ettik. Onlar emaneti yüklenmekten kaçındılar. Sonra emaneti insana teklif ettik, insan emaneti yüklendi. Yani ruh adı verilen emaneti insan yüklendi O insan ki cahildir ve nankördür.”
Öyleyse ruh emanetini yüklenenin, sadece şu fizik vücudumuz olmadığını, onunla beraber cahil ve nankör ifadeleriyle afetlere sahip olduğu ifade edilen nefsin de fizik vücutla beraber, ruhu emanet olarak aldığını söylemek söz konusu. Ruhla nefs aynı şeydir diyenlere ithaf olunur. Ruhla nefs aynı şey değildir. Kötü olursa nefs, iyi olursa ruh; öyle bir şey söz konusu değil. Ruhunuz hasletlerle donatılmıştır, nefsiniz afetlerle donatılmıştır. Ruhunuz Allah’tan size verilen bir emanettir ve Allah’a geri dönecektir, Allah’ın Zat’ında mutlaka yok olacaktır. Ama nefsiniz, fizik vücudunuzla birlikte olacaktır. Kıyâmetten sonra da cennet veya cehennem hayatını, nefsiniz ve enerji bedenden oluşan fizik vücudunuz beraberce yaşayacaklardır. Eğer cehennemde ceza çekilecekse, kişi ateşlerde yanacaksa, kaynar sularda haşlanacaksa, burada nefs de aynı acıyı tadacaktır.
Öyleyse nefsle ruhu sakın aynı kefeye koymaya kalkmayın. Ruh Allah’tan gelmiştir, Allah’a geri döner ve Allah’ın Zat’ında yok olur. Fizik vücut da yok olmaz, fizik vücudumuz öldüğümüz zaman toprağın altına girer. Kıyâmet günü, zaman öldüğümüz noktadan daha evvele geçtiğinde, geri döndüğünde canlanır. Kıyâmet günü herkes, zaman kendi yaşadığı devre, günlere ulaştığında ölmeden evvelki daha ilk saatte, kişi canlanmıştır.
Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah’a sonsuz hamd ve şükrederiz ki Allah’ın yolunda bir güzelliği yaşamak üzere birlikteyiz, bir mutluluk sohbeti yapıyoruz. Allahû Tealâ hepinizden, mutlu olmanızdan başka hiçbir şey istemiyor ve bunu da dünyanın en kolay bir dizaynı diye sizlere sunmuş. Diyor ki: “Ben size mutluluğu vermeye hazırım. Hem dünya saadetinizin bir kısmını hem de cennet saadetini, size vermek için Ben söz veriyorum ve Allah’ın sözünde hulf olmaz, değişiklik olmaz, mutlaka sözümü tutarım. Sizdense sadece bir tek şey istiyorum. Bana ulaşmayı dileyeceksiniz, ruhunuzu ölmeden evvel Bana ulaştırmayı dileyeceksiniz.” diyor Allahû Tealâ. Bizden istediği şey bu kadar sevgili kardeşlerim!
İşte Allahû Tealâ’dan istememiz lâzım gelen şey, sadece Allah’a ulaşmayı dilemek. Allah’a bunu beyan etmek mecburiyetindeyiz. Ve mutlaka serbest irademizin, kişisel irademizin, talebimizin devreye girmesini ve istememizi söylüyor Allahû Tealâ, emrediyor. Allah’a ruhumuzu ölmeden evvel ulaştırmayı, Allah’tan dilememizi istiyor. Bu bir kurtuluştur. Kim Allah’a ulaşmayı dilerse dilediği an, bütün günahları örtülür. Enfâl Suresinin 29. âyet-i kerimesi:
8/ENFÂL-29: Yâ eyyuhâllezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).
Ey âmenû olanlar! Allah’a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.
Allahû Tealâ kişiye furkanlar verir. Furkanlar sayısınca da günahlarını örter kişinin. Bütün günahları mutlaka örtülür. Bu kişi ne yapmıştır? Allah’a ulaşmayı dilemiştir. Bu kişinin, yaptığı şey, Allah’a ulaşmayı dilemektir.
Öyleyse sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah’a ulaşmayı dilemek, sadece bir tek dilektir. Ama sizi, daha dilediğiniz an 1. kat cennetin sahibi kılar. Allah’a ulaşmayı dilediğinizde 7 saniyelik bir zaman parçasında, bu zaman parçası bitmeden evvel, Allahû Tealâ kör olan gözlerinizi açar, işitmeyen kulaklarınızı açar, idrak etmeyen kalplerinizi idrak eder hale getirir. Görme, işitme ve idrak etme hassalarınızın üzerindeki engelleri alır ve kalbinize idrak etmenizi sağlayacak olan ihbatı koyar. Böylece kör, sağır ve dilsizken; gören, işiten ve idrak eden bir hüviyete girersiniz sevgili kardeşlerim.
Burada Allahû Tealâ’nın size verdiği 7 tane furkanla, her birinde günahlarınızın karşı tarafına, sevap hanesine, kazanç hanesine 7 defa da sevaplarınızın günahlarınız kadar artmasını temin edecek olan ilâveler yapılır. Eski sevaplarınıza günahlarınız kadar sevap eklendiğinde, siz sevapları günahlarından fazla olan bir insan olursunuz. Bunun mânâsı, mutlaka cennete girmektir.
Öyleyse cennet saadetini Allahû Tealâ daha siz Allah’a ulaşmayı dilediğiniz anda size teslim ediyor. 1. kat cennetin sahibi oldunuz. Ondan sonra öldünüz, farketmez gideceğiniz yer mutlaka Allah’ın cennetidir. Ama diyeceksiniz; “Benim çok fazla günahım var, ben mutlaka cehenneme giderim.” Hayır, günahınız ne kadar çok olursa olsun, Allahû Tealâ sizi mutlaka cennetine alacaktır, alacağı yer mutlaka Allah’ın cennetidir.
Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım. Bu kadar mı? Hayır. O kadar değil. 14. basamakta mürşidinize ulaşacaksınız. O zaman Allahû Tealâ sizin 2. kat cennete girmenizi temin edecek. Hacet namazınızı kıldınız. Allah’ın gösterdiği mürşidinize ulaştınız. Devrin imamına veya ona bağlı olanlardan birine tâbî oldunuz. Tâbiiyetiniz anında, 2. kat cennetin sahibi olursunuz. Tam bu arada ruhunuz Allah’a ulaşacaktır, ruhunuzun Allah’a ulaşması söz konusu olacaktır.
Ne zaman ruhunuzu, hayattayken Allah’a ulaştırırsanız, 21. basamakta gerçekleşir. 22. basamakta da ruhunuz, Allah’ın Zat’ında yok olur. İşte böyle bir dizaynda sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah’ın size verdiği söz tamamlanır. Allahû Tealâ Şûrâ Suresinin 13. âyet-i kerimesinde buyuruyor ki:
42/ŞÛRÂ-13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrakû fîhi, kebure alâl muşrikîne mâ ted’ûhum ileyhi, allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).
“allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu): Allah, dilediğini Kendisine seçer ve onlardan kim Allah’a yönelirse onları Kendisine ulaştırır.”
“Onların ruhlarını Kendisine ulaştırır” mânâsına geliyor ifadesi.
Öyleyse sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah ile olan ilişkiler, bu ilişkilerin sizleri, hepinizi, mutlak olarak saadete ulaştırması söz konusu. Allah’ın hepiniz için gayesi budur; sizlerin mutlu olmanız. Allahû Tealâ 3. kata kadar cennet mutluluğunu garanti ediyor size.
* Allah’a ulaşmayı dilediğiniz an 1. kat cennetin sahibisiniz.
* Mürşidinize ulaştığınız zaman 2. kat cennetin sahibisiniz.
* Ruhunuzu Allah’a ulaştırdığınız zaman 3. kat cennetin sahibisiniz.
Böylece mutlaka 3. kat cennete gidersiniz, öldüğünüz zaman gideceğiniz yer, 3. kat cennettir.
Ve daha mutlu olmak istiyorsanız, o zaman Allah’a olan tevekkülünüzü arttıracaksınız, zikrinizi arttıracaksınız, fizik vücudunuzu Allah’a teslim edeceksiniz. 25. basamak, 4. kat cennet. Daimî zikre ulaşacaksınız; nefsinizi Allah’a teslim edeceksiniz; 5. kat cennet. Raşidin olacaksınız, irşad olacaksınız. İrşad olduğunuz zaman ihlâs sahibi de olacaksınız aynı anda, 6. kat cennet sizin. Ve nihayet, iradenizi de Allah’a teslim edeceksiniz 27. basamakta, 7. kat cennet sizin, Adn cennetleri sizin. İradenizin Allah’a teslim olduğu noktada, “İrşada memur ve mezun kılındın.” cümlesiyle, Allah sizi mutluluğun sonuna ulaştıracak en üst noktasına. En üst kat cennet, 7. kat cennet sizin. Ve dünya mutluluğu ise %100.
Sevgili kardeşlerim! Dünya mutluluğunun ölçüsüne baktığınız zaman, bunun nefsinizdeki afetlerin temizlenme oranı ile paralel bir seyir takip ettiğini görürsünüz. Nefsiniz afetlerden oluşur, ruhunuz da hasletlerden. Afetler; Allah’ın bütün emirlerini yerine getirmek istemeyen, yasak ettiği her şeyi yapmak isteyen, işlemek isteyen bir hüviyetin sahibidir.
Kim Allah’a ulaşmayı dilerse o kişi, Allahû Tealâ tarafından verilmiş bir söz sebebiyle, mutlaka onun Zat’ına ulaşır. Ne diyordu Allahû Tealâ? “Kim Bana ulaşmayı dilerse Ben, onu mutlaka Kendime ulaştırırım.” İşte Allah’ın Zat’ına ulaşmak dediğimiz zaman bu, cennet saadetinin 3. katını ifade eder.
Sevgili kardeşlerim! Kim şu dünya hayatını yaşıyorsa, yaşadığı anda da Allah’a ulaşmayı dilemişse, o kişinin sadece dilemesi, o kişinin 3. kat cennet saadetine ulaşması için (5-6 aylık ömrü varsa 3. kat cennet saadetine ulaşması için) ve dünya saadetinin yarısını mutlaka elde etmesi için yeterli sebeptir. Sadece bir tek dilek. Kişi diyecek ki: “Yarabbi! Ben Sana ulaşmayı diliyorum.” Nereden söyleyecek? Dili ile bunu söylerken, kalbinden de bir talep ulaştıracak Allahû Tealâ’ya. Kalbî talebi; dili onu tasdik edecek, dili ile ikrar etmiş olacak onu.
İşte sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah ile olan ilişkilerinizde her şeyin en güzel olduğu bir ortamda yaşamak istemez misiniz? Mutlu olmak istemez misiniz? O zaman Allah’a ulaşmayı dileyin. “Hayır, biz Allah’a ulaşmayı dilemeden mutlu olmak istiyoruz.” Böyle derseniz, hiçbir zaman mutlu olamazsınız sevgili kardeşlerim.
Allah’a ulaşmayı dilemeyen bir kişi mutsuzluğu eli ile seçmiştir. Kendini ömrü boyunca mutsuzluğa mahkûm etmiştir. Allahû Tealâ, çok açık bir şekilde bunun muhtevasını koymuş Kur’ân-ı Kerim’ine. Dünya üzerinde iki çeşit insan yaşar. Allah’a ulaşmayı dileyenler; mutlak cennet saadetinin ve dünya saadetinin sahibi olurlar. Ama daimî zikre ulaşmadıkça kısmî olarak olurlar. Daimî zikre ulaştıkları zaman en az 5. kat cennetin sahibi olurlar, dünya saadetinin ise bütününe sahip olurlar. Ama Allah’a ulaşmayı dilemeyenler kötü durumdadırlar. Yani şimdi çıkıp bana birisi şöyle dese: “Ne olur yani Allah’a ulaşmayı dilemedim, ne olacakmış?” Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah’ın dizaynına dikkatle bakın! O, sadece sizin mutlu olmanızı ister; kanunlarını koyar. Dilerseniz kanunlara itaat edersiniz; cennetinizi ve dünya mutluluğunu elde edersiniz, dilerseniz itaat etmezsiniz. O zaman da başınıza neler geliyor; hadi gelin beraberce bakalım. Bir kişi Allah’a ulaşmayı dilemiyor, “Dilemezsem ne olur yani?” diyor. Hiçbir üniversitede, hiçbir dîn öğretici kurumda bu konu öğretilmiyor, Allah’a ulaşmayı dilemek diye bir şey yok.
Hadi gelin beraberce bakalım. Ne oluyormuş? Allahû Tealâ Rûm Suresinin 30. âyet-i kerimesinde şöyle söylüyor.
30/RÛM-30: Fe ekim vecheke lid dîni hanîfâ(hanîfen), fıtratallâhilletî fataran nâse aleyhâ, lâ tebdîle li halkıllâh(halkıllâhi), zâliked dînul kayyimu ve lâkinne ekseran nâsi lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
Artık hanif olarak kendini (vechini) dîn için ikame et, Allah’ın hanif fıtratıyla ki; Allah, insanları onun üzerine (hanif fıtratıyla) yaratmıştır. Allah’ın yaratmasında değişme olmaz. Kayyum olan (kaim olacak, ezelden ebede kadar yaşayacak) dîn budur. Fakat insanların çoğu bilmez.
“Habîbim! Kendini hanif olarak dîne doğrult.” Yani Hz. İbrâhîm’in dîninin sahibi olarak… Hz İbrâhîm biliyorsunuz hanif dîninin kurucusu, hanif dîninin sahibi. Hanif; teslim olmak demek, İslâm da teslim olmak demek. “Kendini hanif olarak dîne ikame et. O hanif dînine ki Allah bütün insanları hani fıtratıyla yaratmıştır. İşte kayyum olan, ezelden ebede kadar devam edecek olan yegâne dîn, bu dîndir. Allah’ın yaratmasında ne dîni yaratmasında ne de insanları hanif fıtratıyla yaratmasında değişiklik göremezsin.” diyor Allahû Tealâ. Yani “Kıyâmete kadar Allah’ın sadece hanif dîni olacak, kıyâmete kadar da bütün insanlar bu hanif dînini yaşayabilecek olan özelliklerle yaratılacak.” diyor Allahû Tealâ.
Hiçbir şey değişmeyecek. Sadece bir tek dîn var olmuş ve var olacak. İnsanlar da aynen devam edecek, diğerleri de. Yani dîn de aynen devam edecek.
Öyleyse sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah’a sonsuz hamd ve şükrederiz, Allahû Tealâ bize hanif dînini öğretti, İslâm dînini öğretti. Ve bugün, İslâm dîninin insanları cennet ve dünya saadetine ulaştıracak olan bütün özelliklerinin yok olduğunu görmenin hüznünü yaşıyoruz. İşte Rûm Suresinin 30. âyet-i kerimesinden sonra, 31.âyet-i kerimede diyor ki Allahû Tealâ:
30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.
“O’na (Allah’a) yönel. (yani Allah’a ulaşmayı dile) ve O’na karşı (Allah’a karşı) takva sahibi ol.”
Yani ne diyor Allahû Tealâ? “Eğer Bana ulaşmayı dilemezsen takva sahibi değilsin.” diyor, madde-1 ve “Allah’a yönel, namaz kıl ve müşriklerden olma.” diyor. Yani “Allah’a yönelmeyen kişi (ki Allah’a yönelenler namaz kılmaktan zevk duyarlar) o, müşriktir.” diyor Allahû Tealâ. Hâlbuki şirk nedir? Şirk, puta tapmaktır. Allah’ın yerine başka bir varlığı ikame etmektir. Peygamber Efendimiz (S.A.V) diyor ki: “Benim kavmim için, benim ümmetim için açık şirk artık mümkün değildir ama gizli şirkten korkarım.” İşte Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in söylediği gizli şirk, bu şirktir. Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in gizli şirki, Allah’a ulaşmayı dilememek. Dilemeyen kişi şirktedir. Peki, “Şirke düşmeyin.” diyor, nasıl bir şirkmiş bu? Bir sonraki âyet-i kerime, Rûm-32’de Allahû Tealâ anlatıyor:
30/RÛM-32: Minellezîne ferrakû dînehum ve kânû şiyeâ(şiyean), kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûn(ferihûne).
(O müşriklerden olmayın ki) onlar, dînlerinde fırkalara ayrıldılar ve grup grup oldular. Bütün gruplar, kendilerinde olanla ferahlanırlar.
“Onlar gibi şirke düşmeyin ki onlar fırkalara ayrılmışlardır, ayrı ayrı hizipler oluşturmuşladır. Her bir hizip kendi elindekiyle ferahlanırlar.” diyor Allahû Tealâ.
İşte sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Böyle bir dizaynda hepiniz için söz konusu olan şey, Allah’a ulaşmayı dilemek. Eğer dilerseniz;
Madde- 1: Takva sahibisiniz (dilediğiniz andan itibaren takva sahibisiniz).
Madde- 2: Dilediğiniz an şirkten kurtuldunuz.
Öyleyse takva sahiplerinin gideceği yer cennettir, şirkten kurtulanların da gideceği yer cennettir. Bu kadar mı? Hayır, bu kadar değil. Allah’a ulaşmayı dileyen kişi için mutluluk başlangıcı mutlaka cennete girmektir. Bir başka ifadeyle, o kişinin cehennemden mutlak olarak kurtulmasıdır. Öyleyse bakalım Allahû Tealâ ne söylüyor, Yûnus Suresinin 7 ve 8. âyetlerinde? Diyor ki:
10/YÛNUS-7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatmeennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).
Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.
10/YÛNUS-8: Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).
Allahû Tealâ buyuruyor ki: “Onlar ki muhakkak surette, kesin surette Bize mülâki olmayı dilemezler. Ruhlarını ölmeden evvel Bize ulaştırmayı dilemezler. Kesin olarak durum budur.” Sonra ne diyor? “Onlar dünya hayatında razıdırlar. Dünya hayatıyla mutmain olurlar, doyuma ulaşırlar. Onlar, bizim âyetlerimizden gâfil olanlardır. Ve onların gidecekleri yer kazandıkları dereceler itibariyle ateştir, cehennemdir.” diyor Allahû Tealâ.
Bu Yûnus Suresinin 7 ve 8. âyetleri, iki tane daha husus getiriyor, Allah’a ulaşmayı dilemeyenler için. Bunlar; Allah’ın âyetlerinden gâfildir. Bunlar; daha öteye geçerek söylüyoruz, aynı zamanda gidecekleri yer cehennem olanlardır.
Allah’a ulaşmayı dilemeyen herkes mutlak olarak cehenneme gider. Ama Kur’ân-ı Kerim’de cehenneme gitmenin ölçüsü yok muydu? Vardı. Kur’ân-ı Kerim diyordu ki: “Kimin günahları sevaplarından fazla olursa, onlar cehenneme gider. Kimin de sevapları günahlarından fazla ise onlar takva sahipleridir, gidecekleri yer cennettir.” İşte Mu’minun Suresinin 102. âyet-i kerimesi:
23/MU'MİNÛN-102: Fe men sekulet mevâzînuhu fe ulâike humul muflihûn(muflihûne).
O zaman kimin mizanı (sevap tartıları) ağır gelirse işte onlar, felâha erenlerdir.
“Kimin, kıyâmet günü mizanlar kurulduğunda günah tartıları hafif gelirse (yani sevapları ağır gelirse; sevapları günahlarında fazla olursa) onların gidecekleri yer cennettir.” neticesine çıkan bir ifade kullanıyor Allahû Tealâ.
3/ÂLİ İMRÂN-76: Belâ men evfâ bi ahdihî vettekâ fe innallâhe yuhibbul muttekîn(muttekîne).
Hayır, (öyle değil)! Kim (Allah ile olan) ahdini yerine getirir ve takva sahibi olursa, o taktirde muhakkak ki Allah, takva sahiplerini sever.
“Onlar takva sahipleridir. Allah takva sahiplerini sever.” diyor.
Âli İmrân Suresi 15. âyet-i kerime:
3/ÂLİ İMRÂN-15: Kul e unebbiukum bi hayrın min zâlikum, lillezînettekav inde rabbihim cennâtun tecrî min tahtıhel enhâru hâlidîne fîhâ ve ezvâcun mutahharatun ve rıdvânun minallâh(minallâhi), vallâhu basîrun bil ıbâd(ıbâdi).
De ki: "Size bundan daha hayırlısını haber vereyim mi? Takva sahibi olanlar için, Rabb'lerinin katında, içinde devamlı kalacakları, altından nehirler akan cennetler, temiz eşler ve Allah'ın rızası vardır." Allah kullarını en iyi görendir.
“Takva sahipleri için, altlarından ırmaklar akan cennetler hazırlandı.”
Kaf-31, 32:
50/KAF-31: Ve uzlifetil cennetu lil muttekîne gayra baîdin.
Ve cennet, takva sahipleri için uzak olmayarak yaklaştırıldı.
50/KAF-32: Hâzâ mâ tûadûne li kulli evvâbin hafîz(hafîzin).
İşte size vaadolunan şey budur (cennettir). Bütün evvab (ruhu Allah’a ulaşarak sığınmış), ve hafîz olanlar (başlarının üzerine devrin imamının ruhu ulaşmış olanlar) için.
ve uzlifetil cennetu lil muttekîne gayre baîd(baîdin): Cennet, takva sahiplerine için uzak olmayarak yaklaştırıldı.
hâzâ mâ tûadûne li kulli evvâbin hafîz(hafîzin): İşte vaad olunduğunuz cennet budur.
Yani “Buyurun cennete girin.” diyor Allahû Tealâ, “Takva sahiplerinin gireceği yer cennettir.” Özellikleri; kazandıkları derecelerin, kaybettiklerinden fazla olması.
Bir sonraki âyet-i kerimeye bakalım, Mu’minun-103:
23/MU'MİNÛN-103: Ve men haffet mevâzînuhu fe ulâikellezîne hasirû enfusehum fî cehenneme hâlidûn(hâlidûne).
Ve kimin mizanı (sevap tartıları) hafif gelirse, işte onlar, nefslerini hüsrana düşürenlerdir. Onlar, cehennemde ebediyyen kalacak olanlardır.
“Kimin de günahları sevaplarından fazla olursa yani sevap tartıları hafif olursa onların gideceği yer cehennemdir. Onlar hüsranda olanlardır. Onlar, ebediyyen cehennemde kalacaklardır.” diyor Allahû Tealâ.
Peki, kimlerin günah tartıları sevap tartılarından fazla olur? Allah’a ulaşmayı dilemeyen herkesin günah tartıları sevap tartılarından fazla olur. Peki diyeceksiniz ki: “Nasıl olur? Bir insan pek çok hayır işlemiş olabilir, çok kazancı olabilir, kaybettiklerinden daha çok derecat kazanmıştır ama cennete gitmeyecektir, diyorsun sen. Ama gene kendiniz söylüyorsunuz ki kazandıkları dereceler, kaybettikleri derecelerden fazla ise insanların gideceği yer cennettir.” Evet, doğru. Ama bir küçücük şart koşmuş Allahû Tealâ oraya, diyor ki: “Kim Allah’a ulaşmayı inkâr ederse, yalanlarsa, tekzip ederse, onların amelleri boşa gider.” diyor.
Kehf-103, 104, 105:
18/KEHF-103: Kul hel nunebbiukum bil ahserîne a’mâlâ(a’mâlen).
De ki: “Ameller açısından en çok hüsrana uğrayanları size haber vereyim mi?”
18/KEHF-104: Ellezîne dalle sa’yuhum fîl hayâtid dunyâ ve hum yahsebûne ennehum yuhsinûne sun’â(sun’an).
Onlar, dünya hayatında amelleri (çalışmaları) sapmış (kaybettikleri dereceler, kazandıkları derecelerden daha fazla) olanlardır. Ve onlar, güzel ameller işlediklerini zannediyorlar.
18/KEHF-105: Ulâikellezîne keferû bi âyâti rabbihim ve likâihî fe habitat a’mâluhum fe lâ nukîmu lehum yevmel kıyameti veznâ(veznen).
İşte onlar, Rab’lerinin âyetlerini ve O’na mülâki olmayı (ölmeden evvel ruhun Allah’a ulaşmasını) inkâr ettiler. Böylece onların amelleri heba oldu (boşa gitti). Artık onlar için kıyâmet günü mizan tutmayız.
“Size amellerinizi hasara uğratacak olan şeyi söyleyeyim mi?”
Amellerin hasara uğraması; kişinin amel açısından hüsrana düşmesi demek. “Kim Allah’a mülâki olma işlemini inkâr ederse Allah’a mülâki olmayı inkâr ederse ve Allah’ın âyetlerini inkâr ederse, onların amelleri boşa gider.” diyor Allahû Tealâ. Yani “O kişinin amelleri yok farz edilir Allahû Tealâ tarafından, heba olur.” diyor. Amellerin heba olması. Aynı konu bir başka âyet-i kerimede şöyle ifade ediliyor (A’râf-147):
7/A'RÂF-147: Vellezîne kezzebû bi âyâtinâ ve likâil âhirati habitat a’mâluhum, hel yuczevne illâ mâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
Ve onlar ki; âyetlerimizi ve ahirete ulaşmayı (hayatta iken ruhun Allah’a ulaşmasını) tekzip ettiler (yalanladılar) ve onların amelleri, heba oldu (boşa gitti). Onlar, yaptıklarından başka bir şeyle mi cezalandırılır?
“Onlar ki Allah’ın âyetlerini ve Allah’a mülâki olmayı inkâr ederler, onların amelleri boşa gitmiştir.” diyor.
Sevgili kardeşlerim! Görülüyor ki Allah ile olan ilişkilerimizde Allah’a ulaşmayı dilememek demek, mutsuzluğu satın almak demek, cehenneme gitmeyi satın almak demek, bilerek isteyerek cehenneme gitmek demektir.
Allahû Tealâ inanılmaz derecede kolay bir sebep koymuş, diyor ki: “Siz sadece Bana ulaşmayı dileyeceksiniz. Geri kalanına karışmayın. Namazı sevmiyor musunuz, Ben sevdireceğim, orucu sevmiyor musunuz, Ben sevdireceğim, zikri sevmiyor musunuz, Ben sevdireceğim ve sizi şu dünyada mutluluğun yarısına kadar da bedavadan ulaştıracağım. Sadece Benden bir dilekte bulunun.” diyor. Kalbinizden bir dilekte bulunacaksınız. “Yarabbi! Ben Sana ulaşmayı diliyorum, ruhumu Sana ölmeden evvel ulaştırmayı diliyorum.” tarzında bir dilek. Dilinizle bunu söyleyeceksiniz ama kalbiniz bu dileğin sahibi olacak. Yani kalpten bir dileğin Allah’a ulaşması lâzım.
Öyleyse ne görüyoruz sevgili kardeşlerim? Eğer böyle bir dileği dilemezseniz, görüyorsunuz ki amelleriniz boşa gidiyor. Dilemeyenlerin demek ki amelleri boşa gidiyor. Yani mutlak olarak kaybettikleri dereceler, kazandıklarından fazla oluyor. Gidecekleri yer cehennem. Gördük ki günahları sevaplarından fazla olanlar, hüsranda olanlar. Allahû Tealâ bir işaret veriyor. Allah’a mülâki olmayı inkâr edenlerin hüsranda olduğunu söylüyor ve aynı zamanda bu hüsranda olan Allah’a mülâki olmayı inkâr edenlerin hüsranda olduğunu söyledikten başka, onların hidayette olmadıklarını da ilave ediyor. “Onlar hidayette değillerdir.” diyor Allahû Tealâ.
Öyleyse ne oldu? Gördük ki Allah’a ulaşmayı dilemeyenler hüsrandadırlar. Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin gidecekleri yer cehennemdir Allah’a ulaşmayı dilemeyenler, hidayette değillerdir. Peki, başka ne diyor Allahû Tealâ? “ Onlar, Allah’a ulaşmayı dilemeyenler, tagutun dostudurlar (insan ve cin şeytanların dostudurlar, Allah’ın dostu değillerdir).” diyor. Peki, ne zaman Allah’ın dostu olurlar? Allah’a ulaşmayı diledikleri takdirde Allah’ın dostu olurlar. Ne zaman Allah’ın kulu olurlar, tagutun kulu olmaktan kurtulurlar? Allah’a ulaşmayı diledikleri zaman. İşte bütün sahâbe bunu ispat ediyor bize. Allahû Tealâ açık bir şekilde buyuruyor, Zumer Suresinin 17. âyet-i kerime:
39/ZUMER-17: Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâdi.
Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah’a yöneldiler (Allah’a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!
“Onlar” diyor sahâbe için, “Taguta kul olmaktan içtinab ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar) ve Allah’a yöneldiler (Allah’a ulaşmayı dilediler. Yani Allah’a ulaşmayı diledikleri için taguta kul olmaktan kurtuldular). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele.” diyor.
Ne olmuş? Sahâbe taguta kul iken taguta kul olmaktan, Allah’a ulaşmayı dileyerek içtinab etmiş, kendisini kurtarmış, kaçınmış ve Allah’a kul olmuş. “Kullarımı müjdele” diyor Allahû Tealâ. “Sahâbeyi müjdele.” diyor Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e. Öyleyse ne görüyoruz bu bapta? Gördüğümüz şeyler çok ciddi hususlar. Bir insanın mutluluğunu veya mutsuzluğunu, birinci derecede etkileyebilecek olan hususlar. Bu Allah’a ulaşmayı dilemeyen kişiler, bütün bunların ötesinde aynı zamanda dalâletteler. Ra’d Suresinin 27. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ şöyle söylüyor:
13/RA'D-27: Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbihi, kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe).
Ve kâfirler: “Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse olmaz mı?” derler. De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O’na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).”
“Allah dilediğini dalâlette bırakır ama kim Allah’a yönelirse Allah’a mülâki olmayı, ruhunu ölmeden evvel Allah’a ulaştırmayı dilerse onları Kendisine ulaştırır.” diyor.
Allahû Tealâ’nın dalâlette bıraktıklarından, dalâlette bırakmayı dilediği kimselerden, her kim Allah’a ulaşmayı dilerse, Allah onları mutlaka Kendisine ulaştırıyor. Öyleyse Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin, dalâlette olduğu bu âyetle kesinleşiyor. Ayrıca hüsranda olanların zaten dalâlette olduğu A’râf-178’de anlatılmış.
7/A'RÂF-178: Men yehdillâhu fe huvel muhtedî ve men yudlil fe ulâike humul hâsirûn(hâsirûne).
Allah kimi hidayete erdirirse (kendisine ulaştırırsa), artık o hidayete ermiştir. Ve kim dalâlette bırakılırsa, işte onlar, onlar artık hüsrana uğrayanlardır (nefslerini hüsrana düşürenlerdir).
“Dalâlette olanlar hüsranda olanlardır.” diyor Allahû Tealâ. Peki, bu kadar mı? Hayır, bu kadar değil. Aynı zamanda Allah’a ulaşmayı dilemeyenler, tagutun dostudur. Allah’a ulaşmayı dileyenler de Allah’ın dostudur. Bakara Suresi 257. âyet-i kerimede Allahû Tealâ buyuruyor:
2/BAKARA-257: Allâhu velîyyullezîne âmenû, yuhricuhum minez zulumâti ilân nûr(nûri), vellezîne keferû evliyâuhumut tâgûtu yuhricûnehum minen nûri ilâz zulumât(zulumâti), ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
Allah, âmenû olanların (Allah’a ulaşmayı dileyenlerin) dostudur, onları (onların nefslerinin kalplerini) zulmetten nura çıkarır. Ve kâfirlerin dostları taguttur (onlar, şeytanı dost edinirler, şeytan kimseye dost olmaz), onları (onların nefslerinin kalplerini) nurdan zulmete çıkarırlar. İşte onlar, ateş ehlidir. Onlar, orada ebedî kalacak olanlardır.
“Allah, âmenû olanların dostudur. Onları zulmetten nura çıkarır.” diyor Allahû Tealâ.
Ve aynı âyetin içinde: “O kâfirlere gelince onlar da tagutun dostlarıdır. Tagut, onları nurdan zulmete götürür.” diyor.
Öyleyse âmenû olanlar, mü’minler, Allah’a ulaşmayı dileyenler âmenû olanlardır. Bakınız sevgili kardeşlerim, bir Allah’a ulaşmayı dilememek insanların ne kadar çok kayıplarda olmasına sebebiyet veriyor. Görülüyor ki Allah ile olan ilişkilerinizde bütün güzellikler âmenû olanların, Allah’a ulaşmayı dileyenlerin yanında. Bütün negatif faktörler de Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin üzerinde ve: “Allah’a ulaşmayı dilemeyen kâfirdir. Allah’a ulaşmayı dileyen mü’mindir.” diyor Allahû Tealâ.
İşte bu söylediğimiz âyet-i kerimede, Allah’a ulaşmayı dileyenlerin mü’min olduğu, âmenû olanların mü’min olduğu, Allah’ın dostu olduğu da belli ki onlar, âmenû olanlar. Onlar mü’minler, diğerleri âmenû olmayanlar kâfirler. Ama bunu daha net olarak Allahû Tealâ Sebe Suresinin 20. âyet-i kerimesinde bildiriyor.
34/SEBE-20: Ve lekad saddaka aleyhim iblîsu zannehu fettebeûhu illâ ferîkan minel mu’minîn(mu’minîne).
Ve andolsun ki iblis, onlar üzerindeki zannını (hedefini) yerine getirdi. Böylece mü’minleri oluşturan bir fırka (Allah’a ulaşmayı dileyenler) hariç, hepsi ona (şeytana) tâbî oldular.
“Şeytan, kıyâmet günü insanlara olan vaadini yerine getirdi. Mü’minleri oluşturan bir tek fırka hariç bütün fırkalar şeytana kul oldular.” diyor. Yani “Geri kalanların hepsi kâfirler.” diyor.
Onlar şeytan kul olanlar. Zaten gördük ki Allah’a ulaşmayı dilemeyenler, taguta kul olanlar. Tagut; insan ve cin şeytanlar demek. Şeytana kul olan, insan şeytanlara da kul olmuştur muhakkak. Böylece dünya mutluluğunuzun %50’sini size sağlayacak olan olay, garanti Allahû Tealâ tarafından verilmiş. Ama bir dileğinize bakıyor. Allah’a ulaşmayı dilerseniz, bu hedeflere ulaşacaksınız. Sevgili kardeşlerim! Görüyor musunuz Allah’a ulaşmayı dilemek diye bir şeyi size hiç kimse söylemedi bugüne kadar ,hiç kimse öğretmedi?
Eğer Allah’a ulaşmayı dilemeyen kişi cehenneme gidiyorsa, dalâlette ise, küfürde ise, hüsranda ise, tagutun dostu ise, gideceği yer cehennem ise, sevgili kardeşlerim, o zaman Allah’a ulaşmayı dilemeniz gerekmez mi? Hadi ne duruyorsunuz? Allah’a ulaşmayı dileyin. Dileyin ve kurtarın kendinizi cehennemden. Kurtarın kendinizi dünyadaki mutsuzluklardan, mutluluğu yaşayın. Allahû Tealâ, hepinizin mutlu olmasını istiyor. Mutluluğu bütün boyutlarıyla yaşamanız Allah’ın temel hedefi. Sizleri o kadar çok seviyor ki, hiç ayırt etmeksizin hepinizin mutlu olmasını istiyor. Ama eğer siz sevgili kardeşlerim, bu hakikatleri öğrenmenize rağmen Allah’a ulaşmayı dilemezseniz, o zaman Allah kanununu uygulamak mecburiyetinde. Sizin gideceğiniz yer, mutlaka cehennem olur.
Öyleyse size bu kadar büyük bir ni’met vermişse Allahû Tealâ, sadece bir tek dileğinizle Allah’ın cennetine gideceksiniz. Bir tek dileğinizle, dünya saadetinin yarısına mutlaka sahip olacaksınız ve bu sizin için garanti edilmişse Allahû Tealâ tarafından; Kur’ân-ı Kerim bir mutluluk garantisi değil midir? Bir mutluluk davetiyesi değil midir? Çünkü Allahû Tealâ “Mutlaka Allah’a ulaşmayı dileyin. Dilemezseniz cehenneme atarım sizi.” diyor.
O zaman davet ediyor Allahû Tealâ ve diyor ki:
51/ZÂRİYÂT-56: Ve mâ halaktul cinne vel inse illâ li ya'budûni.
Ve Ben, insanları ve cinleri (başka bir şey için değil, sadece) Bana kul olsunlar diye yarattım.
“Biz bütün insanları başka bir şey için değil, Bize kul olsunlar diye yarattık.”
İnsanın 1. kulluğu; Allah’a ulaşmayı dilediği nokta, 2. kulluğu; mürşide ulaşıp tâbî olduğu nokta, 3. kulluğu da Allah’a ruhunu ulaştırdığı nokta. Üçü de farz ve üçü de Allahû Tealâ tarafından garanti edilmiş. Sadece bir dilek karşılığı. Siz sadece Allah’a ulaşmayı dileyeceksiniz, kendinize düşeni yapmış oldunuz. O noktadan sonra Allah da Kendisine düşeni yapacak. Yani? Yani sizi mutlaka cennetine ulaştıracak.
Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Mutluluk mu diyorsunuz? İşte Allahû Tealâ sizi mutluluğa çağırıyor. “Gelin, gelin Allah’a ulaşmayı dileyenler! Bu çatının altında toplanın. Allah’a ulaşmayı dileyenler! Cehennemden kurtulun, küfürden kurtulun, dalâletten kurtulun, şirkten kurtulun, Allah’ın âyetlerinden gâfil olmaktan kurtulun. Bütün Kur’ân’daki negatif faktörlerden kurtulun. Hepsinin tek bir anahtarı var, Allah’a ulaşmayı dilemek.”
Öyleyse hâlâ duruyor musunuz? Allah’a ulaşmayı dilememiş olup da bizi, bugün bu mutluluk sohbetini dinleyen, siz kardeşlerim hâlâ duruyor musunuz? Hâlâ Allah’a ulaşmayı dilemeyecek misiniz? Size böyle bir şey söylenmedi derseniz, başkaları söylememiş olabilirler ama biz söyledik. Burada %90’ınız duydu. Ölmeden evvel mutlaka herkes duyar. Allah’a ulaşmayı dilemenin duymadan ölündüğü bir ortam hiç oluşmayacaktır. Şu anda bütün kavimlerde, o kavimlerin lisanı ile konuşan Allah’ın resûlleri yaşamaktadır. Ve bunları, onlar da kendi kavimlerinde anlatıyorlar sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım!
Allah’a sonsuz hamd ve şükrederiz ki bütün güzellikleri yaşamanız için bu fırsatı Allahû Tealâ sizlerin karşınıza çıkardı. Teklif O’ndan, “Bana ulaşmayı dileyin.” diyor. Mükâfatlandırmak da O’ndan. “Sizi 3. kat cennetime ulaştırayım. Hem de dünya saadetinin de yarısını, mutlak olarak size temin edeyim. Buna karşılık sizden istediğim şey, sadece bir dilek.” diyor Allahû Tealâ.
Hepinize soruyorum, cennete gitmeyi istiyor musunuz? Hepiniz aynı cevabı veriyorsunuz: “Evet, istiyoruz.” İşte nasıl kalbinizden o cennete gitmeyi gerçekten istiyorsanız, Allah’a ulaşmayı dilemeyi de gerçekten isteyin. Allah’ın cennetine girmeyi istemeniz, sizi cennete ulaştıramaz. Ama Allah’a ulaşmayı dilemek, sizi mutlaka cennetin hem de 3. katına ulaştırır.
Öyleyse ne duruyorsunuz? Hadi Allah’a ulaşmayı dileyin. Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Siz Allah’ı sevin, emrini yerine getirin ki O’da sizi sevsin. Size vaadettiğini yerine getirsin.
Bakınız o ifadeyi kullanıyor, Allahû Tealâ Kaf Suresinin 31, 32. âyetlerinde: “ve uzlifetil cennetu lil muttekîne gayre baîdin hâzâ mâ tûadûne: Cennet takva sahiplerine (yani Allah’a ulaşmayı dileyenlere) uzak olmayarak yaklaştırıldı. İşte vaat olunduğunuz şey budur.” diyor.
Allahû Tealâ hepinize vaadediyor. “Bana ulaşmayı dilerseniz, benim cennetime mutlak olarak girersiniz” diyor.
Öyleyse sevgili kardeşlerim, Allah’a ulaşmayı mutlaka dileyin. Dileyin ki Allah’ın sizlere garanti ettiği mutluluğu yaşayasınız. Allahû Tealâ’nın hepinizi, sadece cennet saadetine değil, dünya saadetine de ulaştırmasını Yüce Rabbimizden dileyerek sözlerimizi burada tamamlıyoruz. Allah hepinizden razı olsun.
İmam İskender Ali M İ H R



