}
Ekonomi Konulu Sualler (19.12.2004) 19.12.2004
Mp4 Mp3 Link

Sohbet Kodu: 108810

SOHBETİN ADI: Ekonomi Konulu Sualler
TARİHİ: 19.12.2004

SORU: (Metin Pekel) Hükümet 2004 - 2007 yıllarını kapsayacak yeni Stand-By için IMF’yle anlaştı. IMF, Türkiye’ye 10 milyar dolar mal3i destek sağlamayı taahhüt etti. IMF ile bahar başından beri devam eden müzakereler önceki gece sonuçlandı. Devlet Bakanı Ali Babacan ve IMF Türkiye Masası Şefi Rıza Moghadam yeni Stand-By’ı düzenledikleri basın toplantısında açıkladılar. Yeni programın temel mantığını, ‘IMF kaynaklarını kullanmaktan çıkış programı’ olarak tanımlayan Babacan, “Amacımız, öyle bir rakam olsun ki 3 yılın sonunda yeniden IMF kaynaklarına başvurmadan, bu borcu Türkiye kendi kendine ödeyebilsin. Yeniden kaynak kullanımını içermeye ihtiyaç olmamasını arzu ediyoruz.” dedi. 10 milyar dolarlık kredinin 4 yıl vadeli olacağını belirten Babacan, “Bunun 2 yıl 3 ayı geri ödemesiz. Geri ödemede bir yıllık esneklik bulunuyor. Kredi düşük ve gerçek Stand-By faizleri üzerinden kullanılacak.” diye konuştu.

İndirimler dahil vergi rejiminde oldukça kapsamlı hazırlık yaptıklarını belirten Babacan, sonuçların 10 gün içinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanacağını ve uygulamanın 2005 başından itibaren başlayacağını bildirdi. “Artık yeni bir anlayış hakim. Bunun IMF’yle ilgisi yok. Asla popülist politikalar izlemeyeceğiz. Devlet, harcamasını zapturapt altına alacak. İsraf etmeyecek, hortumculara izin vermeyecek ve para basmayacak.” diyen Babacan, şöyle devam etti: “Yoksa biz de biliriz memura, emekliye yüzde 100 zam vermeyi. Döneriz Merkez Bankası’na... İki satır kanunudur. Bağımsızlık iki satırdan geçer. ‘Bas paraları, bize para lâzım’ deriz. Bir yandan yüzde 100 zam veririz, öte yandan yüzde 120 enflasyon. Biz bunu yapmak istemiyoruz.”

“Türkiye ekonomisi, 17 Aralık’ta çıkacak her türlü sonuca hazırdır.” diyen Babacan, TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun vergi indirimleri olmazsa programa destek vermeyebilecekleri yönündeki sözlerinin hatırlatılması üzerine şöyle konuştu: “Stand-By’da ne olacak?’ deniyor. İçinden ne çıkacak gibi bir endişe olmamalı. Böylesi bir endişeyi yersiz ve bilgisizce buluyorum.”

IMF Türkiye Masası Şefi Moghadam da IMF-Türkiye ilişkilerinin tarihi bir noktada olduğunu, IMF’nin desteklediği bir programın başarıyla tamamlandığını belirterek ‘sonuçlar çok etkileyici. Bu programın amacı faizleri düşürerek borçların milli gelire oranını indirmektir.” dedi.

1-) Bu yapılan yeni Stand-By anlaşması hakkındaki görüşleriniz nelerdir?  

2-) 10 milyar dolar tutarında yeni bir borç alımı söz konusu. Türkiye’nin artık IMF kaynaklarına başvurmadan kendi içinde dönerek borçlarını ödeyebilme hedefinden bahsediliyor. Bu yöntem ne derecede doğrudur? Üretken yatırımlar olmadan Türkiye’nin 300 milyar dolara yakın olan dış borçlarını ödemesi mümkün müdür?

3-) Faizlerin düşürülüp borçların milli gelire oranını indirmek ekonomimize ne gibi yarar sağlar? Yapılması gereken atılım bu mudur?

CEVAP: “Bu yapılan yeni Stand-By anlaşması hakkındaki görüşleriniz nelerdir?  
 
Sevgili kardeşlerim biliyorsunuz ki hükümet iktidara geldi ve konunun başında inşaallah 2005 yılında artık IMF’den yeniden borç istemek diye bir zorunluluk kalmaz ümidini taşıyoruz diye ülkeyi yönetmeye başladı; ama sonuç birazcık farklı oldu. 1 senenin sonunda anlaşıldı ki, Türkiye IMF’den kolay kolay yakasını sıyıramayacak; ama bu bilgilerin ışığı altında konuyu değerlendirdiğimiz zaman, hükümetimizin halis niyetle, çok güzel bir hedefe yöneldiğini görüyoruz. Yani 4 yıl vadeli son bir borç. Türkiye ondan sonra bir daha IMF’den borç almayacak. İnşaallah bu sefer şartlar bu sözün tutulmasını imkân dahiline sokar diye ümit ediyoruz. Birincisinde olmadı, şartlar Türkiye’yi o noktaya ulaştıramadı, Türkiye’nin başından büyük badireler geçti. Bankaların hortumlanması olayı Türkiye’yi yedi bitirdi.

Sevgili kardeşlerim bir hilkat garibesidir, bankadaki mevduata devlet garantisi sadece Türkiye’de olan bir husustur. Herkes bankaları soysun, gitsin; devlet de bu soygunun karşılığını ödesin. Şimdi bütün gönlümüzle dua ediyoruz ki inşaallah bu hükümet bu konudaki hedeflerini gerçekleştirebilir de, 4 yıllık bir vadenin sonunda gerçekten IMF’ye Türkiye’nin hiç borcu kalmaz. Ümit edebilmek bile güzel bir şey.

Borçsuz bir Türkiye olabilir mi? Aslında olabilir sevgili kardeşlerim. Eğer Türkiye yeni ekonomik politikasında, bu paranın sıfırlarını attıktan sonraki politikasında akılcı bir yol izleyebilirse, yani bundan muradımız yatırımların teşvikidir. Gerçek anlamda bir teşvikse Türkiye 4 yılın sonunda başarıyla borçlarını ödeyebilir. Yoksa yabancılardan borç alalım da kurtulalım diye düşüneceksek, yani bu 4 yılın sonunda da yeniden borçlar almayı düşünüyorsak, o zaman bu konuda bekleneni veremeyeceğiz demektir.

Hisarcıklıoğlu’na gelince, gene burada hükümete karşı açık bir tutum izleniyor. Biliyor musunuz sevgili kardeşlerim bu ülkenin battığı yıllarda, meselâ 2001 yılında Türkiye GSMH’si %25 düşmüştür. Bu Rifat Hisarcıklıoğlu kardeşimizin hiç sesi çıkmıyordu. Hükümete biz sizi desteklemeyiz gibi sözler etmiyordu. Yatırımlardan zaten ömrü boyunca hiç bahsetmemiştir ve buradaki ‘Biz sizi desteklemeyiz’ ifadesi de bize hiç yabancı gelmedi. Aynı görüşün bugünkü son kademesi.

Yeni yapılan Stand-By anlaşması, eğer Türkiye yatırımlarını realize edebilirse gerçekten böyle bir hedefe ulaşabilir; ama geçen sefer sözler tutulamadı, bu sefer de %100 emin olmak elbette zor.

“10 milyar dolar tutarında yeni bir borç alımı söz konusu. Türkiye’nin artık IMF kaynaklarına başvurmadan kendi içinde dönerek borçlarını ödeyebilme hedefinden bahsediliyor. Bu yöntem ne derecede doğrudur? Üretken yatırımlar olmadan Türkiye’nin 300 milyar dolara yakın olan dış borçlarını ödemesi mümkün müdür?” Türkiye 10 milyar doları 4 yılda ödeyeceğini söylüyor. Diğerlerinin ödenebilmesi 4 yılda elbette mümkün olmaz; ama eğer Türkiye bütün borçları için bir defada bir büyük borç alabilse ki bu mümkündür diye hep düşünüyoruz, o zaman Türkiye küçülen borçlar standardına girebilir. Hükümet tasarruf etmekte kararlı görünüyor. Bugüne kadar da bu konuda başarısız olduğu iddia edilemez. Türkiye’nin bu 4 yıl içinde 300 milyar Dolara yakın borcunu ödemesi elbette mümkün değildir. Onlar da onu öyle düşünmüyorlar, zaten o konuda taahhütleri de yok; ama akılcı bir yatırım politikası izlenirse Türkiye dış borçlarını da, iç borçlarını da ödeyebilir.

 “Faizlerin düşürülüp borçların milli gelire oranını indirmek ekonomimize ne gibi yarar sağlar?” Böyle bir şey olsa devletin faizler sebebiyle artan borcunu arttırmamak söz konusu olur. Türkiye borcunu öderken yeni borçlar alarak ödemek mecburiyetinde. Bütçemizde her zaman açık var. Bu açığın kapatılması için     yeniden borç almamız lâzım. Bütçede açığı oluşturan faktör de zaten borçlarımız. Borçlar sebebiyle bir evvelki yıl bütçe açığımız oluşmuştur. Onu, o bütçe açığını, borçlarımızı ödeme üzere aldığımız yeni borçlar ertesi senenin bütçesinde de gene yeni bir bütçe açığı oluşturuyor, yeniden borç alıyoruz. Böylece Türkiye eğer yatırımları temel alacak olan bir yatırım dizaynı oluşturamazsa, gerçekten problemler hep devam edecektir. Faizlerin düşürülmesi halinde Türkiye’nin borcu da o nispette azalacaktır; ama unutulmamalıdır ki bu pazarlık özel sektörle devlet arasında yapılacaktır ve devletin borçları mutlaka ödenmek mecburiyetinde olduğu için faizcilerin dayatmaları bir dereceye kadar hüküm ferma olacaktır.

SORU: (Fırat Dengeli) Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen: ‘2004 yılında yaklaşık 62 milyar Dolar ithalat, 90 milyar Dolar da ihracat yapacağız. En az 150 milyar Dolarlık bir ticaret hacmi, bizi dünyanın 20 ülkesi arasına sokacak.” diyerek, yaklaşık 200 ülkeye 17 bin kalem ürün sattıklarını ifade etti. Umman ile Türkiye arasındaki ticaret hacminin düşüklüğüne dikkati çekerek, “Bu ticaret hacmi bize yakışmıyor, orta vadede 300 milyon Dolar hedefi önümüze koyalım.” dedi. Temaslarda bulunmak üzere Umman’a gelen Bakan Tüzmen, “Türkiye-Umman Ticari ve Ekonomik İlişkileri’ konulu seminerde bir konuşma yaptı. Tüzmen yaptığı konuşmada, hükümetin çevre ülkelerle işbirliğini artırma arzusunda olduğunu belirterek, Türkiye ekonomisinin çok ciddi ivme kazandığına dikkat çekti. Bu yıl sonu itibariyle enflasyon hedefinin yüzde 12, gelecek yıl ise tek haneli rakamlara indirmek olduğunu söyleyen Tüzmen, “Enflasyonda tek haneli rakama düşerken, ihracatımızı üç haneli rakama çıkarmada önemli çalışmalar yapıyoruz. 2004 yılında yaklaşık 62 milyar Dolar ithalat, 90 milyar Dolar da ihracat yapacağız. En az 150 milyar Dolarlık bir ticaret hacmi, bizi dünyanın 20 ülkesi arasına sokacak. Yaklaşık 200 ülkeye 17 bin kalem ürün satıyoruz.” diye konuştu.

Bu konudaki görüşleriniz nelerdir?

CEVAP: “Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen, ‘2004 yılında yaklaşık 62 milyar Dolar ithalat, 90 milyar Dolar da ihracat yapacağız. En az 150 milyar Dolarlık bir ticaret hacmi, bizi dünyanın 20 ülkesi arasına sokacak’ diyerek, yaklaşık 200 ülkeye 17 bin kalem ürün sattıklarını ifade etti.” Evet bütün bunlar doğru. İhracatımızda artış olduğu da doğru; ama bir küçücük noktayı unutuyoruz, ithalatımız. Herhalde buradaki rakam 2005 yılı olmalı. Çünkü 2004 yılındaki neticeler ihracatın ithalatın çok aşağılarda kaldığıydı. Burada 62 milyar Dolar ithalat, 90 milyar Dolar ihracat yapacağız diyor. Sevgili kardeşlerim rüya gibi geliyor bana. Her ne kadar 2004 yılında demişlerse de 2004 yılının son günlerini yaşıyoruz, Kürşat Tüzmen 2005 yılında demek istemiş herhalde.

“Umman ile Türkiye arasındaki ticaret hacminin düşüklüğüne dikkati çekerek, ‘Bu ticaret hacmi bize yakışmıyor, orta vadede 300 milyon Dolar hedefi önümüze koyalım’ dedi. Temaslarda bulunmak üzere Umman’a gelen Bakan Tüzmen, ‘Türkiye-Umman Ticari ve Ekonomik İlişkileri’ konulu seminerde bir konuşma yaptı. Tüzmen yaptığı konuşmada, hükümetin çevre ülkelerle işbirliğini artırma arzusunda olduğunu belirterek, Türkiye ekonomisinin çok ciddi ivme kazandığına dikkat çekti. Bu yıl sonu itibariyle enflasyon hedefinin yüzde 12, gelecek yıl ise tek haneli rakamlara indirmek olduğunu söyleyen Tüzmen, ‘Enflasyonda tek haneli rakama düşerken, ihracatımızı üç haneli rakama çıkarmada önemli çalışmalar yapıyoruz. 2004 yılında yaklaşık 62 milyar Dolar ithalat, 90 milyar Dolar da ihracat yapacağız.” Tekrar 2004 yılı deniyor. Neden böyle yazılmış bilmiyorum; ama öyle denmiş. Bu içinde bulunduğumuz 2004 yılı içinde bu rakamı bulabileceğimizi hiç mi hiç aklımız kesmiyor. Zaten gelecek zaman kullanmışlar, yapacağız diye. Bu yıl ne yazık ki gene ithalatımız ihracatımızdan fazla olacak. İthalatımız her zamanki gibi ihracatımızı sollayacak ve de gene döviz bir problem olacak çıkacak karşımıza; ama 2005 yılında bunu gerçekleştirebilirsek ithalat 62 milyar, ihracat 90 milyar olursa, bunu çok büyük bir başarı olarak değerlendirmemiz lâzım.

“En az 150 milyar Dolarlık bir ticaret hacmi, bizi dünyanın 20 ülkesi arasına sokacak. Yaklaşık 200 ülkeye 17 bin kalem ürün satıyoruz.” Sevgili kardeşlerim buna inanmak güç; çünkü yıllar süren Türkiye ekonomisindeki ithalat-ihracat dengesizliği ve dış ticaret açığı bizi yıllardan beri meşgul eden bir konudur. Her zaman bundan hüzün duymuşuzdur. Bir büyük yanlış yapıyoruz diye hep söylemişizdir. Çünkü biz hâlâ dövizle ithalat yapmak mecburiyetindeyiz. İhracatımızda da döviz kullanmak mecburiyetindeyiz. Bu sebeple ithalatla ihracat arasında Türkiye’de her sene büyük ölçüde döviz açığı olur. Bu konuda başarılı bir siyasetin sahibi olduğumuz söylenemez. En azından son 10 yıl. Eğer iktidar gerçekten bunu realize edebilirse büyük bir başarı diye kabul ederiz. 2004 yılını değil de, 2005 yılını düşünüyoruz. 2004 yılında böyle bir neticeye ulaşmamız mümkün görünmüyor. Zaten yılı bitirdik.

SORU: (Mustafa Tuba) Devlet İstatistik Enstitü’sü seçilmiş yatırım araçlarının Kasım ayı reel getirilerini açıkladı. Buna göre; Kasım 2004’te, seçilmiş finansal yatırım araçları 1994=100 temel yıllı toptan eşya fiyatları indeksi ile indirgendiğinde, bir aylık sürede, banka mevduatı (brüt) yüzde 0.9, borsa endeksi yüzde 2, Euro yüzde 0,5 ve külçe altın yüzde 1,7 oranında reel getiri sağlarken, Dolar yüzde 3,6 oranında reel düşüş ile tasarrufçusunu zarara uğrattı. Aynı finansal yatırım araçları 1994=100 temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksi ile indirgendiğinde, bir aylık sürede, banka mevduatı (brüt) yüzde 0.2, borsa endeksi yüzde 1.3 ve külçe altın yüzde 1 oranında reel getiri sağlarken, Dolar yüzde 4.2 ve Euro yüzde 0.2 oranında reel düşüş ile tasarrufçusuna zarar ettirdi.

Bu konudaki görüşleriniz nelerdir?  

CEVAP: Gerçekten enteresan şeyler oluyor sevgili kardeşlerim. Dolarla Euro arasındaki parite dengesinde hep Euro yukarıdadır. Dolardan daha kıymetli bir para olarak kıymetli para olma hüviyetini sürdürüyor. Bu bir aylık sürelerdeki dalgalanmaları esas almamak lâzım, 1 yıllık ortalamaya dikkatle bakmak lâzım.

SORU: (Hamza Akbal) Merkez Bankası reel kesim güven endeksi Kasım’da, önceki aya göre 3.9 puanlık düşüşle 104’e geriledi ve Şubat ayından sonraki dönemin en düşük noktasına indi. Reel kesimin hükümetin ekonomik politikalarına olan güvenini yansıtan Merkez Bankası reel kesim güven endeksini (MBRKGE) oluşturan anket sorularına ait yayılma endekslerinden, iç pazara satılan mal hacmi eğilimi yüzde 13.3 oranındaki düşüşle en fazla gerileyen kalem oldu. Bu düşüşü genel gidişat kaleminde görülen yüzde 5.6 oranındaki gerileme izledi. Toplam sipariş eğiliminde görülen gerileme mevsimsel etkilerden arındırıldığında bir miktar artışa işaret ederken, üretim hacmi beklentisi yaklaşık olarak Ekim ayındaki düzeyini korudu. Ancak, diğer alt kalemlerden toplam istihdam ve ihracat imkânları beklentileri sırasıyla yüzde 3.4 ve yüzde 2.3 oranlarındaki düşüşle endeksi azalttılar. Öte yandan, hammadde stok eğilimi ve yatırım harcaması beklentisi endeksi yukarı doğru etkilerken, mamul mal stok eğiliminde ise mevsimsel etkilerden arındırıldığında bir miktar azalış olduğu gözlendi. Reel kesim güveninin geçen yılın Kasım ayının altına inmesinde ise genel gidişat, ihracat imkânları ve üretim hacmi beklentileri ile iç pazara satılan mal hacmi eğilimlerindeki azalmalar belirleyici oldu.

Bu konudaki görüşleriniz nelerdir?

CEVAP: “Merkez Bankası reel kesim güven endeksi Kasım’da, önceki aya göre 3.9 puanlık düşüşle 104’e geriledi ve Şubat ayından sonraki dönemin en düşük noktasına indi. Reel kesimin hükümetin ekonomik politikalarına olan güvenini yansıtan Merkez Bankası reel kesim güven endeksini (MBRKGE) oluşturan anket sorularına ait yayılma endekslerinden, iç pazara satılan mal hacmi eğilimi yüzde 13.3 oranındaki düşüşle en fazla gerileyen kalem oldu.” Demek ki iç talep düşüyor. %13.3 düşme 1 ayda…

“Bu düşüşü genel gidişat kaleminde görülen yüzde 5.6 oranındaki gerileme izledi.” Yani ticaret hacminde bir ayda %13’lük daralma söz konusu. Bu ciddî bir konu sevgili kardeşlerim. Bir tehlike işareti.

“Toplam sipariş eğiliminde görülen gerileme mevsimsel etkilerden arındırıldığında bir miktar artışa işaret ederken, üretim hacmi beklentisi yaklaşık olarak Ekim ayındaki düzeyini korudu. Ancak, diğer alt kalemlerden toplam istihdam ve ihracat imkânları beklentileri sırasıyla yüzde 3.4 ve yüzde 2.3 oranlarındaki düşüşle endeksi azalttılar. Öte yandan, hammadde stok eğilimi ve yatırım harcaması beklentisi endekse yukarı doğru etki yaparken, mamul mal stok eğiliminde ise mevsimsel etkilerden arındırıldığında bir miktar azalış olduğu gözlendi.” Stoklarda da azalma var.  

“Reel kesim güveninin geçen yılın Kasım ayının altına inmesinde ise genel gidişat, ihracat imkânları ve üretim hacmi beklentileri ile iç pazara satılan mal hacmi eğilimlerindeki azalmalar belirleyici oldu.” Eğer iç pazardaki %13.3 düşüş ihracatta bir artışı müjdeliyorsa bu negatif bir olay değildir, Türkiye’nin beklemediği kadar güzel bir sonuçtur. Bu güven endeksleri konusunda ülkenin nabız atışının kontrolünde çok ciddî bir işaret görmüyoruz.

SORU: (Ayhan Bey) 17 Aralık tarihi yaklaştıkça piyasalar tedirgin bir seyre büründü. Bankalar arası piyasada dolar yönünü 1 milyon 450 bin liraya doğru çevirirken, bileşik faizler yüzde 24 seviyelerine yaklaşıyor. Uzmanlar, 17 Aralık AB Zirvesi yaklaştıkça belirsizliklerin ve bilinmezlerin artmaya başlamasıyla piyasa oyuncularında pozisyon kapatma yönlü hareket yaşanmaya başladığını söylerken, kısa süre önce AB iyimserliğiyle 1 milyon 380 bin lira seviyelerine kadar inen kurlarda düzeltme hareketleri yaşanmaya başladığını belirtiyorlar. Uzmanlar, döviz ve faiz de derinliğin azalmaya başladığını ve 17 Aralık tarihine kadar piyasalarda aşırı dalgalı bir gidiş gelişler yaşanabileceğini belirtiyorlar. Bu konu hakkında çok değerli açıklamalarınızı dileriz.

CEVAP: “17 Aralık tarihi yaklaştıkça piyasalar tedirgin bir seyre büründü. Bankalar arası piyasada dolar yönünü 1 milyon 450 bin liraya doğru çevirirken, bileşik faizler yüzde 24 seviyelerine yaklaşıyor.” Bu bileşik faiz, yani reel faize faiz haddi arasındaki fark eklenince oluşan nesne.

“Uzmanlar, 17 Aralık AB Zirvesi yaklaştıkça belirsizliklerin ve bilinmezlerin artmaya başlamasıyla piyasa oyuncularında pozisyon kapatma yönlü hareket yaşanmaya başladığını söylerken, kısa süre önce AB iyimserliğiyle 1 milyon 380 bin lira seviyelerine kadar inen kurlarda düzeltme hareketleri yaşanmaya başladığını belirtiyorlar.” Burada AB’yi bir kabus olmaktan çıkarmak mecburiyetindeyiz diye düşünüyorum sevgili kardeşlerim. AB bizim hayatımıza bu kadar büyük ölçüde tesir edememeli. Bu piyasaların dizaynı ortalıkta dolaşan şayialara, AB’ye girişe ve sermaye hareketlerine bağlı olmamalı.

Sevgili kardeşlerim yapmamız lâzım geleni bir türlü yapamıyoruz. Biz ancak altın karşılıklı bir parayı devreye sokabildiğimiz zaman, hedeflere yürüyebiliriz. Dünyadaki en sağlam paranın sahibi olan Osmanlı’nın torunları, Türkiye o zaman çıkar ortaya. Biz Osmanlı’dan bu tarafa çok büyük ölçüde itibar kaybetmiş bir ülkeyiz. Dünyanın her tarafında Osmanlı üzerinde yapılan incelemeler, Osmanlı’ya karşı duyulan hayranlığı her geçen gün biraz daha arttırıyor. Kimliğimizden çok şeyler kaybettiğimizi en çok bir yabancı ülkede yaşarsanız anlayabilirsiniz. Türkiye’de en küçük bir dedikoduda, piyasaya yayılan en küçük bir haberin kulaklara ulaşmasında, derhal ekonomi üzerinde bir tesir vücuda geliyor. Burada muhtevaya dikkatle bakalım. Böyle bir dizaynda Türkiye ne yapmalıdır? Bize göre yapılması lâzım gelen şey açık ve kesindir. Türkiye evvelâ dövizle çalışmayı reel olarak kesin şekilde önleyebilir. Altın karşılıklı parayı devreye çıkardığı gün Türkiye dünya parası olacaktır. Sıfır enflasyonlu bir dünya parası. Çünkü bütün paraların paritesi altınla ölçülür. Altına karşı o dövizin durumu bütün dövizlerde bir eşdeğerlik sağlar. Yani paritede farklılık olsaydı, o zaman bütün paralar o yüksek değerli para üzerine dönerdi ve de sadece o paranın kullanılması kişiye büyük rant getirebilirdi.

Türkiye olması lâzım gelen noktanın tamamen dışında kalmıştır. Yıllardan beri uygulanan yanlış ekonomik politikalar, bir takım insanların aç gözlülüğü ve rüşvet, ihtiras müesseseleri Türkiye ekonomisini mahvetmiştir. Özal’dan bu tarafa bir yatırım hamlesini Türkiye gerçekleştiremedi, belki de gerçekleştirmedi. Arkasında bu ülkenin aydınlarının da sorumluluğu var. Yanlış ekonomi uygulanmasında öyle çok sesli bir koro çıkmadı sahneye. Oysa ki uygulama bütünüyle yanlıştı. Neyi demek istiyoruz?

İşte Türkiye’yi 2001 krizine götüren olay, Türkiye’nin küçülen ekonomi modeliyle enflasyon önlemeye kalkması yanlışlığı oldu. Aslında kasıtlı bir hamleydi ve başarıyla Türkiye çöktürüldü. Kurlarla oynamak yanlış bir şey sevgili kardeşlerim. Küçülen ekonomi modeliyse ülkeyi intihara götüren bir özel hamleydi. Yabancı yapımı bir filmdi; ama içeride de figüranlar iştirak ettiler ve o kadar çok kişiye durumu önceden haber vermemize rağmen Türkiye 2001 yılında %25 GSMH küçülmesine uğradı. Bu bilerek, kasıtlı tertip edilmiş bir olaydı. Türkiye’nin mahvını isteyen insanlar, kimler bunlar? Bunlar ‘Türkiye Türklere bırakılmayacak kadar zengin bir ülkedir’ diyenler. Bunlar bütün madenlerimizi esir haline getirenler. Bunlar Türkiye’deki toryumu kullanmaması için Türkiye’de el altından nükleer enerji tesislerinin kurulmasına engel olanlar. Bunlar arabaya taş koyanlar. Bu yeni iktidarda ümitlenmiştik. Belki onların da söylevleri oydu. Özal gibi bir kalkınma seferberliğine girilecekmiş gibi bir izlenim bırakmışlardı; ama bu gerçekleşmedi. Oysa ki Türkiye’yi kalkındıracak olan üretken yatırımın dışında başka bir çözüm mevcut değildir.

Türkiye üretken yatırımları sağlayabilecek olan kaynaklara sahiptir; ama bilinçli ve şuurlu bir el altından karşı koyma, ekonomik yapılanmayı kesin bir durdurmayla stop ettirebiliyor. Aslında Türkiye’deki hareket halindeki fonlar sadece %10’unu yatırımlarda kullandığınız taktirde mutlaka bu ülkeyi dünyadaki en hızlı kalkınan ülke seviyesine getirir; ama yapamıyoruz sevgili kardeşlerim. El altından gizli eller bunun gerçekleşmesine engel oluyorlar. Biliyorlar ki Türkiye kalkınırsa Osmanlı ruhu geri gelecektir. Türkiye hızlanan bir şekilde kalkınma hamlesini sürdürecektir. Türkiye’nin bu iktidarın gelecek yılında bir yatırım şantiyesi haline gelmesini ne kadar çok istediğimizi hepiniz biliyorsunuz; ama olmuyor. Bu ülkenin menfaatleri çiğneniyor, insanlar zengin oluyor. Bankalar yatırımlara ortak olarak ülkenin kalkınmasının mimarı olmak yerine paralarını hazine bonolarına yatırıp, yatmayı tercih ediyorlar. Sağlam, garantili ve yüksek getirili bir sistem. Böylece rant baronları oluştu. Ülkemize ne kadar yazık ettiğimizi hiç kimse fark etmiyormuş gibi görünüyor. Sevgili kardeşlerim bu ülke hepimizindir. Kendi başına çorap örenler kalkınmasını mahvettikleri bir ülkede rahat mı edeceklerini zannediyorlar?

Türkiye işsizlerinin sayısı azalmayan bir ülke haline geldi. Arkasında yatan bir tek sebep var, yatırım eksikliği. Öyleyse ne yapıp ne edip Türkiye’yi bir yatırım şantiyesi haline getirmeliyiz. Rahmetli Turgut Özal zamanındaki o yatırım şahlanışını, patlamasını gene gerçekleştirebilecek olanlar hâlâ orada yaşıyorlar; ama olmuyor, gerçekleşemiyor. Görüyoruz ki engeller var. Allahû Tealâ’nın dizaynı içerisinde insanların başarı kazanacağı bir ekonomik ortam mutlaka bir gün gelip bizim ülkemizde de taht kuracaktır diye düşünüyoruz. Ülkenin kalkınmasının başka bir yolu yok. Kalkınma üretken yatırımlardan geçer; ama kalkınma finansman demektir. Para yoksa kalkınma da yoktur. Önemli olan başka yerlerde dolaşan parayı yatırımlara sevk etmek. Böylece yeni istihdam ve devlete yeni gelirler sağlamak söz konusu olur. İşsizler ordusunu küçültebilmek ancak üretken yatırımlarla mümkündür.

Türkiye son 10 yılda çok şeyler kaybetmiştir. Buradan görünen tablo bir faciayı sergiliyor. Ülkeyi kasıp kavuran rüşvetler, haksızlıklar, bunlar tarihte kaldılar diye ümit ediyoruz. İnşaallah öyledir.

Eğer Türkiye altın para rejimine girebilseydi ve de altın karşılıklı parayı oluşturabilseydi, o zaman Türkiye çok büyük bir kozun sahibi olacaktı. Ülkenin kalkınması için gerekli bütün makine ve teçhizatı makine yapan fabrikaları Türkiye’de kurmak mümkün olacaktı. Fabrika üretebilecek olan fabrikalar. Gelişmekte olan ülkelere fabrikalar satabilmek…

Sevgili kardeşlerim Türkiye ekonomisi hızlı bir gelişme içerisinde değil; ama şurasını da kabul etmek mecburiyetindeyiz ki; Türkiye çok daha kötü şartlardan bu noktaya gelebilmiştir. Hüsnü niyet sahibi insanlar oradan alıp ülkeyi bu noktaya yükseltebilmişlerdir. Bu bir geriye gidiş değildir. Normal standartlara baktığımız zaman ülkenin soygundan kendini kurtardığı yıllar çok ötede değil. Banka vurgunları en çok bizi yaralayan konudur. Devletin ödemeyle mükellef tutulması büyük bir haksızlıktır. Zaten borçlu olan, bütçe açığı veren ülke, bir de mevduatların ceremesini omuzlarına yüklemek mecburiyetinde kalmıştır. Aslında gerçekten bu komployu hatırladıkça hâlâ huzursuzluk duymaya devam ediyoruz.

Belki de Türkiye altın karşılıklı parayı, Türkiye bankalarının yatırımlara ortak olmak suretiyle ülkeyi kalkındırma imkânlarını hiç göremeyeceğiz bu ülkede; ama şimdilik sevgili kardeşlerim. Geleceğin getireceği şey bir yıkım olmayacaktır, bir imar olacaktır. Mutlaka bu ülkenin problemlerini bilen insanlar ne yapılacağını bilerek hedefe yürüyeceklerdir. Türkiye Osmanlı’nın torunları olmanın yapılması lâzım gelen hamlesini gerçekleştirecektir. Yatırım, yatırım, yatırım, hem de üretken yatırım… İşte Türkiye’yi kurtarabilecek olan sistem sadece budur, alternatifi de yoktur. En çok üzüldüğümüz şey de helvamızı yapmak için unumuz var, şekerimiz var, yağımız var, herşeyimiz var; ama helvayı yapamıyoruz.

SORU: (Aydın Bey) Avrupa Birliği’nden (AB) 17 Aralık tarihinde müzakere tarihi almayı bekleyen Türkiye, ekonomik büyüklük açısından şimdiden ilk 10’a girmeyi başardı. DPT verileri baz alınarak yapılan sıralamaya göre, Almanya 2 trilyon 390 milyar Dolarlık milli gelirle, AB’nin en büyüğü konumunda bulunuyor. Bu ülkeyi 1.8 trilyon Dolarlık milli gelir ile İngiltere, 1.7 trilyon Dolarlık gelir ile de Fransa izliyor. İtalya 4’üncü, İspanya 5’inci sırada yer alırken, AB adayı Türkiye 2003 yılındaki 238.5 milyar Dolarlık milli geliri ile 10’uncu sırada bulunuyor. Milli gelir açısından Türkiye’nin GSMH’si, 1 Mayıs 2004’ten itibaren AB’ye tam üye olan 10 ülkenin 8’inin milli gelirine denk seviyede bulunuyor. Öte yandan Türkiye’nin milli geliri, AB’ye aday konumdaki Bulgaristan, Romanya ve Hırvatistan’ın milli gelirlerinin toplamının da iki katını geçiyor. Bu üç ülkenin 2003 yılı GSMH toplamı 105.7 milyar Dolar seviyesinde bulunuyor.

Türkiye’nin milli gelir açısından içinde bulunduğu durum ve diğer ülkeler ile karşılaştırıldığında görülen performansı hakkında çok değerli açıklamalarınızı dileriz.

CEVAP: “Avrupa Birliği’nden (AB) 17 Aralık tarihinde müzakere tarihi almayı bekleyen Türkiye, ekonomik büyüklük açısından şimdiden ilk 10’a girmeyi başardı. DPT verileri baz alınarak yapılan sıralamaya göre, Almanya 2 trilyon 390 milyar Dolarlık milli gelirle, AB’nin en büyüğü konumunda bulunuyor.” 2 trilyon 390 milyar Dolarlık milli gelir…

“Bu ülkeyi 1.8 trilyon Dolarlık milli gelir ile İngiltere, 1.7 trilyon Dolarlık gelir ile de Fransa izliyor. İtalya 4’üncü, İspanya 5’inci sırada yer alırken, AB adayı Türkiye 2003 yılındaki 238.5 milyar Dolarlık milli geliri ile 10’uncu sırada bulunuyor.” Almanya Türkiye’nin yaklaşık 10 katı GSMH’nin sahibi. 239 milyar Dolar milli gelir, 2 trilyon 390 milyar Dolarlık milli gelir, Almanya Türkiye’nin 10 katı milli gelirin sahibi.

“Milli gelir açısından Türkiye’nin GSMH’si, 1 Mayıs 2004’ten itibaren AB’ye tam üye olan 10 ülkenin 8.’sinin milli gelirine denk seviyede bulunuyor.” 1 Mayıs 2004’ten itibaren AB’ye tam üye olan 10 ülke olmuş. Türkiye 10 ülkenin 8.’si seviyesindeymiş.

“Türkiye’nin milli geliri, AB’ye aday konumdaki Bulgaristan, Romanya ve Hırvatistan’ın milli gelirlerinin toplamının da iki katını geçiyor.” diyor, güzel bir havadismiş gibi; ama bir tarafta bu olay var, öbür tarafta da Almanya milli gelirinin 1/10’u kadar Türkiye’nin gelir sahibi olması var. İki olayı kıyaslamak lâzım. Sevgili kardeşlerim, Türkiye hâlâ kış uykusunda.

“Bu üç ülkenin 2003 yılı GSMH toplamı 105.7 milyar Dolar seviyesinde bulunuyor.” Türkiye 238.5 milyar. Biz tabi Federal Almanya’nın kalkınmasında en çok payı olan ülke diye düşünüyoruz olayı, Türkiye için. Çünkü Almanya büyük gelişmesine başlamadan önce nüfus azalma seyrindeydi ve ekonomisini büyütmek isteyen Almanya, yabancı ülkelerden en basit işlerde kullanmak üzere işçi talep etmeye başladı. Türkiye’den bu sebeple Avrupa’ya giden 1 milyondan fazla Türk insanı orada yaşıyor. Belki de şimdiye kadar çok daha fazla artmıştır. Bunun için orada Türkiye’den de büyük fabrikalar kuranlar, çok işçi çalıştıranlar, birçok patron oluştu; ama Türkiye Almanya’nın 1/10’u kadar GSMH’ye sahip. İşte bu çok acı bir gerçek sevgili kardeşlerim.

SORU: (Ali Akçay) Hükümet, memur maaşları arasındaki uçurumu azaltmak için çalışma yapıyor. Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin, derecelerin kaldırılacağı yeni bir maaş sistemi üzerinde durulduğunu açıkladı. Bu konudaki görüşleriniz nelerdir?

CEVAP: Memur maaşları arasında bir uçurum olmamalı diye düşünüyoruz; ama en üst seviyeli memurla, yeni memuriyete başlayan kişinin maaşları da birbirine çok fazla yakın olamaz. Arada mutlaka önemli bir fark bulunmalıdır. Bu fark bir uçurum olmamalıdır; ama aralarındaki farklılığın sıfıra yakın bir noktaya getirilmesi de yanlış bir tatbikat olur. Emeğin ve ihtisasın hakkı ödenmelidir ve farklı bir dizayn mutlaka oluşturulmalıdır; ama şu anda bulunulan durum bir büyük yanlışı içermektedir, doğru bir görüntü vermiyor.

Zaten devletin en büyük problemi çok büyük ölçüde bir personel fazlasının olmasıdır. Türkiye şu anda mevcut kadronun 1/3’üyle rahat rahat devletin bütün işlerini yaptırabilir ve devletin başında 2/3 kadro gerçekten bir yüktür.

İmam İskender Ali  M İ H R