}
Seyr-i Sulûk (29.03.2005) 29.03.2005
Mp4 Mp3 Link

Sohbet Kodu: 109206

SOHBETİN ADI: SEYR-İ SÜLÛK
TARİHİ: 29.03.2005


Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah’a sonsuz hamd ve şükrederiz ki bir defa daha Allah’ın bir zikir sohbetinde Yüce Rabbimiz bizleri birlikte kıldı. Konumuz: Seyr-i Sülûk.

Seyr-i sülûk; ruhun Allah’a doğru yaptığı bir yolculuğun adıdır. Allah’ın ruhu, kişide görevini tamamlar. O kişi ruhunu Allah’a ulaştırmayı diler ve ruh (Allah’ın ruhu) kişinin vücudundan ayrılır ve tekrar Allah’a geri döner.

Peki, bir insan ruhsuz yaşar mı? İşte şu anda karşınızda ruhsuz yaşayan birisi var sevgili kardeşlerim. Allah ile olan ilişkilerinizde zaman parçaları birbirini kovalayacaktır. Günlerden birgün Allah’a ulaşmayı dileyeceksiniz ve de bu yeryüzündeki en mutlu insanlardan birisi olacaksınız. Yolculuk başlamıştır bile. Allah’a ulaşmayı dilediğiniz an tagutun kulu yani insan şeytanların ve cin şeytanların yani şeytanın kulu olmaktan kurtulacaksınız. Allah’ın kulu olacaksınız sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım ve mutsuzluktan kurtulacaksınız, mutluluğun sahibi olacaksınız.

Allah’a ulaşmayı dilediğiniz anda Allah derhal sizin kalbinizdeki bu talebi bilir, işitir ve görür. Görür görmez de Allah’ın üzerinizdeki Rahmân esmasıyla tecellisi başlar. Bu tecelli sizin üzerinizde üç ayrı cepheden pozitif bir etkiyi oluşturacaktır. İrşad makamına baktığınız zaman, onu irşad makamı olarak görmediğiniz, herhangi bir insandan ayırt edemediğiniz bir hüviyette yaşadığınız günler geride kalacak. Onu irşad makamı olarak göreceksiniz. Söylediklerini işiteceksiniz. Mânâsına varacaksınız ve kalbinize indirdiğiniz zaman onun söylediklerini, irşad makamının sözlerini idrak edeceksiniz. Bunu size, daha Allah’a ulaşmayı dilemekten sonraki bir iki hafta içinde Allah mutlaka gerçekleştirir. Bir iki hafta diyorum, bir iki dakika içinde, hatta birkaç saniye içinde gerçekleştirir Allahû Tealâ bunları.

Allah’a ulaşmayı dileyen herkeste gözlerin, kulakların ve kalbin açılması, görme, işitme ve idrak hassalarının açılması, saniye işidir. Bunlar yapılırken, Allahû Tealâ size devamlı dereceler verir. Bu kazandığınız dereceler kaybettiğiniz derecelere eşit oluncaya kadar, hemen birkaç saniye içinde bu olay tahakkuk eder. Ve Allahû Tealâ ile olan ilişkilerinizde siz farklı bir hüviyete girersiniz sevgili kardeşlerim.

Allah ile olan ilişkilerinizde Allah’ın bir güzel muhtevası sizi kuşatır. Gören, işiten ve idrak eden birisi olursunuz. Kör, sağır ve idraksizken gören, işiten ve idrak eden olursunuz. Sebebi ne? Sebebi bir tane: Allah’a ulaşmayı dilemek. Dilediniz. Dilediğiniz anda, birkaç saniye içerisinde bunların hepsi gerçekleşir. Ve de her birine furkanlar verdiği için Allahû Tealâ, günahlarınız tamamen örtülür ve sevapları günahlarını aşan birisi olursunuz. Yani diledikten bir saat sonra bir kişi ölse o kişinin gideceği yer (amelinin sıfır olduğunu kabul ediyoruz, hiç amel yapmamış ama günahları örtüldüğü için mutlaka sevapları günahlarından fazla olan birisi olacaktır); cennet olacaktır

Peki, bir kişi Allah’a ulaşmayı dilemedi ve 80 yaşında öldü. 15 yaşında sorumluluklarına müdrik oldu. Ve İslâm’ın beş şartını 65 yıl gerçekleştirdi ve 80 yaşında da öldü. Ama Allah’a ulaşmayı dilemedi. Hadi söyleyin bakalım bana sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Bu adam nereye gider? Kıyâmet günü bu kişinin kalacağı yer cehennem midir? Yoksa cennete mi gidecektir? Tekrar ediyorum; 80 yaşında ölmüş bu kişi. 65 yıl İslâm’ın beş şartını yerine getirmiş ve de Allah’a ulaşmayı dilemeden bu dünyadan göçmüş. Nereye gider? Ne diyorsunuz sevgili kardeşlerim? Gideceği yer cehennem. Diyeceksiniz ki: “Olur mu böyle, olur mu?” Bu kişi 65 yıl ibadet etmiş; İslâm’ın beş şartını yaşamış, yerine getirmiş ve ona demişler ki: “İslâm’ın beş tane şartı vardır. İslâm; Allah’a teslim olmak demektir. Kim bu beş şartı yerine getirirse evelallah o kişi Allah’a teslim olmuştur.” Ve kişi düşünüyor: “Madem ki İslâm teslim olmak demek, İslâm’ın beş şartı var. Ben beş şartın beşini de yerine getirdim ömrüm boyunca. Öyleyse benim gideceğim yer, mutlaka Allah’ın cennetidir.” diyor kişi. Cenneti midir, sevgili kardeşlerim, ne dersiniz? Bir kısmınız “cennetidir” diyecek tabiî. Biz de diyeceğiz ki: “Hayır, bu kişinin gideceği yer cennet değildir, cehennemdir.”

Şimdi hemen aklınıza Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in “Nefret ettirmeyiniz, sevdiriniz.” sözü gelecek. İnsanların nefret etmesi için değil, sevmesi için söylüyoruz bunu. Kişi Allah’a ulaşmayı dilemezse, onun gideceği yer mutlak olarak cehennemdir. Hiçbirşey o kişiyi cehennemden kurtaramaz. Allah’a ulaşmayı dilememişse, olay bitmiştir. Neden? Çünkü Allah’a ulaşmayı dilemeyen kişinin amelleri heba olur.

İşte Allahû Tealâ Zumer Suresinin 65. âyet-i kerimesinde: “Onlar ki Allah’a ulaşmayı dilemezler. Onlar hüsrandadırlar ve hüsranda olanların amelleri boşa gider.” diyor.

39/ZUMER 65: Ve lekad ûhıye ileyke ve ilâllezîne min kablike, le in eşrakte le yahbetanne ameluke ve le tekûnenne minel hâsirîn(hâsirîne).

Ve andolsun ki, sana ve senden öncekilere: “Gerçekten eğer sen şirk koşarsan (Allah’a ulaşmayı dilemezsen), amellerin mutlaka heba olur. Ve mutlaka hüsrana düşenlerden olursun.” diye vahyolundu.


Kehf Suresinin 103, 104 ve 105. âyetlerinde Allahû Tealâ buyuruyor ki:

18/KEHF 103: Kul hel nunebbiukum bil ahserîne a’mâlâ(a’mâlen).

De ki: “Ameller açısından en çok hüsrana uğrayanları size haber vereyim mi?”

18/KEHF 104: Ellezîne dalle sa’yuhum fîl hayâtid dunyâ ve hum yahsebûne ennehum yuhsinûne sun’â(sun’an).

Onlar, dünya hayatında amelleri (çalışmaları) sapmış (kaybettikleri dereceler, kazandıkları derecelerden daha fazla) olanlardır. Ve onlar, güzel ameller işlediklerini zannediyorlar.

18/KEHF 105: Ulâikellezîne keferû bi âyâti rabbihim ve likâihî fe habitat a’mâluhum fe lâ nukîmu lehum yevmel kıyameti veznâ(veznen).

İşte onlar, Rab’lerinin âyetlerini ve O’na mülâki olmayı (ölmeden evvel ruhun Allah’a ulaşmasını) inkâr ettiler. Böylece onların amelleri heba oldu (boşa gitti). Artık onlar için kıyâmet günü mizan tutmayız.


“Size amellerinizi hasara uğratan şeyin ne olduğunu söyleyeyim mi? Onlar ki gerçekten en güzelini yaptıklarını zannediyorlardı. Onlar, Allah’a mülâki olmayı (yani bir insanı ruhunu ölmeden evvel Allah’a ulaştırmasını) inkâr ettiler. Ve Allah’ın âyetlerini inkâr ettiler. Onların amelleri heba oldu (boşa gitti).” diyor Allahû Tealâ.

Öyleyse kişinin amelleri boşa gidiyor. Kimin? Allah’a ulaşmayı dilemeyen kişinin. Peki Allah’a ulaşmayı dileyenin? Onun da tam tersine günahlarının tamamı örtülüyor. Allahû Tealâ ona yedi tane furkan veriyor. Gözlerini, kulaklarını kalbini açıyor ve görme, işitme, idrak etme hassalarını açıyor. Bir de kalbine ihbat koyuyor. Yedi tane işlem yapıyor, yedi defa da o kişinin bütün günahlarını örtüyor. Yani Allah’a ulaşmayı dileyen bu kişinin dünya kadar günahı varken o günahlar sıfırlanıyor. Sevapları günahlarından fazla olan birisi oluyor. Öteki kişi ise 65 yıl boyunca hep ibadet etmiş, dünya kadar sevabı var ama sevapların hepsi güme gidiyor. O sevaplar değerlendirilmiyor Allahû Tealâ tarafından. İşte Enfâl Suresinin 29. âyet-i kerimesi, bir kişi Allah’a ulaşmayı dilediği takdirde ne olacağını söylüyor:

8/ENFÂL 29: Yâ eyyuhâllezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).

Ey âmenû olanlar! Allah’a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.


“Ey âmenû olanlar (inananlar)!  Allah’a karşı takva sahibi olun. Allah’a ulaşmayı dileyin ki Allah size furkanlar versin ve günahlarınızı örtsün. Daha sonra da günahlarınızı sevaba çevirsin.”diyor Allahû Tealâ  

Sevgili kardeşlerim! İnsanlar dîni öğrendiklerini zannediyorlar. Şu üniversitelerdeki dîn öğretimini dinleyip de fıkıhı bütün boyutlarıyla öğrenenler, dîni öğrendiklerini zannediyorlar. Hâlbuki bu dünya hayatında fizik hayatın genel kaidelerini öğretiyorlar. Onlar öğreniyorlar ve öğretiyorlar. Faydasız mı? Faydasız olur mu sevgili kardeşlerim? İnsanların hangi işlemi, hangi şartlar altında nasıl yapması lâzım geldiğini en büyük boyutlarda bu insanlar biliyor, fıkıhçılar. Gerçekten ülkemizde ciddi, samimi fıkıh âlimleri var. Ve de görevlerini bihakkın yerine getiriyorlar. Kelâm âlimleri var. Onlar da görevlerini yerine getiriyorlar. Ama sevgili kardeşlerim, ne onlar ne de ötekiler, eğer Allah’a ulaşmayı dilemezlerse amelleri mutlaka boşa gidecek.

Şimdi düşünebiliyor musunuz bütün ömrünü harcamış, dîn öğrenmiş adam. İmam Hatip Lisesi’nde öğrenmiş, İlâhiyat Fakültesi’ne gitmiş, üstünü tamamlamış ilminin. Ondan sonra üniversitede mastır yapmış, doktora yapmış; asistan olmuş, doçent olmuş, profesör olmuş, hatta dekan olmuş ama Allah’a ulaşmayı dilememiş. Dilemezse o kişinin kurtuluşu mümkün değildir. Seyr-i sülûkunu yapması ise hiç mümkün değildir.

Öyleyse Allah’a ulaşmayı dileyen birisi ne olur? Allah tarafından mutlaka Kendisine ulaştırılır. İşte o kişinin ruhunun vücudundan ayrılıp Allah’ın Zat’ına kadar bir yolculuğu gerçekleştirmesi ve sonra da Allah’ın Zat’ında yok olması işlemine “seyr-i sülûk” denir. Seyr-i sülûk, insan ruhunun insan vücudundan ayrılarak gerçek sahibine, Allah’a geri dönmesinin adıdır. Allahû Tealâ gökleri yedi kat yaratmış ve yedi katın her birine bir yol bağlamış.

23/MU'MİNÛN 17: Ve lekad halaknâ fevkakum seb'a tarâika ve mâ kunnâ anil halkı gâfilîn(gâfilîne).

Ve andolsun ki Biz, sizin üzerinizde 7 yol yarattık ve Biz, yaratmaktan gâfil değiliz.


“velakad halakna fevkakum sebataraike: andolsun ki üzerinize yedi kat yol inşa ettim, yarattım.” diyor Allahû Tealâ.

ve lakad halakna: biz yarattık, andolsun ki.
evkakum: sizlerin üzerine.
saba taraika: yedi tane tarîk, yedi tane yol.

Zemin kattan birinci gök katına birinci tarîk, birinci gök katından ikinci gök katına ikinci tarîk. Üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci kata, yedi tane tarîk. Bu yolun adı Tarîki Mustakîm. Sıratı Mustakîm değil sevgili kardeşlerim, Tarîki Mustakîm.

Sıratı Mustakîm; zemin kattan başlayıp Tarîki Mustakîm’e kadar olan birinci yatay sebîli, Tarîki Mustakîm adını alan zemin kattan yedinci gök katına kadar ulaşan ikinci sebîli; dikey sebîli, oradan yedinci katın başlangıcından sağa doğru yedi tane âlemi geçen üçüncü sebîli; yatay sebîli, Sidretül Münteha’ya kadar ulaşan Sidretül Münteha’dan da Allah’ın Zatına ulaşan dördüncü sebîli içerir. Dört sebîlin toplamı, Allah’a ulaştıran Sıratı Mustakîm’dir. Tarîki Mustakîm bunlardan sadece bir tanesidir. Öyleyse ve üç tane sebîl, Tarîki Mustakîm bir dikey sebîl. İkinci dikey sebîl de Sidretül Münteha’dan Allah’a ulaşan sebîl. İki dikey sebîl, iki sonsuz yolu ifade eder. Yani çok uzun yol mânâsına sonsuz kullanıyoruz.

Yedi tane gök katını birbirine bağlayan yedi tarîk yaratmış Allahû Tealâ ve Nisâ Suresinin 167, 168, 169. âyetlerinde Allahû Tealâ diyor ki:

4/NİSÂ 167: İnnellezîne keferû ve saddû an sebîlillâhi kad dallû dalâlen baîdâ(baîden).

Muhakkak ki inkâr edenler ve Allah’ın yolundan alıkoyanlar (saptırmış olanlar), (mürşidlerine ulaşmadıkları için) uzak bir dalâletle sapmışlardır.

4/NİSÂ 168: İnnellezîne keferû ve zalemû lem yekunillâhu li yagfira lehum ve lâ li yehdiyehum tarîkâ(tarîkan).

Muhakkak ki inkâr edenleri ve zulmedenleri (başkalarını da mürşide ulaşmaktan men edip saptıranları), Allah mağfiret edecek değildir ve yola (Allah’a ulaştıran Sıratı Mustakîm’e) hidayet edecek değildir.

4/NİSÂ 169: İllâ tarîka cehenneme hâlidîne fîhâ ebedâ(ebeden). Ve kâne zâlike alâllâhi yesîrâ(yesîran).

Ancak cehennem yoluna (hidayet eder, ulaştırır), onlar orada ebediyyen kalacak olanlardır. Ve bu, Allah için kolaydır.


“Onlar ki muhakkak surette kâfirdirler ve Allah’ın yolundan men ederler. Onlar uzak bir dalâlet içindedirler. Onlar hem kâfirdirler hem de zalimdirler. Allah asla onların günahlarını sevaba çevirmez. Onları tarîka ulaştırmaz.” Yani “Allah’a ulaştıran tarîka ulaştırmaz.”

“illâ tarîka cehenneme:
sadece cehennem tarîkine ulaştırır. Tarîki Mustakîm’e ulaştırmaz. Allah’a ulaştıran tarîke ulaştırmaz. Cehennem sebîline ulaştırır. Orada ebediyyen kalacaklardır.” diyor Allahû Tealâ.  
 
İşte bir insan Allah’a ulaşmayı dilediği zaman, Allah onu mutlaka nitecede mürşidine ulaştıracaktır. Mürşidine ulaştığı zaman kişinin Allah’tan aldığı ni’metlerin birincisi, kalbine îmân yazılmasıdır. İkincisi, devrin imamının ruhunun başının üzerine gelmesi ve onun ruhuna “Allah’a ulaşma gününün (yevmet telâkın) geldi.” emrini vermesidir. Yani, “Vücudu terk et ve Allah’a geri dön.” emridir bu. Vücudu terk etmesi ve Allah’a geri dönme emridir.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! İnsan ruhunun Allah’a ulaşması için ruhun vücudu terketmesi lâzım. Hiçbir ruh o vücudu, devrin imamının ruhu kendisine ulaşarak Mu’min Suresinin 15. âyet-i kerimesindeki gerçeği söylemedikçe terk edemez. İşte Mu’min Suresinin 15. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ diyor ki:

40/MU'MİN 15: Rafîud deracâti zul arş(arşi), yulkır rûha min emrihî alâ men yeşâu min ıbâdihî li yunzira yevmet telâk(telâkı).

Dereceleri yükselten ve arşın sahibi olan Allah, kullarından (Kendisine ulaştırmayı) dilediği kişinin (Allah’a ulaşmayı dilediği için Allah’ın da Kendisine ulaştırmak istediği kişinin) üzerine (başının üzerine) Allah’a ulaşma gününün geldiğini (o kişinin ruhuna) ihtar etmek için, emrinden (Allah’ın emrini tebliğ edecek) bir ruh (devrin imamının ruhunu) ulaştırır.


“Dereceleri yükselten ve arşın sahibi olan Allah, kullarından lâyık olanların başlarının üzerine emrinden bir ruh ulaştırır.”

“Emrinden ruh ulaştırır.” diyor. “O kişiye yevmet telâkını ihtar etmek için, yevmet telâkını, söyleyerek Allah’a mülâki olma gününün geldiğini söyleyerek onu uyarması için.” diyor Allahû Tealâ.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! 14. basamakta, Allah mutlaka Allah’a ulaşmayı dileyen kişiyi hacet namazını kıldığında, mürşidini göstererek mürşidine ulaştırır. Kişi mürşidine ulaşıp tâbî olduğu anda, devrin imamının ruhu onun başının üzerine gelir ve yerleşir. O kişinin bütün günahları sevaba çevrilir (Furkân Suresi 70. âyet-i kerime). Furkân-69’da cehenneme gideceklerden bahsediyor Allahû Tealâ

25/FURKÂN 69: Yudâaf lehul azâbu yevmel kıyâmeti ve yahlud fîhî muhânâ(muhânen).

Kıyâmet günü onun azabı kat kat artar. Ve orada alçaltılmış olarak ebediyyen kalır.


Furkân-70’de Allahû Tealâ buyuruyor ki:

25/FURKÂN 70: İllâ men tâbe ve âmene ve amile amelen sâlihan fe ulâike yubeddilullâhu seyyiâtihim hasenât(hasenâtin), ve kânallâhu gafûran rahîmâ(rahîmen).

Ancak kim (mürşidi önünde) tövbe eder (böylece kalbine îmân yazılıp, îmânı artan) mü’min olur ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa, o taktirde işte onların, Allah seyyiatlerini (günahlarını) hasenata (sevaba) çevirir. Ve Allah, Gafur’dur (günahları sevaba çevirendir), Rahîm’dir (rahmet nuru gönderendir).


“Ama mürşidine tâbî olup da îmânı artan mü’min olanlar hariç. Onlar, cehenneme gitmezler. Onların kalplerine îmân yazılır ve onlar nefs tezkiyesine başlarlar.” diyor Allahû Tealâ.

“Îmân” kelimesini kullanmıyor. “Onlar mü’min olurlar; îmânı artan mü’min olurlar. Ve nefs tezkiyesine (amilüssalihata) başlarlar. Allah onların bütün günahlarını sevaba çevirir (bütün seyyiatini hasenata çevirir).”  diyor.

Öyleyse orada Allah’a ulaşmayı dileyerek mürşidine tâbî olan kişinin bütün günahları sevaba çevrilir. Ve o kişi nefs tezkiyesine başlar. Ve Mu’min Suresinin 15. âyet-i kerimesinde belirtildiği gibi, o kişinin başının üzerine devrin imamının ruhu gelir ve o kişinin ruhuna Allah’a ulaşma gününün geldiğini haber verir. Ve ruh vücudu terk eder. Hangi mürşide kişi tâbî olmuşsa, onun dergâhına ulaşır. Kısa bir süre orada kaldıktan sonra seyr-i sülûkun yukarıya doğru tırmanacağı ikinci sebîle ulaşır.

Birinci sebîl, hangi mürşide tâbî olunduysa o mürşidin bulunduğu dergâhtan, devrin imamının dergâhına kadar, yeryüzünün sathına paralel olarak uzanan ilk sebîldir. Allahû Tealâ Nahl Suresi 9. âyet-i kerimesinde diyor ki:

16/NAHL 9: Ve alâllâhi kasdus sebîli ve minhâ câirun, ve lev şâe le hedâkum ecmaîn(ecmaîne).

Ve sebîllerin (dergâhlardan Sıratı Mustakîm'e ulaşan bütün yolların yani mürşidlerin) tayini, Allah'ın üzerinedir. Ve ondan sapanlar vardır. Ve eğer O dileseydi, sizin hepinizi hidayete erdirirdi.


alallâhi kasdus sebîli: sebîllerin tayini (tespiti) Allah’ın üzerinedir.
(Kasd edilmesi, gerçekleştirilmesi Allah’ın üzerine vazifedir.)

Ve ruh vücuttan ayrılır. Kişinin ruhunun Allah’a ulaşmasını sağlayan müessese, seyr-i sülûk adını alır. Seyr-i sülûk; ruhun gök katlarında yedi tane gök katını aşarak yedinci gök katına çıkması, sonra yatay bir sebîlle yedinci katta yedi tane âlem geçmesi ve nihayet Sidretül Münteha’dan Allah’ın Zat’ına dikey bir yolculukla ulaşması işleminin adıdır. Vücuttan ayrılan ruh kendisiyle beraber yolculuğa çıkanlarla birlikte birinci gök katına kadar ulaşır. Bu seyr-i sülûkun onu, birinci kata yükseltmesidir. Diğerleri yükselirler ikinci gök katına. O gün ilk defa seyr-i sülûk’a çıkanlar ve henüz ikinci kata çıkmak yetkisinin sahibi olmayanlar, birinci katta secde vaziyetinde üst katlara çıkanları beklerler. Birinci kattaki secde, açıkta gerçekleşir, açıkta otların üzerindeki seccadelerde.

Seyr-i sülûk, devrin imamının dergâhından başlar. İki grup seyr-i sülûk vardır. Birinci grup; altıncı kata kadar çıkabilir. Onlar, Allah’a doğru yola çıkmak üzere ikinci defa ikinci olarak ana dergâhı terk edenlerdir. Birinci defa terk edenlerse yedinci gök katına kadar yükselebilenlerdir.

Evvelâ ana dergâhın asma katında olan, yedinci gök katına kadar yükselebilenler bir sıra halinde asma kattan uçarak zemin kata inerler. Ana dergâhın içindeki bir asma kat var, bir de zemin kat var. Altın kapı ana dergâhtadır. Dört metre yüksekliğinde, yaklaşık olarak bir buçuk metre, belki iki metre genişliğinde bir altın kapı üzeri baklava dilimli. Üzerinde kapı tokmağı falan yok. Ve bu yedinci kata çıkabilenler o kapının önünde. Karşıdan bakıyorsunuz; sol tarafta kapı kalır, sağ tarafta insan ruhları zemin kattan birinci kata çıkmak üzere hazırdırlar, secde halindedirler. Sonra sağ baştakinden başlayarak, sola doğru birer birer altın kapıdan geçerek, dışarıda boşlukta, tek sıra haline gelirler, yerden yaklaşık on metre yukarıda. Herkes ayaktadır. Tek bir sıra halinde ayaklar aynı hizzadadır. Bu grup olduğu gibi birinci kata yükselir. Birinci kattaki o meydanda otlar üzerindeki seccadelerde onarlık sıralar halinde secdeye varılır. Başlarında bir imam yoktur. Ne sağ kanat velîsi vardır ne sol kanat velîsi vardır ne bir imam vardır. Bunlar yedinci kata kadar çıkabilenler. Ve bu birinci kattaki secdeden sonra hepsi birden birinci katta secdeye gelirler, hepsi birden yükselirler; ikinci katın bulunduğu yere varırlar.

İkinci kattta iki ayrı mahâl var. Sağ taraftaki mahâl, bu yedinci kata kadar çıkabilen grup içindir. Onların sayısı daima diğerlerinden azdır. Dışarıdan bakılınca solda büyük bir salon var; orada suvarılma havuzları var. Sağdaki salonsa ona nazaran oldukça küçük bir salon. Her ikisinin de girişi şeffaf bir şekilde cam gibi bir dizayn içinde ama içinden geçilebiliyor. Sağ taraftaki o salona, sadece o şeffaf bölümün içinden uçarak içeri giriliyor. Hepsi secdeye geliyor ve bekliyor. Yedinci kata kadar çıkacakların, ikinci kata geldikten sonra birinci kattaki secdeden sonra yükseldikleri yer burası.

Bir de soldaki bir salon var. Oraya kimlerin nasıl geldiğini göreceğiz şimdi. Diğerleri yani altıncı kata kadar çıkabilenler asma kattakiler değil, onlar zemin kattakilerdir. Zemin katın başında bir sağ kanat velîsi var, o Hz. Ebû Bekir’dir. Peygamber Efendimiz (S.A.V) orada özel dersler verir. Bu dizayn içerisinde, birinci kattan altıncı kata kadar çıkabilenlerin hepsi oradadırlar. Onarlık sıralar halinde insan kümeleri yerleşirler. Tek sıra halindedirler. Birinci sıranın sağında sağ kanat velîsi, gene birinci sıranın solunda sol kanat velîsi vardır. Herkesin önünde bir rahle bir de Kur’ân-ı Kerim mevcuttur. Öğretim, Kur’ân-ı Kerim üzerinden yapılır. Ve böylece birinci sıra, ikinci sıra, üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci… ve geriye doğru sıralar. Erkek sıraların bittiği yerde hanımlar başlar.

Hanım Sultan, hanımlar sırasının birinci safının sağındadır. Orada sol tarafta kimse yok. Sevgili kardeşlerim! Hanımların da sırası devam eder. Seyr-i sülûk için önce sağ kanat velîsi harekete geçer. O altın kapının sağ tarafındaki duvarın önünde en sağda secdeye gelir. Sonra ondan bir hayli sol tarafta, sol kanat velîsi yerini alır. O da secdeye gelir. Kapı karşınızdadır. O sol kanat velîsinden çok daha solda da Hanım Sultan yerini alır. Birinci sıra sağdan itiberen uçarak gelirler. Sağ kanat velîsinin önünde sağ kanat velîsinin solunda, 1’den 10’a kadar sıralanırlar. Sonra 11’den 20’ye kadar ikinci sıra gelir. Böylece hepsi sıralanır.

İki insan grubunun önünde, arasında cinler de yer alırlar. Onlar da secdeye gelirler. Ama cinler seyr-i sülûk’a çıkamazlar. Secdede çıkanları beklerler. Hepsi sıralandıktan sonra, erkekler cephesinin sol kanat velîsinden sonra hanımlar başlar. Hanımların en solunda da Hanım Sultan vardır. Ve ilkin sağ kanat velîsi uçarak dışarı çıkar, altın kapı otomatik olarak açılır. Sonra sol kanat velîsi dışarı çıkar. Altın kapı artık hep açıktır. Sonra Hanım Sultan çıkar. Bunlar dışarıda boşlukta yerden on metre kadar yukarıda, sağ kanat velîsi en sağda, sol kanat velîsi ortanın sol tarafında, Hanım Sultan da en solda, aynı hizada yerden aynı yükseklikte yer alırlar. Bundan sonra aşağıdaki herkes; birinci kata çıkabilenler de dâhil olmak üzere herkes. Sağ kanat velîsiyle sol kanat velîsi arasında erkekler yer alırlar. Sol kanat velîsinden sonra da hanımlar yer alırlar Hanım Sultan’a kadar. Böylece birinci olay tamamlanır.

Zemin katın dışında yerden yaklaşık on metre yükseklikte, bir tek çizgi halinde, ayaklar hep aynı hizada olmak üzere, ayakta bir saf oluşturulur. Bu saf aynı şekilde, saf olarak, hepsi yukarıya doğru ayakta yükselirler. Zemin kattan birince kata kadar bu halde çıkılır. Sonra evvela sağ taraftaki on kişiden evvel, sağ kanat velîsi en önde yerini alır. Sonra sol kanat velîsi onun arkasında yerini alır. Sonra onarlık sıralar yerlerini alırlar. Erkeklerden sonra hanımlar yerlerini alırlar. Hanım Sultan’ın yeri gene hanımların birinci sırasının sağ tarafındadır. Böylece seyr-i sülûk’un birinci katındaki secde olayı tamamlanır. İlk defa o gün birinci kata kadar çıkabilenlerle henüz ikinci kata çıkamayanlar, birinci katta kalırlar. Çimenler üzerinde açıkta yapılan bu secde, bir takım evlerin bulunduğu bir ortamda yapılır. Burası birinci kattır. Orada kalanlar birinci kata kadar çıkabilenlerdir. Onlar ikinci kata ve daha yukarılara çıkamazlar. Herkes her katta eğitimini tamamladıktan sonra daha üst katlara çıkacaktır.

Bu yolculuk, eğitim devresi de dahil olmak üzere beş altı aylık bir süreci kaplar sevgili kardeşlerim! Birinci katta kalanlar orada beklerler. Diğerleri ikinci kata çıkarlar. İkinci katta sağ taraftaki salonda yedinci kata kadar çıkabilenler secde halinde hâlâ beklemektedirler.

Sol taraftaki kesimde, dışarıdan salona baktığınız zaman salonun içinde suvarılma havuzları görülür. Havuz deyince yerin içine gömülü havuzlar değil. Şeffaf yerden dışarıda olan havuzlar. Sanki bizim dünyamızdaki camdan havuzlar yapılmış. Bir kişi için bir havuzun genişliği yaklaşık olarak bir metre, derinliği de 80cm yani içeri doğru olan uzunluk 80cm filan. Yukarıdan aşağı yüksekliği ise 2 metre 20cm çevresinde. Böylece birçok havuz dizelenmiş durumda ve her birini cam gibi bölmeler ayırıyor. Üzerlerinde de platform var gene; şeffaf platformlar. Onlar da garip bir hüviyette. Bir kısmı bu platformun içinden geçerek aşağı inebilirken sağ kanat velîsi, sol kanat velîsi ve Hanım Sultan için bu platform onların aşağı düşmesine engel oluyor; aynı platform. Diğerleri içinden geçebiliyorlar ama onlar için bir fizik standardı var. Devrin imamıyla Peygamber Efendimiz (S.A.V), o salonun sol tarafındaki açık olan (aslında bir kapı yok, fakat bir açıklık var, kapı gibi) o kapının arka tarafında bekliyor. Ve önce sağ kanat velîsi gelip el öpüyor, oradan sağa doğru uçarak suvarılma havuzlarının bulunduğu salona geliyor. Salonun tam karşı duvarının en sağ tarafında secde ediyor. Sonra sol kanat velîsi geliyor, el öpüyor. O da sağdaki koridoru uçarak geçerek, onun sonundaki en başındaki sol tarafta secde ediyor. Sonra Hanım Sultan uçarak geliyor. O da suvarılma havuzlarının üstünde, sol tarafta yerini alıyor.

Erkekler de kadınlar da bir nevi golf pantolon giyiyorlar. Atlas kumaşlar, çok hafif atlas, ipek kumaşlar giyiyor herkes. Sonra diğerleri uçarak geliyorlar. Sağ kanat velîsinin hemen solunda en kıdemli kişi oluyor. Onun yanında ondan daha az kıdemli olan ilk on kişiden oluşan sıra. Sonra ikinci on kişinin, üçüncü on kişinin oluşturdukları bir dizayn. Sol kanat velîsine kadar bu secdeler uzuyor. Sağdan sola doğru herkes secde etmiş durumda.

Sol kanat velîsinden itibaren, suvarılma havuzlarının sayısı kadar kişi, sağ kanat velîsine doğru soldan sağa önce en sağdaki kişi, uçarak dışarıya doğru geliyor. Ve havuzların dışarıdan bakıldığı zaman en sağdakinin içine giriyor. Havuzun içinde ayakta kalıyor. Sonra ikincisi geliyor, gene havuzun içine giriyor. İkinci havuza giriyor o. Her havuz birbirinden gene o şeffaf cam gibi olan veya mika gibi olan sistemlerle ayrılmış durumda. Herkes için bir havuz var. Herkes havuza giriyor. Ve başları da havuzun içinde. Ruhlar için nefes almak gibi bir mecburiyet söz konusu değil. Hiçkimsenin elbisesi o sarımsı, bal sarısı rengindeki suya sıvıya girmesine rağmen su hüviyetinde olduğunu görüyorsunuz, dalgalanıyor çünkü.

Orada ayırt edemiyorsunuz sevgili kardeşlerim, çünkü hiç kimsenin elbisesi ıslanmıyor. Ve de her birisi o havuzlara giriyor. Havuzlar her biri dolduruluyor. Sonra sağ kanat velîsi uçarak, en sağa geliyor, dışarıdan bakılınca en sağa. Sol kanat velîsi ortada, biraz sol tarafta yerini alıyor. En solda zaten Hanım Sultan, baştan gelmişti oraya Ama herkesin altındaki kesim tamamen dolu. Hanım Sultan, hanımlar tarafının üstünde. Erkekler tarafının en solunda sol kanat velîsi var. Sağ kanat velîsi sağdan başlayarak başları birer birer suyun içine bastırmaya başlıyor. Tamamen 20-30cm, 40cm, 50cm suyun içine giren ruhlar orada suyun içinde kalıyorlar, suvarılıyorlar. Hanımlar için de erkekler için de aynı şey. Elbiseler kimsenin vücuduna yapışmıyor. Zaten ıslanmıyor elbiseler ve bu el öpme ve içeri girme işlemi tamamlandığı anda, el öptüren Peygamber Efendimiz (S.A.V)’le devrin imamı, oradan kapının ön tarafından, kapı gibi olan kesimin ön tarafından çıkıyorlar ve sağ taraftaki diğer salona ulaşıyorlar. Birisi sağ tarafına geçiyor yedinci kata kadar çıkabilecek olanların, birisi de sol tarafına geçiyor. Peygamber Efendimiz (S.A.V), sağ tarafına, devrin imamı da sol tarafına geçiyor. İkinci kattan yukarıya doğru, dışarıya çıkmadan, doğrudan tavandan yukarıya doğru yolculuk yapıyorlar. İkinci kattan üçüncü kata ulaşıyorlar. Üçüncü katta iki katlı bir mescid var. Mescidin önünde tek sıra oluyorlar, uçarak içeri giriyorlar. Hem üst katı dolduruyorlar secde halinde hem de alt katı dolduruyorlar (secde halinde).

Secdeden sonra oradan ayrılıyorlar ve mihenk menfezine ulaşıyorlar. Onun önünde tek bir sıra oluşturuyorlar. Mihenk menfezi, üçüncü katı dördüncü kata bağlayan, bir silindir şeklinde bir nevi asansör. Ama sonsuz hızla hareket eden bir asansör. Yanlız kimsenin ayakları bir zemine değmiyor. Onun içine giren, sonsuz hızla yukarı doğru yükseliyor. Bir sonra gelen de onun ayaklarının altında kalıyor bir evvelkinin. Hiç kimsenin ayakları hiç kimsenin başına değmiyor. Arada 30-40cm’lik boşluklar olarak herkes aynı hızla ilerliyor. Hiç kimse kimseye değmiyor. Ve üçüncü kattan dördüncü kata böyle çıkılıyor; üçüncü kattaki secde işlemi bittikten sonra.

Dördüncü kata ulaşıldığında burası Beyt-ül Makdes’in aslı. O arada sıralar, saflar oluşturuluyor. Herkes secde ediyor. Sağ kanat velîsi, sağda birinci sırada, sol kanat velîsi, birinci sırada solda. Hanım Sultan, hanımlar sırasının başında olmak üzere herkes secde ediyor. Secdeden sonra kubbeden; caminin kubbesinden yükseliniyor. Bu yükselenler, nasıl her katta bir kısım insanlar kalmışlarsa mesela suvarılma havuzlarında, suvarılma havuzlarında, girenlerin hepsi kalmışlardır. Ondan sonra üçüncü katta, hem üst katta hem de alt katta bir grup insan kalmıştır. Dördüncü kata çıkamayanlar dördüncü kat için henüz yetkileri gelmemiş olanlar.

Dördüncü kata çıkanlardan bir kısmı dördüncü katta kalıyor. Öndekiler beşinci kata çıkıyor. Beşince katta Beyt-ül Haram’ın aslı, orada da secde var. Secde ediliyor. Bu secdeden sonra gene ön saftakiler belli bir miktar secde yaptıktan sonra, altıncı kata yükseliyorlar. Altıncı katta değişik bir olayla karşılaşacaksınız. Her kat aydınlıktır. Ama burası karanlık. İçeriden dışarıya doğru bir ışık yayılıyor. Çok açık yeşil, fosfor yeşili renkte beyaz renkte bir nur. Dışa doğru süzülüyor. Kapı da bildiğimiz kanadı olan bir kapı değil, açık kapı. Ama oradan içeri kim girerse onun şeklini alan bir kapı, onun silüetinin şeklini alan bir kapı. Yani uzun boylu geniş bir insan girmişse, kapı o kadar büyüyor. Ondan sonra da ufak tefek biri girmişse kapı otomatik olarak küçülüyor, onun şeklini alıyor. Şeklini alıyor dediğim yani başının etrafından, omuzlarından aşağı doğru bir şekil oluşuyor. Yani giriş yeri tamamen açık. Üstü duvar, yan tarafları gene duvar. Duvar, böylece her girenin şeklini, silüetininin şeklini alıyor. Ve sağ taraftaki gözetleme mahallinde sağ kanat velîsi, sol taraftaki gözetleme mahalinde sol kanat velîsi yeralıyor. Onlar dışarıdan yukarıda olan yerlere çıkıyorlar. Oradan aşağıyı gözlemliyorlar. Diğerleri sağdan sola doğru sıralanıyor. En solda Hanım Sultan var. Önce sağda erkekler, sonra solda hanımlar. Buz kalıbına çok benzeyen bir nurdan yayılan, beyaz çok açık yeşil bir ışığın kendilerine ulaşmasıyla o ışığın rengine boyanıyorlar. Ve deriler; yüzlerindeki ve ellerindeki deriler çatlıyor. Sonra o çatlamalar özel aletlerle tamir ediliyor. Bu olaydan sonra yükselenler onun kubbesinden değil; dışarı çıkarak, dışarıdan yükseliyorlar. Kapılar her birinin şeklini alıyor, oradan yükseliyorlar. Bu yükselmeleri, yedinci katın altın kapısında durmalarını gerektiriyor. Bu altın kapı zemin kattaki altın kapıyla aynı. Ama bir farklılık var; bunun önünde yedi tane beyaz mermerden giriş var. Yedinci kata ulaşan bu grup uçarak altın kapıdan içeriye giriyor. Ve altın kapı otomatik olarak açılıyor. Sağ tarafta sağ kanat velîsi, sağ tarafta Peygamber Efendimiz (S.A.V), en solda da devrin imamı olmak üzere yedinci kata tadar çıkabilenler oraya yükseliyor. Altıncı katta kalanlar kalmıştır. Bunlar başlangıçta yedinci kata kadar çıkabilenlerdir.

İkinci katta suvarılma havuzlarının dolması sırasında Peygamber Efendimiz (S.A.V)’le devrin imamı, sağ tarafa geçip onların sağında ve solunda yer alıyorlardı. Onlar yukarıya doğru çıkıyorlardı. Diğerleri daha gelmeden evvel, üçüncü kattaki iki katlı mescidde secde ediyorlardı. Dördüncü kattaki Beyt-ül Makdes’te secde ediyorlardı, beşinci kattaki Beyt-ül Haram’da secde ediyorlardı. Altıncı kattaki sıbgatullah olma mahallinde nurlar onlara da ulaşıyordu. Oradan yukarı çıkıyorlardı ve yukarıda yedinci katın altın kapısından geçerek kader hücrelerinin önünde tek sıra haline geliyorlardı, orada bekliyorlardı. Neyi bekliyorlardı? Diğerlerinin altıncı kata kadar çıkmasını ve ondan sonra da aşağı inmelerini. Bu süreç içerisinde, bu yedinci kata kadar çıkabilenler tek sıra halinde bekliyorlar. Diğerleri altıncı kattan beşinci kata iniyorlar. Altıncı kata kadar çıkabiliyorlar yani sıbgatullah olma mahalline kadar. Onlar yedinci kata çıkamıyorlar, altıncı kata kadar çıkabilenler. Oradan beşinci kata iniyorlar. Oradan dördüncü kata iniyorlar. Oradan üçüncü kata iniyorlar. Oradan ikinci kata iniyorlar. İkinci katta o suvarılma havuzlarının bulunduğu kesime giriyorlar ve yerlerini alıyorlar; sağ kanat velîsi sağda, sol kanat velîsi solda, Hanım Sultan en solda, suvarılma havuzunun içindekiler suvarılmada, öndekiler ise secdede bekliyorlar. Kimi bekliyorlar? Yukarıdakilerin aşağı inmesini.

Yukarı çıkanlar orada tek sıra halinde olduktan sonra, önce gidiyorlar Ümmülkitab’ın önünde, 60 kişiden oluşan bir kesim; Ümmülkitab’ın altında devrin imamının ruhu var, onun etrafında toparlanıyorlar. Orada yeni bir Kur’ân öğretisi öğreniyorlar. Ondan sonra kudret denizine dalıyorlar. Sağa doğru hareket eden sistem içerisinde, sıra içerisinde. Sonra Makam-ı Mahmud’da 6-7 kişi gözlem evine giriyor. Sonra Divan-ı Sâlihîn’de gene 8-10 kişi gözlem kesimine giriyor. Peygamber Efendimiz (S.A.V) de orada, Divan-ı Sâlihin’e başkanlık ediyor. Böylece altı tane kesim ayrılıyor. Yedinciler ise zikir hücrelerine girip zikir hücrelerinde zikirlerini yapıyorlar. Bu zikirlerini tamamlayan kişi, birisi tamamlarsa o, oradan ayrılıyor. Sidretül Münteha’ya ulaşıyor. Sidretül Münteha’dan da dikey bir yolculukla Allah’ın Zat’ına ulaşıyor.

Burada, zikir hücrelerinde şeffaf bir kesimde zikir yapanlar orada bir süre kaldıktan sonra toparlanıyorlar. Sonra Divan-ı Sâlihîn’dekileri alıyorlar, sonra Makam-ı Mahmud’dakileri alıyorlar, sonra Kudret denizindekileri alıyorlar, sonra Ümmülkitab’ın bulunduğu yerdekileri alıyorlar. Tek sırayı oluşturuyorlar, oradan aşağı doğru yola iniyorlar. Aşağı doğru inerek evvela sıbgatullah olma mahallinde yeniden biraz nur alıyorlar. Sonra bir aşağıdaki kata iniyorlar. Beyt-ül Haram’ın aslına, sonra Beyt-ül Makdes’in aslına iniyorlar. Sonra üçüncü katta, iki katta birden secde yaptıkları o iki katlı mescide giriyorlar (dışarıdan görünüşü bir ev), sonra ikinci kata ulaşıyorlar ve yerlerini alıyorlar. Eski vaziyetlerine geliyorlar. Orada suvarılama havuzlarının üzerinde, sağ kanat velisi, sol kanat velîsi, Hanım Sultan yer alıyor. Diğerleri de ön tarafta secde ediyorlar. Onlar buraya indikten sonra ancak yedinci katta toplananlar her katta toplanarak geri dönüyorlar. Yedinci kattan altıncı kata iniyorlar. Altıncı kattan beşinci kata iniyorlar, beşinci kattan dördüncü kata iniyorlar, sonra üçüncü katta, iki katlı mescidde secde ediyorlar. Ve geliyorlar suvarılma havuzlarının sağ tarafındaki 2. salona, orada secde ediyorlar. Sağ kanat ve sol kanat velîleri, suvarılma havuzları tarafında. Burada ise Peygamber Efendimiz (S.A.V)’le devrin imamı var, sağ tarafta ve sol tarafta. Onlar bu grubu, yedinci kata kadar çıkanları terk ediyor. Peygamber Efendimiz (S.A.V)’le devrin imamı sol tarafa geçiyorlar. Onlar oraya gelir gelmez, içerdeki suvarılmakta olanlar harekete geçiyorlar. Sağ kanat velîsi, sol kanat velîsi, Hanım Sultan, el öperek dışarıda tek sıranın belli yerlerine ulaşıyorlar. Ondan sonra da suvarılanların hepsi el öperek sırayı tamamlıyorlar. Buradan, ikinci kattan (burası ikinci kat; ikinci katın dışı), birinci kata iniyor altıncı kata kadar çıkabilenler. Birinci kattakilerle de birleşerek, her kattaki orada bekleyenleri alarak zaten buraya kadar inmişlerdi. Birinci kattakileri de alarak altın kapıdan geçiyorlar. İçeride sağdan sola doğru tek sırayı vücuda getiriyorlar. Sonra evvela sağ kanat velîsi, sonra sol kanat velîsi, sonra Hanım Sultan yerlerini alıyor. Sonra da aralar dolduruluyor. Evvelâ birinci sıra, sonra ikinci sıra, sağdan sola, sağdan sola onarlık diziler tamamlanıyor. Hanımlar da Hanım Sultan’ın yanında. İlk sıra, ondan sonraki diğer sıralar tamamlanıyor. Sonra cinler oradaki ön tarafta secde için aldıkları yerden geriye dönüyorlar. Geri taraftaki secde mahallerine geliyorlar, orada eğitime devam ediyorlar. Onlar tamamen yerlerini aldıktan sonra ikinci kattaki, aslında yedinci kata kadar çıkabilen grup birinci kata iniyor. Orada secdesini tamamlıyor. Sonra kapıdan, altın kapıdan geçerek salonun içine giriyorlar, gene tek sıra oluyorlar. Oradan da sağ taraftaki asma kata yükselerek onarlık sıraları vücuda getiriyorlar. Secde haline geliyorlar ve seyr-i sülûk burada tamamlanıyor sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım!

Allahû Tealâ’nın hepinize seyr-i sülûku sadece nasip etmesini değil, göstermesini de Yüce Rabbimizden dileyerek sözlerimizi tamamlamak istiyoruz. Unutmayın! Seyr-i sülûkun gözlemlenebilmesi, kişinin irşad makamına tayininden sonraki bir keyfiyettir. Yedi gök katını Allahû Tealâ da mutlaka gösterir. Ve bu seyr-i sülûkunu tamamlayan herkes Allah’ın ermiş evliyası olur. Neden? Çünkü orada zikir hücrelerinde, zikir sayısını tamamlayan kişi, oradan geri dönmez. Zikir hücrelerinden ayrılır. Sidretül Münteha’ya ulaşır. Sidretül Münteha en yüksek noktadaki Allah’ın indindeki ağaçtır. O ağaçtan yukarıya doğru direk bir yolculukla doğrudan Allah’ın Zat’ına ulaşır. Allah’ın Zat’ında yok olur. O kişinin seyr-i sülûku tamamlanmış, emanet sahibine iade edilmiştir. Allah’ın ruhu tekrar Allah’a geri dönmüş ve Allah’ın Zat’ında yok olmuştur. Bu makama “fenâfillâh makamı” denir. Velâyetin birinci makamıdır.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah’a sonsuz hamd ve şükrederiz ki sizlere seyr-i sülûkun nasıl gerçekleştirildiğini adım adım anlatmaya çalıştık. Allahû Tealâ’nın hepinize bütün o gök katlarının esrarını göstermesini Yüce Rabbimizden dileyerek sözlerimizi inşallah burada tamamlıyoruz sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah hepinizden razı olsun.  

İmam İskender Ali  M İ H R