SOHBET ADI: ABD VE ABİD (İslâm’dan Kopan Kavramlar)
TARİHİ: 08.12.2005
Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, sevgili izleyenler ve dinleyenler, Allah’a sonsuz hamd ve şükrederiz ki; bir defa daha Allah’ın bir zikir sohbetinde birlikteyiz.
Konumuz: Abd ve Abid kavramları.
Allahû Tealâ: “ve mâ halaktul cinne vel inse illâ li ya'budûni.” buyuruyor, “İnsanları ve cinleri başka bir şey için değil, kul olmaları için (sadece kul olmaları için) yarattık.” diyor.
51/ZÂRİYÂT-56: Ve mâ halaktul cinne vel inse illâ li ya'budûni.
Ve Ben, insanları ve cinleri (başka bir şey için değil, sadece) Bana kul olsunlar diye yarattım.
“ve mâ halaktul cinne vel inse illâ li ya'budûni: Biz, insanları ve cinleri başka bir şey için değil; Bize kul olsunlar diye yarattık.” diyor.
Buradaki “abd” kelimesi çoğul olarak kullanıldığı için bir farklı dizaynı içermiş oluyor. Allah ile olan ilişkilerimizde iki tür insan söz konusudur. Bunlardan büyük kısmı Allah’a ibadet edenler hüviyetindedir yani abid, bir kısmı ise Allah’a kul olanlardır.
Bir insan bir ömür boyu İslâm’ın 5 şartını tam olarak yerine getirse; bu adamın 80 sene kadar yaşadığını düşünsek de o kişi hiçbir zaman Allah’a kul olmamıştır. Sadece abid olmuştur. İbadet eden bir kişi olmuştur. Bu iki kavram birbirinden çok büyük farklılıklar gösterir sevgili kardeşlerim.
Abd olmak: Allah’a kul olmaktır.
Abid olmak: Allah’a ibadet etmektir.
“İslâm’ın 5 tane şartı var: Namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek, kelime-i şehadet getirmek.” Böyle diyorlar. “İslâm, Allah’a teslim olmaktır.” diyorlar. Arkasından da “Biz,” diyorlar, “İslâm’ın 5 tane şartını da yerine getiriyoruz. Öyleyse biz Allah’a teslim olanlarız. Mademki İslâm Allah’a teslim olmak demek ve İslâm’ı yaşamak 5 şarttan ibaret; İslâm’ın 5 şartından. Biz 5 şartı da Allah’ın izniyle yerine getiriyoruz. Öyleyse biz Allah’a teslim olanlarız.” diyorlar.
Biz de böyle söyleyenlere soruyoruz: “Güzel, hay Allah razı olsun.” diyoruz. “Yalnız merak ettiğimiz bir husus var. Allah’a neyinizi teslim ettiniz acaba? Ruhunuzu mu? İlk teslim odur. Vechinizi mi (şu fizik vücudunuzu mu)? Nefsinizi mi; sizi bütün kötülüklere zorlayan nefsinizi mi? Yoksa iradenizi mi Allah’a teslim ettiniz? Serbest iradenizi mi Allah’a teslim ettiniz? Neyinizi teslim ettiniz?” Bu sualimize cevap veremiyorlar. Ama kendilerini Allah’a teslim olmuş olarak görüyorlar.
Sevgili kardeşlerim, Allah’ın kavramlarından hiç haberleri olmayan insanlar, kendilerinde bir şeyler vehmediyorlar. “Biz,” diyorlar, “Allah’a teslim olanlarız.” İşte demin söylediğimiz âyet-i kerime, oradaki “li ya’budûni” kelimesi Allah’a kul olmak yerine, Allah’a ibadet etmek şeklinde tercüme edilmiş. Ve de insanlar böyle olunca, “İnsanlar sadece Allah’a ibadet etmek için yaratılmışlardır.” diyorlar.
Abd olmak kavramı; ruhu, vechi, nefsi ve iradeyi Allah’a teslim etmek suretiyle 4 tane teslim içerir.
1- Ruhu,
2- Vechi,
3- Nefsi,
4- Ve iradeyi Allah’a teslim etmek, 28 basamaklık bir İslâm merdivenini tamamlamakla mümkün.
Oysaki abid olmak; herkesin içinde bulunduğu bir durumdur. Namaz kılmaya başladığı andan itibaren kişi artık ibadet eden bir insandır. Bu insanların yaptığı ibadet, İslâm’ın 5 şartı; namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek, kelime-i şehadet getirmek. Peki, bu ibadet edenler ibadetlerin tamamını yapıyorlar mı? Hayır yapmıyorlar. Çünkü bu ibadetlere Allahû Tealâ zikri ilâve etmiş.
Sevgili kardeşlerim, zikir de farzdır, çok zikir de (yani günün yarısından daha fazla da) farzdır, daimî zikir de farzdır. Gelin bakalım beraberce âyetlere, Allahû Tealâ Muzzemmil Suresinin 8. âyet-i kerimesinde buyuruyor ki:
73/MUZZEMMİL-8: Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ(tebtîlen).
Ve Rabbinin İsmi'ni zikret ve herşeyden kesilerek O’na ulaş.
Bu ibadetle abd kelimesinin muhtevası içerisinde olayı düşündüğümüz zaman, bir neticeye varmamız lâzım. Zikir müessesesi farz mı, değil mi?
Muzzemmil- 8’de Allahû Tealâ diyor ki:
“vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ(tebtîlen): Allah’ın İsmi'yle zikret ve her şeyden kesilerek Allah’a ulaş.”
Muzzemmil Suresinin 8. âyet-i kerimesi; ara sıra zikretmek farz oluyor. Bu hüviyet günün yarısından daha az zikri ifade eder.
Ama Ahzâb Suresinin 41. âyet-i kerimesi: “yâ eyyuhâllezîne âmenûzkûrullâhe zikren kesîrâ(kesîran).” şeklindedir, ”Ey âmenû olanlar! Allah’ı çok zikirle zikredin (yani günün yarısından daha çok zikredin Allahû Tealâ’yı).”
33/AHZÂB-41: Yâ eyyuhâllezîne âmenûzkûrullâhe zikren kesîrâ(kesîran).
Ey âmenû olanlar! Allah’ı çok zikirle (günün yarısından fazla) zikredin.
Ancak böyle bir insan zahiddir. Kim günün yarısından daha fazla Allah’ı zikrederse o kişi zühd makamının sahibi olur, zahid olur. İşte insanların Allah’ı çok zikirle zikretmeleri bunu ifade ediyor. Allah’ın çok zikirle zikredilmesi; günün yarısından daha fazla Allah’ı zikretmek.
Sonra? Sonra Allah, daimî zikri de farz kılmış.
“fezkurûllâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbikum.” diyor, Nisâ-103’te Allahû Tealâ.
4/NİSÂ-103: Fe izâ kadaytumus salâte fezkurûllâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbikum, fe izatma’nentum fe ekîmus salât(salâte), innes salâte kânet alâl mu’minîne kitâben mevkûtâ(mevkûten).
Böylece namazı bitirdiğiniz zaman, artık ayaktayken, otururken ve yan üstü iken (yatarken), (devamlı) Allah'ı zikredin! Daha sonra güvenliğe kavuştuğunuz zaman, namazı erkânıyla kılın. Muhakkak ki namaz, mü'minlerin üzerine, "vakitleri belirlenmiş bir farz" olmuştur.
“Ayaktayken de otururken de yan üstü yatarken de hep Allah’ı zikredin.” diyor Allahû Tealâ.
Bir insan üç halde bulunabilir. Ya ayaktasınız ya oturuyorsunuz ya da yatıyorsunuz. Üç halin üçünde de Allahû Tealâ zikri üzerimize farz kılmış. Öyleyse İslâm’ın 5 farzı, onların 5’inin toplamından daha çok değerli olan bir altıncıyı devreye sokmayı engellemiş. Asırlar boyunca insanlar Allah’ın farzlarını Kur’ân-ı Kerim’i inceleyerek değil, bu konunun âlimleri kendilerine ne derse onları kabul ederek değerlendirmiş.
Ne demişler? “İslâm’ın 5 şartı vardır.” demişler. Oysaki 6. şartı; mademki ibadetler sayılıyor, 6. şartı zikirdir. Zikir de farzdır, çok zikir de farzdır, daimî zikir de farzdır. Altıncısı yok. İslâm’ın 5 tane şartı bugüne kadar gelmiş olan temel şart. Kim İslâm’ın 5 tane şartını yerine getirirse mutlaka cennete gider diye inanmış insanlar. Hiç kimse İslâm’ın 5 tane şartını yerine getiriyor diye cennete giremez. Allah’a ulaşmayı dilemeyen kişinin gideceği yer ne yazık ki cennet değildir.
İşte biz size onun müjdesini veriyoruz sevgili izleyenler, sevgili dinleyenler, sevgili kardeşlerimiz. Allah’a ulaşmayı dileyin ki kurtuluşa ulaşasınız diyoruz. Her şey Allah’a ulaşmayı dilemenizle ahenkli bir şekilde gerçekleşecek. Öyleyse sevgili kardeşlerim, hepiniz için söz konusu olan şudur ki: Allah’ı zikredeceksiniz. Daha ötede Allah’ı çok zikredeceksiniz; zahid olacaksınız. Daha ötede daimî zikrin sahibi olacaksınız. Ulul'elbab, ihlâs ve salâh makamlarının sahibi olacaksınız. Hepsi farz. Ruhunuzu da vechinizi de nefsinizi de iradenizi de Allah’a teslim etmekle mükellefsiniz sevgili kardeşlerim.
İşte böyle bir açıdan Kur’ân’ı incelediğimiz zaman bu 6 tane olan ibadetlere, farzlara bir 7’ncisini de eklemek söz konusu olması lâzım; Allah’a ulaşmayı dilemek. Dilemeyen insan cehenneme gidecekse, dilemeyen insan takva sahibi olamazsa, dilemeyen insan şirkteyse, Allah’a ulaşmayı dilemeyen insan küfürdeyse, Allah’a ulaşmayı dilemeyen insan dalâletteyse, şeytanın kuluysa, şeytanın dostuysa, fısktaysa, hüsrandaysa, amelleri boşa gitmişse böyle bir insanın gideceği yer de cehennem olduğuna göre, ne durumda olduğunu görüyorsunuz sevgili kardeşlerim.
İnsanlar Kur’ân-ı Kerim’i unutmuşlar. Âlimler kendilerine ne derse onları Kur’ân’ı hiç incelemek gereğini duymadan kabul etmişler ve ayrı ayrı âlimler farklı şeyler söyledikleri için de ne yapacaklarını şaşırmışlar. Bu sebeple muhtelif bir farklılaşma dizaynı içerisinde fikirler üretilmiş ve insanlar futbol takımı tutar gibi birtakım insanları kendilerine örnek almışlar.
İşte böyle bir davranış biçimi içerisinde sevgili kardeşlerim, insanlar gerçekten kendilerini mahvetmişler. Allah’a ulaşmayı dilemekten başlayarak; o unutulmuş (Allah’a ulaşmayı dilemek unutulmuş). Mürşide ulaşıp tâbiiyet unutulmuş. Ruhun hayattayken Allah’a ulaşması unutulmuş. Fizik vücudumuzun Allah’a teslimi unutulmuş. Nefsimizin Allah’a teslimi unutulmuş. İrşad olmak unutulmuş. Ve irşad makamının sahibi olmak, irşad makamına tayin edilmek; o da unutulmuş; iradeyi Allah’a teslim etmek yani.
7 safhada 4 teslim sevgili kardeşlerim, can dostlarım ve gönül dostlarım. 7 safhada 4 teslim emrediliyor Allahû Tealâ tarafından. İşte sevgili kardeşlerim, kim Allah’a ulaşmayı dilerse o kişi 1. kulluğun sahibidir. Allah’a ulaşmayı dilediğimiz zaman biz Allah’a kul oluruz.
Şimdi bakalım, Fâtiha Suresinde ne diyordu Allahû Tealâ:
“eûzubillâhimineşşeytânirracîm, bismillâhirrahmânirrahîm.”
1/FÂTİHA-1: Bismillâhir rahmânir rahîm.
Rahmân ve rahîm olan Allah'ın ismi ile.
1/FÂTİHA-2: El hamdu lillâhi rabbil âlemîn (âlemîne).
Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’adır.
“el hamdu lillâhi rabbil âlemîn (âlemîne): Hamd, âlemlerin Rabbinedir.”
Bu âyet-i kerimede Allahû Tealâ hamdden bahsediyor. Bu âyette, bu surede demek daha doğru, Fâtiha Suresi. Burada şükür müessesesine Allahû Tealâ yer vermemiş. Hamdle alâkalı bir âyet:
“el hamdu lillâhi rabbil âlemîn: Hamd, âlemlerin Rabbinedir.”
1/FÂTİHA-3: Er rahmânir rahîm(rahîmi).
Rahmân’dır, Rahîm’dir.
1/FÂTİHA-4: Mâliki yevmid dîn(dîne).
Dîn gününün mâlikidir.
1/FÂTİHA-5: İyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn(nestaînu).
(Allah'ım!) Yalnız Sana kul oluruz ve yalnız Senden İSTİANE (mürşidimizi) isteriz.
“er rahmânir rahîm: Rahîm ve Rahmâm’dır.”
“mâliki yevmid dîn(dîne): Dîn gününün sahibi olan.”
“iyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn(nestaînu): Yalnız Sana kul oluruz ve yalnız Senden istiane isteriz (mürşidimizi yalnız Senden isteriz).” diyoruz Allahû Tealâ’ya.
Böyle bir dizaynda, “Yalnız Sana kul oluruz.” ifadesi Kur’ân’ın ruhu olan, bütün Kur’ân’ı temsil eden Fâtiha Suresinde Allah’ın kulluğa ne kadar önem verdiğini görüyoruz. Sadece Allah’a kul olmak söz konusudur. Bunu da: “Yalnız Sana kulluk ederiz, ibadet ederiz.” şekline dönüştüren birçok müfessir olmuş.
Sevgili kardeşlerim, ibadet etmek başka şeydir, abd olmak başka şeydir. Herkes Allah’a ibadet eder; namaz kılar, İslâm’ın 5 tane şartını yerine getirerek ibadet eder ama bu insanlar Allah’a kul olamazlar.
Kimdir Allah’a kul olanlar? İlk kulluk; Allah’a ulaşmayı dilediğimiz zaman başlar. İşte “Yalnız Sana kul oluruz,” ifadesi, âyet-i kerimenin devamında kademe kademe bütün İslâm verildiği için 1. kademe, Allah’a ulaşmayı dileme kademesindeki bir kulluğu ifade ediyor. Allah’a ulaşmayı dileme muhtevası içerisinde bir kulluk.
Sevgili kardeşlerim, buradaki kulluk Allah’a ulaşmayı dileme kademesini içerir. Neden? Çünkü bundan sonra gelecek olan kesime bakıyoruz:
“iyyâke na’budu.” dedikten sonra Allahû Tealâ’ya, “Yalnız Sana kul oluruz.” dedikten sonra... Biz söylüyoruz bunu Allahû Tealâ’ya. Fâtiha Suresi bizim Allah’a yakarışımızdır.
“Yalnız Sana kul oluruz, Ya Rabbi!” diyoruz. “Ve yalnız…”
“ve iyyâke nestaîn(nestaînu): Yalnız Senden istiane dileriz.”
İstiane: Mürşidin talep edilmesidir. Ve yalnız Allah’tan talep ediyoruz.
1. kademe: Allah’a ulaşmayı dilemek; Allah’a 1. kulluğu ihtiva ediyor, Fâtiha Suresi.
Sonra 2. kademeyi ihtiva ediyor; “iyyâke nestaîn (nestaînu): Yalnız Senden istiane isteriz.”
Mürşidimizi hacet namazı kılarak, Allah’tan istemek. Kimden isteyebiliyoruz? İkinci kişi yok, iki varlık yok. Sadece Allah var ve sadece Allah’tan mürşidimizi isteyebiliriz. Yani başka insanlara sorarak mürşid aramak söz konusu olmaz. İnsanlar mürşidlerini Allah’tan sorarak arayacaklardır.
İşte Allah’tan mürşidin sorulması: “iyyâke nestaîn (nestaînu): Yalnız Senden istiane isteriz.”
Nasıl isteriz? Hacet namazıyla isteriz. İşte bu husus Bakara Suresinin 45 ve 46. âyetlerinde gösterilmiş. Allahû Tealâ orada buyuruyor ki:
2/BAKARA-45: Vesteînû bis sabri ves salât(salâti), ve innehâ le kebîratun illâ alâl hâşiîn(hâşiîne).
(Allah’tan) sabırla ve namazla istiane (özel yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allah’a ulaştıracak mürşidini sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.
2/BAKARA-46: Ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû rabbihim ve ennehum ileyhi râciûn(râciûne).
Onlar (o huşû sahipleri) ki, Rab’lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarına ve (sonunda ölümle) O’na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.
“vesteînû bis sabri ves salât(salâti), ve innehâ le kebîratun illâ alâl hâşiîn(hâşiîne). ellezîne yezunnûne ennehum mulâkû rabbihim ve ennehum ileyhi râciûn(râciûne).”
“Sabırla ve namazla (hacet namazıyla) Allah’tan mürşidinizi isteyin.” diyor Allahû Tealâ, “Bu kebiretun bir iştir (zor bir iştir, büyük bir iştir).” diyor.
Yani? Allah’a ulaşmayı dilemeyen bir insan eğer Allahû Tealâ’dan mürşid istiyorsa (mürşidini istiyorsa); hiçbir zaman o kişiye mürşidini Allah göstermez. O kişi kime giderse gitsin, devrin imamına da tâbî olsa tâbiiyeti geçersizdir. Allah’a ulaşmayı dilemeyen bir kişinin tâbiiyeti bir hüküm ifade etmez, tâbî olmamış hükmündedir.
Öyleyse konunun 2. kısmı: Mürşidi istemek. İşte Fâtiha Suresi bunu ihtiva ediyor.
“iyyâke nestaîn (nestaînu): Yalnız Senden istiane isteriz.”
Allah’a ulaşmayı diledi kişi, Allah’tan istiane istedi. Peki, Allahû Tealâ kime gösterirmiş? Diyor ki: “Onlar hariç,” diyor, “onlara gösterilir,” diyor, “onlar,” diyor, “Allah’a mülâki olacaklarına (yani ruhlarını hayattayken; ölmeden evvel Allah’a ulaştıracaklarına) kesin şekilde inananlardır.” diyor Allahû Tealâ, “Allah’a ruhlarını hayattayken ulaştıracaklarına kesin şekilde inananlardır.” diyor.
Allah’ın hacet namazını kıldıkları takdirde onlara mürşid göstereceği kişiler, mürşidlerini göstereceği kişiler; Allah’a mülâki olacaklarına kesin şekilde inananlar ve mülâki olmak için bu inancın sahibi olarak Allah’tan mürşidlerini isteyenler.
Öyleyse Allah’a ulaşmayı dilemek; 1. safha; Fâtiha ihtiva ediyor. Allah’tan mürşidi istemek, onu da ihtiva ediyor.
Sonra:
“iyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn(nestaînu).”
1/FÂTİHA-6: İhdinâs sırâtel mustakîm(mustakîme).
(Bu istiane'n ile) bizi, SIRATI MUSTAKÎM'e hidayet et (ulaştır).
“ihdinâs sırâtel mustakîm(mustakîme): Bizi Sıratı Mustakîm’e ulaştır.”
Yani: “Ruhumuzu Sana ulaştırabilmek için, ruhumuzun Sıratı Mustakîm’e ulaşması lâzım. Bizi Sıratı Mustakîm’e ulaştır.” diyoruz.
İstianeyle mürşidimizi gösterecek Allahû Tealâ. Tâbî olduğumuz zaman ruhumuz vücudumuzdan ayrılacak ve Sıratı Mustakîm’e ulaşacak.
1/FÂTİHA-7: Sırâtallezîne en’amte aleyhim gayril magdûbi aleyhim ve lâd dâllîn(dâllîne).
O yol (SIRATI MUSTAKÎM) ki; üzerlerine nimet verdiklerinin yoludur. Üzerlerine gadap duyulmuşların ve dalâlette kalmışların (Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin) yolu değil.
“sırâtallezîne en’amte aleyhim: O yol ki; üzerlerine (başlarının üzerine) ni’met verilenlerin yoludur.”
Ne demek istiyor Allahû Tealâ acaba? Kim Allah’a ruhunu...
*Allah’a inanıyorsa;1.
*Ruhun ölmeden evvel Allah’a ulaşmasına inanıyorsa; 2.
*Bunun kendisine (ruhunu Allah’a ulaştırmanın kendisine) farz olduğuna inanıyorsa; 3.
* Ve bu talepte bulunduğu takdirde Allah’ın mutlaka kendisini Allah’a ulaştıracağına inanıyorsa; 4. Bu 4 inancın sahibi olan kişi, işte o kişi Fâtiha Suresinde geçen kişidir.
O, Allah’a ulaşmayı dileyecektir. Mürşidini Allahû Tealâ’dan isteyecektir ve hacet namazını kılacaktır. Allah ona mürşidini gösterecektir. Mürşidini gördüğü zaman gidip tâbî olacaktır. Tâbî olma safhasını da kaplıyor Fâtiha Suresi. Çünkü: “Bizi Sıratı Mustakîm’e ulaştır.” diyoruz.
Nebe Suresinin 38. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ, mürşidin önünde yapılan bir tâbiiyetten bahsediyor; ihsanla tâbiiyetten bahsediyor.
78/NEBE-38: Yevme yekûmur rûhu vel melâiketu saffâ(saffen), lâ yetekellemûne illâ men ezine lehur rahmânu ve kâle sevâbâ(sevâben).
O gün, ruh (devrin imamının ruhu) ve (arşı tutan) melekler, saf saf hazır bulunurlar. Rahmân’ın kendisine izin verdiği kişiden başka kimse konuşamaz. Ve (izin verilen) sadece sevap söylemiştir.
Kim Allah’a ulaşmayı dilerse o kişiye Allah Rahîm esmasıyla tecelli eder. O kişi kör, sağır, dilsizken onu gören, işiten, idrak eden birisi hüviyetine getirir. Sonra onu mürşidine Allah ulaştırır; hacet namazını kıldığında ona mürşidini göstererek. Ve mürşide tâbî olduğu zaman kişi, devrin imamının ruhu kişinin başının üzerine gelir, yerleşir. İşte bu Allahû Tealâ’nın o kişiye verdiği ni’mettir. “Başlarının üzerinde ni’met olanların yoludur.” diyor bu sebeple. Başlarının üzerinde bir kişinin ni’mete sahip olması; o kişinin 2. safhayı tamamladığını, devrin imamının ruhunun başının üzerine geldiğini ifade ediyor.
“Allah’ın gadap duyduklarının yolu değildir.” diyor Allahû Tealâ, “gayril magdûbi aleyhim.”
“ve lâd dâllîn(dâllîne): Ve dalâlette olanların yolu değildir.”
Öyleyse burada Allah’a 1. defa kul olmak var; Allah’a ulaşmayı dilemek var. Sonra mürşide ulaşıp tâbiiyet var. Tâbiiyetten sonra başımızın üzerine ruhun gelmesiyle ruhumuzun Allah’a doğru yola çıkması var. Bu yola çıkmak mutlaka ruhumuzu Allah’a ulaştırmakla noktalanacaktır. Sonra fizik vücudumuzu, nefsimizi ve irademizi Allah’a teslim edeceğiz.
İşte Allah’a 1. defa kul olmak; Allah’a ulaşmayı dilediğimiz zaman gerçekleşiyor. Kim Allah’a ulaşmayı dilerse o kişi tagutun kulu olmaktan çıkar, Allah’ın kulu olur.
Gelin bakalım âyet-i kerimeye, Allahû Tealâ ne diyor?
Zumer Suresi 17. âyet-i kerime:
39/ZUMER-17: Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâdi.
Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah’a yöneldiler (Allah’a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!
“vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâdi.”
“Onlar,” sahâbeden bahsediyor Allahû Tealâ, “Onlar (sahâbe) taguta kul iken Allah’a ulaşmayı dilediler, Allah’a kul oldular. Kullarımı müjdele.” diyor Allahû Tealâ.
Allah’a ulaşmayı dileyen sahâbe, Allah’a kul olmuşlar. Şeytanın kuluyken Allah’ın kulu olmuşlar. Herkes Allah’a ulaşmayı dilemeden evvel şeytanın kuludur, tagutun kuludur. Allah’a ulaşmayı dilediği zaman Allah’ın kulu olur; 1. kulluk.
14. basamakta bu kişi mürşidine ulaşacaktır, tâbiiyetini tamamlayacaktır. Ve Allahû Tealâ’dan 10 tane, 12 tane ihsan alarak buraya ulaşmıştır. Burada da 7 tane ni’met alacaktır. O kişinin başının üzerine devrin imamının ruhu gelecektir. Tâbiiyetle beraber bu olay gerçekleşecektir, ruhu vücudundan ayrılacaktır ve Allah’a doğru yola çıkacaktır. Öyleyse kişinin dizaynına baktığımız zaman bunların hepsinin birer vakıa olduğunu görüyoruz Kur’ân-ı Kerim’de.
Öyleyse sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, böyle bir dizaynda Allahû Tealâ’nın o kişiye mürşidi göstermesiyle ruhu vücudundan ayrılacaktır. Devrin imamının ruhu başının üzerine gelecektir. Burası o kişinin Allah’a 2. defa kul olduğunu gösterir. Ve bu kişinin ruhu vücudundan ayrıldıktan sonra Allah’ın Zat’ına ulaşacaktır. Ulaştığı zaman bu 3. kulluktur. Kişi Allah’a 3. kademede, daha üst kademede kul olur. Ruhu Allah’ın Zat’ına ulaşmıştır. Burası, kim Allah’a ulaşmayı dilerse 3. basamaktadır. 14. basamakta bu kişi mürşidine ulaşır, tâbiiyetini gerçekleştirir; 2. kulluk. 21. basamakta ruhu Allah’a ulaşır, Allah’ın Zat’ında yok olur. Kim Allah’a ulaşmayı dilerse bu hususu garanti eder. Allah’a ulaşmayı dileyen herkesi Allah, mutlaka Kendisine ulaştıracağını garanti etmiştir. Öyleyse kişinin Allah’a ulaşması söz konusudur.
Sevgili kardeşlerim, ruhun Allah’a ulaşması 3. kulluğu ihata eder. Burada Allahû Tealâ’nın kulluk açısından 3. kademeyi görüyoruz. 21. basamakta ruh Allah’a ulaşıyor ve Allah’ın 3.defa kulu oluyoruz.
Sonra sevgili kardeşlerim, abd olmanın 4. merhalesi fizik vücudumuzu Allah’a teslim etmektir. Kim fizik vücudunu Allah’a teslim ederse o, 25. basamaktadır. Nefsinin kalbi %81 nurlarla dolmuştur ve bu kişi Allah’ın katında 4. kademe kulluğun sahibi olur. 4. kademe kul olur Allahû Tealâ’ya; 25. basamak. 26. basamakta nefsini de Allah’a teslim eder. Kalp gözü, kalp kulağı açılır. Nefsinin kalbinde hiç afet kalmaz. Allah ile her an konuşabilen birisi olur. Hikmetin sahibi olur ve bu kişi ehl-i hayır da olur. Daimî zikrin sahibi olduğu için her an, her saniye mutlaka hayır kazanan birisidir.
İşte sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, bu fizik vücudunuzun teslimi, nefsinizin teslimi bizim irşad olmamızla noktalanır. İrşad oluruz. Ondan sonra da Allahû Tealâ irademizi teslim alacak ve bizim 7. kulluğa ulaşmamızı da sağlayacaktır. Nefsimizin teslimi 5. kulluğu ifade eder. İrşad olmak; irşad edilmek için önce irşad olmak lâzım. İrşad olmak 6. kulluğu ifade eder. Ve iradeyi Allah’a teslim etmek 7. kulluğu ifade eder. Böylece Allah’a kul olmanın 7 kademesine de kişi ulaşmıştır.
Sevgili kardeşlerim, 7 kademelik bir dizayn içerisinde bir insanın Allah’a kul olması, işte bu aşamalardan meydana gelir. Böylece kişinin ruhu, vechi, nefsi ve iradesi Allah’a teslim olur. Bu 4 teslim; 4 kademede değil, 7 kademede oluşur. Allah’a ulaşmayı dilemek; Allah’ın kişiyi teslim almasıdır, kişinin teslim alması değildir. Mürşide ulaşmak; mürşidin kişiyi teslim almasıdır. Bu ikisinde de bizim teslim olduğumuz bir husus yok. Her şey, teslimler ruhun teslimiyle başlar. Ama bir insanın Allah’a teslim edebildiği şey; ruhu, vechi, nefsi ve iradesidir. Ama kişi Allah’a ulaşmayı dilediği anda Allah onu teslim almıştır. O Allah’a teslim olmamıştır, Allah onu teslim almıştır. Mürşidine ulaştığı zaman; mürşidi de onu Allah adına teslim almıştır. Sonra ruhunu Allah’a teslim edecektir kişi, sonra fizik vücudunu teslim edecektir, sonra nefsini teslim edecektir, sonra irşad olacaktır ve nihayet iradesini de Allah’a teslim edecektir. Bu safhaların her birisi ayrı ayrı kullukları ifade eder. 7 safha kulluk Kur’ân-ı Kerim’in temelini teşkil eder.
Allahû Tealâ, Âdemoğullarının Allah’a kul olmalarını farz kılıyor üzerine.
36/YÂSÎN-60: E lem a’had ileykum yâ benî âdeme en lâ ta’budûş şeytân(şeytâne), innehu lekum aduvvun mubîn(mubinun).
Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki o (şeytan), size apaçık bir düşmandır.
36/YÂSÎN-61: Ve eni’budûnî, hâzâ sırâtun mustekîm(mustekîmun).
Ve Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı?) Bu da Sıratı Mustakîm (üzerinde bulunmak)tır.
“yâ benî âdeme en lâ ta’budûş şeytân(şeytâne), innehu lekum aduvvun mubîn(mubinun), ve eni’budûnî, hâzâ sırâtun mustekîm(mustekîmun).”
Âyet-i kerime: “e lem a’had ileykum,” diye başlıyor.
“E lem a’had ileykum yâ benî âdeme,” Yâsîn 60 ve 61, “en lâ ta’budûş şeytân(şeytâne), innehu lekum aduvvun mubîn(mubinun), ve eni’budûnî, hâzâ sırâtun mustekîm(mustekîmun).”
“Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden ahd almadım mı şeytana kul olmayacağınıza dair (olmamanız lâzım geldiğine dair)? Ve Ben sizden Bana kul olacağınıza dair ahd almadım mı? Şeytana kul olmayın diye sizden ahd aldım. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır. Ve Ben, sizden Bana kul olacağınıza dair de ahd almadım mı?” diyor Allahû Tealâ. “Bu da” diyor, “Sıratı Mustakîm’dir.”
Öyleyse Kur’ân-ı Kerim’de 7 kademe Sıratı Mustakîm var. Her biri ayrı bir kulluğu ifade ediyor. Böylece Allah’a kul olmanın 7 safha ifade ettiğini, her bir kul olmanın Allah katında daha yüksek bir şerefi ihtiva ettiğini ve insanın ruhunu, vechini, nefsini ve iradesini Allah’a mutlaka teslim etmesi ve böylece her birini Allah’a kul etmesi Kur’ân’ın temel emridir. Ama bu konu 4 tane teslim içerdiği halde, 4 tane safhadan ibaret değildir; 7 safhadan ibarettir.
1- Allah’a ulaşmayı dilemek.
2- Mürşide ulaşıp tâbiiyet.
3- Ruhu Allah’a teslim etmek.
4- Fizik vücudu Allah’a teslim etmek.
5- Nefsi Allah’a teslim etmek.
6- İrşada ulaşmak.
7- İradeyi Allah’a teslim etmek.
İrşad makamına fiil olarak tayin olmak; hepsi ayrı ayrı kulluk kademeleridir.
Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, hepinizin Allahû Tealâ’ya kul olmanızı, 7 safhanın 7’sini de yaşayarak dünyadaki en mutlu insanlardan birisi olmanızı Yüce Rabbimizden dileyerek, sözlerimizi inşaallah burada tamamlıyoruz sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım.
İmam İskender Ali M İ H R



