}
Davranış Biçimleri (Başkaları İçin Yaşamak) 06.07.2006
Mp4 Mp3 Link

Sohbet Kodu: 110338


SOHBETİN ADI: DAVRANIŞ BİÇİMLERİ (Başkaları İçin Yaşamak)

TARİHİ: 06.07.2006


Esselâmu aleykum ve rahmetullâh ve berekâtuhu.
 

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, Allah’a sonsuz hamd ve şükrederiz ki bir defa daha Allah’ın bir zikir sohbetinde birlikteyiz. Bir defa daha Allah ile birlikteyiz, sizlerle birlikteyiz. Konumuz: Başkaları için yaşamak.

 

İşte İslâmî ideal bu olmalı diye düşünüyoruz. Allahû Tealâ’nın emri de bu istikamette. Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, bir insan var bir de onun çevresi. Bu onun en yakınında olanlar, daha uzağında olanlar, böyle bir sıradan başlar, bütün dünyaya kadar ulaşır. Düşünün bir defa bakalım sevgili kardeşlerim, bu dünyada yaşayan kaç milyar insan var? Kimileri “7 milyar” diyor, kimileri “9 milyar” diyor. Daha yukarıda daha fazla insan olduğunu da iddia edenler var. Aslında bunun resmi bir neticesini bir gün inşaallah buluruz. Ama en azını düşünsek, 7 milyar insan olduğunu düşünsek dünya üzerinde. Bu 7 milyar insan şu anda, bunların %90’ından çok daha fazlası şu anda cehenneme doğru yol alıyor ve şeytan bundan büyük bir zevk alıyor. Ve insanları bu konuda alaya almakla meşgul. “İşte” diyor, “ben iblisim.” Ve diyor ki: “Hepinizle alay ediyorum. Sizin %90’ınızdan fazlasını mutlaka kendimle beraber cehenneme götüreceğim. Çünkü sizin hepinize vahyetme imkânının sahibiyim.” diyor.

Her an içinizden bir şey, size hep ne yapmanız lâzım geldiğini fısıldar. İki seçenek vardır, karar vereceksiniz. Diyelim ki birinci seçeneği düşündünüz; “a” ve “b” şıklarından birincisini tercih ettiniz, a’yı tercih ettiniz, onu gerçekleştirmek üzeresiniz, şeytan mutlaka devreye girer. O tercihinize amil olan, tercihinizin oluşmasına sebebiyet veren, düşünce terazinizi tamamen tersine çevirecek olan deliller getirir size. Yani birinci şık yerine ikinci şıkkı tercih etmeniz için, sizin düşündüğünüzün ötesinde birtakım şeyleri daha devreye getirir. Daha karar verir vermez siz, birincisini (birinci alternatifi) gerçekleştirme kararını verdiğiniz anda ikinci alternatif derhal size daha uygun gösterilir, gösterilmeye çalışılır ve bunda genellikle şeytan başarı sağlar çünkü deliller gerçekten inandırıcıdır.

 

Diyelim ki bu delillere uydunuz ikinci şıkkı tercih ettiniz, şeytan boş durmaz. Size ikincisinde de ulaştırdığı inandırıcı delillerden daha inandırıcıları tekrar birinciye dönüşünüz için ulaştırır. Siz bunları kendi düşüncenizin mahsulü zannedersiniz. Maksadı ne? Maksadı sizi kararsız kasım yapmak. Yani verdiğiniz kararı mütemadiyen değiştirmenizi temin edip sizinle alay etmek. Herkesle alay etmek onun en büyük zevkidir.

Bütün insanlar, iblisin kendilerine devamlı telkinde bulunduğunun farkında bile olmadan hep kendi düşünceleriyle mütemadiyen fikir değiştirdiklerini zannederler. Oysaki eğer kendi düşünceleri olsaydı, daha birincide en üstün olanı tercih edecekti kişi, bitirecekti işi. Oysaki karar vermesine kadar o istikamette gayret sarf eden iblis, o kişi karar verdikten hemen sonra -birkaç saniye içinde- ikinci alternatifi o kişinin aklına getirir. Ve ikincisini, birincisine verdiği delillerden daha sağlam, daha üstün delillerle destekler ki kişi birinci verdiği karardan caysın diye. Caydı, ikinciye döndü. İkinciye döndükten sonra ondan da daha üstün delillerle tekrar birinciye dönmesini sağlar. Bu devam ederse kişi devamlı birinciden ikinciye, ikinciden üçüncüye, üçüncüden dördüncüye, dördüncüden beşinciye, devamlı karar değiştirir. Hâlbuki sadece iki tane alternatif vardır. Ama hep kişi birinden ötekine karar değiştirir. Şeytanın elinde maskara olur. Sevgili kardeşlerim, şeytanın sizinle alay etmesine müsaade etmeyin. Bir konuda karar verirken iyi düşünün. Düşündükten sonra mantık ölçülerinize göre yerli yerine oturtun her şeyi, oturttuğunuz anda kararınızı verin, ondan sonra şeytan size ne söylerse söylesin, asla kararınızı değiştirmeyin.

 

Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e Allahû Tealâ bunu söylüyor: “İyi düşün, karar ver. Karar verdikten sonra asla değiştirme. Karar vermeden evvel Bize sor. İşte sana ne emredersek sadece onu yap,” diyor Allahû Tealâ, “fikir değiştirme. Asla sözünden dönme, şartlar ne olursa olsun.”

Peygamber Efendimiz (S.A.V)’i Allahû Tealâ, insanlar içinde en üstün insan olarak yaratmış. Ve O’na emrettiği şey bu: “Karar verdiğin zaman kararından asla dönme.”

3/ÂLİ İMRÂN-159: Fe bimâ rahmetin minallâhi linte lehum, ve lev kunte fazzan galîzal kalbi lenfaddû min havlike, fa’fu anhum vestagfir lehum ve şâvirhum fîl emr(emri), fe izâ azamte fe tevekkel alâllâh(alâllâhi), innallâhe yuhibbul mutevekkilîn(mutevekkilîne).

O zaman, Allah'tan bir rahmet sebebiyle onlara yumuşak davrandın. Ve eğer sen, kaba, katı yürekli olsaydın, mutlaka senin etrafından dağılırlardı. Artık onları affet ve onlar için mağfiret dile ve işler konusunda onlarla muşavere et (danış). Azmettiğin zaman, artık Allah'a tevekkül et. Muhakkak ki Allah, tevekkül edenleri (Allah’a güvenenleri) sever.

 

İşte sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, en büyük düşmanınız olan iblis hep sizi aslî hedeflerden caydırmaya çalışır. İşte başkaları için yaşamak bu hedeflerin en sondaki, en üstün olanıdır. Başkaları için yaşayan kişi kimdir? Düşmanı da olsa ona düşmanlık da etse onu da kurtarmaya çalışandır. Başkaları için yaşayan insan; o insan için onun düşman olabileceği bir kişi yoktur. O en kötü insana bile iyilik yapmak için yaşar. Onu doğru yola kazanabilmek için, hidayete erdirebilmek için çalışır. Ömrü hep başkaları için çalışmakla geçer. Günlerin nasıl geçtiğini hiç anlayamaz. Bu konuda kendisi için, kendi şahsı için gerekli olan şeyleri yapmaya fırsat bulamaz. Hep oralarda aksamalar olur.

 

İşte o insan daimî zikre ulaştıktan sonra, iradesini de Allah’a teslim eden bir kişilikle bu noktaya ulaşır. Böyle bir noktada kişinin nefsinin kalbinde hiç afet kalmamıştır. Hiç afet kalmadığı için bu kişi mutludur, huzur içindedir. Başkalarına bu sebeple, afet olmadığı için kin, nefret, düşmanlık; bunlar mevcut olmadığı için başkalarına kin tutamaz, onlardan nefret edemez, onları da kurtarmaya çalışır. Ömrü hep böyle geçecektir.

 

Hangi noktada bir insan başkaları için yaşamaya başlar? Her noktada başlayabilir gibi görünür ama realite öyle değildir. Çünkü nefsinin kalbindeki nefs tezkiyesini ve tasfiyesini gerçekleştiremeyen bir insan: “Ben başkaları için yaşıyorum.” derse o zaman yalan söylemiş olur. Başkaları için yaşadığı zaman kendisine yapılan fedakârlıkların, kendisine yapılan kötü davranışların bedelini kimseye ödettirmeye çalışmaz. O bilir ki Allahû Tealâ’nın her şeyden haberi vardır. Allahû Tealâ ona böyle bir şey yapılacağını bilmektedir.

 

Böyle bir dizayn o kişi için Allah’ın iç dünyasına verdiği bir hedeftir. Başkaları için yaşar. Hayatını başkalarına vakfetmiştir. Onların mutluluğunu gerçekleştirmek için yaşar. Kendine ayıracak zamanı yoktur. Hayatının her dakikasını başkalarına ait olan işler, görevler işgal etmiştir. Onun görevleridir ama hep başkalarının mutluluğu için elzem olan hususlardır, onları yapar. Kendisine ayıracak zamanı yoktur. Öyle günler geçirir ki uğraşılarda, ona olan müracaatlarda bazen kimin önde olduğunu bile fark edemeden 24 saatlik zaman devresi kapanmıştır.

 

Bazıları ondan gerekli cevabı alamamıştır, bunun hüznünü yaşar. Bu sırada mutlaka bir başkası devreye girmiştir. O kişi hayatını Allah’ın emrettiği dizaynı gerçekleştirmek üzere harcar. Allah’a hizmet eder. Bunun mânâsı başkalarına yardımdır. Başkalarının yolunda gayret etmektir. Onlar için olmaktır. Her biri için Allah’a dua etmektir. Allah’ın sonsuz hazinesinden ister, Allah’ın hazineleri tükenmez. O başı darda olan herkes için Allah’a dua eder. Onlara Allahû Tealâ problemlerini çözecek olan imkânları versin diye. Hayatı hep başka insanlar için dua etmekle geçer. Mutludur, huzur içindedir. Ama her 24 saatlik zaman devresinde bir iki kişi mutlaka cevabını alamadığı sorular ulaştırmıştır ona. Onlara da cevap vermek için çırpınması neticeyi değiştirmez. Mutlaka bunlar onun hayatında oluşacak olan, istemese de karşılaşacağı Allah’ın hakikatleridir.
Her gün muhakkak ki, kesinlikle görür ki herkesin istediğinin cevabı vermek mümkün değildir. Bu sebeple hep birilerinin sualleri cevapsız kalacaktır. Belki ikinci defada, belki üçüncü defada cevap alacaklardır. Oysaki böyle olduğunu düşünemeyenler ona serzenişte bulunurlar. Kendilerinin sevilmediğini zannederler. Oysaki o herkesi sever. En az sevdiğinden en çok sevdiğine doğru bir dizi vardır ama sevmediği kimse yoktur. Ona kötülük etmiş olabilirler, onların da onun yüreğinde bir sevgi payı mutlaka vardır. Bilir ki şeytan ve onların nefsleri, belki de iç dünyaları, kalpleri gerçek anlamda istemese de onlara bu yanlışları yaptırmış ve ona düşmanca davranışlar sergilemişlerdir. O affeder.

Sevgili kardeşlerim, öyle bir dünya ki bu dünyada yaşarken hepiniz Allah’ı düşünün. Allah’ın size verdiği görevin, etrafınızda kim varsa onların mutluluğu istikametinde şekle bağlanmasını istediğini düşünün. Onları sevmenizi istiyor, onlara yardım etmenizi istiyor. Kendi kendinize sorun bakalım. Etrafınızdaki insanlara hangi ölçüde yardımcı olabiliyorsunuz? O var olanlar, sizden bir şeyler bekleyenlerin ne kadarını cevaplandırabiliyorsunuz?

 

İşte öyle bir yaşantı söz konusudur ki herkes onun hayatında önemli bir yer tutar. İnsanları sevmiştir, çok sevmiştir. Ve böyle olduğu için de onların yardımcısıdır. Onun da yardımcısı Allah’tır. İşte bilmecenin çözüldüğü yer burasıdır. Çünkü Allah’ın hem hazineleri hem vakti sonsuzdur. O, bütün zamanlarda var olmuştur, şimdi de vardır, hep var olacaktır, hep var idi. Allah’a bir başlangıç noktası izafe etmek söz konusu değildir. Çünkü Allah vardı ama zaman yoktu. Allah kâinatı yaratarak zamanı başlattı. İşte o Yüce Allah ki hepinizi çok sever. Hata yapanların yapmamasını ister. Onların başkalarına zarar vermemesini, insanları incitmemesini, huzursuz etmemesini ister. Ama bütün insanlar hep kendi menfaatleri için başkalarını incitmekten çekinmezler. Burada çok bariz bir hata, büyük bir yanlışlık söz konusudur.

 

Sevgili kardeşlerim, hiç kimseyi incitmemeyi hedef alırsanız o zaman mutlu olursunuz. Daha fazla mı mutlu olmak istiyorsunuz? O zaman bu kadarı yetmez. Neticede sonsuz mutluluğu yaşayabilmeniz için, başkaları için yaşamanız gerekecektir. Kendinizi devreden çıkartacaksınız. Kendiniz için hiçbir şey yapmaya zamanınız kalmaz. Üzerinize bir elbise almaya, bir ayakkabı almaya, bir gömlek almaya gidecek zamanınız olmaz. Siz kendinize ait değilsiniz. Siz, Allah’ın kölesisiniz, Allah’ın azatsız kölesi.

 

İşte sadece Allah’a kul olanlar değil, Allah’a kul olmanın ötesini yaşayabilenler, Allah’a köle olabilenler, onlar başkaları için yaşayanlardır. Onlar başkaları için yaşamak sebebiyle kendileri ile ilgili problemleri düşünebilecek olan zamanın sahibi değillerdir. Bu sebeple huzursuz olmaları mümkün değildir. Her zaman herkesin eksik bir şeyleri vardır muhakkak. Şu dünyaya müteallik giyim, kuşam, yemek; işte onlar, onun gözüne hiç görünmez. Önemli olan onun etrafına saçtığı mutluluk meltemleridir. O, etrafındaki insanların hepsinin mutlu olması için yaşar. Bu öyle bir müessesedir ki sevgili kardeşlerim, o bunu başkalarına tatbik ettiği zaman bir kısmı gerçek anlamda bunun mânâsını idrak edebilir. Onlar da o zaman ona köle olanlar olur. Bir kısmı idrak edemez ve kendisine değer verilmesini bir yanlış değerlendirmeyle yanlış davranışlar sergileyerek ortaya koyar. Bu değer verilme Allah’ın emridir. Kişi böyle bir değer verilme noktasına ulaştığında, hele yapacağı işleri yapmakta tek ise o zaman onunla olan ilişkilerinde hatalar başlar. Kendisini bulunduğu yerin daha ötesinde görmeye başlar. “Benden başka bunu yapacak kimse yok.” der. Ve davranışlarında yanlışlıklar adım adım ortaya çıkar. O, bunlara da katlanmak, herkesin muhtevasına göre davranmakla mükelleftir.

İnsanlar nefs sahipleridir. Sadece Allah’a yakın olanlar, o başkaları için yaşayana gerekli kıymeti en üst seviyede verirler. Hiçbir söylediğini onları üzecek, incitecek sözler olarak onlar değerlendirmezler. Tam aksine her sözünden gerekli ibret dersini alarak kendilerine biraz daha, biraz daha Allah’a yakın olmak hedefine ulaştıracak olan bir çekidüzen verme istikametinde geliştirirler.

 

Her zaman başkaları için yaşayanın yanında birileri vardır. Ona lâyık olanlar en büyük mevkileri ihraz etmelerine rağmen, onun karşısında hiçbir şeyin sahibi değilmiş gibi ve hiçbir şeyin sahibi değilmiş standartlarında ona başkalarından çok çok daha ötede saygıyı gösterirler, çünkü onlar hakikati bilenlerdir. Allah’ın karşısında onun neyi ifade ettiğinin farkında olanlardır. Onlar hiçbir zaman nefslerini devreye sokmazlar. Onun verdiği her emrin aslında kendi manevî tekâmüllerinin gerçekleşebilmesi için bir vasıta olduğunu ve mutlakıyet taşıdığını, kendi manevî gelişmelerinin olmazsa olmaz şartı olduğunu idrak edenlerdir.

 

Sevgili kardeşlerim, böyle insanlar çok nadir bulunur. Yani o başkaları için yaşayanın yanında bulunanlar arasında bu söylediğim standartta birkaç insan bulunur sadece. Herkes nefsinin kendisiyle olan ilişkilerinde bir davranış biçimleri seviyesinin sahibidir. O herkesten en iyisini almak için, Allah yolunda hizmetin en iyisini almak için gayret gösterir. Bu hizmeti verirken nefs sahipleri, görevlerini yaparken nefslerine kapılırlar. Ve onun kendilerine karşı olan davranışlarındaki aslî unsuru idrak edemezler. O aslî unsurda küçültmek yoktur, aşağılamak yoktur. Ama görevin yapılmasının gerekleri mutlaka hatırlatılır. İşte özellikle gerçekten bir şeyler yapanlar, bu hatırlatmayı onurlarına dokunan bir görüntüyle zihinlerine işlerler. Ve böyle bir dizaynda üzülmeleri söz konusu olur.

 

İşte sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, hayat böyle geçiyor. Her konuda insanlar vardır, kendilerine görev verilir. Bu görevin liyakatle yürütülmesi kişinin davranış biçimlerinde kendisini ortaya koyar. Bir kısım insanlar kendilerine yetki verildiği zaman başkalarına tahakküm etmeye başlarlar, onları hükümleri altına almak ve bu hükmün içine nefsin afetlerini de sokmakla gerçekleşen bir davranış biçimleri dizisi sergilerler. Ve insanların üzerinde huzursuzluk verici bir hegemonya kurarlar. Bu da başka insanlar için yaşamayan, kendisine verilen yetkiyi nefsinin afetlerini de katarak kullanan bir dizaynı ifade eder. Onlar etraflarındaki insanlar tarafından sevilmezler. Emirlerine itaat edilir çünkü onu o mevkiye getirip koymuşlardır.

 

Sevgili kardeşlerim, başkalarına zulmetmek nefsinizin afetleriyle onlara emretmenin tabiî sonucudur. O zaman sevilmezsiniz. Emirlerinize itaat edilir ama böyle insanlardan etraflarına ulaşan şey, onlara verdikleri emirlerdir ve kendilerini saydırmaktır. Ona değer verirler. Kendilerinin sayılmasını isterler. Ne zaman siz insanları severseniz, onlar için yaşamaya başlarsanız neticede onlar sizi seveceklerdir. Sadece nefslerinin esiri olan insanlar yanlış davranışlar sergileyebilir. Bu da eşyanın tabiatına son derece uygundur. Herkes sadece seviyesi kadar bir davranış biçimi sergileyebilir. Daha fazlasını kimseden isteyemezsiniz.

 

Sevgili kardeşlerim, insanları sevin. Şartlar sizi hangi standarda ulaştırırsa ulaştırsın, eğer severseniz adil olursunuz. İnsanlara adaletle davranırsınız. Eğer bir yerde emir vermek yetkisindeyseniz sakın insanları ezmeye çalışmayın. Üstünlüğünüzü ispat etmeniz gerekmiyor. Davranışlarınızla Allah için olduğunuzu ispat etmelisiniz. Başkaları için yaşamaya hazırlanın sevgili kardeşlerim, yakın gelecekte hepinize lâzım olacak bir davranış biçimi bu.

 

Dünya bir yerlere doğru gidiyor. Bütün dünyada sulh ve sükûnun oluşacağı, bütün kavgaların biteceği, dînler arası diyalogun birlikle noktalanacağı güzel günler bekliyor dünyayı. Mutlaka gerçekleşecek sevgili kardeşlerim. Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’de neyi söylemişse onların zamanı geldiğinde mutlaka onlar gerçekleşmiştir. Her şey Allah’ın koyduğu zaman skalasındaki sahip olduğu yerde tezahür eder, ortaya çıkar ve insanlar onu bir sevgi dizaynı içersinde dikkate alırlar.

 

Sevgili kardeşlerim, yakın gelecek dünyaya çok güzel şeyler getirecektir. Savaşların son defa başlaması ve sonra da sona ermesi, Allah’ın söylediklerinin üç dînin mensupları tarafından da kabul edilerek sonuca ulaşmak. Biliyorsunuz ki 7 safhanın 7’si de Hz İbrâhîm’in hanif dîninin temelini teşkil eder. İslâm’da da 7 safha farzdır, Hristiyanlıkta da 7 safha farzdır, Musevîlikte de 7 safha farzdır. Yeter mi? Hayır, yetmez. Peygamber Efendimiz (S.A.V) ve O’nun sahâbesi de Hz İsa ve ona tâbî olanlar, onun havarileri de Hz Musa ve ona tâbî olanlar da hepsi bu farzları gerçekleştirmişlerdir. Kendi kitaplarında farz olan bu hususları hepsinin gerçekleştirdikleri gene kendi kitaplarında yazılıdır.

 

Öyleyse ne farkımız kalıyor ki kalın çizgilerle baktığımız zaman dîn hayatına? Hepsi aslında kendilerine ait birer dîn değil, hepsi Hz. İbrâhîm’in hanif dîni. Yani Allah’a ulaşmayı dilemeyi ihtiva eden, tâbiiyeti ihtiva eden, ruhun, vechin, nefsin ve iradenin Allah’a teslimini ihtiva eden 7 safha 4 teslimden oluşan Hz. İbrâhîm’in hanif dîni. Hepsi de aynı dîn, O’nun dîni ve başka bir şeriat hiç olmamış.

 

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, başkaları için yaşamayı hedef alın kendinize, kendinizi devreden çıkarın. O zaman mutluluğun ne olduğunu yaşayacaksınız. Elbette hemen bunu başaracak değilsiniz ama başaramadınız diye üzülmeyin. Vazgeçmezseniz hedefinize yıllar yıllar süren gayretlerden sonra adım adım yaklaşacaksınız. Ama her geçen gün Allahû Tealâ size teminat veriyor ki; her geçen gün daha çok, daha çok, daha çok mutlu olacaksınız. İnsanları seveceksiniz, çok seveceksiniz. Onlar için yaşamaya başlayacaksınız. Herkesin mutluluğu için siz gayret sarf edeceksiniz. Sizin hayatınız onların mutluluğu için bir geçit kapısı olacak. Siz, onların mutluluğuna ışık olacaksınız, renk olacaksınız. Onların mutluluk güneşi olacaksınız.

 

Allahû Tealâ’nın hepinizi başkaları için yaşayanlardan kılması konusunda dualar ederek sözlerimizi inşaallah burada tamamlıyoruz sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım.

Allah hepinizden razı olsun.

Esselâmu aleykum ve rahmetullâh ve berekâtuhu.

 

İmam İskender Ali  M İ H R