}
Ahdallahi (10.02.2007) 10.02.2007
Mp4 Mp3 Link

Sohbet Kodu: 110930

SOHBETİN ADI: AHDALLAHİ
TARİHİ: 10.02.2007


Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah’a sonsuz hamd ve şükrederiz ki bir defa daha Allah’ın bir zikir sohbetinde birlikteyiz. Konumuz: “Ahdler, yeminler.”

Bir Allah’ın ahdi var, bir bizim ahdimiz var. Allah’ın ahdiyle bizim misakimiz, yeminimiz ve ahdimiz. Öyleyse her biri ayrı bir cepheden bir bütün oluşturuyor. Allahû Tealâ buyuruyor ki:

6/EN'ÂM 152: Ve lâ takrabû mâlel yetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluga eşuddehu, ve evfûl keyle vel mîzâne bil kıst(kıstı), lâ nukellifu nefsen illâ vus’ahâ ve izâ kultum fa’dilû ve lev kâne zâ kurbâ, ve bi ahdillâhi evfû, zâlikum vassâkum bihî leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).

Yetimin malına, o en kuvvetli çağına gelinceye kadar, en güzel şekliyle olmadıkça yaklaşmayın. Ölçü ve tartıyı adaletle yerine getirin. Kimseyi gücünün dışında (bir şey ile) sorumlu tutmayız. Söylediğiniz zaman, yakınınız olsa bile, artık adaletle söyleyin. Allah’ın ahdini yerine getirin (ifa edin). Böylece tezekkür edersiniz diye, (Allah) işte böyle, size onunla vasiyet (emir) etti.


“Ve bi ahdillâhi evfû; Allah’ın ahdini ifa edin.”

Acaba Allahû Tealâ ne demek istiyor? Allah’ın ahdi nedir? Allah’ın ahdine konu olarak girebilmek için Allahû Tealâ’nın ezele bizi döndürmesi lâzım, ezele dönüyoruz. “E lestu birabbikum” günü Allahû Tealâ diyor ki:

7/A'RÂF 172: Ve iz ehaze rabbuke min benî âdeme min zuhûrihim zurriyyetehum ve eşhedehum alâ enfusihim, e lestu birabbikum, kâlû belâ, şehidnâ, en tekûlû yevmel kıyâmeti innâ kunnâ an hâzâ gâfilîn(gâfilîne).

Ve kıyâmet günü, gerçekten biz bundan gâfildik (gâfilleriz) dersiniz diye (dememeniz için), senin Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından onların zürriyetlerini aldığı zaman onları, nefsleri üzerine şahit tuttu. (Allahû Tealâ şöyle buyurdu): “Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?” Dediler ki: “Evet, (Sen, bizim Rabbimizsin), biz şahit olduk.”


“Biz bütün âdemoğullarını huzurumuzda topladık ve onların hepsine dedik ki: “E lestu birabbikum; Ben sizin Rabbiniz değil miyim? Kâlû; dediler ki, belâ; evet.”

Hepimiz ordayız. Allahû Tealâ Âdem (A.S)’ın zahrından, sırtından Âdem (A.S)’ın çocuklarını çıkarıyor. Âdem (A.S) 1200 yıl yaşamış; 1200 yılda 24 nesil; ortalama her bir neslin de kendi çocukları, onların çocukları, onların çocukları…

Allahû Tealâ herkese bunu söylüyor. Ezelde kıyâmete kadar dünyaya gelecek olan âdemoğullarının hepsini huzurunda (İndi İlâhi’de) topluyor ve hepimize birden sesleniyor: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim? Kâlû; dediler ki, belâ; evet.” E lestu birabbikum’e cevap veriyorlar. Acaba ondan sonra ne olmuş? Ondan sonra Allahû Tealâ hepimize hitap ediyor: “Ey nefsler! Bana teslim olacağınıza dair Bana misak verin. Ey ruhlar! Bana teslim olacağınıza dair Bana misak verin. Ey fizik vücutlar! Bana teslim olacağınıza dair Bana ahd verin.” Ve nefsler, ruhlar, fizik vücutlar; fizik vücudumuzunki ahd, nefslerinki yemin, ruhlarınki misaktir. Bu 3 tane yemini; yemin, misak ve ahdi Allahû Tealâ bizlerden aldıktan sonra iradelerimizden de misak alıyor (İlâhi İrade bizim cüz’i irademizden misak alıyor); irademizi de Allah’a teslim etmek üzere.

İşte yemin, misak, ahd ve misak... Ruhumuzun, vechimizin, nefsimizin tesliminin ötesinde Allahû Tealâ’nın İlâhi İradesi, bizim cüz’i irademizden misak alıyor; onun da teslimine dair. Bu sebeple Allahû Tealâ’nın hepimize söylediği şey, “Misakinizi yerine getirin” tarzındaki ifadesi aslında "Allah’ın ahdini ifa edin.", “Ve bi ahdillâhi evfû” diyor Allahû Tealâ. Sonra onun Sıratı Mustakîm olduğunu, Sıratı Mustakîm üzerinde bir hedeflere yürüme olayının cereyan etmesi lâzım geldiğini ifade ediyor. Ra’d Suresinin 20 ve 21. âyetlerinde de buna dokunuyor. “Ve bi ahdillâhi evfû; Allah’ın ahdini ifa edin. Onlar, Allah’ın ahdini ifa ettiler.” diyor.

13/RA'D 20: Ellezîne yûfûne bi ahdillâhi ve lâ yenkudûnel misâk(misâka).

Onlar, Allah’ın ahdini ifa ederler (ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah’a teslim ederler). Ve misaklerini (diğer teslimlerle birlikte iradelerini de Allah’a teslim edeceklerine dair misaklerini) bozmazlar.

13/RA'D 21: Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale ve yahşevne rabbehum ve yehâfûne sûel hisâb(hisâbi).

Ve onlar Allah’ın (ölümden evvel), Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O’na (Allah’a) ulaştırırlar. Ve Rab’lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar.


Sevgili kardeşlerim! İnsanların Allah’ın ahdini yerine getirmeleri ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah’a teslim etmeleri demektir. Allahû Tealâ: “Onlar misaklerini bozmazlar, Allah’ın ahdini ifa ederler.” diyor. Öyleyse bir ruhumuzun Allah’a verdiği misak var, bir de ruhumuzu, vechimizi, nefsimizi Allah’a teslim ettikten sonra irademizin Allah’a verdiği misak var. Allahû Tealâ: “Onlar misaklerini bozmazlar hep Allah’ın ahdini yerine getirirler.” diyor. Bizim misakimiz Allahû Tealâ’nın ahdi oluyor. Allahû Tealâ, “Allah’ın ahdini yerine getirin” emrini verdiği zaman; ruhun, vechin, nefsin ve iradenin Allah’a teslimini ifade ediyor olay. Aslında Allah’ın ahdi sadece irademizin misakini kapsar ama irademizin misakini gerçekleştirebilmemiz için evvelâ ruhumuzu, sonra fizik vücudumuzu, sonra nefsimizi Allah’a teslim etmemiz lâzımdır ki neticede irademizi de Allah’a teslim edelim.

Sevgili kardeşlerim, buradaki muhteva çok güzel bir ayrımla simgelenmiş. Allahû Tealâ’nın burada o muhteşem dizaynını görüyoruz. Allahû Tealâ: “Onlar misaklerini bozmazlar, onu îfa ederler.” dedikten sonra 22. âyet-i kerimede diyor ki: “Vellezîne yasılûne mâ emerallâhu bihî en yûsale: Ve onlar Allah’ın Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi Allah’a ulaştırırlar. Onlar misaklerini bozmazlar.”

Misak nedir? Ruhumuzun ezelde Allah’a verdiği yeminin adı misaktir. Ruhumuzu, biz hayatta iken mutlaka Allah’a teslim edeceğimize dair, Allah’a misak vermişiz. Allahû Tealâ da onu söylüyor: “Onlar misaklerini bozmazlar.” Ne yaparlar? “Misaklerini bozmazlar” sözüyle (21. âyet-i kerimeyle), 22. âyet-i kerimeyi birleştiriyoruz, Allahû Tealâ diyor ki: “Onlar misaklerini bozmazlar ve Allah’ın Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi Allah’a ulaştırırlar.”

Allahû Tealâ’nın Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şey neymiş? Ruhumuz! Ruhumuz, bize ait değildir, Allah’ın bir emanetidir. Ve Allahû Tealâ ölmeden evvel o emaneti, hepimizden geriye istiyor. Allahû Tealâ emanetini geriye istiyor, mutlaka onu Allah’a iade etmek mecburiyetindeyiz. İşte kelime kelime mânâsı, Ra’d-22’nin:

vellezîne: ve onlar
yasılûne: vâsıl ederler, ulaştırırlar
mâ: şeyi
emerallâhu: Allah’n emrettiği şeyi
bihî: O’na
en yûsale: ulaştırmayı

“Ve onlar, Allah’ın Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi yani ruhlarını Allah’a ulaştırırlar.”

Öyleyse çok açık bir muhteva var burada; Allah’a ulaştırılması emredilen şeyin Allah’a vâsıl olması. Sevgili kardeşlerim! Burada herşeyin farklı bir dizaynda olduğunu görüyoruz. Allahû Tealâ böyle söylüyor: “Ve onlar, Allah’ın Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi O’na (Allah’a) ulaştırırlar.” Sevgili kardeşlerim! Şimdi burada korkunç bir tuzakla karşı karşıyayız. Çünkü Türkiye’de mevcut 22 tane Kur’ân mealinin (bizim dışımızda 22 tane Kur’ân meali var), tetkiki korkunç bir tablo çıkardı ortaya. Bu âyet; “Onlar Allah’ın ahdini bozmazlar ve akrabalık bağlarını kuvvetlendirirler.” şeklinde Türkçe’ye çevrilmiş. Sevgili kardeşlerim, ne akrabalık var ne bağ var, ne kuvvetlendirmek var. İnsanlar; hangi yanlışı ileten insanlar onlara bunu öğretmişlerse, insan ruhunun hayatta iken Allah’a ulaşacağına inanmıyorlar. Zannediyorlar ki ruh vücuttan ayrılırsa insan ölür. İnsan ruhu her gün o kişinin vücudundan sayısız defa ayrılır; dilediği yere gider, sonra tekrar döner; vücudun haberi bile olmaz. Ve bir gün vücuttan ayrılan ruh tâbiiyetle beraber devrin imamının dergâhına gider, oradan diğer ruhlarla birlikte 7 katlık yolculuğa çıkar. 7 tane gök katını aşar, 7. gök katında 7 tane âlemi aşar, Allah’ın Zat’ına ulaşır ve Allah’ın Zat’ın da yok olur. Bunun adı seyr-i sülûktur ve üzerimize defaatle farz kılınmıştır. İşte bu farz âyetlerden birisi de budur: “Ve onlar, Allah’ın Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi Allah’a ulaştırırlar.” Başka? Allahû Tealâ Fecr Suresinin 28. âyet-i kerimesinde buyuruyor ki:

89/FECR 28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeten.

Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!


Allahû Tealâ: “Rabbine rücû et, Rabbine geri dön geri dönerek Rabbine ulaş.” diye ruha emir veriyor. Evvelâ nefse emir veriyor; Fecr–27, 28, 29 ve 30.âyetleri şöyle:

89/FECR 27: Yâ eyyetuhân nefsul mutmainnetu.

Ey mutmain olan nefs!

89/FECR 28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeten.

Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!

89/FECR 29: Fedhulî fî ibâdî.

(Ey fizik vücut!) O zaman, (nefsini tezkiye ettiğin ve ruhunu Allah’a ulaştırdığın zaman Bana kul olursun) kullarımın arasına gir.

89/FECR 30: Vedhulî cennetî.

Ve cennetime gir.


“Ey mutmain olan nefs! (Allahû Tealâ nefse hitap ediyor.) Rabbinden razı ol (Radiye makamı) ve Rabbinin rızasını kazan (Mardiyye makamı).”

Allahû Tealâ nefse 3 kademede sesleniyor: Mutmainne, Radiye ve Mardiyye. Mutmain olmak; doyuma ulaşmak, Allah’tan razı olmak, Allah’ın da kuldan razı olmasıdır. Ruha sesleniyor: “İrciî ilâ rabbiki: Rabbine geri dön, Ey ruh! Geri dönerek Rabbine ulaş.” Sonra fizik vücuda sesleniyor: “Fedhulî ibadi: O zaman kullarımın arasına gir, Vedhulî cennetî: Ve cennetime gir.”

Olayları dizayn edip yerli yerine oturduğumuz zaman bir sonuç çıkıyor ortaya; insan ruhu Allah’a geri dönecektir. Allahû Tealâ: “İrciî ilâ rabbiki.” diyor. Sonra ne diyor?

39/ZUMER 54: Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en ye’tiyekumul azâbu summe lâ tunsarûn(tunsarûne).

Ve Rabbinize (Allah’a) yönelin (ruhunuzu Allah’a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O’na (Allah’a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah’a teslim edin). (Yoksa) sonra yardım olunmazsınız.


“Üzerinize azap gelmeden önce Rabbinize yönelin! Ve O’na teslim olun.”

Evvelâ yönelmek; yönelmeden hiç kimse Allah’a teslim olamaz. Evvelâ yönelmek, Allah’a ulaşmayı dilemek, sonra ruhu Allah’a teslim etmek. Hepinizin bildiği gibi bu teslim, Allahû Tealâ tarafından gerçekleştirileceği garanti edilen bir teslimdir. İnsanlara düşen şey sadece Allah’a ulaşmayı dilemektir. Kim ruhunu Allah’a ulaştırmayı dilerse bileceğiz ki Allah, o kişinin ruhunu Kendisine ulaştırır; Allah Kendisine ulaştırır.

Sevgili kardeşlerim! Allah’ın dostları! Allahû Tealâ’ya sonsuz hamd ve şükrederiz ki Allah bizlere bu hakikatleri öğretti; İslâm âleminin asırlarca evvel unuttuğu Kur’ân hakikatlerini. İşte bunlardan bir tanesi ruhumuzun Allah’a geri dönmesi, Allah’ın Zat’ında yok olmasıdır. Allahû Tealâ, Allah’a yönelmeyi de Allah’a ulaşmayı da üzerimize farz kılmıştır. Ancak bir devirdeki âlimler, geçmiş son birkaç devirdeki âlimler, “insan ruhu vücuttan ayrılırsa insan ölür” zannıyla bu âyetleri karalayıp yok etmeye çalışmışlardır. Ama güneş balçıkla sıvanmaz. İşte Allahû Tealâ “Allah’ın ahdi” dediği zaman, ruhumuzu da vechimizi de nefsimizi de Allah’a teslim etmemizi istiyor. “Ve bi ahdillâhi evfû” dedikten sonra, “Allah’ın emrini yerine getirin ve takva sahibi olun.” diyor, sonra da Allah’ın vasiyetinden bahsediyor.

6/EN'ÂM 151: Kul teâlev etlu mâ harrame rabbukum aleykum ellâ tuşrikû bihî şey’â(şey’en), ve bil vâlideyni ihsânâ(ihsânen), ve lâ taktulû evlâdekum min imlak(imlakin), nahnu nerzukukum ve iyyâhum, ve lâ takrabûl fevâhışe mâ zahera minhâ ve mâ batan(batane), ve lâ taktulûn nefselletî harramallâhu illâ bil hakk(hakkı), zâlikum vassâkum bihî leallekum ta’kılûn(ta’kılûne).

De ki: “Gelin, Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım; O’na bir şeyi ortak koşmayın. Anne, babaya ihsanla davranın. Yokluk (fakirlik) sebebiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Onları da, sizi de yalnız Biz rızıklandırırız. Kötülüğün açığına da, gizlisine de yaklaşmayın. Haklı olmanız hariç kimseyi öldürmeyin ki; onu Allah haram kıldı. İşte bunları size vasiyet (emir) etti. Böylece siz, akıl edersiniz.”

6/EN'ÂM 152: Ve lâ takrabû mâlel yetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluga eşuddehu, ve evfûl keyle vel mîzâne bil kıst(kıstı), lâ nukellifu nefsen illâ vus’ahâ ve izâ kultum fa’dilû ve lev kâne zâ kurbâ, ve bi ahdillâhi evfû, zâlikum vassâkum bihî leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).

Yetimin malına, o en kuvvetli çağına gelinceye kadar, en güzel şekliyle olmadıkça yaklaşmayın. Ölçü ve tartıyı adaletle yerine getirin. Kimseyi gücünün dışında (bir şey ile) sorumlu tutmayız. Söylediğiniz zaman, yakınınız olsa bile, artık adaletle söyleyin. Allah’ın ahdini yerine getirin (ifa edin). Böylece tezekkür edersiniz diye, (Allah) işte böyle, size onunla vasiyet (emir) etti.


“Allah’ın ahdini ifa edin. İşte bu Sıratı Mustakîm’dir, ona tâbî olun, Sıratı Mustakîm’e tâbî olun. İşte bu; ruhu, vechi, nefsi ve iradeyi (hepsini) birer birer teslim etmeyi içeren Allah’ın vasiyetidir.”
 
Allah’ın ahdi ile Allah’ın vasiyeti arasında bir farklılık vardır. Allah’ın ahdi sadece iradenin teslimini içerir. İradenin teslimi, ruhu, fizik vücudu ve nefsi Allah’a teslim etmeden gerçekleşemez. Hepsinin teslimi ile bu sonuca gideceksiniz. İşte Allahû Tealâ’nın En’âm-152’de söylediği, “Ve bi ahdillâhi evfû: Allah’ın ahdini ifa edin.” sözü, sadece iradenin teslimini içerir. Ruhun, vechin, nefsin teslimi olmadan gerçekleşemeyeceği için dolaylı bir şekilde onları da kapsar. Ama Allahû Tealâ: “Allah’ın vasiyeti budur.” dediği zaman; takvaların hepsinin tahakkukuyla gerçekleşen bir sonuçtan bahsediyor, bütün takvalar; 7 tane takva;

1. Allah’a ulaşmayı dileme takvası
2. Mürşide ulaşıp tâbiiyet takvası
3. Ruhu Allah’a teslim takvası
4. Fizik vücudun teslimine ait olan takvası
5. Nefsin teslimine ait olan takva
6. İrşada ulaştıran takva
7. İradeyi Allah’a teslime ulaştıran takva.

En’âm Suresinin 152. âyet-i kerimesindeki Allah’ın vasiyeti, 7 tane takvanın hepsini içerir, hepsini teker teker içerir. Teslimler olarak bakarsak; ruhun teslimini, vechin teslimini, nefsin teslimini ve iradenin teslimini (4 tane teslimi) içerir. Böyle bir ortamda Allah’ın vasiyeti ile Allah’ın ahdi birbirinden ayrılır. Allah’ın ahdi sadece iradenin teslimini muhtevasına alır ama diğer teslimler yapılamadığı için aynı sonuca ulaşılır. İradenin tesliminin gerçekleşebilmesi için evvelâ ruhun, sonra vechin, sonra nefsin Allah’a teslim olması lâzımdır.

İşte Ra’d Suresinin 20 ve 21. âyetlerini birbirine bağlıyoruz. Allahû Tealâ Ra’d-21’de: “Onlar Allah’ın ahdini yerine getirirler.” dedikten sonra, Ra’d-22’de: “Ve onlar Allah’ın Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi Allah’a ulaştırdılar, vâsıl ettiler.” diyor. Allah’ın ahdini tek başına ele alırsak bu, Allah’ın misakidir. “Onlar misaklerini gerçekleştirdiler.” Bu ifade, “ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah’a teslim ettiler değil; onlar ruhlarını Allah’a teslim ettiler ve ruhlarının Allah’a ezelde verdiği misaki gerçekleştirdiler.” oluyor.

Allahû Tealâ: “Ve onlar Allah’ın Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi Allah’a ulaştırırlar.” diyor, sonraki âyet-i kerimede de: “Ve onlar Allah’ın misakini yerine getirirler.” buyuruyor. Eğer sadece Ra’d-21’deki bir bölümü yani “Ve onlar Allah’ın misakini yerine getirdiler.” bölümünü alırsak, sonraki âyet bu misakin ne olduğunu ifade ediyor. Misak sadece ruhun Allah’a teslimidir ama Allah’ın misakinin bir başka hüviyeti vardır ki; o, Allahû Tealâ’nın misaki ruhun da vechin de nefsin de iradenin de teslimini içerir ama muhtevası sadece iradenin teslimi istikametindedir. Âyetin sonrasına bakıyoruz; bir evvelki âyete değil de bir sonraki âyet-i kerimeye bakıyoruz. Ra’d-22’de Allahû Tealâ, onların Allah’ı dilediklerini ifade ediyor; “Vellezîne saberûbtigâe vechi rabbihim: Onlar sabırla Rablerinin vechini ibtiga ederler, isterler, dilerler.” diyor.

İşte burada 2 ayrı sonuçla karşılaşıyoruz. Bir insanın iradesinin Allah’a teslimi söz konusuysa, bunu tek başına değerlendirdiğimiz zaman Allah’ın vechini talep edenlerin, Allah’ın Zat’ını görmeyi talep edenler olduğunu görüyoruz. Çünkü kim ruhunu, vechini, nefsini Allah’a teslim ettikten sonra iradesini de Allah’a teslim ederse, teslim ettiği noktada mutlaka iradenin teslimiyle beraber Allah’ın Zat’ının görülmesi vardır. Burada Allahû Tealâ buyuruyor ki: “Saberûbtigâe vechi rabbihim: Onlar sabırla Allahû Tealâ’nın vechini dilerler, vechini kalp gözüyle görmeyi dilerler.” Velâyetin en üst noktası; bir kişinin irşad makamına Allahû Tealâ tarafından tayin edildiği nokta. “İrşada memur ve mezun kılındın.” cümlesiyle Allahû Tealâ kişiyi irşad makamına tayin eder. Bu noktada o kişi mutlaka Allah’ın Zat’ını görmüştür. Allah’ın Zat’ını gören kişi, Allahû Tealâ tarafından irşad makamına tayin edilir. Geri kalanlar vekil mürşidlerdir. Allah’ın mürşidi Allah’ın irşad makamına Allah’tan aldığı emirle emredecek olan, irşad makamını bu seviyede tayin ettiği kişi, irşada memur ve mezun kılınan kişi, el öptürmek yetkisinin yegâne sahibidir. Ona tâbî olanların da el vermek istikametinde her zaman yetkileri olur. Ama bu o seviyede bir yetki değildir. Allah’ın Zat’ının görülmesi irşad makamının temel hususiyetidir.

İşte Allahû Tealâ’nın “Saberûbtigâe vechi rabbihim; Ve onlar Allah’ın Zat’ını dilerler.” demekten muradı; onların Allah’ın Zat’ını görmeyi dilemeleridir. Ruhunu da vechini de nefsini de iradesini de Allah’a teslim etmiş olan bir kişi buna hak kazanmıştır; o gerçek anlamda bir mürşid olmuştur. Peki Allahû Tealâ: “Vellezîne saberûbtigâe vechi rabbihim.” dediği zaman, başka bir grubu da devreye alıyor mu? Elbette alıyor. Bir 2. grup “Onlar sabırla Allah’ın Zat’ını dileyenlerdir, ruhlarını Allah’ın Zat’ına ulaştırmayı dileyenlerdir.” İşte Allahû Tealâ Yûnus Suresinin 25. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ’ya ulaşmayı dileyenleri kastediyor.

10/YÛNUS 25: Vallâhu yed'û ilâ dâris selâm(selâmi), ve yehdî men yeşâu ilâ sırâtin mustekîm(mustekîmin).

Ve Allah, teslim (selâm) yurduna davet eder ve (teslim yurduna, Zat'ına ulaştırmayı) dilediği kimseyi, Sıratı Mustakîm'e ulaştırır.


Allahû Tealâ, onları Sıratı Mustakîm’e ulaştırdığını söylüyor. Sıratı Mustakîm’e ulaşanlar neye ulaşmak için Sıratı Mustakîm’e ulaştırılır? Allah’ın Zat’ına ulaşmak için. Allah’ın Zat’ını dileyenler; Allah’ın Zat’ına ulaşmak için dileyenler, Allah’ın Zat’ını görmek için dileyenler olarak 2 grup oluşturur. Allah’ın Zat’ına ulaşmayı dileyenler ruhlarını Allah’a ulaştırdıkları 21. basamakta gök katlarının yedincisine çıkmışlardır. Ruh, 7 âlemi geçmiştir; Allah’ın Zat’ına ulaşmıştır. Allah’ın Zat’ına ulaşan ruh, Allah’ın Zat’ında yok olur (22. basamak). Bu, Allah’ın Zat’ında ifna olmaktır. Burası fenâfillâh makamıdır. Allahû Tealâ bunu ciddi bir emeğin karşılığı olmaksızın, herkese doğrudan teslim eder. O kişi ruhunu Allah’ın Zat’ına ulaştırmıştır, Allah’ın Zat’ına ulaştırdığı zaman Allah’ın o kişiye yaptığı yardım sona erer, yardım buraya kadardır. Kim Allah’a ulaşmayı dilerse, Allahû Tealâ onun ruhunu mutlaka Kendine ulaştırır. Bu, Allah’ın Zat’ına ulaşmayı dileyenlerin son merhalesidir. Bundan sonra Allah’ın Zat’ını görmeyi dileyen kişi fizik vücudunu teslim edecektir, nefsini teslim edecektir, en sonunda iradesini teslim edecektir ki Allah Zat’ını o kişiye göstersin; onu irşad makamına tayin etsin.

İşte “Onlar sabırla Allah’ın Zat’ını dileyenlerdendir.” den murat, ikidir. Bir tanesi, Allah’ın Zat’ını görmeyi dilemektir, en üst makama talep olmaktır. İkincisi, Allah’ın Zat’ına ulaşmayı dilemektir. O son derece basit bir olgudur. Herkese kapılar açıktır. İşte Ra’d Suresinin 21. âyet-i kerimesinin “Ve onlar Allah’ın Zat’ını dilerler.” ifadesi onların Allah’ın Zat’ını görmeyi dilemeleri değildir. Eğer bir sonraki âyet-i kerimeyle birleştirirseniz; “Ve onlar, Allah’ın Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi Allah’a ulaştırırlar.” ifadesi, mânâyı sadece Allah’ın Zat’ına ulaşmaya yöneltiyor. Ama kim Allah’ın Zat’ını görmeyi dilerse, o 14. basamakta yola çıkıp, 21. basamakta ruhunu Allah’a ulaştıran, Allah’a teslim eden, bunu hedef ittihaz eden kişi değildir. O, bunu yaptıktan sonra fizik vücudunu Allah’a teslim edecektir; 25. basamak, nefsini Allah’a teslim edecektir; 26. basamak, irşad olacaktır; 27. basamak, iradesini de Allah’a teslim edecektir ve Allah’ın Zat’ını görecektir.

İşte Allahû Tealâ’nın: “Vellezîne saberûbtigâe vechi rabbihim: Onlar sabırla Allah’ın Zat’ını görmeyi ibtiga ederler” ifadesi, “onu hedef edinmişlerdir” noktasına ulaştırıyor bizi. Burası Allah’ın ahdini (ahdallahi’yi) yerine getirenler için geçerlidir. Burası Allah’a verdikleri iradelerinin misakini yerine getirenlerin mevkiidir, Allah’ın Zat’ının görüldüğü yerdir.

Öyleyse Allah ile olan yeminlerimiz, ahdlerimiz, misaklerimiz muhteva olarak bir araya getirildiği zaman, Allah’ın ahdi sadece irademizin teslimini içerir. Bu teslimle beraber daha evvel yapılması gereken 3 teslim mecburen olacaktır ki; onlardan sonra kişi teslim etsin ama Allah’ın vasiyeti; En’âm-153. âyet-i kerimede Allahû Tealâ’nın söylediği vasiyet, önce ruhun teslimini, sonra fizik vücudun teslimini, sonra nefsin teslimini, sonra iradenin teslimini (hepsini) kaplar. İşte böyle bir noktada Allahû Tealâ bir bütünü ifade ediyor. Bize ait olan misak de gene 2 tane hüviyet kazanıyor. Bir tanesi ruhumuzun Allah’a teslimi; misak; ilk teslimimiz. Diğeri gene bizim misakimiz; irademizi Allah’a teslim etmemiz; irademizin misaki; o ruhumuzu, vechimizi, nefsimizi de muhtevasına alan bir teslim. O noktadaki kişi Allah’ın Zat’ını görmek üzere bunu gerçekleştirmiştir. Onların gidecekleri yer Adn cennetleridir. Allah’ın Zat’ını gören kişi ise sadece 3. kat cennete ulaşabilir. Adn cennetleri, 7. kat, en üst seviye cennetlerdir.

Öyleyse sevgili kardeşlerim, Allah’ın ahdiyle bizim ahdimiz arasında farklılık vardır. Allah’ın ahdi 4 teslimi birden ifade eder, bizim o 4 teslimi de yerine getirmemizi ifade eder. Dördüncüyü yerine getirdiğimiz için diğer 3’ünü de ihtiva etmeliyiz. Ama bizim ahdimiz sadece fizik vücudumuzun Allah’a teslimini ihtiva eder. Öyleyse Allah’ın ahdiyle bizim ahdimiz arasında çok ciddi bir farklılık var. Allah’ın misakine gelince, bizim misakimiz ruhumuzun Allah’a teslimidir, bizim misakimiz irademizin Allah’a teslimidir. Allah’ın misaki; ruhumuzu, vechimizi ve nefsimizi Allah’a teslim ettiğimiz bir muhteva taşır. Hepsini birden teslim etmeyi ifade eder ama Allah’ın ahdi sadece irademizi Allah’a teslim etmeyi ifade eder ki bu otomatik olarak daha evvelki teslimleri içerecektir. Görüldüğü gibi Allah’ın ahdi, misaki, bizim ahdimiz, misakimiz, yeminimiz ayrı ayrı çok önemli farklılıklar gösterir.

Allahû Tealâ’ya sonsuz hamd ve şükrederiz ki bir defa daha Allah’ın bir zikir sohbetinde Yüce Rabbimiz bizleri birlikte kıldı ve bir güzelliği birlikte yaşadık. Allahû Tealâ’nın hepinizi hem cennet saadetine hem dünya saadetine ulaştırmasını Yüce Rabbimizden dileyerek sözlerimizi inşaallah burada tamamlıyoruz. Allah hepinizden razı olsun.

İmam İskender Ali  M İ H R