➤ }
Bad Homburg Konferansı 1. Bölüm 08.04.2007
Mp4 Mp3 Link

Sohbet Kodu: 111158


SOHBETİN ADI: BAD HOMBURG KONFERANSI 1. BÖLÜM

TARİHİ: 08.04.2007
 

Muhterem Bad Homburglu kardeşlerimiz, Muhterem Avrupalı kardeşlerimiz, Avrupa’nın her tarafından gelen sevgili kardeşlerimiz, Allah’ın huzurunda sizleri selâmlamaktan mutluluk duyuyoruz. Sizlerle bir defa daha beraber olmanın o büyük hazzını yaşıyoruz. Hepinizi çok ama çok seviyoruz sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım.

Muhakkak ki biz insanlar sadece birer yaratığız, birer mahlûkuz. Yaratan, Allah’tır. Hepimizi yaratan Yüce Allah. Her şeyimizle O’na borçluyuz. Bizleri çok ama çok sever. En çok insanı sever. Ve buyuruyor ki Câsiye Suresinin 13. âyet-i kerimesinde:


45/CÂSİYE-13: Ve sahhara lekum mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardı cemîan minhu, inne fî zâlike le âyâtin li kavmin yetefekkerûn(yetefekkerûne).

Ve göklerde ve yerde olanların hepsini kendinden (bir lütuf olarak) size musahhar (emre amade) kıldı. Muhakkak ki bunda, tefekkür eden bir kavim için mutlaka âyetler (ibretler) vardır.

 

“Ey insanlar! Bütün göklerde ve yerde olanların hepsini sizlerin emrinize musahhar kıldım.”

 

Emrimize amade kılmış. Bütün göklerde olan, bütün yerlerde olan her şey bizim için yaratılmış, insanlar için yaratılmış ve bizim emrimize Allahû Tealâ tarafından musahhar kılınmış (hasredilmiş, emrimize verilmiş). Öyleyse yerleriyle, gökleriyle bütün bir kâinat; cinler, şeytanlar, hayvanlar, bitkiler, suda yaşayan mahlûklar; hepsi insan için yaratılmış. Hepsinin mutlaka bir faydası var, sevgili kardeşlerim.

 

Bakalım neler söylüyorsunuz bize, gönderdikleriniz bize ulaştı.

 

Avrupa’daki öğrencilerimiz derler ki:

 

“Esselamu aleykum ve rahmetullâh ve berekâtuhu Muhterem Efendimiz! Almanya’ya, Bad Homburg’a hoşgeldiniz, safalar getirdiniz. Bizler Bad Homburg’tan, Frankfurt’tan, Nürnberg’ten, Kassel’den, Dortmund’tan, Osterburg’ten, Gelsenkirchen’den, Bielefeld’den, Stuttgart’tan, Berlin’den, Hannover’den, Brüksel’den, Avusturya Viyana’dan, Fransa’dan, Hollanda’dan, Belçika’dan ve Almanya’nın ve Avrupa’nın çeşitli yerlerinden talebeleriniz olarak ellerinizden hasretle, hürmetle öpüyoruz.”

 

Sevgili kardeşlerim, biz de sizlerin gözlerinizden öpüyoruz, muhabbetle.

 

“Ve sizi çok ama çok sevdiğimizi söylemek istiyoruz. Buraya gelmenizi nasip kıldığı için Rabbimize çok hamd ve şükreder, bu konferansı bizlere lütfettiğiniz için sonsuz teşekkürlerimizi arz ederiz.” diyor kardeşlerimiz.

 

Biz sizlere teşekkür ederiz, orada bize bir konferans vermeyi siz hazırladınız Rabbimizin yardımıyla. Bunu da gerçekleştirdiniz hamdolsun.

 

“Muhterem Efendimiz, dua buyurunuz ki; Rabbimizin nasip kıldığı bu muhteşem birliktelikten en üst seviyede faydalananlardan, bize verdiğiniz ilim pınarından kana kana içenlerden olalım. Siz ahlât ağaçları misali fî sebîlillâh dağıtıyorsunuz ama biz alanlardan olalım. Aldığımız ilmi A’dan Z’ye yaşayanlardan olalım. Boş geldik ama dolu gidelim. Eksiklerimizi tamamlayalım. Hatalarımızdan dolayı Rabbimiz bizi affetsin. Dua buyurunuz Efendimiz. Dua buyurunuz ki Efendimiz, biz buradan en üst seviyede teçhiz edilmiş olarak ayrılalım. Bu konferans bittikten sonra da biliyoruz ki; siz hep bizimlesiniz. Başımızın üzerindesiniz. Dua buyurunuz ki Efendimiz, biz de hep sizinle olalım. Rabbimizin her an bizimle ama dua buyurunuz ki; biz de her an Rabbimizle olduğumuzun şuurunda olalım. Bizi hiç bırakmayın Efendimiz. Bizi siz elimizden tuttuğunuz için ayaktayız. Size öyle muhtacız, öyle muhtacız, öyle muhtacız Efendimiz. Hasretinizle suladığımız kalbimizde himmetinizle açan sevgi güllerini en derin hürmetlerimizle arz ederiz. Sizi gerçekten çok seviyoruz Muhterem Efendimiz.” diyor Avrupa’daki talebelerimiz.

 

Sevgili kardeşlerim, bu övgü dolu yazınıza Allah’ın huzurunda teşekkür ediyorum. Hepinizi çok ama çok seviyorum ve suallere geçiyorum inşaallah.

Soruyu soran Avusturya Viyana’dan E.B.

 

SORU: Muhterem Efendimiz, mübarek ellerinizden hürmetle öpüyoruz. Bu güzel gün için Yüce Rabbimize sonsuz hamd ve şükrediyoruz. Muhterem Efendimiz, Viyana’daki kardeşlerimizle 15 kişilik bir grup olarak inşaallah himmetinizle konferanstayız. Sevgili Efendimiz, sizi çok ama çok seviyoruz. Müsaadenizle inşaallah sorumu arz etmek istiyorum:

“Âhir zamanda Kur'ân-ı Kerim bir vadide, insanlar başka bir vadide olacaktır,” hadîsini açıklar mısınız?

 

Allah razı olsun. Mübarek ellerinizden öpüyor, her konuda, özellikle fizik vücudun teslimi konusunda dualarınızı bekliyoruz. Canımız Efendimiz, sizi çok seviyoruz.

 

CEVAP: Hadîse bir defa daha bakalım: “Âhir zamanda Kur'ân-ı Kerim bir vadide, insanlar başka bir vadide olacaktır.” Bu, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz’in hadîs-i şerifi. O gün gelmiştir. O günü yaşıyoruz; insanlar bir vadide, Kur'ân bir vadide.

 

Yani? Yani sevgili kardeşlerim, Kur'ân, insanları kurtarıcı hükümleri itibarı ile tamamen devre dışı kalmış. Dînden murat; dînin dünya saadetine ulaştıracak olan kesimi ile dünya mutluluğunu yaşamak, cennet mutluluğuna ulaştıracak olan kesimi ile cennet mutluluğunu yaşamak. Ne demek istiyoruz? Bir özet olarak 7 safha ve 4 teslim, bu konunun tam cevabını verir.

 

İnsan hayatı, Allah ile olan ilişkiler açısından 7 safha ve 4 tane de teslim içerir ve 28 basamakta tamamlanan bir vetiredir. İşte bunun şeması olarak 1. kademe 3. basamakta başlar. 1. basamakta olaylar yaşanır. 2. basamakta olaylar değerlendirilir. Bu değerlendirme sırasında kim Allah'a ulaşmayı dilerse, o kişi Allahû Tealâ’nın kurtuluşu için hazırdır ama bu dilek için insanların büyük kısmı Allahû Tealâ tarafından seçilmiştir. Bu seçilenlerden, seçilenler %90’dan fazlasıdır insanların. Bunlardan kim Allah'a mülâki olmayı yani ruhunu hayattayken Allah'a ulaştırmayı dilerse, sadece onlar cenneti hak ederler. Allahû Tealâ böyle bir dileğin sahibi olmayanların gidecekleri yerin cehennem olduğunu söylüyor.

Yûnus Suresi 7. ve 8. âyetler:

10/YÛNUS-7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatmeennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).

Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.

10/YÛNUS-8: Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).

İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).



“innellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatmeennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne), ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).” diyor Allahû ki Tealâ.


“Onlar ki, muhakkak surette Bize ulaşmayı (ruhlarını hayattayken Bize ulaştırmayı) dilemezler; mutlak surette dilemezler. Onlar dünya hayatından razıdırlar. Dünya hayatıyla mutmain olurlar (doyuma ulaşırlar). Onlar Bizim âyetlerimizden gâfil olanlardır. Onların gidecekleri yer, kazandıkları dereceler itibarı ile ateştir (cehennemdir).” diyor Allahû Tealâ.

 

Ne çıkıyor sonuç? Kim ruhunu şu dünya hayatını yaşarken Allah'a ulaştırmayı dilemezse, böyle bir talebi olmayan kişinin gideceği yer cehennemdir. Ve o kişi Allah’ın âyetlerinden gâfildir. İşte insanların Allah’ın yolundan ayrılışının temelinde bu var. 1. etapta Allah'a mülâki olmayı; ruhunu hayatta iken Allah'a ulaştırmayı dilememek. Bizim muhterem dîn adamlarımıza bu konuyu sorduğunuz zaman onlar: “Biz böyle bir şeyi hiç görmedik, hiç duymadık. Bize böyle bir şey öğretilmedi.” diyorlar. Haklılar mı? Evet, sevgili kardeşlerim. Evet, haklılar. Gerçekten onlara Kur'ân’ın temeli öğretilmedi. Öğretilmediği için onlar bir vadideler, mutluluk bir başka vadide, Kur'ân bir başka vadide. Çünkü bu anlattığımız, Kur'ân’ın temelidir.

 

1. safhada Allah'a ulaşmayı dilemek var. Sadece dileyenler 1. safhada olurlar, cehennemden de kurtulurlar. Evet, bu kadar basit ve kolay bir şeyden bahsediyoruz. Bir insan Yüce Rabbimize derse ki: “Ey Yüce Allah’ım! Senin bugüne kadar yetiştirdiğin binlerce, on binlerce, yüz binlerce evliyan olmuş. -Ermiş diyorlar bizim dilimizde, Türkçemizde- Ben de o ermişlerden, -yani ruhunu Sana ulaştırmış olanlardan- Sana ruhunu ulaştırarak Sana ermiş olan evliyandan birisi olmak istiyorum. Ya Rabbi! Beni de onların arasına yaz. Beni de onların arasına koy. Ben de Sana ruhumu ulaştırmayı diliyorum. Ruhumu Sana ulaştırarak beni de ermiş evliyan kıl.” Kim böyle bir talebi yaparsa ama şuradan, kalbinden yaparsa o zaman o kişi mutlaka cennetin 1. katını otomatik olarak hak eder. Ve Allahû Tealâ onu orda bırakmaz, mutlaka daha öteye geçirir. O kişi üzerinde derhal tesir icra etmeye başlar. Onun irşad makamını herhangi bir kişi olarak gören gözlerini, irşad makamı olarak görecek bir hüviyete sokar. Onun basar isimli görme hassasını, irşad makamını herhangi bir insandan farklı bir mürşid olarak görmek istikametinde açar. Onun işitme hassasını, sem'î hassasını açar, kulaklarındaki vakrayı alır.

 

Vakra; işitme engelidir. Kişinin manevî değerleri işitebilmesini engelleyen engelin adı vakradır. Ve Allahû Tealâ o kişinin kalbinden ekinneti alır, kalbinin mührünü açar. İşte o kişi bu noktadan itibaren, Allah'a ulaşmayı dilediği noktadan itibaren, Allah bunları otomatik olarak gerçekleştirir ve kişiyi 1. kat cennetin sahibi kılar.

 

Sonra Allah bu kişiyi nefsinin kalbinde %2 nur birikimi oluşunca hacet namazı kılmak konusunda yetkili kılar. Hacet namazıyla kişi, mürşidini sorar Allah'tan ve böyle bir insan yani Allah'a mutlaka ulaşacağını, ulaşmayı dileyerek, bunu umut ederek Allah’tan soran kişi, kalbinde bu taleple sormuşsa mutlaka Allahû Tealâ onu bu noktaya ulaştırır. Ve kişi hacet namazını kılıp mürşidini sorduğu zaman Allahû Tealâ’dan, Allah ona mutlaka mürşidini gösterir. Mürşidi sorup da Allah’ın gösterdiği mürşide ulaşan kişi, onun önünde diz çöküp tövbe eder; söyleyeceği kelimeleri tek tek tekrar ederek. Bu noktada kişi 14. basamaktadır.

 

3. basamakta Allah'a ulaşmayı dileyen kişiye, Allahû Tealâ birçok yardımlar yapmıştır, onu 14. basamağa ulaştırmıştır. Burada kişi, Allahû Tealâ’dan 12 tane yardım almıştır. Allahû Tealâ’nın bu 12 ihsanına ilâve olarak 7 tane ni'met alacaktır, kişi mürşidine tâbî olduğu zaman. Mürşidin ruhu o kişinin başının üzerine gelir, yerleşir.

 

Mucâdele Suresinin 22. âyet-i kerimesi; Allahû Tealâ diyor ki:

58/MUCÂDELE-22: Lâ tecidu kavmen yu’minûne billâhi vel yevmil âhiri yuvâddûne men hâddallâhe ve resûlehu ve lev kânû âbâehum ve ebnâehum ve ihvânehum ev aşîratehum, ulâike ketebe fî kulûbihimul îmâne ve eyyedehum bi rûhin minhu, ve yudhıluhum cennâtin tecrî min tahtihâl enhâru hâlidîne fîhâ, radıyallâhu anhum ve radû anhu, ulâike hizbullâh(hizbullâhi), e lâ inne hizballâhi humul muflihûn(muflihûne).

Allah’a ve ahiret gününe (ölmeden önce Allah’a ulaşmaya) îmân eden bir kavmi, Allah’a ve O’nun Resûl’üne karşı gelenlere muhabbet duyar bulamazsın. Ve onların babaları, oğulları, kardeşleri veya kendi aşiretleri olsa bile. İşte onlar ki, (Allah) onların kalplerinin içine îmânı yazdı. Ve onları, Kendinden bir ruh ile destekledi (orada eğitilmiş olan, devrin imamının ruhu onların başlarının üzerine yerleşir). Ve onları, altından nehirler akan cennetlere dahil edecek. Onlar orada ebediyyen kalacak olanlardır. Allah, onlardan razı oldu. Ve onlar da O’ndan (Allah’tan) razı oldular. İşte onlar, Allah’ın taraftarlarıdır. Gerçekten Allah’ın taraftarları, onlar, felâha erenler değil mi?



“Onların kalplerine îmân yazılır ve onlar Allah’ın katından bir ruhla yani başlarının üzerine devrin imamının ruhunun gelmesiyle desteklenirler ve cennetlere konulurlar.” diyor Allahû Tealâ.

 

Kimin Allah'a kalpten ulaşmayı dileyerek mürşidine ulaşması söz konusu ise bu kişi mutlak olarak tâbiiyetinde cennetin 2. katını elde eder. Allah'a mülâki olmayı dileyen kişi, 1. kat cenneti elde eder. Ama mürşidine ulaşan kişi 14. basamakta o, 2. kat cennetin sahibidir. Onu mürşidine ulaştıran da Allah’tır. Bu noktaya ulaşması için nefsinin kalbinde %2 rahmet, %49 da fazıldan oluşan %51 nuru oluşturan da Allah’tır ve bu o kişinin nefsinin kalbinde tamamlanınca %49 fazl, 7 defa %7 fazl birikimi, %2 de rahmet birikimi tahakkuk ettiği zaman o kişi 3. kat cennetin sahibi olur. Ruh da her %7 nefsinin kalbinde nur birikiminde, bir gök katını aşarak Allah'a doğru bir yolculuk yapar. İlk %7 fazl birikiminde, 1. gök katına ulaşır ruh, diğerleriyle beraber ama o orada kalacaktır, diğerleri yukarıya çıkacaklardır. 2. kata çıkabilecek seviyede olduğu zaman nefsinin kalbinde %7 daha fazl birikimi gerçekleşmiş olur. Bu %7 fazl birikimi onu 2. kata çıkabilecek olan evsafta kılar. O vasfı kazandırır. Ve kişinin ruhu 2. gök katına ulaşır.

 

Birincisine “Nefs-i Emmare” diyor Kur'ân-ı Kerim. Henüz nefsinin emrinde olan bir nefs kademesi bu.

12/YÛSUF-53: Ve mâ uberriu nefsî, innen nefse le emmâretun bis sûi illâ mâ rahime rabbî, inne rabbî gafûrun rahîm(rahîmun).

Ve ben, nefsimi ibra edemem (temize çıkaramam). Muhakkak ki nefs, mutlaka sui olanı (şerri, kötülüğü) emreder. Rabbimin Rahîm esmasıyla tecelli ettiği (nefsler) hariç. Muhakkak ki Rabbim, mağfiret edendir (günahları sevaba çevirendir). Rahîm’dir (rahmet nurunu gönderen ve merhamet edendir).

 

İkincisi, Nefs-i Levvame. Kişi nefsini kınamaya başlamış. Başına gelen her türlü musîbetin, nefsinin afetleri yüzünden olduğunun farkında. Bundan kurtulmak istiyor ama hataları işlemekten de kendisini kurtaramıyor.

2. gök katı; Nefs-i Levvame.

75/KIYÂME-2: Ve lâ uksimu bin nefsil levvâmeti.

Ve hayır, levvame (kınayan) nefse yemin ederim.


Sonra kişi bir noktada Allah'tan ilham alabilir, bu 3. gök katıdır. Allahû Tealâ bunu Nefs-i Mülhime olarak değerlendiriyor, diyor ki:

91/ŞEMS-8: Fe elhemehâ fucûrehâ ve takvâhâ.

Sonra ona (nefse) fücurunu ve takvasını ilham etti.

 

“fe elhemehâ fucûrehâ ve takvâhâ: Ona takvası da fücuru da ilham edilir.”

Allah’ın takvası, şeytanın fücuru.


91/ŞEMS-9: Kad efleha men zekkâhâ.

Kim onu (nefsini) tezkiye etmişse felâha (kurtuluşa) ermiştir.



“kad efleha men zekkâhâ.” diyor Allahû Tealâ, “Kim nefsini tezkiye ederse o, felâha erer.”

 

Sevgili kardeşlerim, bu noktada bu kişi Allah'tan ilham almaya başlamıştır, Nefs-i Mülhime’dedir, ilham alan kişinin kademesindedir. Ruhu 3. gök katına ulaşmıştır. Nefsinin kalbinde başlangıçtaki %2 rahmet birikiminden sonra 3 defa %7 fazl birikimi gerçekleşmiştir. Emmare’de %7, Levvame’de bir tane daha %7, Mülhime’de bir tane daha %7; ruh da her birinde bir gök katı yükselerek 3. gök katına ulaşmıştır. 4. kademe Mutmainne’dir. 5’incisi Radiye’dir, 6’ncısı Mardiyye’dir. Bunların hepsi Fecr Suresinin 27, 28, 29. ve 30. âyetlerinde ifade buyruluyor.

89/FECR-27: Yâ eyyetuhân nefsul mutmainnetu.

Ey mutmain olan nefs!

89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeten.

Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!

89/FECR-29: Fedhulî fî ibâdî.

(Ey fizik vücut!) O zaman, (nefsini tezkiye ettiğin ve ruhunu Allah’a ulaştırdığın zaman Bana kul olursun) kullarımın arasına gir.

89/FECR-30: Vedhulî cennetî.

Ve cennetime gir.

 

“yâ eyyetuhân nefsul mutmainnetu, irciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeten, fedhulî fî ibâdî, vedhulî cennetî.”

“Ey mutmain olan nefs!” diyor Allahû Tealâ.

 

Mutmain demek; doyuma ulaşmış demek. Kişiye Allah’ın kendisine verdiği kazanç ne ise onun kendisi için optimal olduğunu, daha fazla kazansaydı bunu belki Allah’ın yasak kıldığı yerlerde harcayabileceğini, daha az vermiş olsaydı kendisine yetmeyebileceğini düşünür kişi. Hem kendine yetecek kadar yetecek olduğuna emin olduğu bir miktar para kazanmaya başlar, o para onu hoşnut kılar. Hem de Allahû Tealâ’ya hamdeder, şükreder; kendisine bu nasip kılındığı için. Burası Nefs-i Mutmainne’dir. Kişi tatmin olmuştur, doyuma ulaşmıştır. Bundan sonra kişi Allah’tan razı olacaktır; Nefs-i Radiye.

 

Fecr-27, 28, 29, 30’da Allahû Tealâ diyor ki: “Ey mutmain olan nefs! Allah'tan razı ol ve Allah’ın rızasını kazan.” Yani: “Allah'tan razı ol, Radiye kademesinin sahibi ol. Allah da senden razı olsun, Mardiyye kademesinin sahibi ol.”

 

Ve ruha sesleniyor Allahû Tealâ:

 

“irciî ilâ rabbiki: Rabbine rücû et (Rabbine geri dön, geri dönerek Rabbine ulaş ey ruh).”

Ruha hitap ediyor Allahû Tealâ. Sonra da fizik vücuda hitap ediyor Allahû Tealâ:

 

“fedhulî fî ibâdî: Ey fizik vücut! Sen de kullarımın arasına gir (artık Benim kulum oldun).”

Bu üst seviyede bir kulluktur.

“Ve cennetime gir.”

 

Radiye’den sonra Mardiyye makamı gelir. Bu makam Allah'tan razı oluşun arkasından gelen, Allah’ın da o kişiden razı olduğunu ifade eder. Radiye; Allah'tan razı olmak. Mardiyye; Allah’ın o kulundan razı olması halidir. Ve son kademe Tezkiye’dir. Allahû Tealâ diyor ki:

 

35/FÂTIR-18: Ve lâ tezirû vâziretun vizre uhrâ, ve in ted’u muskaletun ilâ himlihâ lâ yuhmel minhu şey’un ve lev kâne zâ kurbâ, innemâ tunzirullezîne yahşevne rabbehum bil gaybi ve ekâmûs salât(salâte), ve men tezekkâ fe innemâ yetezekkâ li nefsihî, ve ilâllâhil masîr(masîru).

Ve yük taşıyan birisi (bir günahkâr) başka birinin yükünü (günahını) yüklenmez. Eğer ağır yüklü kimse, onu (günahlarını) yüklenmeye (başkasını) çağırsa bile ondan hiçbir şey yükletilmez, onun yakını olsa dahi. Sen ancak gaybte Rabbine huşû duyanları ve namazı ikame edenleri uyarırsın. Ve kim tezkiye olursa (nefsini tezkiye ederse), o taktirde bunu sadece kendi nefsi için yapar. Ve dönüş (varış) Allah’adır (Nefs tezkiyesi ile ruh Allah’a döner, ulaşır).



“ve men tezekkâ fe innemâ yetezekkâ li nefsihî, ve ilâllâhil masîr(masîru).”

“Kim nefsini tezkiye ederse…”

 

Ra’d Suresinin 28. âyet-i kerimesinde:

13/RA'D-28: Ellezîne âmenû ve tatmainnu kulûbuhum bi zikrillâh(zikrillâhi) e lâ bi zikrillâhi tatmainnul kulûb(kulûbu).

Onlar, âmenûdurlar ve kalpleri, Allah’ı zikretmekle mutmain olmuştur. Kalpler ancak; Allah’ı zikretmekle mutmain olur, öyle değil mi?



“ellezîne âmenû ve tatmainnu kulûbuhum bi zikrillâh(zikrillâhi), e lâ bi zikrillâhi tatmainnul kulûb(kulûbu).”

 

Fâtır Suresinin 18. âyet-i kerimesi, Allahû Tealâ diyor ki: “Kim nefsini tezkiye ederse o, bunu kendi nefsi için yapmış olur. Ve ruhu Allah'a ulaşır. Dönüş yeri (onun ulaştığı yer), Allah’tır.” diyor Allahû Tealâ.

Kim nefsini tezkiye ederse, nefsini tezkiye eden kişinin ruhu Allah'a ulaşır, vasıl olur.

 

Öyleyse Allahû Tealâ’nın kişiye olan yardımı burada tamamlanır. Bedavadan verdiği yardım, karşılıksız verdiği yardım, hibe. Herkese verir. Kim Allah'a mülâki olmayı dilerse bu dilek tek başına Allah için yeterlidir. Bu dileğin sahibi olan kişi mutlaka ruhunu hayatta iken Allah’a, Allah tarafından ulaştırır. Eğer 7-8 aylık bir ömrü varsa kişinin, mutlaka bu gerçekleşir ama kişi Allah'a mülâki olmayı diledi, sonra öldü; 1. kat cennetin sahibidir. 14. basamakta mürşidine ulaştı, tâbî oldu, öldü; 2. kat cennetin sahibidir. Ruhunu Allah'a ulaştırmayı nasip etti Allahû Tealâ, ondan sonra emanetini geri aldı, kişi öldü; o zaman da mutlaka kişi 3. kat cennetin sahibidir. Ve bu 1, 2. ve 3. kat cennetlerin sahibi olmakta kişi hiçbir noktada zorlanmamıştır. Allahû Tealâ o kişi oruç tutamıyorsa, ona orucun kolaylıklarını temin etmiştir. Onun üzerinden açlığı almıştır, susuzluğu almıştır, baş ağrısını almıştır. Bu kişi namaz kılamıyorsa, namaz kılmak ona zor geliyorsa Allahû Tealâ ona namazı sevdirmiştir. Zekât vermek zor geliyorsa zekâtı verdirmiştir.

 

Sevgili kardeşlerim, bütün negatif faktörler, Allahû Tealâ tarafından yok edilir ve kişinin ruhu, o kişinin söylediğimiz gibi 7-8 aylık bir ömrü varsa mutlaka Allah’ın Zat’ına ulaştırılır, Allah tarafından ulaştırılır. Eğer bu söylediklerimiz bilinmiyorsa sevgili misafirlerimiz, gördünüz ki bunların hepsi Kur'ân âyetidir. Eğer insanlar bunları bilselerdi, o zaman kardeşimizin söylediği olay cereyan etmezdi. Yani insanlar bir vadide, Kur’ân bir vadide olmazdı. İşte şu anda biz ve bizim kardeşlerimiz, bizler Kur'ân’la aynı vadide olanlarız. Çünkü Kur'ân’ın bütününü yaşarız ve Kur'ân çoktan rafa kaldırılmış. Kala kala İslâm’ın 5 tane şartı kalmış geriye; namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek, zekât vermek, kelime-i şahadet getirmek. Herkes böyle yaparsa cennete gireceğini zannediyor. Hiç kimse İslâm’ın 5 tane şartıyla cennete giremez. Daha sözümüzün başında sizlere çok açık bir şekilde Yûnus Suresinin 7. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ’nın söylediklerini ifade ettik. Bir açış yaptık ki; herkes daha baştan eğer Allah’a ulaşmayı dilemezse cehenneme gideceğini kesin olarak öğrensin. Öğrensin ki; Kur'ân’la aynı vadide olmayı başarsın.

 

İşte ne diyordu Allahû Tealâ? “Onlar ki muhakkak surette Bize mülâki olmayı dilemezler.” Ve âyet-i kerime şöyle bitiyordu: “Onların gideceği yer, kazandıkları dereceler itibarıyla ateştir (cehennemdir).” diyor. Allah’a ulaşmayı dilemeyen kişinin gideceği yerin cehennem olduğunu söylüyor Allahû Tealâ.

 

Öyleyse sevgili misafirlerimiz, belki de ilk defa duyuyorsunuz böyle bir şeyi. Bunu da normal karşılarız. Çünkü eğer Allahû Tealâ bize bunları öğretmeseydi biz de bilmeyecektik, kardeşlerimiz de öğrenemeyeceklerdi. Bizim için de Kur'ân bir yanda bir vadide, biz de başka bir vadide olacaktık. Ama Allahû Tealâ bize Kur'ân’ı öğretti. Bugünkü dîn adamlarıyla aramızdaki farklılık odur ki; Allah bize Kur'ân’ı öğretti. Kur'ân da biz de aynı vadide. O yemyeşil çimenler arasında, gül bahçeleri arasında Allah’ın bize nasip kıldığı mutluluğu yaşıyoruz.

 

Sevgili misafirlerimiz, bunu denemek de hiç zor değil. Allaha ulaşmayı dilerseniz: “Ya Rabbi! Ben ruhumu hayattayken Sana ulaştırmak istiyorum. Beni de ulaştır. Benim de ruhumu Sana ulaştır.” Kalbinizden söyleyeceğiniz bu kadar bir talep yeterli. Kalpten olduğunu nereden mi anlayacaksınız? Eğer kalpten söylemişseniz, derhal her şeyin daha değiştiğini ve o güne kadar mutsuz bir insan olan sizin, mutlu bir insan olduğunuzu yaşayacaksınız. Mutluluk derhal başlar.

 

Neyiniz eksik? Oruç tutamıyorsunuz; Allahû Tealâ sizin derhal oruç tutabilecek seviyeye ulaşacak olan bir fizik vücut yapısına kavuşmanızı temin eder. Namazlar ağır geliyor, namaz kılamıyorsunuz; Allah size mutlaka namazı sevdirir. Allahû Tealâ’nın emirleri ne ise; zikir yapmak. Zikir yapmayı sevmiyorsunuz; Allahû Tealâ mutlaka zikri sevdirir.

 

Bu öyle bir husustur ki; Allah sizi kontrolüne almıştır ve ruhunuzu Allah'a ulaştıracağınız 21. basamağa kadar sizi bütün cephelerden ekmel kılar, tekâmül ettirir ve mutlaka eğer 7-8 aylık bir ömrünüz varsa Allah, sizin ruhunuzu Kendisine ulaştırır. Ulaştırdığı zaman da siz 3. kat cennetin sahibi olursunuz. Dünya mutluluğunun da yarısının sahibi olursunuz; %51’inin. Neden? Çünkü başlangıçta aldığınız %2 rahmet nuru, sonradan da her bir gök katında nefsinizin kalbinde biriken %7 fazl nurları, sizin o %100 kapkaranlık olan, tamamen afetlerden oluşan, Allah’ın bütün emirlerine sizi karşı çıkartan, yasak ettiği bütün fiilleri işlemeye sizi sevk eden nefsinizin afetlerinin yarısından fazlası, %51’i yok olmuştur. Yerini %49 fazl nuru, %2 de rahmet nuru almıştır. Ve dünya hayatınızı yarı yarıya mutlu bir insan olarak geçirirsiniz. Çünkü nefsinizin öbür tarafı, %49’u hâlâ afetlerle doludur ama zikrinizi o seviyede bırakmazsanız; 33.000 zikre mi ulaştınız? O seviyede tutturursanız, ömür boyunca yarı mutluluğu yaşarsınız. Mutlaka 3. kat cennete girersiniz. Arttırdınız nefsinizin kalbindeki nurları, bu nurları çok arttırmayı başarırsanız %51 nurdan, %81 nura ulaşabilirseniz o zaman fizik vücudunuzu da teslim edersiniz. Onun kolay bir şey olduğunu söylemiyoruz. Bu dik yokuştur. Düşünün ki; o güne kadar 2 saat zikretmekle bu işi başarabilirsiniz. Söylediğim gibi ruhunuz Allah’a ulaşır. Ama fizik vücudunuzun sevgili kardeşlerim, Allah’a teslimi 18 saatlik falan bir zikri gerektirir. 24 saatlik bir zaman parçasında bu zikri gerçekleştirmek de herkesin harcı değildir. Ama siz eğer o 2 saat zikrinizi bir ömür boyu devam ettirebilirseniz, o zaman 3. kat cennetten asla düşmezsiniz ve şeytan da size bütün gayretine rağmen cehennemlik damgasını vurduramaz. Öyleyse burası Allahû Tealâ tarafından garanti edilmiş olan bir dünyadır. “Kim Allah’a mülâki olmaya dilerse, Allah onu mutlaka Kendisine ulaştırır.” Öyle mi? “Öyle.” diyor.

 

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, bu muhtevada Allahû Tealâ herkese bir garanti vermiş: “Kim,” diyor, “Bana ulaşmayı dilerse, Ben onu mutlaka Kendime ulaştırırım.”

İşte Şûrâ Suresinin 13. âyet-i kerimesi:

42/ŞÛRÂ-13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrakû fîhi, kebure alâl muşrikîne mâ ted’ûhum ileyhi, allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).

(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).

 

Allahû Tealâ diyor ki Şûrâ-13’te:

“allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).”

“Allah dilediğini Kendine seçer ve o seçtiklerinden…”

 

Bunlar insanların %90’dan fazlasıdır. İnsanların %95’ten fazlasını hatta Allahû Tealâ seçer. Seçmedikleri, Allah’a ulaşmayı dilemeyenler değildir. Seçmedikleri; Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerden başka insanları da Allah’a ulaşmayı dilemekten men eden kesimdir. Bunlar başkaları için muzildir. Başkalarının da kendileri gibi cehenneme gitmesine sebebiyet verecekleri için, başkalarının vebalini aldıkları için Allahû Tealâ onları seçmez. Ama geri kalan herkes seçilir.

 

İşte sizler de sevgili kardeşlerim, buraya, konferansa gelmeyi düşündüğünüze göre mutlaka seçilenlerdensiniz. Eğer dilemediyseniz hemen Allah’a mülâki olmayı (ruhunuzu Allah’a ulaşmayı) dileyin ki; Kur'ân’la aynı vadide olasınız.

 

Sevgili kardeşlerim, sevgili misafirlerimiz, can dostlarım, gönül dostlarım, Allah ile dost olmak çok güzel bir şey. İşte her kim insanlardan bu noktadaki zikir seviyesini, diyelim; 2 saatlik, 2,5 saatlik bir zikir, 3 saatlik bir zikirle ruhunu Allah’a ulaştırmıştır. Bu seviyeyi muhafaza edebilirse kişi, ömür boyunca mutluluğun yarısını yaşamaya devam eder ve kıyâmetten sonra da gideceği yer mutlaka cennetin 3. katıdır.

 

Bundan sonra ne olur? Eğer kişi devam eder de zikrini öyle bir seviyeye getirir ki; günde 18 saatten aşağı olmamak üzere zikir yapmaya başlar kişi. O zaman nefsinin kalbinin %80’den daha fazla nurla dolduğunu görecektir. Fizik vücudunu Allah’a teslim etmiştir. İşte burası 4. kat cenneti ifade eder. 22. basamakta ruh Allah’ın Zat’ında yok olur. 25. basamakta fizik vücut Allah’a teslim olur. Kim günün yarısından daha fazla zikir yaparsa zaten bunu başarabilecek olan kişi olur o. Bundan sonra Allah’ın yardımı o kişiye mutlaka gelecektir. Kişi fizik vücudunu Allah’a teslim eder. Burası o kişiyi 4. kat cennetin sahibi kılar. Ama herkes için gerçekten bir dik yokuştur. İki sebepten dolayı.  2 saatlik zikir, 18 saate çıkacaktır. Birincisi, asıl büyük sebep bu. İkincisi; o güne kadar şeytan devrede yoktur, bundan sonra şeytan devreye girecektir. 

 

Sevgili kardeşlerim, böyle bir dizaynda bütün insanlar için bir hedef söz konusudur.  Ruhunuzu Allah’a teslim ettikten sonra, 25. basamakta fizik vücudunuzu Allah'a teslim edersiniz. Ondan sonra daimî zikre kolayca ulaşırsınız. Önemli olan fizik vücudu Allah’a teslim edeceğiniz o, 18 saatlik zikre ulaşmak.

 

Daimî zikre ulaştığınız zaman ulûl’elbab olursunuz yani lübb’lerin sahibi. Allah ile konuşmak yetkisinin sahibi olursunuz. Ehl-i tezekkür olursunuz, ehl-i hüküm olursunuz, ehl-i hikmet olursunuz ve Allah’ın size bir büyük hediyesi olur: Kalp gözünüz açılır. Bir daha büyük hediyesi olur: Kalp kulağınız da açılır. Allah ile dilediğiniz an konuşmak imkânının artık sahibisiniz. Her suali sorarsınız, ehl-i tezekkür olmuşsunuzdur. Allah ile her konuyu müzakere etmek yetkisine sahip kılındınız ve Kur'ân’ın âyetleri konusunda Allahû Tealâ size bütün boyutlarıyla anlatır Allahû Tealâ. Her şeyi Allah’tan öğrenirsiniz.

 

Bundan sonraki kesim, Tövbe-i Nasuh’la tövbe edeceğiniz ihlâs makamının sahibi olmaktır. Daha sonra ne olur? Daha sonra salâh makamının sahibi olursunuz. Günahlarınız örtülür, salâh nuru verilir başınızın üzerine, günahlarınız sevaba çevrilir, iradenizi Allahû Tealâ teslim alır ve siz Allah’ın irşad makamına tayin ettiği, irşada memur ve mezun kılınan bir mürşid olurunuz. İşte burası 7. kademesidir Allah ile olan ilişkilerinizin. 

 

*Önce Allah’a ulaşmayı dilediniz; 1. 

*Sonra mürşide ulaştınız, tâbî oldunuz; 2.

*Sonra ruhunuzu Allah’a ulaştırdınız; 3.

*Sonra fizik vücudunuzu Allah’a teslim ettiniz; 4. 

*Nefsinizi Allah’a teslim ettiniz; 5.

*İrşad oldunuz yani Tövbe-i Nasuh ile tövbe ettiniz Allahû Tealâ’ya; 6.

*İradenizi de Allah’a teslim ederek irşad makamının sahibi oldunuz.  

 

İşte 7 safha; ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi ve iradenizi Allah’a teslim ederek 4 tane teslimi yaşadınız. İşte bunu yaşayan herkes Kur'ân’la, Kur'ân’ın bütünüyle üstelik aynı vadide olanlardır. Allah razı olsun.


Bielefeld’den S. K. diyor ki:

SORU: Sevgili Efendimiz, sonsuz hasretle ve hürmetle gül kokan ellerinizden öperim. Her şey dualarınızla, himmetinizle çok güzel inşaallah. Bu ayın ortasında 5000 kişilik bir salona, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in kutlu doğum haftası sebebiyle İslâm grupları birlik ve beraberlik içinde toplanacaklar.”

 

CEVAP: Çok güzel bir havadis S. Allah razı olsun. Çok memnun oldum. 

 

“Bu ayın ortasında 5000 kişilik bir salona, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in kutlu doğum haftası sebebiyle İslâm grupları birlik ve beraberlik içinde toplanacaklar. Biz de inşaallah orada kitaplarımızı sergileyeceğiz.”

 

Bu daha da güzel.

 

“Efendimiz, kitaplarımızı tanıtmak ve sizin sohbetinizi dinletmek istiyoruz kitaplarla birlikte. İnşaallah dualarınızı bekliyoruz.” diyor.

 

Elbette dua ederiz. İnşaallah sana da bir konuşma nasip olur orada.

 

“Efendimiz, sohbet CD’lerini camilere kendi elimle teslim ediyorum.”

 

Allah razı olsun S. Hizmetin çok takdire değer.

 

“Efendimiz, her konuda dualarınızı bekliyoruz. Bielefeld’deki kardeşlerimizin hürmetlerini getirdim.”

 

Her konuda dua ederiz. Allah razı olsun. Bütün kardeşlerimizin gözlerinden öperiz. Hepinizi çok seviyoruz.

 

Allah razı olsun S. Çok memnun oldum. Bu toplantı, 5000 kişilik bir salonda Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in kutlu doğum haftası münasebetiyle İslâm grupları birlik ve beraberlik içinde toplanacaklarsa bu çok güzel bir olay.

 

SORU: Sevgili Efendimiz, ellerinizden hasretle ve hürmetle öperim...

 

CEVAP: Biz de gözlerinden öperiz evlâdım. Allah razı olsun. Hepinizi çok seviyoruz.

 

“Bu konferansı verdiğiniz için en derin şükranlarımızı arz ederim. Müsaadenizle sorumu arz ediyorum: Müslüman, İslâm, müslim kelimelerinin teslim kökünden geldiğini hamdederiz, şükrederiz ki; sizden öğrendik.”

 

Silm kökünden. Teslim kelimesi de “silm” kökünden gelir; sin, lâm ve mim.

 

1- “Müslüman teslim olan demek olduğuna göre, bir insanın teslim olması demek; ruhunu, fizik vücudunu, nefsini ve iradesini teslim etmesi demek değil midir?”

 

Evet, bir insanın teslim olması demek; önce ruhunu (22. basamak), sonra fizik vücudunu (25. basamak), sonra nefsini (26. basamak) teslim etmek, 28. basamakta da iradesini Allah’a teslim etmek. Bu teslimlerini tamamlayan bir insan, Allahû Tealâ tarafından irşad makamına “İrşada memur ve mezun kılındın.” cümlesiyle tayin edilir. Bu İslâm’ın bütününü yaşamaktır.

 

­“Şu anda insanların çoğunluğu bu teslimleri yapmadıkları gibi farziyetinden bile haberdar değiller.”

 

Doğru söylüyor E. kardeşimiz, evlâdımız. Gerçekten insanlar sadece İslâm’ın 5 şartını biliyorlar. Ne ruhun teslimi ne vechin teslimi ne nefsin teslimi ne iradenin teslimi onlar tarafından bilinmiyor. Oysaki Müslümanlıkta da Hristiyanlıkta da Musevîlikte de Yahudilikte de 7 safha ve 4 tane teslim yani Kur'ân’da da İncil’de de Tevrat’da da 7 safha ve 4 teslim farz kılınmıştır. Ve Hz. Musa’yla O’na tâbî olanlar, Hz. İsa’yla Hz. İsa’ya tâbî olanlar, Peygamber Efendimiz (S.A.V) ile O’na tâbî olanlar ve sahâbe 7 safha ve 4 teslimi yaşadılar, 3 kitap da bunu net olarak yazıyor. İspat vasıtaları hepsi elimizde, inşaallah Hristiyanlarla ve Musevîlerle ilerde oluşacak olan toplantılarda bunları onlara ispat edeceğiz. İnşaallah hepiniz orada bulunursunuz, böyle bir toplantı sırasında.

 

“Ve kendilerine göre herkes Müslüman.” diye ilâve etmiş E.

Gerçekten öyle zannediyorlar. İslâm’ın 5 tane şartını yaşayıp da yaşadıkları için kendilerini Müslüman zannediyorlar.

 

“Bu durumda Müslüman olmayı, Allah'a göre Müslüman olmak ve insanlara göre Müslüman olmak diye ikiye ayırabilir miyiz?

 

İlâhi Eda! Hay Allah razı olsun! Ayırabilir miyiz? Ayıramayız. Allahû Tealâ’ya göre sadece bir tek İslâm olma müessesesi var. İnsanlarınki uyduruk ama sen öyle diyorsan öyle olsun. Ayıralım ikiye.

 

“Allah'a göre Müslüman için en azından teslim olmayı, en azından dilemek lâzım. Yani 1. teslimi dilemek lâzım.” diyebilir miyiz?

 

Evet, diyebiliriz. Allah'a göre Müslüman olmak için teslim olmayı en azından dilemek lâzım. Kim Allah'a ulaşmayı dilerse, dilediği anda Müslüman olmuştur. Çünkü Müslümanlar, Allah’ın Kur'ân-ı Kerim'deki Müslümanların gideceği yer Allah’ın cennetidir. Ve kim Allah'a ulaşmayı dilerse demin sizlere anlattığımız, Yûnus Suresinin 7. ve 8. âyetlerinde bahsedilen Allah'a ulaşmayı dilemeyenlerin gideceği yer olan cehennemden kendilerini kurtarırlar.

Allahû Tealâ diyor ki: “Kim Bana ulaşmayı dilerse, Ben onu Kendime ulaştırırım.”

Şûrâ Suresinin 13. âyet-i kerimesi:

42/ŞÛRÂ-13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrakû fîhi, kebure alâl muşrikîne mâ ted’ûhum ileyhi, allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).

(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).

 

“allâhu yectebî ileyhi men yeşâu: Allah dilediğini Kendisine seçer.”


“ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu):
Ve ulaşmayı dileyenleri Allah Kendisine ulaştırır.”

 

Öyleyse kim Allah'a mülâki olmayı dilerse, Allah onu mutlaka Kendisine ulaştıracaktır. O kişi Allah'a ulaşmayacaktır; Allah o kişinin ruhunu -bizatihi Allah- Kendisine ulaştıracaktır. Ve dilediği anda bunu hak etmiştir kişi yani cennetin 1. katının sahibi olmuştur kişi.

 

Kim Allah'a mülâki olmayı yani ruhunu Allah'a ulaştırmayı dilerse, Allah'a ulaşmayı dilerse o kişi mutlaka 1. kat cennetin sahibi olur. Sonra mürşidine ulaşacaktır, 14. basamakta tâbî olacaktır, 2. kat cennetin sahibi olacaktır. Ruhunu Allah, Kendisine ulaştıracaktır. Mürşidine ulaştıran da zaten Allah’tır. Ruhunu da Kendisine ulaştıracak olan Allah’tır ve böylece kişi bir nevi Türkçe tabiriyle bedavadan, hiçbir önemli gayretin sahibi olmadan, sadece o dileğin sahibi olduğu için Allahû Tealâ tarafından o kadar çok desteklenecektir ki; hiçbir güçlük çekmeden, Allah onun ruhunu Kendisine ulaştıracaktır. Yani Allah'a göre Müslüman olmak için teslim olmayı dilemek lâzım. Bu 1. teslimi yani ruhu Allah'a ulaştırmayı dilemek lâzım. Dileyen kişi mü'min olmuştur ve aynı zamanda Müslüman olmanın ilk adımını atmıştır yani Müslüman olmak şerefine ermiştir.

 

SORU: Allah'a göre mü'min olmak kavramını açıklar mısınız?

 

CEVAP: Allah'a göre mü'min olmak. Mü'min olmak standartlarına baktığımız zaman sevgili kardeşlerim, insanlar inananlara “mü'min” diyorlar. Gerçekten Kur'ân-ı Kerim de “mü'min” diyor. İnanan herkes “mü'min” adını alır. Buna Kur'ân-ı Kerim; bazen “mü'min” kelimesini kullanmış, bazen “âmenû” kelimesini kullanmış.

 

Kim âmenû ise o kişi kesinlikle Allahû Tealâ tarafından âmenû standardında birisi olarak tespit edilmişse bunu söylemişse Allahû Tealâ, o kişi mutlaka inanan birisidir; Allah'a inanan birisidir. Yeter mi? Allah'a inanan bir kişi mü'min olmuşsa insanlar diyorlar ki: “Bütün mü'minler (Allah'a inananlar) cehenneme gireceklerdir, günahları kadar yanacaklardır. Ondan sonra da cehennemden çıkıp cennete gireceklerdir.” Böyle bir husus kesinlikle yok. 29 tane âyet-i kerimeden bahsediyorduk hep size, kardeşlerimiz araştırmalar yaptılar. 29 tane cehenneme giren bir insanın cehennemden çıkmasının mümkün olmadığını ifade eden âyet-i kerimeye yenileri ilâve edildi. Şu anda 48 oldu sayı. Kur'ân-ı Kerim’de 29 âyet-i kerime değil, 49 âyet-i kerime, cehenneme giren kişinin ebediyyen cehennemde kalacağını söylüyor. Ve Kur'ân-ı Kerim'de bir tek âyet-i kerime bile yok, cehenneme giren insanın cehennemden çıkabileceğine dair.

 

Öyleyse Allah'a göre mü'min olmak kavramı; Allah'a inanmak, mutlaka mü'min olmak kavramının temelini teşkil eder. Ama kişi sadece Allah'a inanan biri ise, Allah'a ulaşmayı dilememişse bu kişi mü'mindir. Yani inanan bir kişidir. İnanç açısından mü'mindir ama cennete giremeyecek olan bir mü'mindir. Eğer Allah'a mülâki olmayı dilememişse söyledik, Yûnus Suresinin 7. âyet-i kerimesine göre gideceği yer mutlaka cehennemdir.

 

Peki mü'minlerden, mü'min olduğuna göre bunun cennete girmesi lâzım. Evet, mü'minler cennete girer ama mü'minlerden hangileri? Allah'a ulaşmayı dilemeyen mü'minler var. Onlar Allah’ın cennetine hiçbir zaman giremezler. Onlar takva sahibi değillerdir. Bir insanın cehennemden kurtulup takva sahibi olabilmesi için mutlaka Allah'a mülâki olmayı dilemesi gerekir. İşte Allahû Tealâ Rûm Suresinin 31. âyet-i kerimesinde bu büyük hakikati böyle düşünenlerin yüzlerine çarpıyor.

Diyor ki Allahû Tealâ Rûm-31’de:

30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).

O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.

 

“munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne): Allah'a yönel (ruhunu Allah'a ulaştırmayı dile) ve böylece Allah'a karşı takva sahibi ol. Ve namaz kıl ve müşriklerden olma.”   

 

Rûm Suresi 32. âyet-i kerimesi:

30/RÛM-32: Minellezîne ferrakû dînehum ve kânû şiyeâ(şiyean), kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûn(ferihûne).

(O müşriklerden olmayın ki) onlar, dînlerinde fırkalara ayrıldılar ve grup grup oldular. Bütün gruplar, kendilerinde olanla ferahlanırlar.

 

“O müşriklerden olma ki; onlar dînlerinde fırkalara ayrılmışlardır. Her biri kendi elindekiyle ferahlanırlar.”

 

İşte dînlerinde fırkalara ayrılan insanlar sevgili kardeşlerim, dînlerinde fırkalara ayrılanlar. Kim onlar? Onlar gizli şirkte olanlar. Herkesin bir tek fırkada olması lâzım. O fırka, Allah'a ulaşmayı dileyenlerin fırkasıdır. Sadece Allah'a ulaşmayı dileyenler cehennemden kurtulabilirler.

 

Neden? İşte gördük ki Rûm-31’de sadece Allah'a ulaşmayı dileyenler takva sahibi olabilirler. Allahû Tealâ Kur'ân-ı Kerim’de: “Takva sahipleri,” diyor, “Benim cennetime girebilir.” Bir insanın Allah’ın cennetine girebilmesi için mutlaka takva sahibi olması lâzım.

 

Öyleyse Kaf Suresinin 31. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ diyor ki:

50/KAF-31: Ve uzlifetil cennetu lil muttekîne gayra baîdin.

Ve cennet, takva sahipleri için uzak olmayarak yaklaştırıldı.

 

“ve uzlifetil cennetu lil muttekîne gayra baîdin: Ve cennet, takva sahipleri için uzak olmayarak yaklaştırıldı (cennete sadece takva sahipleri girebilirler).”

 

Şimdi Rûm-31’deki kişi takva sahibi. Özelliği? Özelliği: Allah'a mülâki olmayı dilemek, munîb olmak. Munîb olmak; Allah'a ulaşmayı dilemek demek.

 

Rûm-31’de Allahû Tealâ diyor ki:

 

“munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).”

“Müşriklerden olmayın.”

 

Müşriklerin de dînlerinde fırkalara ayrılmış olanlar olduğunu görüyoruz. Bu gizli şirk. Peygamber Efendimiz (S.A.V) diyor ki: “Benim ümmetimde açık şirk olayı mümkün olmaz. Hiç kimse puta tapmaz. Bundan eminim ama,” diyor, “gizli şirkten korkuyorum.”

 

İşte gizli şirkin oluşmasındaki temel faktör, insanların bu istikametteki düşünceleri. Allah'a ulaşmayı dilemeyen hiç kimse gizli şirkten kurtulamaz ve takva sahibi olamaz. Rûm Suresinin 31. ve 32. âyetleri bunu kesinleştiriyor. Sadece Allah'a ulaşmayı dileyenler takva sahibidir. Ve cennet, sadece takva sahipleri için geçerlidir. Takva sahibi olmayan hiç kimse Allah’ın cennetine giremez. Takva sahibi olmayan hiç kimse şirkten (gizli şirkten) kurtulamaz.

 

Gördük ki; Rûm Suresinin 31. âyet-i kerimesindeki takva birinci takvadır, ilk takvadır. Neden? Çünkü kişiyi, dilemeseydi kişi şirkte olacaktı, gideceği yer cehennem olacaktı ve ilk takvanın sahibi. İşte ilk takva orada oluşuyor.

 

“munîbîne ileyhi vettekûhu: O’na (Allah'a) yönel (Allah'a ulaşmayı) dile ve O’na karşı (Allah'a karşı) takva sahibi ol.”

 

Öyleyse bir insanın cehennemden kurtulabilmesi için mutlaka takva sahibi olması gerekiyor. Allah razı olsun. Ve sadece Allah'a ulaşmayı dileyenleri Allahû Tealâ mü'minler olarak değerlendiriyor. “Sadece onlar mü'minlerdir.” diyor Allahû Tealâ.

 

Öyleyse nasıl mü'min? Ötekilere mü'min denmiyor mu? Evet, deniyor. Eğer kelime yapısı itibarı ile mü'min kimdir diye sorarsanız; îmân kelimesi inanç demektir. Mü’min de inanan demektir. İnanan, her Allah'a inanan kişi lügat mânâsı itibarıyla mü'mindir. Ama Allah'a ulaşmayı dilememişse, ruhunu Allah'a ulaştırmayı dilememişse o kişi Allah’a inanır, mü'mindir ama cehenneme girecek olan bir mü'mindir. Kişi kendisini gizli şirkten kurtaramamıştır. 73 fırkadan 72 tanesi; Allah'a mülâki olmayı dilemeyenlerin oluşturduğu fırkalar, sadece bir tanesi Allah'a ulaşmayı dileyenlerin fırkası; Fırka-ı Naciye.

 

Gördük ki takva sahibi olabiliyor insan. Sadece bir tek sebeple; Allah'a mülâki olmayı dilediği takdirde. Dilemezse o kişi takva sahibi değildir. Değilse şirktedir, gizli şirktedir.

 

Öyleyse sevgili kardeşlerim, böyle bir dizaynda yapmanız lâzım gelen şey son derece açık. Allahû Tealâ’nın şirk müessesine dikkatle bakın! Gizli şirkten kurtulduğunuz yer, Allah'a mülâki olmayı dilediğiniz yerdir. Dilediğiniz anda şirkten mutlak olarak kurtuldunuz ve gideceğiniz yer cehennem değildir, Allah’ın cennetidir. Çünkü sadece Allah'a ulaşmayı dileyenler takva sahibi olurlar, gidecekleri yer mutlaka ebediyyen kalmak üzere Allah’ın cennetidir.

 

İmam İskender Ali  M İ H R