SOHBETİN ADI: 1. YEDİ BASAMAK (Ramazan Sohbetleri)
TARİHİ: 24.09.2007
Eûzubillâhimineşşeytanirracîm, bismillâhirrahmânirrahîm.
Sevgili izleyenler, dinleyenler, sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, Ramazan sohbetlerinin basamaklar konusunu inşaallah anlatmaya başlıyoruz. Bu konu dört bölümde anlatılacak.
Biliyorsunuz ki İslâm merdiveni 28 basamaktan oluşur. Bu 28 basamağın 1. basamağında olaylar yaşanır. 2. basamağında Allah’ın seçimi söz konusudur. İkiye ayrılıyor orada insanlar:
Allah’ın yolundan men edenler. Sonra seçilenler. 2. basamakta seçilenlerin durumu var.
3. basamak, Allah’a ulaşmayı dilemek.
4. basamak, Allah’ın Rahmân esması ile tecellisi ve 7 tane furkan verilmesi.
5. basamakta kişinin gözlerindeki hicab-ı mesturenin alınması; 1. furkan. Basar hassasının üzerindeki gışavetin alınması 2. furkan.
6. basamakta 3. furkan; kişinin kulaklarındaki vakranın alınması. 4. furkan; sem’î hassası üzerindeki mührün açılması.
Biri kulak, ikincisi işitme. Biri göz, ikincisi görme.
7. basamakta 5. furkan; kalbin mührü açılıyor. 6. furkan; kalpteki ekinnet alınıyor.
7. furkan; ekinnetin yerine ihbat konuyor.
Şimdi gelin, beraberce olaylar dizisine âyet âyet bakalım. Evvelâ insanlar olayları yaşar. Herkes olayları yaşar. Allahû Tealâ Bakara Suresinin 216. âyet-i kerimesinde diyor ki:
2/BAKARA-216: Kutibe aleykumul kitâlu ve huve kurhun lekum, ve asâ en tekrahû şey’en ve huve hayrun lekum, ve asâ en tuhıbbû şey’en ve huve şerrun lekum vallâhu ya’lemu ve entum lâ ta’lemûn(ta’lemûne).
Savaş, o sizin için kerih olsa da (hoşunuza gitmese de) üzerinize farz kılındı. Ve hoşlanmayacağınız bir şey olur ki, o sizin için bir hayırdır. Ve seveceğiniz bir şey olur ki, o sizin için bir şerdir. Ve (bütün bunları) Allah bilir, siz bilmezsiniz.
“kutibe aleykumul kitâlu: Kıtal (yani savaş) sizin üzerinize yazıldı (yani farz kılındı).”
“ve huve kurhun lekum: Sizin için o, kerih görülebilir.”
“ve asâ en tekrahû şey’en: İkrah edeceğiniz (sevmeyeceğiniz) bir şey olabilir ki.”
“ve huve hayrun lekum.”
“O sizin için…”
“Ve o…”
hayrun: Hayırdır.
lekum: Sizin için.
“ve asâ en tuhıbbû şey’en: Ve muhabbet duyacağınız (seveceğiniz) bir şey olur ki.”
“ve huve şerrun lekum: Ve o sizin için şerdir.”
“vallâhu ya’lemu: Ve Allah bilir.”
“ve entum lâ ta’lemûn(ta’lemûne): Ve siz bilmezsiniz.”
Demek ki bizim seveceğimiz, hoşlanacağımız olaylar var. Sevmeyeceğimiz olaylar var; hoşlanmayacağımız olaylar. Ama meselâ bunlardan savaş, üzerimize farz kılınmış. Öyleyse neler farz kılınıyorsa onu yaşayacağız. Biz kerih görsek de görmesek de bir şeyler yapmak mecburiyetindeyiz.
Öyleyse olaylar vardır, bizim için hayırdır. Olaylar vardır, bizim için şerdir. Ama biz onların ne olduğunu bilmeyiz, Allah bilir. Meselâ bir insanın arabası çalınıyor ve çok üzgün kişi. Arabası çalınmış, bu hoşuna gitmeyen bir şey. Ama aslında arabayı çalan kişi derecat kaybediyor, arabası çalınansa derecat kazanıyor. Yani arabası çalınan kişi hayra ulaşıyor, arabayı çalan da şerre ulaşıyor. Allahû Tealâ gayet güzel bir şekilde bu olayı anlatıyor.
2. basamakta Allahû Tealâ’nın seçimi söz konusu. Seçilmeyenler var mıdır? Evet, seçilmeyenler şunlardır: Kim başka insanları da Allah’ın yolundan men ediyorsa, Allah’a ulaşmayı dilemekten men ediyorsa; kendisi Allah’a ulaşmayı dilemiyor ama bununla yetinmiyor, başka insanları da Allah’ın yolundan men ediyor; işte böyle bir insan (Allah’ın yolundan men eden bir insan), onlar seçilmez.
Nisâ-167’de Allahû Tealâ diyor ki:
4/NİSÂ-167: İnnellezîne keferû ve saddû an sebîlillâhi kad dallû dalâlen baîdâ(baîden).
Muhakkak ki inkâr edenler ve Allah’ın yolundan alıkoyanlar (saptırmış olanlar), (mürşidlerine ulaşmadıkları için) uzak bir dalâletle sapmışlardır.
“innellezîne keferû ve saddû an sebîlillâhi kad dallû dalâlen baîdâ(baîden).”
“Muhakkak ki onlar kâfirdirler ve Allah’ın yolundan men ederler. Andolsun ki onlar apaçık bir…” Apaçık değil; uzak (baîd), “uzak bir dalâlet içindedirler.”
Öyleyse Allah’ın yolundan men edenler söz konusu. Bu dalâlette olsalar, herkes dalâlettedir zaten, onlar mutlaka seçilecekler. Ama kim kendisi Allah’a ulaşmayı dilemiyor da başkalarını da Allah’ın yolundan saptırıyorsa o, uzak bir dalâlet içindedir ve seçilmez. Allah’a ulaşmayı dilemek istikametinde seçilmez. O kişi Allah’a ulaşmayı zaten dilemeyecektir. Gideceği yer cehennemdir. Bu seçilenler senede birkaç defa imtihan ediliyorlar.
Şûrâ Suresinin 13. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ diyor ki:
42/ŞÛRÂ-13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrakû fîhi, kebure alâl muşrikîne mâ ted’ûhum ileyhi, allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).
“şerea lekum: (Allah) sizin için de şeriat kıldı.”
“mined dîni: Dînden.”
“mâ vassâ bihî nûhan: (Hz.) Nuh’a vasiyet ettiği şeyi.”
“evhaynâ ileyke.”
“Sana da vahyetti (sana vahyettiği şeyi).”
“ve mâ vassaynâ bihî…”
“Onunla Hz. İbrâhîm’e (bihî ibrâhîme: Hz. İbrâhîm’e) vasiyet ettiği şeyi.”
“ve mûsâ ve îsâ.”
“Ve Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya nasihat ettiği şeyi size de şeriat kıldı.”
“en ekîmûd dîne: Dîni ikame edin diye.”
“ve lâ teteferrakû fîhi: Ve onda fırkalara ayrılmayın diye.”
“kebure alâl muşrikîne: Müşriklere büyük geldi (ağır geldi).
“mâ ted’ûhum ileyhi.”
“Onları davet ettiğimiz şey ağır geldi.”
“allâhu yectebî ileyhi men yeşâu: Allah, dilediğini Kendisine seçer.”
“ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu): Ve O’na yöneleni (Allah’a yöneleni; Allah’a ulaşmayı dileyeni) Kendisine ulaştırır.”
Demek ki Allahû Tealâ’nın seçtikleri var. Kimi seçiyor? Allah’a yönelenleri Kendisine seçer; sadece onları seçer. Bunlar da seçilenler, toplamın… Allah’ın seçtiklerinden sadece Allah’a ulaşmayı dileyenler Allah’a ulaştırılır. Ama seçilmeyenlerin dışında seçilenler, %95’ten fazladır. Seçilmeyenler sadece, başka insanları yoldan çıkaranlardır.
Tevbe Suresinin 126. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ diyor ki:
9/TEVBE-126: E ve lâ yerevne ennehum yuftenûne fî kulli âmin merraten ev merrateyni summe lâ yetûbûne ve lâ hum yezzekkerûn(yezzekkerûne).
Ve onlar, senede bir veya iki kere imtihan edildiklerini görmüyorlar mı? Sonra tövbe etmiyorlar (Allah’a yönelmiyorlar) ve onlar zikir yapmıyorlar (Allah’ın ismini ardarda tekrar etmiyorlar).
“e ve lâ yerevne ennehum yuftenûne fî kulli âmin merraten ev merrateyni summe lâ yetûbûne ve lâ hum yezzekkerûn(yezzekkerûne).”
“Ve onlar, senede bir veya iki kere imtihan edildiklerini görmüyorlar mı? Sonra tövbe etmiyorlar (Allah’a ulaşmayı dilemiyorlar) ve onlar zikir yapmıyorlar. (Allah, Allah, Allah diye, Allah’ın İsmi’ni zikretmiyorlar.)”
Burada 2. basamakta insanlar, senede bir-iki defa imtihan ediliyorlar. Herkesin mutlaka senede birkaç defa musîbetlerle imtihan edilmesi söz konusudur. Tevbe-126, bunu anlatıyor.
“Ve onlar, senede bir veya iki kere imtihan edildiklerini görmüyorlar mı?”
Peki sonra? Sonra bu imtihanları geçenler var, imtihanlarda kalanlar var. Ama bu, seçime tesir etmiyor. Onun dışında bir olaydır. Seçildikten sonra kişilerin senede birkaç defa imtihana tâbî tutulması söz konusu. Allah’a ulaşmayı dilemeyip de başka insanların da dilemesine mâni olanlar; onlar zaten seçilmiyorlar. Gidecekleri yer zaten cehennem.
3. basamakta Allah’a ulaşmayı dileme söz konusu. Sadece, insanlardan sadece Allah’a ulaşmayı dileyenler 3. basamağa ulaşabilir.
Bakara-156’da Allahû Tealâ diyor ki:
2/BAKARA-156: Ellezîne izâ esâbethum musîbetun, kâlû innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn(râciûne).
Onlar ki, kendilerine bir musîbet isabet ettiği zaman: “Biz muhakkak ki Allah içiniz (O’na ulaşmak ve teslim olmak için yaratıldık) ve muhakkak O’na döneceğiz (ulaşacağız).” derler.
“ellezîne izâ esâbethum musîbetun: Onlar, kendilerine bir musîbet isabet ettiği zaman.”
“Onlar ki kendilerine bir musîbet isabet ettiği zaman.”
“kâlû: Derler ki.”
“innâ lillâhi: Muhakkak ki biz Allah içiniz.”
“ve innâ ileyhi râciûn(râciûne): Ve muhakkak ki O’na rücû edeceğiz (yani ruhumuzu hayattayken O’na ulaştıracağız).”
Bir evvelki âyet-i kerimede geçen musîbetlerle imtihan edilmenin pozitif sonucu bu. Tevbe- 126’da Allahû Tealâ’nın söylediği: “Ve onlar, senede bir iki defa (bir veya iki kere) imtihan edildiklerini görmüyorlar mı?” ifadesinde, herkes senede birkaç defa imtihan edilir. Onlardan pozitif sonucu alanlar bunlar.
Mutlaka ne diyorlar? Musîbeti gördükleri zaman diyorlar ki: “Biz muhakkak ki Allah içiniz ve mutlaka Allah’a ulaşacağız.”
Ankebût Suresinin 5. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ buyuruyor ki:
29/ANKEBÛT-5: Men kâne yercû likâallâhi fe inne ecelallâhi le âtin, ve huves semîul alîm(alîmu).
Kim Allah’a mülâki olmayı (hayattayken Allah’a ulaşmayı) dilerse, o taktirde muhakkak ki Allah’ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir (ruhu mutlaka hayattayken Allah’a ulaşacaktır). Ve O; en iyi işiten, en iyi bilendir.
“men kâne yercû likâallâhi: Kim Allah’a mülâki olmayı dilerse.”
“Allah’a…”
likâallâhi: Allah’a mülâki olmak.
“fe inne ecelallâhi le âtin: O takdirde muhakkak ki Allah’ın tayin ettiği zaman gelecektir.”
fe inne: Muhakkak ki.
ecelallâhi: Allah’ın tayin ettiği zaman.
le âtin: Gelecektir.
“Allah’ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir.”
Yani: “inne: Mutlaka.”
“Muhakkak gelecektir.”
“Allah’ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir (yani o kişinin ruhu hayattayken Allah’a ulaşacaktır).”
“ve huves semîul alîm(alîmu): Ve O; en iyi işitendir, en iyi bilendir.”
3. basamakta Allahû Tealâ’nın; Allah’ın tayin ettiği zamanın mutlaka geleceği; Allah’a ulaşmayı dilediği takdirde insanlar bu hedefe ulaşabilecekler.
“Kim dilerse (kim Allah’a ulaşmayı dilerse) onlar kurtulur.” diyor.
Öyleyse Allah’a ulaşmayı dilemek farz. Farz mı? Elbette farzdır. Allahû Tealâ Rûm Suresinin 31. âyet-i kerimesinde buyuruyor ki:
30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.
“munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).”
“Allah’a yönel (ruhunu Allah’a ulaştırmayı dile) ve Allah’a karşı böylece takva sahibi ol. (Ve müşriklerden olma) ve namaz kıl ve müşriklerden olma.”
Öyleyse bir insanın Allah’a ulaşmayı dilemesi, onun takva sahibi olmasını yani mutlaka cennete ulaşmasını sağlıyor. Kim takva sahibi ise onlar cennete girer.
Allahû Tealâ buyuruyor ki Kaf Suresinin 32 ve 33. âyetlerinde:
50/KAF-31: Ve uzlifetil cennetu lil muttekîne gayra baîdin.
Ve cennet, takva sahipleri için uzak olmayarak yaklaştırıldı.
50/KAF-32: Hâzâ mâ tûadûne li kulli evvâbin hafîz(hafîzin).
İşte size vaadolunan şey budur (cennettir). Bütün evvab (ruhu Allah’a ulaşarak sığınmış), ve hafîz olanlar (başlarının üzerine devrin imamının ruhu ulaşmış olanlar) için.
50/KAF-33: Men haşiyer rahmâne bil gaybi ve câe bi kalbin munîbin.
Gaybda Rahmân’a huşu duyanlar ve münib (Allah’a ulaşmayı dileyen) bir kalple (Allah’ın huzuruna) gelenler (için).
“ve uzlifetil cennetu lil muttekîne gayra baîdin: Cennet takva sahiplerine uzak olmayarak yaklaştırıldı.”
“hâzâ mâ tûadûne li kulli evvâbin hafîz(hafîzin): İşte vaadolunduğunuz şey, bütün evvâb ve hafîz olanlara (emrolunan, vaadolunan şey) budur.”
Takva sahiplerinin hepsine Allahû Tealâ cenneti vaat etmiştir. Ve burada 3. basamak tamamlanıyor. 3. basamak, basamakların arasındaki en önemli basamaktır. Çünkü bir insan görüyoruz ki Allah’a ulaşmayı dilemezse takva sahibi olamıyor ve şirkte kalıyor. Nasıl bir şirk?
30/RÛM-32: Minellezîne ferrakû dînehum ve kânû şiyeâ(şiyean), kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûn(ferihûne).
(O müşriklerden olmayın ki) onlar, dînlerinde fırkalara ayrıldılar ve grup grup oldular. Bütün gruplar, kendilerinde olanla ferahlanırlar.
“O müşriklerden olma ki,” diyor Allahû Tealâ, “ onlar dînlerinde fırkalara ayrılmışlardır. Her biri kendi ellerindekiyle ferahlanırlar.”
Allah’a ulaşmayı dileyenlerin dışındaki bütün fırkalar, takva sahibi değil. Hepsi fırkalara ayrılmış durumda ve şirkte. Öyleyse sadece Allah’a mülâki olmayı dileyenler şirkten kurtulurlar, takva sahibi olurlar.
Allah’a ulaşmayı dileyenler mü’mindirler. Allahû Tealâ diyor ki Sebe-20’de:
34/SEBE-20: Ve lekad saddaka aleyhim iblîsu zannehu fettebeûhu illâ ferîkan minel mu’minîn(mu’minîne).
Ve andolsun ki iblis, onlar üzerindeki zannını (hedefini) yerine getirdi. Böylece mü’minleri oluşturan bir fırka (Allah’a ulaşmayı dileyenler) hariç, hepsi ona (şeytana) tâbî oldular.
“Şeytan, kıyâmet günü insanlara olan vaadini yerine getirdi. Mü’minleri oluşturan bir tek fırka hariç, bütün fırkalar şeytana kul oldular.”
Şeytana kul olmayanlar mü’minler, şeytana kul olanlar kâfirler.
Mü’minleri oluşturan bir tek fırka kimler oluyor? Eğer iki âyet-i kerimeyi birbiriyle karşılaştırırsak Rûm-31’deki muhteva: Takva sahipleri Allah’a ulaşmayı dileyenler; bir tek fırka. Geri kalan bütün fırkalar müşrikler.
Sebe-20’de de aynı olay var. Bütün fırkalar kâfirler, bir tek fırka mü’minler. Öyleyse insanların Allah’a ulaşmayı dilemesi hayatlarının en büyük imtihanı.
Cennetle cehennemi ayıran bir tek ayraç var Kur’ân-ı Kerim’de: Allah’a ulaşmayı dilemek veya dilememek. Hangi kat cennete gireceği kişinin, bundan sonraki davranışlarına bağlı. Ama 1. kat cenneti mutlaka Allah’a ulaşmayı dileyen herkes elde eder. Bu kişi daha sonra mürşidine ulaşacaktır, 2. kat cennetin sahibi olacaktır. Daha sonra 3. kat cennetin sahibi olacaktır; ruhunu Allah’a ulaştıracaktır. Ve bu, Allahû Tealâ tarafından garanti edilmiştir.
3. basamakta Allah’a ulaşmayı diler kişi. Dilemezse ne olur? Dilemezse gideceği yer cehennem olur. Allahû Tealâ diyor ki Yûnus Suresinin 7 ve 8. âyetlerinde:
10/YÛNUS-7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatmeennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).
Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.
10/YÛNUS-8: Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).
“innellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatmeennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne), ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).”
“Onlar var ya,” diyor Allahû Tealâ, “onlar muhakkak surette Bize ulaşmayı dilemeyenlerdir. Onlar, mutlak olarak Bize ulaşmayı dilemezler. Onlar dünya hayatından razıdırlar. Dünya hayatı ile mutmain olurlar (tatmin olurlar, doyuma ulaşırlar). Allah’a ulaşmayı dilemeyenler; onlar Bizim âyetlerimizden gâfil olanlardır.” diyor Allahû Tealâ ve hükme bağlıyor konuyu: “Ve onların gideceği yer, kazandıkları dereceler itibarıyla ateştir,” diyor, “cehennemdir.” diyor.
Öyleyse Allah’a ulaşmayı dilemek son derece önemli bir konu. Görülüyor ki dilemeyen kâfir, dileyen mü’min.
Allahû Tealâ: “allâhu velîyyullezîne âmenû.” diyor, “Allah âmenû olanların (Allah’a ulaşmayı dileyen mü’minlerin) dostudur.
2/BAKARA-257: Allâhu velîyyullezîne âmenû, yuhricuhum minez zulumâti ilân nûr(nûri), vellezîne keferû evliyâuhumut tâgûtu yuhricûnehum minen nûri ilâz zulumât(zulumâti), ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
Allah, âmenû olanların (Allah’a ulaşmayı dileyenlerin) dostudur, onları (onların nefslerinin kalplerini) zulmetten nura çıkarır. Ve kâfirlerin dostları taguttur (onlar, şeytanı dost edinirler, şeytan kimseye dost olmaz), onları (onların nefslerinin kalplerini) nurdan zulmete çıkarırlar. İşte onlar, ateş ehlidir. Onlar, orada ebedî kalacak olanlardır.
“yuhricuhum minez zulumâti ilân nûr(nûri): Onları zulmetten nura çıkarır.”
Yani o kişi mürşidine tâbî olur, nefs tezkiyesine başlar. Nefsinin kalbi %100 kapkaranlıkken Allahû Tealâ, o kişinin nefsini %51 aydınlığa kadar Kendisi ulaştırır. Ve o kişinin ruhunu da Kendisine ulaştırır. Öyleyse Allahû Tealâ âmenû olanların, Allah’a ulaşmayı dileyenlerin dostudur. Âmenû olanlar, burada Allah’ın dostluğunu kazanan âmenû olanlar; mü’minler.
Allahû Tealâ daha sonra diyor ki:
“vellezîne keferû evliyâuhumut tâgûtu yuhricûnehum minen nûri ilâz zulumât(zulumâti).”
“O kâfirlere gelince onlar da nurdan zulmete götürülürler.”
Ve onlar, o ulaştıkları %51 kalplerindeki nuru kaybederler.
“Nurdan tekrar zulmete geri dönerler.” diyor Allahû Tealâ.
Öyleyse burada kişinin mürşidine ulaşması, tâbiiyeti, tâbiiyetten sonra ruhunu Allah’a ulaştırıncaya kadar geçen devreden bahsediyor.
4. basamak, Allah’ın Rahmân esması ile tecellisiyle 7 tane furkan verilmesi. Bu furkanların verilmesi 5. basamakta başlıyor.
5. basamakta 1. furkan; kişinin gözlerindeki hicab-ı mesturenin alınması. 2. furkan; basar hassasının üzerindeki gışavetin alınması.
Evvelâ Allahû Tealâ gözlerden başlıyor. 5. basamakta kişi. İsrâ Suresinin 45. âyet-i kerimesi:
17/İSRÂ-45: Ve izâ kara’tel kur’âne cealnâ beyneke ve beynellezîne lâ yu’minûne bil âhirati hicâben mestûrâ(mestûran).
Sen Kur’ân’ı kıraat ettiğin (okuduğun) zaman, seninle ahirete (ölmeden evvel Allah’a ulaşmaya ve kıyâmet gününe) inanmayanlar arasına hicab-ı mesture kıldık (gözlerinin üzerine, seni peygamber olarak görmelerini engelleyen bir perde koyduk).
“ve izâ kara’tel kur’âne: Sen Kur’ân’ı kıraat ettiğin zaman.”
“cealnâ beyneke ve beynellezîne lâ yu’minûne bil âhirati: Seninle ahirete îmân etmeyenlerin arasına Biz kılarız.”
“hicâben mestûrâ(mestûran): Gizli bir perde.”
hicap: Perde.
mesture: Gizli.
Ve Bakara-7:
2/BAKARA-7: Hatemallâhu alâ kulûbihim ve alâ sem’ıhim, ve alâ ebsârihim gışâvetun, ve lehum azâbun azîm(azîmun).
Allah onların kalplerinin üzerini ve işitme (sem’î) hassasının üzerini mühürledi ve görme (basar) hassasının üzerine gışavet (perde) çekti. Onlar için azîm (büyük) azap vardır.
“hatemallâhu alâ kulûbihim ve alâ sem’ıhim, ve alâ ebsârihim gışâvetun, ve lehum azâbun azîm(azîmun).”
“Allah, onların kalplerinin üzerine ve (yani idrak etme hassasının üzerine)…”
“ve alâ sem’ıhim…”
“Onların görme hassasının üzerine (ve alâ ebsârihim: Ve onların basar hassasının), işitme hassasının üzerine bir perde çeker.” diyor Allahû Tealâ.
Kimdir bu insanlar? Bunlar Allah’a ulaşmayı dilememişler. Dilemezlerse kendilerine tebliğ yapıldı; kişi Allah’a ulaşmayı dilemiyor. Evvelâ şunu bilelim ki; hiç kimse yoktur ki kendisine tebliğ edilmiş olmasın. “Allah’a ulaşmayı dile, dilemezsen gideceğin yer cehennemdir.” diye kendisine tebliğ edilmeyen hiç kimsenin kalması mümkün değildir. Çünkü Allahû Tealâ diyor ki:
39/ZUMER-71: Vesîkallezîne keferû ilâ cehenneme zumerâ(zumeran), hattâ izâ câuhâ futihat ebvâbuhâ, ve kâle lehum hazenetuhâ e lem ye’tikum rusulun minkum yetlûne aleykum âyâti rabbikum ve yunzirûnekum likâe yevmikum hâzâ, kâlû belâ ve lâkin hakkat kelimetul azâbi alel kâfirîn(kâfirîne).
Kâfirler, zümre zümre cehenneme sürülürler. Oraya geldikleri zaman, onun (cehennemin) kapıları açılır. Ve onun (cehennemin) bekçileri onlara derler ki: “Size, sizden (sizin aranızdan) olan resûller gelmedi mi ki, size Rabbinizin âyetlerini okusun, bugüne (buraya) geleceğinizi (söyleyerek) uyarsın?” (Cehenneme gidenler) dediler ki: “Evet (geldiler).” Fakat azap sözü kâfirlerin üzerine hak oldu.
“Onlar cehenneme geldikleri zaman cehennem bekçileri onlara derler ki: ‘Sana Allah’ın nezirleri gelmedi mi? Allah’a ulaşmayı dilemeni, eğer dilemezsen (Allah’a mülâki olmayı dilemezsen) gideceğin yerin cehennem olduğunu, Allah’a ulaşmayı dilersen mutlaka cennete gideceğini söylemediler mi?’ Onlar da derler ki: “Söylediler.”
Öyleyse Allahû Tealâ burada o kişinin kalbinin üzerine yani idrak etme hassasının üzerine hatem koyuyor, engel koyuyor; kişi idrak edemiyor. Allahû Tealâ işitme hassasının üzerine engel koyuyor. Görme hassasının ve kalbinin üzerine engel koyuyor Allahû Tealâ, (hatem, mühür) mühürlüyor.
“ve alâ ebsârihim.”
“Ve onların görme hassalarının üzerine gışavet koyuyor (gışavet isimli bir perde koyuyor).”
“ve lehum azâbun azîm(azîmun): Onlar için azîm bir azap var.” diyor Allahû Tealâ.
6. basamakta ne olur? 6. basamakta bu, Allah’a ulaşmayı dilemeyen kişi Allah’a ulaşmayı dilerse o zaman 3. furkan ve 4. furkan devreye giriyor. İsrâ Suresinin 46. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ diyor ki:
17/İSRÂ-46: Ve cealnâ alâ kulûbihim ekinneten en yefkahûhu ve fî âzânihim vakrâ(vakran), ve izâ zekerte rabbeke fîl kur’âni vahdehu vellev alâ edbârihim nufûrâ(nufûran).
O’nu (Kur’ân’ı), fıkıh (idrak) etmelerine karşı, (fıkıh edemesinler diye) kalplerinin üzerine ekinnet ve onların kulaklarına vakra (işitme engeli) kıldık. Ve sen, Kur’ân’da Rabbinin tekliğini zikrettiğin zaman nefretle arkalarına döndüler.
“ve cealnâ alâ kulûbihim ekinneten en yefkahûhu ve fî âzânihim vakrâ(vakran), ve izâ zekerte rabbeke fîl kur’âni vahdehu vellev alâ edbârihim nufûrâ(nufûran).”
“O kişinin üzerine…”
“ve cealnâ alâ kulûbihim ekinneten.”
“Onların kalplerinin üzerine ekinnet kılarız (engel koyarız),” diyor Allahû Tealâ, “onların fıkıh etmelerini engellemek için.”
“ve fî âzânihim vakrâ(vakran).”
“Ve onların kulaklarına (âzânihim(âzân): Kulaklarına) vakra koyarız.” diyor Allahû Tealâ.
“ve izâ zekerte rabbeke…”
“Onlar…”
“Ve sen Kur’ân’da…”
ve izâ zekerte: Zikrettiğin zaman.
rabbeke: Rabbini.
fîl kur’âni: Kur’ân’da.
vahdehu: Allah’ın tekliğini.
“vellev alâ edbârihim nufûrâ(nurfûran): Onlar nefretle arkalarını dönerler.” diyor.
Öyleyse iki grup engelden bahsediyor Allahû Tealâ. 5. basamakta eğer kişi Allah’a ulaşmayı dilerse 1. furkan veriliyor, hicab-ı mesture alınıyor. 2. furkan, basar hassasının üzerindeki gışavet alınıyor. Daha evvel kişi Allah’a mülâki olmayı inkâr etmişse bunlar mutlaka konulmuştur. Hepsi birer birer alınıyor.
Ve 7. basamakta Allahû Tealâ, önce konulan muhtevayı değiştiriyor. İsrâ Suresinin 46. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ diyor ki:
“ve cealnâ alâ kulûbihim ekinneten en yefkahûhu ve fî âzânihim vakrâ(vakran).”
“Onların fıkıh (idrak) etmelerine karşı, onların kalplerinin üzerine ekinnet koyarız,” diyor, “kalplerinin üzerine ekinnet, kulaklarına vakra.”
“Ve Sen Rabbini zikrettiğin zaman.”
“Kur’ân üzerinde (Kur’an okurken) Rabbinin tekliğini zikrettiğin zaman.”
“vellev alâ edbârihim nufûrâ(nufûran): Onlar nefretle arkalarını dönerler.”
Burada Allahû Tealâ’nın o evvelce koyduğu engelleri kaldırması söz konusu oluyor, 7. basamakta. 6. basamakta kalbin mührünün açılması, kalpteki ekinnetin alınması ve ekinnetin yerine ihbat konulması.
Öyleyse iki nevi insan var. Kişinin kulaklarındaki vakra, sem’î hassası üzerindeki mühür açılıyor. Sonra kalbin mührü açılıyor. Kalpteki ekinnet alınıyor. Ve 7. furkan, ekinnetin yerine ihbat konuyor. Bakara-7’de de bunların nasıl konulduğu anlatıyordu:
2/BAKARA-7: Hatemallâhu alâ kulûbihim ve alâ sem’ıhim, ve alâ ebsârihim gışâvetun, ve lehum azâbun azîm(azîmun).
Allah onların kalplerinin üzerini ve işitme (sem’î) hassasının üzerini mühürledi ve görme (basar) hassasının üzerine gışavet (perde) çekti. Onlar için azîm (büyük) azap vardır.
“hatemallâhu alâ kulûbihim ve alâ sem’ıhim, ve alâ ebsârihim gışâvetun,” diyor Allahû Tealâ, “ve lehum azâbun azîm(azîmun).”
“Allah onların kalplerinin üzerini ve işitme (sem’î) hassasının üzerini mühürledi. Onların görme hassalarına gışavet koydu (basar hassasının üzerine gışavet koydu) ve onlar için azîm bir azap var.” diyor.
Kişi Allah’a ulaşmayı inkâr ettiği zaman eğer kavga ederek bu işi yaptıysa (kendisine tebliğ yapanla kavga ederek bu işi yaptıysa) o zaman üzerindeki yükler ağırlaşıyor. Ama Allah’a ulaşmayı dilediği zaman hepsi ayrı ayrı açılıyor. Hacc Suresinin 54. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ diyor ki:
22/HACC-54: Ve li ya’lemellezîne ûtûl ilme ennehul hakku min rabbike fe yu’minû bihî fe tuhbite lehu kulûbuhum, ve innallâhe le hâdillezîne âmenû ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).
Ve kendilerine ilim verilenlerin, onun (irşad makamının, Velî Resûl'ün, Nebî Resûl'ün) söylediklerinin Rabbinden bir hak olduğunu bilmeleri, O'na îmân etmeleri, onların kalplerinin O'nu (Allah'ı) idrak etmesi (kalplerinden ekinnetin alınıp yerine ihbat sistemi konarak kalplerin mutmain olması) içindir. Muhakkak ki Allah, âmenû olanları (Allah'a ulaşmayı dileyenleri) mutlaka Sıratı Mustakîm'e hidayet edendir.
“ve li ya’lemellezîne ûtûl ilme ennehul hakku min rabbike fe yu’minû bihî fe tuhbite lehu kulûbuhum.”
“ve li ya’lemellezîne ûtul ılme: Ve kendilerine ilim verilenlerin bilmeleri için.”
“ennehul hakku: Muhakkak ki bu.”
“min rabbike: Rabbinden bir haktır (hak olduğunu bilmeleri için).”
“Kendilerine ilim verilenlerin onun (yani irşad makamının; nebî resûlün, velî resûlün veya mürşidin söylediklerinin) Rabbinden bir hak olduğu bilmeleri için.”
“fe yu’minû bihî: Ve O’na îmân etmeleri için.”
“fe tuhbite lehu kulûbuhum: Onların kalplerinin O’nu ihbat etmesi için (idrak etmesi için).”
“ve innallâhe le hâdillezîne âmenû: Ve muhakkak ki Allah, âmenû olanları hidayete erdirir.”
“hâdillezîne âmenû ilâ sırâtın mustakîm (mustakîmin).”
“Onları Sıratı Mustakîm’e ulaştırır.” diyor.
Sıratı Mustakîm’e ulaşmak...
*Allah’a ulaşmayı dilemek, 1. hidayettir.
*Sıratı Mustakîm’e ulaşmak, 2. hidayettir.
*Ruhun Allah’a ulaşması ise 3. hidayettir.
Görüyoruz ki bir insanın davranış biçimi iki hüviyet taşır. Kişi kendisine tebliğ yapıldığı zaman bunu (bu tebliği) kabul ederse, o takdirde ne kalbinin üzerine ne kulağının üzerine ne gözlerinin üzerine ne görme hassasının ne işitme hasasının ne idrak etme hassasının üzerine hiçbir engel konulmaz. Ve bu kişiyi Allahû Tealâ mürşidine ulaştırır. Ulaştıktan sonra, tâbiiyetten sonra o kişinin kalbinin mührü açılır. Gözlerindeki engeller alınır. Kulaklarındaki engeller alınır. Kalbindeki engeller alınır. Görme, işitme ve idrak etme hassalarının üzerindeki engeller alınır.
O kişi kavga etti ise hem görme hassalarının; görme, işitme, idrak etme hassalarının üzerine engel koyar Allahû Tealâ hem de bu hassaların ötesinde uzuvlara da engel koyar. Gözler görmez, kulaklar işitmez, kalpler idrak etmez. Kimi? İrşad makamını irşad makamı olarak görmeyi idrak edemez kişi.
Böyle bir insan, başlangıçta bunu reddettikten sonra Allah’a ulaşmayı dilerse o zaman söylediğimiz standartlar içinde 1. basamağa kadar; 1. yedi basamağın sonuna kadar, Allahû Tealâ hassalardaki engelleri de alıyor. Görme, işitme ve idrak etme hassalarının engellerini de alıyor. Görme uzvu olan gözün üzerindeki, işitme uzvu olan kulağın üzerindeki, idrak etme uzvu olan kalbin üzerindeki engelleri de alıyor.
Öyleyse Allahû Tealâ hassaların üzerine konulan engellerin isimlerini ayrı veriyor. Uzuvlar üzerine konan engellerin isimlerini ayrı veriyor. Ve kişinin ister uzuvlarına engel konulsun, ister hassalarına konulsun, ister bu kişi başkalarının da hidayetine engel olduğu için hem uzuvlarına hem kalbine Allahû Tealâ engel koysun; eğer bu kişi Allah’a ulaşmayı dilerse bu engeller açılmaya başlar ve de mürşidine tâbî olduğu zaman bütün engeller yok olur. Burası, bu noktaya kadar ilk 7 basamağı, anlattıklarımızı ihtiva eder.
Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, Allah’a ünsiyet peyda etmek; ruhu, vechi, nefsi ve iradeyi Allah’a teslim etmek 4 tane 7 basamağı ifade eder. Bu konuşmamızda sadece ilk 7 basamağı sizlere sunduk.
Allahû Tealâ’nın hepinizi bu güzel Ramazan süresinde, sonsuz mutluluklara ulaştırmasını Yüce Rabbimizden dileyerek sözlerimizi inşaallah burada tamamlıyoruz.
Allah hepinizden razı olsun.
İmam İskender Ali M İ H R



