}
Mevlid Kandili Sohbeti (19.03.2008) 19.03.2008
Mp4 Mp3 Link

Sohbet Kodu: 111980

SOHBETİN ADI: MEVLİD KANDİLİ SOHBETİ
TARİHİ: 19.03.2008

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah'a sonsuz hamd ve şükrederiz ki; bir defa daha bir kandil kutlamasında birlikteyiz.

11 Rebiülevvel'i 12 Rebiülevvel'e bağlayan gecenin sabahına karşı... Sabaha karşı Peygamber Efendimiz (S.A.V) dünyayı şereflendirmiştir, doğmuştur.

Son Peygamber, Son Nebî, bu tarihte doğmuş ve gene aynı tarihte yani 11 Rebiülevvel'i 12 Rebiülevvel'e bağlayan gece, sabaha karşı, o gecenin sabahında Peygamber Efendimiz (S.A.V) Rahmet-i Rahmân'a kavuşmuştur.

Allahû Tealâ bize Risalet Nurları'nı yazdırırken, 12 Rebiülevvel sabahında, 11 Rebiülevvel'i 12 Rebiülevvel'e bağlayan sabahta, (gece yarısından sonra ertesi gün sayıldığı için 12 Rebiülevvel) Allahû Tealâ bize Müjde Suresini yazdırmıştı. Bundan 30 yıl evvel.

Sevgili dostlarım, can dostlarım, gönül dostlarım! Allahû Tealâ'nın Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed Mustafa (S.A.V)'ı kâinatta en çok sevdiği kişi olarak değerlendiriyoruz. O Allah'ın hem Nebî'sidir, Peygamber'dir hem de Resûl'üdür ve nebîlerin, peygamberlerin sonuncusudur.

Allahû Tealâ buyuruyor ki:

33/AHZÂB 40: Mâ kâne muhammedun ebâ ehadin min ricâlikum, ve lâkin resûlallâhi ve hâtemen nebiyyine, ve kânallâhu bi kulli şey’in alîmâ(alîmen).

Muhammed (A.S), sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası olmamıştır (değildir). Fakat Allah’ın Resûl’ü ve Nebîler’in (Peygamberler’in) Hatemi’dir (Sonuncusudur). Allah, herşeyi en iyi bilendir.


"Muhammed aranızdan hiçbir erkeğin babası değildir. O, Allah'ın Resûl'üdür ve nebîlerin sonuncusudur, peygamberlerin sonuncusudur."

Biliyorsunuz ki Akait'te büyük yanlışlıklar yapılmıştır. Kur'ân'a ters düşen bir sürü şey söylenmiştir. Bunlardan bir tanesi de resûller ile nebîleri birbirine karıştıran, herşeyi berbat eden, Kur'ân'a tamamen ters düşen yanlışların İslâm'da kabul görmüş olmasıdır. İşte Akait'in büyük hatalarından bir tanesi; "Resûller kendilerine kitap verilen peygamberlerdir." ifadesidir. Resûller peygamber değildir. Bütün resûller peygamber değildir! Sadece nebî olan resûller peygamberdir. O da resûl oldukları için değil, nebî oldukları için peygamberlerdir.

Allahû Tealâ Türkçe'mizdeki Farsça'dan geçmiş olan peygamber kelimesi yerine Arapça'da nebî kelimesini kullanır. Nübüvvet peygamberliktir. Nebî de.

Hz. Muhammed (S.A.V)  Efendimiz kâinattaki son nebîdir. Biliyorsunuz ki O, âlemlere rahmet olmak üzere gönderildi. Allahû Tealâ: "Seni âlemlere rahmet olasın diye gönderdik." diyor. Sadece bu zahirî âleme değil, gayb âlemine de emr âlemine de yerlere de göklere de rahmet olsun diye gönderilmiş. O, son Nebîydi. Nübüvvet O'nunla hitam olmuştur.

Akait'e baktığımız zaman korkunç yanlışlıkların var olduğunu görürüz. İşte bir tanesi; "Bütün resûller kendilerine kitap verilen peygamberlerdir." ifadesi. Bütün resûller peygamber değildir! Kur'ân-ı Kerim'de de Allahû Tealâ, nebîleri peygamber olarak dizayn etmiş ve Âli İmrân Suresinin 81. âyet-i kerimesinde diyor ki:

3/ÂLİ İMRÂN 81: Ve iz ehazallâhu mîsâkan nebiyyîne lemâ âteytukum min kitâbin ve hikmetin summe câekum resûlun musaddikun limâ meakum le tu’minunne bihî ve le tansurunnehu, kâle e akrartum ve ehaztum alâ zâlikum ısrî, kâlû akrarnâ, kâle feşhedû ve ene meakum mineş şâhidîn(şâhidîne).

Ve Allah, nebilerden, “Size kitap ve hikmet verdim. Sonra size, beraberinizde olanı (Allah'ın size verdiği kitapları) tasdik eden bir Resûl geldiği zaman, O'na mutlaka îmân edeceksiniz ve O'na mutlaka yardım edeceksiniz” diye misak aldığı zaman, “İkrar ettiniz mi (kabul ettiniz mi?) ve bu ağır (ahdimi) üzerinize aldınız mı?” diye buyurdu. (Onlar da): “İkrar ettik (kabul ettik)” dediler. (Allahû Teâlâ): “Öyleyse şahit olun ve Ben sizinle beraber şahitlerdenim.” buyurdu.


"Ey nebîler, size kitap verdim ve hikmet verdim."

Şeriat kitapları bu âyet-i kerime gereğince nebîlere gelir. "Ey nebîler size kitap verdim." ifadesi açık bir ifadedir. Hiç kimse bunun aksine bir şey iddia edemez. Kur'ân'ı Kerim böyle söylüyor.

Kitaplar resûllere değil nebîlere verilir. Hangi kitaplar? Şeriat kitapları. Allahû Tealâ diyor ki: "Biz nebîlere onunla hükmetsinler diye kitap veririz." Onunla hükmetsinler diye. Verdiği hükümler hep aynıdır, hiç değişmez. Ama "Nebîlere veririz." diyor. "Hükmetme kitabını, ona bakarak hüküm verme kitabını, nebîlere veririz." diyor.

Âli İmrân Suresinin 81. âyet-i kerimesinde geçen söz konusu olan muhtevada, Allahû Tealâ bütün nebîlerden sonra gelecek olan bir resûlden bahsediyor. "Ey nebîler, sizdekini tasdik eden bir resûl gönderdik. Sizlere, sizdekileri, sizdeki mukaddes kitapları tasdik eden bir resûl gönderdik." diyor. Nebîlere hitap ediyor. Peygamberlere hitap ediyor ve bir resûl gönderdiğinden bahsediyor. "O, onların elindekini tasdik edecek, etti."

İşte böyle bir dizaynda Allahû Tealâ'nın: "Ey nebîler, size kitap verdik ve hikmet verdik." ifadesi açık ve kesin olarak kitabın, şeriat kitabının, hükmedecek olan kitabın peygamberlere verildiğinin en kesin ispatıdır. Hz. Musa'ya Allahû Tealâ tarafından Tevrat indirilmiştir. Hz. İsa'ya İncil indirilmiştir. Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Peygamber Efendimiz'e Kur'ân'ı Kerim indirilmiştir. Hz. Davud'a da Allahû Tealâ Zebur'u indirdiğini söylüyor. O'ndan evvel Hz. Nuh'a, Hz. İbrâhîm'e de kitap verdiğini Allahû Tealâ ifade buyuruyor. Kitapların isimleri yok.

Şunu kesin biliyoruz ki; kim nebî ise ki bu Hz. Musa, Hz. İsa, Hz. Davut, Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V)  Efendimiz, bunların hepsi nebî idi. Nebîler, kendilerine şeriat kitabı verilen peygamberlerdir.

Sevgili kardeşlerim, Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in doğumu ve irtihali yani rahmetli olması aynı tarihe rastlıyor. İkisinde de Rebiülevvel'in 11. gününü Rebiülevvel'in 12. gününe bağlayan gecenin sabahında, sabaha karşı, sabah olmadan evvel Peygamber Efendimiz (S.A.V) doğmuştur ve Peygamber Efendimiz Hazreti (S.A.V) gene 11 Rebiülevvel'i 12 Rebiülevvel'e bağlayan gecenin sabaha karşı bir noktasında Rahmet-i Rahmân'a kavuşmuştur.

Allahû Tealâ'nın bize 30 yıllık bir öğretim devremizden sonra üç defa;

"Sana bir müjdemiz var. Sana bir müjdemiz var. Sana bir müjdemiz var." demesi, 10'ar senelik üç devreyi ihtiva ediyor ve Allahû Tealâ'nın bize bunu yazdırması tam o güne rastlıyor. Risalet Nurları'nın indirilişinin 30. yıl dönümünü kutluyor Allahû Tealâ. Herbir "Sana müjdemiz var." sözü, 10 yılı ifade ediyor. Gerçekten o tarihten bu tarihe kadar geçen süre yani Müjde Suresinin Risalet Nurları'nda bize indirildiği gece, tam 30. seneyi devriyesidir.

Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Peygamber Efendimiz Hakk'ın rahmetine kavuşmasının günüyle aynı güne ve dünyaya teşrif etme günüyle, dünyayı şereflendirme, doğma, doğum günü ile aynı güne rastlıyor.

Sevgili kardeşlerim, aradan yıllar geçiyor. Kutlu doğum haftası kutlanıyor ve bu tarih 12 Rebiülevvel, 11. günü 12. güne bağlayan gecenin sabaha karşı olan bir doğumu ve aynı günde olan bir ölümü, bir irtihali, rahmetli olmayı ifade ediyor.

Sevgili kardeşlerim, hem Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in ölüm gününün de doğum gününün de seneyi devriyesidir. Sabah olmadan doğduğu için gece doğmuş sayılıyor. Geceler de gündüzlerden evvel geldiği için 12 Rebiülevvel günü bizim için çok kıymetli bir gündür.      

Allahû Tealâ, 3 tane 10'ar yıldan 30 yıllık bir devreyi bize müjdeliyor. Sizlere hitap etmeye başladıktan sonra geçen 30 yıl! Sonra da ondan sonra da yeni yıllar geçiyor ama üç tane "Sana müjdemiz var." ifadesi her birisi 10'ar yıllık bir devreyi kaplıyor.

Sevgili kardeşlerim, Allahû Tealâ'ya sonsuz hamd ve şükrederiz ki; biz ilmi insanlardan öğrenmedik. İlmi, Kur'ân'ı Kerim'i, bize Allah öğretti. İşte onun güzelliğini onun huzurunu ve mutluluğunu yaşamaktayız sizlerle birlikte. Allah bize mutluluğu öğretti.        Biz de sizlere öğrettik mutluluğun bir sulh ve sükûn hali olduğunu, bunun için nefs tezkiyesinin ve nefs tasfiyesinin gerekli olduğunu ve üzerimize farz olduğunu öğrettik. O, bize öğretti; biz size öğrettik.

Allahû Tealâ, âyet âyet Kur'ân'ı Kerim'de sizleri cehennemden kurtaracak, cennete ulaştıracak, bunun ötesinde dünya saadetinin bütün bölümlerini size yaşatacak olan bir Kur'ân ilmi öğretti. Bu ilme baktığımız zaman bugünkü dîn adamlarının hiç birisine böyle bir ilmin verilmediğini çok açık bir şekilde görürüz.

Bizden evvel hiç kimse İslâm'ın 7 safha ve 4 tane teslimden ibaret olduğunu söylememiştir. 7 safha ve 4 teslim bize verilen görevlerden en büyüğü olan dînlerin birleştirilmesi olayını gerçekleştirecek olan muhtevayı taşır. Çünkü Tevrat'ı incelediğimiz zaman Tevrat'ta 7 safha ve 4 tane teslimi görürüz:

1- Tevrat'ta Hz. Musa'ya verilen dînin Hz. İbrâhîm'in hanif dîn olduğunu görürüz. Hanif dîninin 7 safhası ve 4 teslimi. Yetmez. Tevrat, İncil'e ve Kur'ân'a atıf yapar. Kendisinden sonra Hz. İsa'nın geleceğini, O'ndan sonra da Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in geleceğini muhtevasına alır.

İncil, kendisinden evvel Tevrat'ın varlığını muhtevasına almıştır. Kendisinden sonra da Kur'ân'ın indirileceğini, Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in, adı Ahmet olan bir Resûl'ün, bir nebî resûlün geleceğini işaret eder. Peygamber Efendimiz (S.A.V) Son Peygamber, Son Nebî olarak dünyaya gelir. Tevrat'a baktığımız zaman gördüğümüz 7 safha ve 4 teslimin İncil'de de aynen yer aldığını görürüz.

İncil'de de aynen o dînin, Hz. İsa'nın dîninin Hz. İbrâhîm'in dîni olduğunu, Allahû Tealâ kesinlikle açıklar. Kur'ân-ı Kerim'e baktığımız zaman Kur'ân-ı Kerim'de Allahû Tealâ'nın o dînin Hz. İbrâhîm'in hanif dîni olduğunu kesin olarak açıkladığını görüyoruz.

Şûrâ Suresinde diyor ki:

42/ŞÛRÂ 13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrakû fîhi, kebure alâl muşrikîne mâ ted’ûhum ileyhi, allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).

(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).


"Hz. Nuh'a, Hz. İbrâhîm'e, Hz. Musa'ya ve Hz. İsa'ya indirdiğimiz şeriatı sana ve sahâbene de şeriat olarak indirdik. Fırkalara ayrılmayın diye ve dîni ayakta tutun diye."

İşte Rûm Suresinin 30. âyet-i kerimesi; Allahû Tealâ Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e hitap ediyor:

30/RÛM 30: Fe ekim vecheke lid dîni hanîfâ(hanîfen), fıtratallâhilletî fataran nâse aleyhâ, lâ tebdîle li halkıllâh(halkıllâhi), zâliked dînul kayyimu ve lâkinne ekseran nâsi lâ ya’lemûn(ya’lemûne).

Artık hanif olarak kendini (vechini) dîn için ikame et, Allah’ın hanif fıtratıyla ki; Allah, insanları onun üzerine (hanif fıtratıyla) yaratmıştır. Allah’ın yaratmasında değişme olmaz. Kayyum olan (kaim olacak, ezelden ebede kadar yaşayacak) dîn budur. Fakat insanların çoğu bilmez.

"Habibim, sen hanifsin. Hanif olarak vechini (fizik vücudunu) dîne ikame et. Dîni ayakta tutmak için ikame et. O istikamette gayret et. Sen hanifsin. Hanif olarak bunu gerçekleştir. O dîn, hanif dîni ezelî ve ebedî dîndir." Öyle diyor Allahû Tealâ. "Hanif dîni ezelî ve ebedî dîndir."

"Ne kadar geriye gidersen git, hanif dîninden başka bir dînin var olduğunu göremezsin. Gelecekte de ne kadar ileri gidersen git, hanif dîninin dışında bir dîn görmen mümkün değildir." mânâsı var bunda. O ezelî ve ebedî dîndir. Geçmişi ve geleceği olmayan, insanlıkla beraber hep var olan bir dîn...

Sevgili kardeşlerim İncil'i araştırdığımız zaman da Kur'ân'daki 7 safha ve 4 teslimin İncil'de de var olduğunu görüyoruz. Hanif dîninin özelliği 7 safha ve 4 teslimdir:

1- Allah'a ulaşmayı dilemek;  3. basamak.
2- Mürşide ulaşıp tâbî olmak; 14. basamak.
3- Ruhu Allah'a ulaştırmak; 21. basamak.
4- Fizik vücudu Allah'a teslim etmek; 25. basamak.
5- Nefsi Allah'a teslim etmek; 26. basamak.
6- İrşad olmak; 27. basamak.
7- İradeyi Allah'a teslim ederek irşada memur ve mezun kılınmak. (7. safha, 28. basamağın 5. kademesi.)

Ne görüyoruz? Bir bütün görüyoruz. Bu hedefe, irşad makamına tayin olmayan insanların ulaştığı nokta, ruhun, vechin yani fizik vücudun, nefsin ve iradenin Allah'a teslimi ile gerçekleşen bir olgu.

İşte Hz. İbrâhîm'in hanif dînine bakıyoruz. Kâinatın yegâne dînine bakıyoruz. Üç özellik görüyoruz:

1-Vahdet: "Allah tektir. Tek bir Allah vardır. Eğer başka tanrılar olsaydı, aralarında kavga ederlerdi. Tek bir tanrı vardır. Tek bir Allah vardır." diyor. Kendisine ibadet edilecek olan bir tek Allah var. Sadece El-İlâh yani Allah. Bu, Hz. İbrâhîm'in hanif dîninin Vahdet kavramı.

2-Tevhid'e geliyoruz. Tevhid nedir? Ruhlarını hayatta iken Allah'a ulaştırmayı dileyenlerin oluşturduğu bir tek toplum. İki toplum yok. Bir tek toplum. İşte Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V)'in rahmetli oluşundan 14 asır sonra bize verilen görev, bütün dünyadaki insanları bir sulh ve sükûn noktasına ulaştırmaktır, Tevhid'e ulaştırmaktır.

Tek bir toplum, ikinci bir dîn hiç olmamış. Şimdi müslümanlar, hristiyanlar var diyor, yahudiler de var diyor. Museviler, hristiyanlar da var diyor müslümanlar da var diyor. Daha dünyada 72 çeşit inanç biçimi var. Oysaki hiçbirisi yok. Realitede mukaddes kitaplar silsilesi içinde başka bir dîn yok.

Hz. İbrâhîm'e Allahû Tealâ'nın verdiği 3. görev Teslim'dir.

3-Teslim; ruhun Allah'a teslimidir. Fizik vücudun Allah'a teslimidir, nefsin Allah'a teslimidir. İradenin Allah'a teslimidir ve hepsi de üzerimize farz kılınmış.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Sadece bir tek dîn var. Allahû Tealâ o dîne "Hz. İbrâhîm'in hanif dîni" diyor. Peygamberlerin de silsilesine baktığımız zaman Hz. İbrâhîm menşeli olduğunu görüyoruz. Hz. İbrâhîm'in bir oğlundan Hz. Musa, diğer oğlundan da Peygamber Efendimiz (S.A.V) dünyaya geliyor. Yani onların silsilesinden geliyor. Soy kütüklerine baktığımız zaman açık bir şekilde Hz. İbrâhîm'de Peygamber Efendimiz (S.A.V) ve Hz. Musa'nın birleştiğini görüyoruz. Öyleyse Hz. İsa mı? O, Allah'ın işaretiyle özel bir doğumla doğmuştur. O'nu bu silsileye dahil etmek mümkün değildir.

Sevgili kardeşlerim, Allahû Tealâ'nın dizaynı açık ve kesin. Peygamber Efendimiz (S.A.V) Hz. Muhammed Mustafa; O, hayatını insanların mutluluğuna hasretti. Yaşadığı o süreç içinde bütün gücüyle insanların mutluluğu için çalıştı, yaşadı, harbetti. O'nun devrinde sahâbe açlık çekti, fakirlik çekti ama dünyadaki en mutlu insanları oluşturdular. Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V), peygamberlik müessesesinin hitamı olmak adına, peygamberliğin son halkasını ifade eder. Peygamberlik O'nunla beraber tarihe karışmıştır. Ama resûller kıyâmete kadar gelmeye devam edecektir. Allahû Tealâ tarafından vazifelendirilen devrin imamları kıyâmete kadar, nebî resûl olarak değil, velî resûl olarak gelecektirler. Nitekim şu anda da devrin imamı bir velî resûldür.

Sevgili kardeşlerim, Allahû Tealâ'nın dizaynı, bütün insanlara sadece mutluluğu verecek bir istikamet taşıyor. Bütün dünya için yapılan bir araştırma, dünyadaki en meşgul olan kişinin Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) olduğunu bulmuştur. Bu araştırmayı yapan bir hristiyandır. Ama realiteler O'nu ispat ediyor. Dünyadaki en meşgul kişinin O olduğunu ispat ediyor.

Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz. Doğumu da Rebiülevvel ayının 11. gününü 12. gününe bağlayan gece yarısından sonraki sabaha karşı bir doğum. Sabah olmamış, gecenin içinde bir doğum oluşuyor ve kutlu doğum haftası oluşuyor. 12. gününün sabaha yakın bir vaktinde doğduğu için kutlamalar ayın 12'sinde yapılıyor.

Sevgili kardeşlerim, Allahû Tealâ başka bir dîni hiç oluşturmamış. Hz. Musa'nın da hanif olduğunu görüyoruz. Hz. İsa'nın da hanif olduğunu görüyoruz. Hz. İbrâhîm'in dizaynı içersindeki en büyük olay teslimdir! Bu muhteva içerisinde Allahû Tealâ'nın bizlere ulaştırdığı şey, kutlu doğum haftası. Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V)'in dünyaya gelişi ve bu geçici hayattan geriye döndüğü nokta. Her ikisi de Rebiülevvel ayının 11. gününü 12. güne bağlayan gecenin sabaha karşı olmasıdır.

Burada Allahû Tealâ'nın bize Risalet Nurları'nda yazdırdığı 3 tane, 3 defa tekrarlanan "Sana bir müjdemiz var. Sana bir müjdemiz var. Sana bir müjdemiz var." ifadesi, 10'ar yıllık tam 30 yıl süren bir devreyi hatırlatıyor, ifade ediyor. Allahû Tealâ, kameriye ayları kullandığı cihetle kamerî takvime dayalı olarak bir değerlendirme yapmış. 30 yıllık bir devre.

Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki; insanlar niçin yaratıldıklarını çoktan unutmuşlar sevgili kardeşlerim. Bu yaratılma noktasında onlar için söz konusu olan, güzellikleri yaşamak olmalıdır. Ama Allah'ı tanımadan hiç kimse mutlu olamaz. Ruhu Allah'a ulaştırabilmek için, teslim edebilmek için evvelâ Allah'a ulaşmayı dilemek lâzım. Dilemeyen insanın cehennemden kurtulması mümkün değildir.

Dileyen kişi Allahû Tealâ tarafından mutlaka mürşidine ulaştırılacaktır. Sonra tâbîiyetini gerçekleştirecek, ruhu vücudundan ayrılacaktır. Allah, Allah'a mülâki olmayı dileyen kişinin ruhunu mutlaka Kendisine ulaştıracaktır. Bu kişi Allah'a ulaşmayı dilediği zaman 1. kat cennetin sahibi, mürşidine ulaşıp 14. basamakta tâbî olduğu zaman 2. kat cennetin sahibi, ruhunu Allah'a ulaştırdığı zaman 3. kat cennetin sahibi olur. Ondan sonra fizik vücudunu Allah'a teslim etmeyi başarırsa, bir yeni teslim... Ruhtan sonra fizik vücudunu da 25. basamakta teslim edecektir. Daha sonra daimî zikre ulaşacaktır, ulûl'elbab olacaktır; 26. basamak. Sonra Tövbe-i Nasuh'la tövbe edecektir, dönülmez bir tövbe; 27. basamak. Nihayet iradesini de teslim edip irşada memur ve mezun kılınacaktır; 28. basamak ve 5. kademe.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V)'in doğum ve aynı zamanda Rahmet-i Rahmân'a kavuşma günü bugündür. Hepimiz O'nun için yaşıyoruz, O'na dua ediyoruz. Bize dînimizi öğreten Kur'ân, O'na indirildiği cihetle. Bir harfi bile değiştirilememiş bir mukaddes kitap var. O, Kur'ân-ı Kerim'dir.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Kutlu doğum haftanız ve kutlu olarak  kutladığımız, O'nun Rahmet-i Rahmân'a kavuşması, ikisi de aynı gün, gece sabaha karşı ama gecenin içinde gerçekleşmiştir.

Allahû Tealâ'nın hepinizi sonsuz mutluluklara ulaştırmasını Yüce Rabbimizden dileriz ve de mutluluklar dileriz, esenlikler dileriz. Kutlu doğum haftanız mübarek olsun! Allah hepinizden razı olsun. Müjde gününüz mübarek olsun! Müjde gününüz mübarek olsun!  Müjde gününüz mübarek olsun!

İmam İskender Ali  M İ H R