TARİHİ: 16.07.2008
Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah’a sonsuz hamd ve şükrederiz ki; bir defa daha Allah’ın bir zikir sohbetinde birlikteyiz. Konumuz mu? Konumuz: Âyetlerin sırları.
Hepinizi çok ama çok seviyoruz. Hepinizin sonsuz mutluluklara ulaştırılmanızı diliyoruz Yüce Rabbimizden. Sevgili kardeşlerim! Allah hepinizden razı olsun.
Ankebût Suresinin 5., 6. ve 7. âyetlerinde Allahû Tealâ buyuruyor ki:
29/ANKEBÛT-5: Men kâne yercû likâallâhi fe inne ecelallâhi le âtin, ve huves semîul alîm(alîmu).
Kim Allah’a mülâki olmayı (hayattayken Allah’a ulaşmayı) dilerse, o taktirde muhakkak ki Allah’ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir (ruhu mutlaka hayattayken Allah’a ulaşacaktır). Ve O; en iyi işiten, en iyi bilendir.
29/ANKEBÛT-6: Ve men câhede fe innemâ yucâhidu li nefsihî, innallâhe le ganiyyun anil âlemîn(âlemîne).
Ve kim cihad ederse, o taktirde sadece kendi nefsi için cihad eder. Muhakkak ki Allah, âlemlerden müstağnidir (hiçbir şeye ihtiyacı yoktur).
men: Kim. (O kişi ki.)
kâne: Oldu.
yercû: Diler. (Dilemiş olursa yani dilerse.)
likâe allâhi: Allah’a mülâki olmak, Allah’a ulaşmak. (Allah’a rücû etmeyi, Allah’a ulaşmayı, Allah’a mülâki olmayı.
inne: Muhakkak ki, (şüphesiz ki).
ecelallâhi (ecele allâhi): Allah’ın tayin ettiği zaman, gün. (Allah’ın zamanı, anı.)
le: Mutlaka.
âtin: Gelecek.
es semîu: En iyi işiten. (Semîdir.)
el alîmu: En iyi bilen. (Ve âlimdir, bilendir.)
Öyleyse muhtevaya baktığımız zaman kim Allah’a mülâki olmayı dilerse, Allah’ın tayin ettiği o gün mutlaka gelecektir. Yani? Yani bir kişinin Allah’a mülâki olmayı dilemesi yeterlidir. Allahû Tealâ böyle bir talebin sahibi olan kişinin ruhunu mutlaka Kendisine ulaştıracaktır.
Allahû Tealâ ile olan ilişkilerinizde ortaya şu sonuç çıkıyor ki; kim Allah’a mülâki olmayı, ruhunu hayattayken Allah’a ulaştırmayı dilerse, dilemesi yeterlidir. Allahû Tealâ bu dileği mutlaka yerine getireceğini söylüyor. Allah’ın tayin ettiği o gün, Allah’a ulaşma günü mutlaka gelecektir. O zaman, tayin ettiği zaman o kişinin ruhu Allah’a ulaşacaktır.
Allahû Tealâ Şûrâ Suresinin 13. âyet-i kerimesinde ne diyordu?
“Kim Bana ulaşmayı dilerse, Ben onu Kendime ulaştırırım.” Allahû Tealâ’nın açıkça söylediği husus bu. “Kim Bana mülâki olmayı dilerse…”
42/ŞÛRÂ-13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrakû fîhi, kebure alâl muşrikîne mâ ted’ûhum ileyhi, allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).
“Kim Bana mülâki olmayı dilerse, Ben onu Kendime ulaştırırım.”
Öyleyse açık bir şekilde bir realite ile karşı karşıyayız. Bir insanın ruhunu Allah’a ulaştırması demek; 3. kat cenneti elde etmesi demektir. Allah’a mülâki olmayı dileyen herkes 1. kat cennetin sahibidir. Bu kişi sonra Allahû Tealâ tarafından, o kişinin talebi üzerine mürşidine ulaştırılır. Mürşidine ulaştığı zaman 2. kat cennetin sahibi olur.
Evet, o kişi sadece dilemiştir, 1. kat cennetin sahibi kılınmıştır. Sonra da Allah onu mürşidine ulaştırmıştır. Ama o kişi değil de, Allah onu mürşidine ulaştırmasına rağmen o kişi 2. kat cennetin sahibi kılınmıştır. Allahû Tealâ bununla da kalmıyor, o kişinin ruhunu mutlaka Kendisine ulaştırıyor. Bu da Allahû Tealâ’nın o kişiye 3. kat cenneti vermesi demektir.
Aynı zamanda mürşide tâbiiyetten sonra başlayan nefs tezkiyesi, o kişinin kalbinde 7 defa %7 fazl birikimi gerçekleştirir (baştaki %2 rahmet birikiminden sonra). Bunun sonucunda o kişinin nefsinin kalbi %51 nurlarla dolar: %2 rahmet, %49 fazl nuru.
Nurlar mutluluğun sembolüdür. O kişinin nefsinin kalbi yarı yarıya mutmain olur, doyuma ulaşır. Kişi ömrü boyunca dünya mutluluğunun yarısını yaşar. O vaziyette kalsa; bir ömür boyu günde 3 saatlik zikir seviyesini devam ettirse, bir ömür boyu 3. kat cennetin sahibi olarak yaşar. Mutluluğun da dünya saadetinin de yarısını yaşar. Ama şeytan insanları yalnız bırakmıyor, serbest bırakmıyor. Kim Allah’a ulaşmayı dilerse, Allah’ın o kişiyi Kendisine ulaştırmasına mâni olamayan iblis, o kişi ruhunu Allah’a ulaştırdıktan sonra koruyucu kalkanın kalkmasını bekler. Bir insan Allah’a ulaşmayı diledikten sonra, ruhunu Allah’a ulaştırdığı noktaya kadar Allah’ın koruyucu kalkanı o kişinin üzerinde olur ve Allah onu şeytanın iğvâsından korur. Şeytanın gayretleri hiçbir sonuç vermez. Allah, o kişinin ruhunu mutlaka Kendisine ulaştırır.
Allahû Tealâ Şûrâ-13’te ne diyordu? “Allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb: Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).”
Allâhu: Allah.
yectebî: Seçer.
ileyhi: O’na, Kendisine.
men yeşâu: Dilediği kişiyi.
men: Kimse, kişi.
yunîbu: Yönelir.
İşte Allahû Tealâ burada da aynı şeyi söylüyor. Kim Allah’a mülâki olmayı dilerse, o takdirde, muhakkak ki Allah’ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir. Yani Allah, kişinin ruhunu mutlaka Allah’a ulaştıracaktır. O zaman gelecektir. Zaman geldiğinde ne olacaktır? O kişi neyi dilemiştir? Ruhunu Allah’a ulaştırmayı. Allah onun ruhunu Kendisine ulaştıracaktır.
Allahû Tealâ en iyi işitendir. Neden? Aynı anda trilyonlarca kişinin söylediği herşeyi işitir. En iyi bilendir. Herkesin aklından geçeni, geçtiği anda Allahû Tealâ bilir. Ankebût-6’da Allahû Tealâ şöyle devam ediyor:
Ve men: Ve kim.
câhede: Cihad etti.
Ve men câhede: Kim cihad ederse.
fe: O taktirde, (o zaman).
innemâ: Sadece.
yucâhidu: Cihad eder.
li nefsi-hî: Onun (kendi) nefsi için. (Nefsi için cihad eder yani nefsini tezkiye etmek için, onu başardığı zaman tasfiye etmek için cihad eder.)
inne allâhe: Muhakkak ki Allah.
le: Mutlaka, muhakkak.
ganiyyun: Ganîdir, hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. (Müstağnidir.)
anil âlemîne: Âlemlerden.
Yani Allah’ın hiçbir âlemden hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Bütün âlemleri Allah yaratmıştır. Öyleyse kim cihad ederse sadece kendi nefsi için cihad eder. Önemli mi? Evet!
Kurtulması lâzımgelen nefstir.
Bildiğiniz gibi başlangıçta nefs baştan aşağı afetlerle doludur. Ruh da baştan aşağı hasletlerle doludur. Ama ruhumuz bizi terk eder, Allah’a doğru yolculuğa çıkar; nefsimizle kalırız. İşte nefsimizin içine mürşidimize tâbiiyetten sonra yaptığımız zikirler neticesinde Allah’ın rahmeti, fazlı ve salâvâtı ulaşacaktır. Daha doğrusu nefsimizin kalbine %2 rahmet nurunu da %98’e kadar ulaşacak olan fazılları da salâvât nurları taşır. Salâvât nurları taşıyıcı faktördür.
Nefs tezkiyesi yapan kişi cihada başlamıştır. Bu cihad mürşide tâbî olmakla verimli hale gelir. Başlangıçta bir kişi Allah’a ulaşmayı diler, dilediği an dünyası değişir. Mutluluğu yaşamaya başlar. Ama nefs tezkiyesi henüz yoktur, başlamamıştır. Bu kişi Allah’tan mürşidini soracaktır. Allah ona mürşidini gösterecek ve onu mürşidine ulaştıracaktır. Kişi de gidip Allah’ın kendisine gösterdiği mürşide tâbî olacaktır. İşte böyle bir tâbiiyet, o kişi için mutluluk verici bir dizayndır. Çünkü tâbiiyetle beraber mutluluk, o kişi ruhunu ulaştırıncaya kadar Allahû Tealâ tarafından çok üst seviyede devam eder. Bu devre Allah için çok önemlidir. Kişiye mutluluğu yaşatıyor ki; daha sonraki dik yokuş için kişi azmetsin.
Ruhunu Allah’a ulaştırmak herkes için son derece kolay bir işlemdir. Kim Allah’a mülâki olmayı dilerse Allah onu Kendisine ulaştıracağını garanti ediyor. (Şûrâ-13)
Allahû Tealâ Ra’d Suresinin 27. âyet-i kerimesinde de aynı şeyi söylüyor:
13/RA'D-27: Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbihi, kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe).
Ve kâfirler: “Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse olmaz mı?” derler. De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O’na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).”
“Allah dalâlatte olanları bırakır. Yani onlarla meşgul olmaz. Ama onlardan; dalâlette olanlardan her kim Allah’a ulaşmayı dilerse, Allah onları Kendisine ulaştırır.”
Öyleyse sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allahû Tealâ’nın dizaynı içerisinde olaylara baktığımız zaman, bir mutluluk sürecinin var olduğunu görürüz. Herşeyin en güzel olduğu bir dizaynı yaşarız.
Sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ’nın dizayn ettiği herşey güzeldir, çok güzeldir. O, insanın yücelmesini ister ve yolun yarısını garanti eder. Kim Allah’a ulaşmayı dilerse Allah onu mutlaka Kendisine ulaştırır. Bu, yolun yarısıdır. Dik yokuş… Daha üstün zevklere, mutluluklara ulaşma, bir dik yokuşu aşmakla mümkündür. 3 saatlik zikrin 18 saate çıkması gerekir.
Allahû Tealâ bize dünya mutluluğunun yarısını ve 3. kat cenneti sadece bir dilek karşılığı hibe eder, karşılıksız verir. Ama ruhumuzu Allah’a ulaştırdıktan sonraki devre, zikrimizin 18 saate çıkmasını gerektirir ki; biz fizik vücudumuzu da Allah’a teslim edebilelim. Öyleyse bu cihat, kişinin nefsi için cihattır. Dilediği yere kadar, yapabildiği kadar kişi yürümelidir. Ama 1. teslim yani ruhun Allah’a ulaşması safhası, kişinin özel gayretine ihtiyaç göstermez. Allah onu zikir için istekli hale getirir. Zikirden zevk almaya başlamasını temin eder. Kişi günde 3 saatlik zikrini büyük bir zevkle tamamlar, her gün aynı büyük zevki yaşayarak; tâ ki ruhu Allah’a ulaşsın.
Önemli olan, Allahû Tealâ’nın koruyucu kalkanını koyduğu ve şeytanın müdahalesine müsaade etmediği bu 7-8 aylık devreden sonra da kişinin mutluluğunu devam ettirebilmesidir. Bu ise kolay bir şey değildir. Çünkü şeytan mutlaka devreye girecektir. Kişinin bu başarısı onu fena halde kızdırmıştır. Mutlaka o kişiyi yoldan düşürmeye çalışır. Birçok insanın bu koruyucu kalkan devre dışı kaldıktan sonra yoldan düşmesi boşuna değildir. Şeytanın büyük gayretlerinin sonucudur. Kim Allah’a ulaşmayı dilerse, tâbiiyetini gerçekleştirdiği zaman mutlaka ruhu vücudundan ayrılacaktır. Allah ona zikir sevgisi verecektir, namaz sevgisi verecektir. Bütün ibadetleri sevdirecektir. Onun ruhunu Kendisine ulaştırması için herşeyi yapacaktır. Önemli olan, o noktadan sonra da olayın devam etmesidir; ruhun Allah’a ulaşmasının ötesinde de devam etmesidir.
Şimdi Ankebût Suresinin 7. âyet-i kerimesine de beraberce bakalım:
Ve: Ve.
ellezîne: Onlar.
âmenû: Âmenû oldular (hayattayken Allah’a ulaşmayı dilediler.)
Vellezîne âmenû: Ve onlar ki âmenû olmuşlardır.
Âmenû olmanın 7 safhası vardır. Allah’a ulaşmayı dilemek, 1. âmenû olmaktır. Mürşide tâbiiyet, 2. âmenû olmak, ruhu Allah’a ulaştırmak 3. âmenû olmaktır. Ankebût-5, 6 ve 7, bu 3 safhayı ifade ediyor. Ama bundan sonra fizik bedenin teslimi var, ondan sonra nefsin teslimi var. En sonra da iradenin teslimi var.
Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Bakalım Ankebût-7’de Allahû Tealâ ne söylüyor?
Vellezîne âmenû: Ve onlar ki âmenû olmuşlardır. Yani Allah’a ulaşmayı dilemişlerdir.
Ve amilû es sâlihâti: Ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaptılar. (Ve amilüssalihat yapanlar, nefsi ıslâh edici ameller işleyenler.)
“Onlar ki âmenû olmuşlardır, Allah’a ulaşmayı dilemişlerdir ve amilüssalihat yani nefsi ıslâh edici ameller yapmaktadırlar.”
Demek ki Allah’a ulaşmayı dilemekle kalmamışlar, Allah’tan mürşidlerini sormuşlar ve o mürşide ulaşıp tâbiiyetlerini gerçekleştirmişler. Ancak o zaman bir insan amilüssalihat yapabilir. Yani zikrettiği zaman Allah’ın katından gelen rahmet, fazl ve salâvât nurları o kişinin göğsüne, göğsünden kalbine ulaşır. Fazıllar o kişinin kalbinde yerleşmeye başlar.
Başlangıç %2 rahmet nurudur. Öncü kuvvetler gelmiştir. Allah’ın yardımı, mürşide tâbî olmadan evvel o kişinin kalbine girmiştir.
Allah’ın ilk nuru rahmet nurudur. Tâbiiyeti gerektirmez. Tâbiiyetten evvel öncü kuvvetler olarak %2 oranında rahmet nuru, kişinin nefsinin kalbine girer. Ondan sonra kişi mürşidine tâbî olur. Mürşide tâbiiyetten sonra o %2 rahmet nurunun ötesinde, nefsin kalbi fazıllarla dolmaya başlar. İşte bu dolmanın muhtevası, o kişinin nefsinin kalbine ilk %7 fazl nurunun girmesini sonuçlandırır, intaç eder. İlk %7 fazl nuru birikimi tamamlanınca, o kişinin vücudundan ayrılmış olan ruhu diğer ruhlarla beraber 1. gök katına ulaşır. Tâbî olduğu an vücudundan ayrılan ruh, aslında devrin imamının dergâhına ulaşmıştır ama kişinin salih amel yapmasını beklemektedir. Tâbiiyetini gerçekleştirdiği zaman o kişinin nefsinin kalbinde ilk %7 nur birikimi gerçekleştiği an, ruh zemin kattan 1. kata kadar çıkma yetkisinin sahibi olur.
İşte nefs 7 kademede tezkiye olurken burada ruhun da Allah’a doğru yolculuğu söz konusudur.
Nefs-i Emmare’de, ilk %7 nur birikiminde 1. gök katı.
Nefs-i Levvame’de, kişi nefsini levm etmeye başladığı zaman 2. gök katı.
Nefs-i Mülhime’de, Allah’tan ilham almaya başladığı zaman kişi 3. gök katı.
Nefs-i Mutmainne’de, kişinin doyuma ulaşması; 4. gök katı.
Nefs-i Radiye’de kişi Allah’tan razı olur; 5. gök katı.
Nefs-i Mardiyye’de Allah da kişiden razı olur; ruh 6. gök katına ulaşır.
Nefs-i Tezkiye; nefsin kalbi %49 fazl nuruyla, %2 de başta giren rahmet nuruyla dolmuştur. Başlangıçta %100 kapkaranlık olan nefsin kalbi %51 aydınlanmış, yarıdan daha fazla nurla dolmuştur.
İşte o kişinin ruhu bu noktada Allahû Tealâ’ya ulaşır. 7 tane gök katını aşmıştır. 7. gök katında 7 tane âlem geçmiştir. Nurlar %51’e ulaştığı zaman, o kişinin ruhu Sidretül Münteha’dan Allah’a doğru, yukarı doğru yükselerek yola çıkmıştır ve Allah’a mutlaka ulaşmıştır. Bu, Allahû Tealâ’nın âyet-i kerimedeki, “Yaptıklarından daha güzeliyle mükâfatlandıracağız.”ın ifadesidir.
Şimdi Ankebût-7’de Allah’ın ne söylediğine bakalım yeniden:
Vellezîne âmenû: Ve onlar ki âmenû olmuşlardır.
Ve amilûs sâlihâti: Nefsi ıslâh edici ameller yapmaktadırlar.
Yani burada kişinin artık mürşidine tâbiiyeti gerçekleşmiştir. Bu tâbiiyetin neticesinde kişi zikir yaptığı zaman Allah’ın katından gelen salâvâtla rahmet ve salâvâtla fazl nurlarından fazıllar, o kişinin kalbini %7 %7 doldurarak kişi 7 tane %7 nur birikimi gerçekleştirir. Bu işlev yani kişinin “Allah, Allah, Allah, Allah…” diyerek Allah’ın ismini zikretmek suretiyle nefsini tezkiye etmesi, işte bu salih ameldir; amilüssalihattır. Burada da amilüssalihat açık bir şekilde yer almıştır: “Vellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti.”
O kişi âmenû olmuştur, Allah’a ulaşmayı dilemiştir. Âmenû olmanın 2. safhası amilüssalihat işlemektir. Tâbî olduktan sonra kişi zikir yapmaya başlar. “Allah, Allah, Allah, Allah…” diye zikrettikçe Allahû Tealâ’nın katından salâvâtla rahmet, salâvâtla fazl nurları iner. Rahmet nurları sadece %2’lik bir devreyi ifade eder. Ama fazıllar ondan sonra nefsin kalbini %98’e kadar dolduracaktır. İşte bu minval üzere her %7’lik nur birikiminde o kişinin ruhu bir gök katı yükselir. Kalbindeki nurlar arttıkça ruhun yükselebileceği gök katları birer birer şekillenir. Emmare, Levvame, Mülhime, Mutmainne, Radiye, Mardiyye ve Tezkiye kademelerinde 7 tane gök katı aşılacaktır.
Allahû Tealâ: “Onların seyyiatlerini mutlaka örteceğiz.” diyor. Günahları örtüyor ve diyor ki: “Onları mutlaka yaptıklarının daha ahseniyle mükâfatlandıracağız.” Allahû Tealâ, onların günahlarını örttükten sonra sevaba çeviriyor.
25/FURKÂN-70: İllâ men tâbe ve âmene ve amile amelen sâlihan fe ulâike yubeddilullâhu seyyiâtihim hasenât(hasenâtin), ve kânallâhu gafûran rahîmâ(rahîmen).
Ancak kim (mürşidi önünde) tövbe eder (böylece kalbine îmân yazılıp, îmânı artan) mü’min olur ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa, o taktirde işte onların, Allah seyyiatlerini (günahlarını) hasenata (sevaba) çevirir. Ve Allah, Gafur’dur (günahları sevaba çevirendir), Rahîm’dir (rahmet nuru gönderendir).
İşte Allahû Tealâ kim Allah’a mülâki olmayı dilerse, onların günahlarını sevaba çevirir. Günahların örtülmesi, günahların tamamen yok edilmesidir ama sevaba çevrilmesi yeni bir işlevdir. Bu ancak nefs tezkiyesine başlanırken gerçekleşir. Yani kişinin mürşidine tâbiiyetiyle gerçekleşir. Kim tâbî olursa, tâbî olduğu anda onun günahları sevaba çevrilir. Ve de Allahû Tealâ o kişiye bir başağında 100 dane bulunan 7 başaklı bir nebat kadar ihsanda bulunur. Yani o kişi zikir yaparak 1 derecelik bir kazanç sağladığı zaman, Allahû Tealâ ona o kişinin ruhu 1. gök katındayken 1’e 100 vermeye başlar.
Tâbiiyetten sonra yola çıkan bu kişinin ruhuna Allahû Tealâ 1. gök katına ulaştığı noktaya kadar 1’e 100 verir. Sonra kişinin ruhu 2. gök katına ulaşır. Kişinin kazancı da zikir aynı zikir olmakla beraber 1’e 200 olur. 3. gök katında 1’e 300 olur. 4. gök katında 1’e 400 olur. 5. gök katında 1’e 500 olur. 6. gök katında 1’e 600, 7. katta da 1’e 700 olur. İşte bu, herbirinde 100 tane bulunan 7 başaklı bir nebat grubu kadar kişiye Allahû Tealâ’nın ihsan etmesidir:
2/BAKARA-261: Meselullezîne yunfikûne emvâlehum fî sebîlillâhi ke meseli habbetin enbetet seb’a senâbile fî kulli sunbuletin mietu habbetin, vallâhu yudâifu li men yeşâu, vallâhu vâsiun alîm(alîmun).
Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, her sünbülünde (başağında) yüz adet tane (tohum) olmak üzere, yedi sünbül (başak) veren bir tek tohumun durumu gibidir. Allah, dilediği kimse için (onun rızkını) kat kat artırıp verir. Ve Allah Vâsi’dir, Alîm’dir.
Sevgili kardeşlerim! Görüyorsunuz ki Allahû Tealâ sonsuz ni’metlerini insan için hazırlamış. Kendisine iade edilmesini emrettiği o ruhu Kendisine geri istiyor:
89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeten.
Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!
İrciî ilâ rabbiki: Rabbine rücû et ey ruh! Rücû ederek geri dön!
İşte sevgili kardeşlerim, Allahû Tealâ’nın bu hedefi gerçekleştirmek üzere harekete geçmesi söz konusudur. Bunun için tâbiiyet mutlaka şarttır. Kişi hacet namazını kılıp Allah’tan mürşidini sorar. O kişi gerçekten Allah’a ulaşmayı dilemişse, Allah ona mutlaka mürşidini gösterir. Kişinin o mürşide gidip tâbî olması halinde ruhu mutlaka vücudundan ayrılır ve kafileye katılır.
Kafile 1. kata çıkar; o ruh da çıkar. Sonra diğerleri 2. kata çıkar. O ruh çıkamaz. Oradaki dönemini tamamlamak mecburiyetindedir. Her tamamladığı sürede bir gök katı yükselir. Önce 1. kata kadar çıkabilen ruh, bir süre sonra 2. kata kadar çıkmaya başlar. Nefsinin kalbindeki %7 fazl birikimi 2. defa tahakkuk etmiştir. 2. gök katına çıkma yetkisini kazanmıştır. 3. defa %7 nur birikimi, 3. gök katı. Böylece 4., 5., 6., 7. gök katı; 7. gök katında 7 tane âlem geçmek. Nihayet Sidretül Münteha’dan dikey bir yolculukla Allah’ın Zat’ına ulaşıp Allah’ın Zat’ında yok olmak.
Bu âyetteki; “Onların seyyiatlerini mutlaka örteceğiz.” ifadesi, tâbî olduğu zaman günahların örtülmesini içeriyor. “Ve onları mutlaka yaptıklarının daha ahseniyle mükâfatlandıracağız.” ifadesi ise 2 ayrı cephede mükâfatlanmayı açıklıyor:
1- O affettiği günahları Allahû Tealâ sevaba çeviriyor. Bu mükâfatın bir tanesidir.
2- Allahû Tealâ bununla kalmıyor; o kişinin ruhunu o kişi hayattayken mutlaka Kendisine ulaştırıyor. Bu, vuslattır. O kişinin Allah’a ruhunu ulaştırmasıdır.
Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Görülüyor ki Allahû Tealâ herşeyi insan için vücuda getirmiş. “Onları mutlaka yaptıklarının daha ahseniyle mükâfatlandıracağız.” ifadesi, yaptıklarının karşılığı değil, o karşılığın 700 katını alacaklardır. O zaman ahsen ne kadar büyük bir faktör, bunu yerli yerine oturtmamız lâzım.
Bir hiç karşılığı, sadece bir dilek karşılığı Allahû Tealâ o kişinin mürşide ulaşmasını sağlıyor. Tâbiiyetiyle beraber ruhunu vücudundan ayırıyor, Kendisine doğru yola çıkarıyor. Ana dergâha (devrin imamının dergâhına) doğru ruhu gönderiyor. Oradan seyr-i sülûktaki o yolculukta, o ruh da diğer ruhlarla beraber gök katlarını birer birer aşmaya başlıyor.
Eğer o kişinin 7-8 aylık bir ömrü varsa, mutlaka Allah o kişinin ruhunu Kendisine ulaştıracaktır. Ulaştırdığı zaman o kişi 3. kat cennetin sahibi olur. Ne yapmıştır kişi? Allah’a ulaşmayı dilemiştir. Bunun karşılığı bir mükâfat olsaydı, Allahû Tealâ o kişinin günahlarını örtecekti. Daha ötesi, Allahû Tealâ sevaba çeviriyor. Daha ötesi, o kişi zikir yapınca normal standart 1’e 10’dur. Allahû Tealâ: “Kim zikir yaparsa Ben ona 10 katını veririm.” diyor. Ama eğer bu zikri mürşidine tâbî olduktan sonra yaparsa o derhal 1’e 100’e çıkar. Ruh 1. gök katına ulaştı; 1’e 100 devam eder. Ama ruh 2. gök katına ulaştığı anda Allah’ın ni’meti 1’e 200’e yükselir. 3. gök katına ulaştığında 1’e 300’e; 4., 5., 6., 7. katlarda 1’e 700’e kadar yükselir.
Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Görülüyor ki ifade: “Onları mutlaka yaptıklarının daha ahseniyle mükâfatlandıracağız.” Hak ettikleri mükâfatın 700 katına ulaştırarak…
Allahû Tealâ o kişinin ruhunu vücudundan ayırdığı zaman, kişi 2. kat cennetin sahibi oluyor. Allah o kişinin ruhunu Kendisine ulaştırıyor, kişi 3. kat cennetin sahibi. Bu; konunun cennet tarafı, ebedî mutluluk…
Dünya hayatına bakıyoruz. Kişi nefsini her tezkiye edişinde; Emmare, Levvame, Mülhime, Mutmainne, Radiye, Mardiyye ve Tezkiye kademelerinde nefsinin kalbindeki nurlar %7 %7 artarak kişiyi her seferinde %7 daha mutlu bir noktaya ulaştırıyor. Neticede o kişi dünya hayatının %51’ini mutlu olarak yaşamak yetkisinin sahibi oluyor. Tâ ki ruhu Allah’a ulaşsın. Allah sözünü mutlaka tutar. Mademki: “Kim Bana ulaşmayı dilerse Ben onu Kendime ulaştırırım.” diyor, işte bu Allah’ın Kendisine ulaştırmasıdır.
Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah’a sonsuz hamd ve şükrederiz ki; bir defa daha Allahû Tealâ bizleri birarada kıldı ve bu hedefe ulaştırdı. Allahû Tealâ’nın hepinizi hem cennet saadetine hem dünya saadetine vasıl etmesini Yüce Rabbimizden dileyerek sözlerimizi inşaallah burada tamamlıyoruz. Allah hepinizden razı olsun.
İmam İskender Ali M İ H R



