}
Davranış Biçimleri (Mutlu Etmek, Karşılıksız Sevmek) 23.01.2009
Mp4 Mp3 Link

Sohbet Kodu: 112380

SOHBETİN ADI: DAVRANIŞ BİÇİMLERİ
TARİHİ: 23.01.2009

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah'a sonsuz hamd ve şükrederiz ki; bir defa daha bir sohbette birlikteyiz: Davranış biçimleri.

Sevgili kardeşlerim! Bizler Allah'ın en yakın dostları olarak bir görevi üstlenmiş durumdayız. Bizimle beraber olanlar, bir hedefe müteveccih olarak yaşarlar. Bu hedef, başka insanları, etrafımızdaki insanları, herkesi mutlu kılmaktır. Etrafınıza sadece mutluluk taşıyacaksınız sevgili kardeşlerim! Sizden etrafınızdaki insanları üzecek şeyler sadır olmamalıdır. Kimseyi mutsuz etmemek, herkesi mutlu etmek; kendinizi buna adamalısınız.

Sevgili kardeşlerim! Bir tek gaye için yaşayacaksınız; başkalarını mutlu etmek. İşte davranış biçimleri dediğimiz zaman, davranış biçimlerinin özeti budur. Başkaları için yaşamak yani başkalarını mutlu etmek için yaşamak. Aslında madalyonun öbür yüzüne baktığımız zaman, başkalarını mutlu etmek için yaşayan insan, hayatını onlara vakfetmiş olan bir insan, mutlu ettiklerinden çok daha fazla mutlu olur. Neden?

Bir kişinin etrafında 20 kişi var diyelim. Bu 20 kişiyle bir beraberliğin içersinde. O kişi, o etrafındaki 20 kişinin herbirini mutlu ettikçe onların yaşadığı mutluluğun en azından bir eşini, çoğu zamanda 2 katını, Allahû Tealâ mutlu eden kişiye ulaştırır. O, başkalarını mutlu ettiği cihetle mutludur. Allahû Tealâ ona bu açıdan mutluluk vermektedir. Allahû Tealâ onun kalbine bir hedef koymuştur. Bu hedef, başkalarını mutlu etmektir sevgili kardeşlerim!

Öyleyse başkalarını mutlu etmek; kim mutlu olmak istiyorsa, işte kâinatın en üst seviye reçetesi budur. Başkalarını hangi ölçüde mutlu edebilirseniz, başkalarına sizden hangi ölçüde mutluluk ulaşırsa, siz onların yaşadığı mutluluğun aynını yaşarsınız. Ama siz bir kişisiniz, etrafınızda birçok insan var. Düşünün; etrafınızda 20 kişi varsa, o etrafınızdaki herkesi mutlu etmek konusundaki çabalarınız bu hedefe ulaşmışsa, o zaman herbirinin yaşadığı mutluluğun 20 katını yaşayacaksınız demektir.

Sevgili kardeşlerim! Neden başka insanları mutlu edip, onların mutluluğunu sağladığınız için herbiri kadar mutlu olmak sizin elinizdeyken, neden başkalarını mutsuz etmek, neticede kendinizin mutlu olmasını istemeseniz de vücuda getirmek? Bu yanlış bir adım değil mi? Allahû Tealâ: "Benden yana mısınız, ondan yana mısınız?" diyor.

Sevgili kardeşlerim! Bu muhtevada herşeyin çok güzel olduğunu düşünün. Allah için yaşadığınızı düşünün. O zaman bunun gerçek mânâsının başkaları için yaşamak olduğunu anlayacaksınız. Çünkü sadece başkalarını mutlu etmek için yaşayan insanlar, herbirinin yaşadığı mutluluğun aynını kendisi de yaşayacağı için, etrafındaki 20 kişiye mutluluk ulaştırabilen bir insan, onları mutlu edebilen bir insan, onların herbirinin 20 katı kadar mutlu olmuştur.

Dikkat edin ki; mutluluğunuz başka insanları mutlu etmekten geçer. Allah'ın böylece hedefi ne? Hedefi, bütün bir toplumun huzuru yaşaması, huzursuzluk duvarını aşması, huzur içinde mutlu bir dünya hayatı geçirmesi.

Allahû Tealâ sizden sadece mutlu olmanızı ister. Başka insanları mutlu ettikçe, mutluluğun ne kadar güzel birşey olduğunu asıl siz yaşarsınız. Etrafınızda mutlu edebileceğiniz birçok insan her zaman vardır. Herbirini mutluluğa ulaştırsanız, onları sevdiğinizi davranışlarınızla, konuşmalarınızla belli etseniz ne kaybedersiniz ki sevgili kardeşlerim? Bir şey kaybetmezsiniz ama ne kazanırsınız, oraya bakın:

1- Onların kalplerini kazanırsınız.
2- Onlara verdiğiniz mutluluk kadar mutluluğu, herbiriyle siz de yaşarsınız.

Öyleyse günde 20 kişiye mutluluk verebilen bir insan, 20 kişinin yaşadığı mutluluğun herbirini kendisi de yaşayacağı için, herbirine verdiği mutluluğun 20 katını yaşayacaktır.  

O zaman sorun kendi kendinize bizi dinleyenler, kardeşlerimiz ya da henüz kardeşimiz olmamış olanlar! Ne kaybedersiniz ki? Ama yaşadığınız zaman bu olayı, ne kadar çok şey kazanmış olduğunuzu göreceksiniz ve de onları mutlu etmek bizi kat kat mutlu ettiği için bir ilâhi alışkanlık olacak. Allahû Tealâ böyle olmasını istiyor. Başkalarını mutlu ederek mutlu olmamızı istiyor.

Neden huzur içinde, mutluluk içinde bir dünya hayatı varken, dünyayı kendinize zehir edesiniz ki? Falanca size kötü davranmış. Ne yazar? Eğer siz ona iyi davranmış olsaydınız, o size kötü davranamazdı. Onun bütün yollarını, negatif davranış biçimlerinin bütün yollarını tıkayabilirdiniz. Etrafınızdaki insanlara öyle bir davranışla davranmalısınız ki; onların hem kendilerini hem de sizi üzmek sadedinde hiçbir imkânları kalmasın.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah'a sonsuz hamd ve şükrederiz ki; bir defa daha bir gönül sohbetinde Allahû Tealâ bizleri birleştirdi. Sizlere mutluluğu anlatabilmek için. Böylece sizlerin herbirinin başkalarına mutluluk vererek, onların kat kat fazlası mutluluğu, herbirinin yaşadığı mutluluğun kat kat fazlasını yaşayabilmenizi temin etmek için. O, sadece bunu istiyor. İstiyor ki; bütün insanlar birbirini sevsinler. Kimse kimseden nefret etmesin, herkes birbirinin mutlu olmasında methaldar olsun, vasıta olsun. Hayatını başkalarını mutlu etmeye adasın ki; herbirine verdiği mutluluğun aynını kendi de yaşayacağı için, etrafındaki herbirinden, herbir insandan kat kat fazla mutlu olsun. Herbirine verdiği mutluluğun onlarca, belki yirmilerce katını herkes yaşasın. Çok insanla beraber olun, çok insana mutluluk aşılayın, çok insana mutluluk verin ki; Allah da size mutluluk versin.

Sevmek çok güzel bir şey sevgili kardeşlerim! Nefretin hayatınıza getireceği yer, getireceği şey, getireceği sonuç sadece huzursuzluktur, sıkıntıdır, mutsuzluktur. Ama sevgi, saadetin anahtarıdır. Sevildiğinizi hissedeceksiniz. Etrafınızdaki herkesi severseniz, bu sevgi bütün davranışlarınızdan açık bir şekilde okunursa, etrafınızdaki insanların sizden nefret etmesi mümkün olamaz sevgili kardeşlerim! Mutlaka onlar da sizi seveceklerdir.

Sevgi sevgiyi, nefret nefreti çeker. O zaman anahtar sizde. Siz sevgi kapısını açın. İçeri sevgi boşalsın. Kim nefret kapısını açarsa, birinden nefret eder de bu nefretini de her fırsatta ortaya koyarsa, ondan sadece nefret edilir. O mutlu olamadığı gibi, sadece başka insanları mutsuz etmeye çalışan bir bedbaht olur. 20 kişilik bir toplumda 19 kişi birbirini seviyorsa, birisi hiçbirini sevmiyorsa, hiçbiri de onu sevmez. O kişi kendisini mutsuzluğa kendisi mahkûm etmiştir. Eğer sevseydi ve başkalarına sevgisini göstermekten çekinmeseydi, onlar da onu seveceklerdi. Nasıl diğerlerini seviyorlarsa, diğer 19 kişi birbirini seviyorlarsa, 20. de seveceklerdi.

İşte sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ'nın verdiği ilhamla şeytanın verdiği ilham, bir birinin tamamen tersidir. Şeytan sizin herkesten nefret etmenizi ister. Hiç kimseyi asla sevmemenizi ister. Sevginin kalbinizde oluşması, onu en çok yaralayan, huzursuz eden şeydir. O sonsuz ömründe, çok uzun sürecek olan ömründe, herkesi mutsuz etmek için elinden gelen herşeyi yapacaktır. Ama eğer insanlar onun söylediklerine aldırmamayı başarabilirlerse ama eğer insanlar onun söylediklerinin doğru olmadığını idrak edebilirlerse, o zaman şeytan onları mutsuz kılamaz.

Etrafınızdaki insanların size kötü davrandığından mı şikâyet ediyorsunuz? Gözlerinizi kendinize çevirin. Siz onlara nasıl davrandınız da acaba onlar size kötü davranmaya nasıl başladılar. Sevgili kardeşlerim! Ne ekerseniz onu biçersiniz. Eğer sevgi tohumları ekerseniz, sevgi ağacınız olur. Seversiniz ve sevilirsiniz. Severseniz dünyadaki mutlu insanlardan, eğer çok severseniz çok mutlu insanlardan, çok daha fazla severseniz en mutlu insanlardan birisi olabilirsiniz.

Hayatınızı başkalarına adayın! Başkaları için yaşamaya başlayın! Tanıdığınız bütün insanların, hangi cepheden mutluluğu yaşayabileceğini düşünün. Onlara o istikametlerde yardımcı olun. Ne kaybedersiniz ki sevgili kardeşlerim? Ama o kadar çok şey kazanırsınız ki... Onların herbirine ulaştırabildiğiniz, sizin vücuda getirdiğiniz, onların üzerinde vücuda getirdiğiniz her mutluluk yüzdesini, Allahû Tealâ size de yaşatır. Etrafınızdaki herkesi mutlu etmeye dayalı bir hayatı kendinize seçer de, bunu olgun bir meyve haline getirebilirseniz, herkese mutluluk saçan bir insan olursunuz ve her gün etrafınızdaki insanları biraz daha fazla seversiniz. Hepsini seversiniz. Hepsini ayrı ayrı mutlu etmeye çalışırsınız. Bunu yapmanızsa en çok sizi mutlu kılar. Etrafınızda ne kadar çok insan varsa, siz onların herbirinin o kadar, katı kadar, onların herbirinin kazandığı mutluluğun, o insanların sayısınca katkısını yaşarsınız. Kat kat mutluluk...

Allahû Tealâ ne istiyor? Hepinizden bir tek şey istiyor sevgili kardeşlerim! "Mutlu olun. Ben sizin mutlu olmanızı istiyorum. Sizi bunun için insan suretinde yarattım. İstediğim şey; insanların sulh ve sükûnu yaşayarak mutlu olmaları." Herşey, Allah'a inanç mekanizmasının hangi seviyede olduğuna bağlıdır.

Sevgili kardeşlerim! Allah'ı, Allah'ın söylediklerini yapmanızı, emrettiklerini, yapmamanızı emrettiklerini dikkatle gözden geçirirseniz. İster Tevrat'ta olsun ister İncil'de olsun ister Kur'ân-ı Kerim'de olsun, onun bir tek hedefe dayalı olduğunu göreceksiniz. Allah etrafınızdaki bütün insanları mutlu etmek için yaşamanızı ister. Kim hayatını buna adamışsa, dünyadaki en mutlu insanlardan birisi odur. O, sadece başkalarına mutluluk vermek için yaşar.

Hani size hep bir fıkra anlatırız. Çocuk, evlâdı, annesini öldürmüş. Yetmez, kalbini koparmış. Almış eline gidiyor, cinayeti işlediği yerden kaçıyor. Ama kaçarken ayağı taşa takılmış ve düşmüş. Elindeki kalp: "Evlâdım, ayağın acıdı mı?" diye soruyor. Bu bir masal tâbî ama burada anne kalbinin ne kadar hassas, ne kadar evlâdına değer veren bir hüviyette olduğuna dikkat edin! Kendisini öldüren, hayatına son veren evlâdı, canından daha fazla sevdiği oğlu... Ve dile gelebilseydi mutlaka böyle söylerdi.

Sevgili kardeşlerim! Ne duruyorsunuz! Etrafınızdaki insanlara sevgi aşılayın.

İnsanlar giderek daha sevgisiz bir dünyaya doğru yelken açmışlar. Neden? Allah ile olan ilişkiler giderek azalmış.

Sevgili kardeşlerim! Bizim toplumumuz vaktiyle böyle değildi. Cihan imparatoru olan Osmanlı, sadece sevgiyi paylaşıyordu. Her tarafta sevgi vardı. İnsanlar birbirlerini sever ve korurlardı. Fakirlere mutlak olarak yardım edilirdi. Osmanlı yaptığı bütün fetihlerle, fethettiği ülkelere adaleti götürmeyi başardı, hoşgörüyü ulaştırdı ve sevginin ne olduğunu öğreterek nefreti yok etmeye çalıştı.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Görüyorsunuz ki; sevmek başlı başına bir olaydır. Hepiniz birbirinizi çok ama çok sevmelisiniz. Sevginiz fışkırmalı, her davranışınızdan belli olmalı. Öyle bir olay sizi küçültmez, aksine sizi yüceltir. Size insan olmak adına çok şeyler kazandırır. Örnek bir insan olabilirsiniz. Arkasında mutlaka sevgi vardır.

Başkalarından nefret edenler, kendilerinden nefret edilenlerdir. Onlar başkalarından nefret ettikleri için karşıdakilerden nefretten başka bir şey elde edemezler. Ama biz hepinize diyoruz ki: "Sizden nefret edenleri bile sevmelisiniz ki; onlar sizdeki olağanüstü sevgiyi teşhis edebilsinler. Ve de o sevginin muhtevası içinde çareleri kalmasın. Sadece sevgi onları sarsın yani neticede onlar da sizi sevsinler."

Sevgili kardeşlerim! Öylesine güzel bir şey ki bu sevgi, bütün kusurları yok edebilir. Eğer severseniz, kusur görmekte giderek açığı kapatırsınız, küçültürsünüz. Bir taraftan da sizin başlangıçta size kötü davranan kişiye karşı gösterdiğiniz her güzel davranış, hiç şaşmadan aynı güzellikleri tekrarlamanız, onun üzerinde mutlaka pozitif bir etki oluşturacaktır.

Sevgili kardeşlerim! Hayat geçiyor. Bu hayat geçerken, başkalarına hep güzel bir şeyler bırakmalısınız. İzlenim, hatıra, ibret... Bu ancak başkalarına yapabileceğiniz en güzel davranışlarla oluşur. Onları severseniz, onlar sizi sevmeseler de severseniz, onlara gerçek anlamda bir örnek olursunuz.

Allah'ın gerçek dostları, insanlardan nefret edemezler. Onlar ne kadar kötü olurlarsa olsunlar, onlar ne kadar kötülük yaparlarsa yapsınlar, Allah'ın dostlarının onlara düşman olabilmesi mümkün değildir. Onların kalplerine Allahû Tealâ negatif faktörleri biçerek bir çiçek tarlası hüviyetini verir. Onların kalplerinde nefret yoktur, sevgi vardır. Kendisini sevmeyenleri, hatta kendisinden nefret edenleri de sever. Hiçbir zaman da nefretin sebebini anlayamaz. Çünkü o nefret ettiğini ispat eden kişi veya kişiler, bu nefreti kendilerine kazandıracak olan bir kötü davranışı, ondan hiçbir zaman görmemişlerdir. Görmeleri de mümkün olmayacaktır. Ama buna rağmen iblis, sevgi hayatının ister mimarı olsun, ister sadece müntesiplerinden biri olsun, böyle olan herkesi etrafındaki tesir edebildiği insanlara düşman etmeye çalışır. Onlar da nefslerinin kalbi afetlerle dolu olduğu için, bu sebeple şeytanla devamlı münasebette bulunmak mecburiyetinde kaldıkları için, bunun tesiri altında kalabilirler. Ama sevgili kardeşlerim bu, Allah'ın dostları için bir hüküm ifade etmez. Onlar bir ömür boyu sadece seveceklerdir. Affetmeye her zaman hazırdırlar. Onlar nefret etmezler. Nefret, nefsin afetlerindendir. Nefsindeki daimî zikir sebebiyle bütün afetleri yok eden bir insan, nefret afetinden de kendisini halas kılmıştır, kurtarmıştır.

Sevgili kardeşlerim! Her hâlükârda sevmelisiniz. Sizden nefret edenleri de sevmeye çalışın. O zaman onların şeytan tarafından nasıl ve hangi ölçüde kandırıldıklarını net olarak yaşayacaksınız. Eğer bu seviyeye gelmişseniz, onlara kızamazsınız. Şeytanın onlara yaptığı telkinlerle onları ne kadar huzursuz ettiğini görmeniz, bütün muhtevayı değiştirir.

Sevgili kardeşlerim! İnsanları sevmelisiniz. Şeytan her zaman insanları, en çok sevenin üzerine doğru saldırtmaya çalışır. Çoğu zaman da bunu başarır. Ne olduğunu bile anlayamadan, insanların bir kısmı Allah'ın dostlarına düşman olurlar. Sevgili kardeşlerim! Bu, eşyanın tabiatına son derece uygun bir sonuçtur. Şeytan bütün insanları, Allah'ın dostlarına düşman kılmaya çalışır. Gayreti hep bu istikamettedir. Sevgili kardeşlerim! Bu tablo içersinde Allah'ın dostları bir bütünü paylaşırlar. O bütün, sevmek fiilinin çatısı altına giren bütün işlevlerdir.

Sevgili kardeşlerim! Eğer nefreti kalbinizden silebilirseniz -ki daimî zikir bunu mutlaka sağlar- o zaman dünyanın gerçekten yaşanacak bir yer olduğunu görürsünüz. Yaşanmaya değer bir dünya olduğunu görürsünüz sevgili kardeşlerim!

Allah için yaşamak demek, başkaları için yaşamak demektir. Hayatınızı başka insanların mutluluğuna hasrettikçe, adadıkça, bunun artışı oranında mutluluğunuzun da arttığını göreceksiniz. Allah'ı sevdikçe, insanları da seversiniz. Daimî zikre ulaştığınız zaman bir şeyi daha fark edeceksiniz; artık siz, sizi sevmeyenleri de sevebilecek olan bir vasıf kazandınız. Onlar size karşı nasıl davranırlarsa davransınlar, size ne kadar karşı olurlarsa olsunlar, onları gene de sevmekten geri kalmadığınızı göreceksiniz. O, sizin elinizde olan bir şey değildir. Allahû Tealâ nefreti kalbinizden daimî zikre ulaştığınızda söküp aldığında, geriye sadece sevgi kalır.

Sevgili kardeşlerim! İnsanlar diledikleri gibi davranabilirler. Sorumlulukları onlara aittir. Başkasına kötülük yapan herkes, yaptığı kötülük kadar kayba uğramıştır. Ama başka insanlara hizmete kendisini adamış bir insan her an derecat kazanır. Başkaları için yaşar. Tüm gayesi herkesi mutlu etmektir. Herkese bir nebze mutluluk verebilmek için yaşar. Hayatını başkalarına mutluluk vermeye endekslemiştir. Bu dünyadaki en mutlu insanlardan biridir. Kim varsa hayatını başkalarının mutluluğuna adamış, onlar bu dünyanın en mutlu insanlarıdır. Sırrı çözmüşlerdir. Mutluluğun sırrını yakalamışlardır.

Mutluluk, başkalarına hizmetin ta kendisidir. Daha üst bir ifadeyle, başkalarını mutlu kılmanın mükâfatıdır. Kim kendisini başkalarının mutluluğuna adarsa, sadece bunun için yaşarsa o, dünyadaki en mutlu insanlardan birisi olur. Hiçbir şey onu rahatsız edemez. En üst boyutlarda mutluluğu yaşayarak yolunda yürür, gider. Koşarak, uçarak gider.

Sevgili kardeşlerim! Hani "mutluluktan uçmak" diye bir şey vardır ya, tabir. İşte mutluluktan uçabilen bir insan, hayatını başkalarının mutluluğuna adayan, sadece başka insanların mutluluğu için yaşayan bir insandır. İşte bu pencereden bakarsanız, mutluluk penceresinden hayat gerçekten yaşanmaya değer bir olgudur. Severek yaşlanırsınız. Yaşlandığınızı hiçbir zaman fark edemezsiniz. Her zaman kalbiniz genç kalacaktır. Başka insanları sevmek, en üst boyutlarda sizin yaşantınızın bir parçası olacaktır. Sevdikçe sevileceksiniz.

Elbette sizi kıskananlar olacak, elbette düşmanlarınız olacak ama onları da seveceksiniz. Sizin sevilmeniz, kalpleri hasetle dolu insanlar için bir sıkıntı oluşturur. Ama onların bu sıkıntı sebebiyle size düşman olmalarına rağmen siz onları da seveceksiniz.

 İşte sevmek öyle bir şey ki sevgili kardeşlerim, sevene dünyadaki en büyük mutluluğu yaşatır. Size düşman olanlar olabilir ama bunu hiçbir zaman sizin yaptığınız bir yanlışa bağlayamayacaklarını onlar da çok iyi bilirler. Çünkü siz insanları seviyorsanız, onları sadece mutlu etmek için yaşarsınız. A'dan Z'ye kadar vücuda getirdiğiniz bütün davranışlar, onları mutlu etmenin birer parçasıdır. Onun için yaşarsınız. Allahû Tealâ sizi sevmişse, kendisini başka insanların mutluluğuna adamaya size ulaştırmışsa, o zaman bütün şartlarda etrafınızdaki insanları mutlu etmeye çalışırsınız.

Mutluluk, sevgili kardeşlerim; sizin için bir muhteşem dizaynı oluşturur. Sevgi temeline dayalı bir dünyada yaşarsınız. Seversiniz ve sevilirsiniz.

Sevgili kardeşlerim! Hepinizi çok ama çok seviyoruz. Sakın şeytan sizi sevginin o muhteşem mutluluğundan, sevgisizliğin, nefretin uçurumlarına düşürmesin.

Allahû Tealâ'nın hepinizi sevgisiyle bütün boyutlarıyla kucaklamasını, her açıdan sizi sevgisiyle sarmasını ve sevgisizliği size yaşatmamasını Yüce Rabbimizden dileyerek sözlerimizi inşaallah burada tamamlıyoruz.

İmam İskender Ali M İ H R