}
Sohbet (Allah, Gerçekten Ulaşmayı Dileyen Kişiyi, Mutlaka Kendisine Ulaştırır) 11.11.2009
Mp4 Mp3 Link

Sohbet Kodu: 112677

SOHBETİN ADI: SOHBET
TARİHİ: 11.11.2009

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah'a sonsuz hamd ve şükrederiz ki; bir defa daha Allah'ın huzurunda O'nunla birlikte, sizlerleyiz. Bir defa daha Allah'tan bahsetmek üzere, bir defa daha mutluluktan bahsetmek üzere, bir defa daha hâl ve harekâttan bahsetmek üzere...

Sevgili kardeşlerim! İnsanlar hep bir hâl üzere bulunurlar, bu hâl devamlı değişiklik gösterir. Kişi bazen üzüntülüdür, bazen sevinçlidir, bazen ne üzüntülüdür ne de sevinçlidir. Sevgili kardeşlerim! Yaşamak, Allahû Tealâ'nın bir ni'metidir. Bu ni'meti en güzel şekilde değerlendirmek lâzım. En güzel şekilde değerlendirmek nasıl olabilir? Ancak bir tane yol var, tek bir yol; Allah için yaşamak. İnsanlar ya kendileri için yaşarlar ya da nadirattan Allah için. Allah için olanlar Allah'ı önde tutanlardır. Allah için yaşayanlar ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah'a teslim etmeye gayret edenlerdir.

Sevgili kardeşlerim! Böyle bir dilek varsa insanın içinde, ruhunu teslim etmek, vechini teslim etmek yani fizik vücudunu teslim etmek, nefsini teslim etmek ve iradesini teslim etmek; bunların herbiri daha üst, daha üst, daha üst merhaleleri gösterir. Allah yolundaki gayretleriniz hep bu merhaleleri hedef olarak almalı sevgili kardeşlerim.

Hepinizi çok seviyoruz ve hepinizin mutlu olmasını istiyoruz. Ama hepiniz mutluluğun ayrı bir noktasındasınız. Herkes kendi gayretinin semeresini alır Allahû Tealâ'dan. İşte o zaman kendinize sormanız lâzımgelen bir sual geliyor. Sual: "Acaba ben bugün Allah için ne yaptım?" Aslında başka insanlar için yaptığınız her güzel davranış, Allah için yaptığınız bir güzel davranıştır. Çünkü Allahû Tealâ sizin insanlara faydalı olmanızı, onları mutlu etmenizi ister. Allahû Tealâ'nın size vereceği mutluluğun ölçüsü de budur. Kimi hangi ölçüde mutlu ettiniz; siz de o kadar mutluluğu yaşarsınız.

Öyleyse elinizde çok büyük bir imkân var. Herkesi mutlu etmeye çalışırsanız, herkesinki kadar Allahû Tealâ'dan mutluluk alacağınız cihetle, her gün daha çok insana mutluluk vermek isteyen bir noktaya gelebilirsiniz. Sevgili kardeşlerim! Hiç unutmayın, Allahû Tealâ sizlerin mutlu olmasını istiyor. Mutluluğunuzun gerçekleşmesi ise sizin başkalarını mutlu etmenizdir. Böyle bir dizayn içerisinde insanlara en güzeli vermek, sizin için bir görev ve zevk olmalı. Niçin görev? Onların mutluluğu için. Niçin zevk? Çünkü onlara vereceğiniz mutluluğun herbiri kadar siz de mutlu olursunuz. Öyleyse ne kadar çok insana mutluluk verebilirseniz gün boyunca, siz de onların toplamı kadar mutlu olursunuz.

Konunun başında sevmek var. İki ayrı kanat; nefret etmek ve sevmek. Birisi sevmek, birisi nefret etmek. Sevgili kardeşlerim! Nefret, şeytanın size vermek istediği, onun en büyük hedefidir. Nefretle bırakmayacaktır; o insanlara zarar vermenizi de isteyecektir.

İnsanlar, çeşitli kademelerde bulunurlar. Şeytanın yanında olanlar, Allah'ın yolunda olup da 7 safhadan birine o anda onun içinde bulunmakla iştirak edenler:

1- Allah'a ulaşmayı dileyenler,
2- Mürşidlerine tâbî olanlar,
3- Ruhlarını Allah'a ulaştıranlar,
4- Fizik vücutlarını Allah'a teslim edenler,
5- Nefslerini Allah'a teslim edenler,
6- Muhlis olanlar,
7- İradesini de Allah'a teslim edenler.

7 tane grup oluşturuyor insanlar. Hangi insanlar? Allah'a ulaşmayı dileyen insanlar. 7 tane safhanın içindedirler, herhangi birindedirler. Ötekiler? Ötekiler bunların hiçbirinde değildirler.

Sevgili kardeşlerim! Şeytan insanlara öyle bir tuzak kurmuş ki; bu mutlulukların hepsini unutturacak bir tuzak. İslâm'ın 5 şartının insanlar için yeterli olduğunu İslâm âlemine kabul ettirmiş. Diğerleri çoktan yollarını kaybetmişler. Ama İslâm âlemi de sonunda yolunu kaybetmiş.

Sevgili kardeşlerim! İslâm'ın 5 tane şartıyla; namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek, kelime-i şahadet getirmek, hiç kimse paçasını cehennemden kurtaramaz. Cehennemden kurtulabilmenin yolu, tek bir kapıdan girilen, bir yukarıya doğru açılan dehlizi gösterir. Allah'a ulaşmayı dilemek, kurtuluşun ilk kapısıdır.

Bir kişi Allah'a ulaşmayı kalben dilerse -ki Allahû Tealâ bunun kalben olup olmadığını en iyi bilendir- ve sonra ölürse, bu kişinin kıyâmetten sonra gideceği yer, öldükten sonra gideceği yer, onun durumuna denk bir hüviyet taşır. Kim Allah'a ulaşmayı dilememişse, dilemeden evvel ölmüşse, bu kişi için ne yazık ki kurtuluş söz konusu olmuyor. 1. kat cennete girebilenler, Allah'a ulaşmayı dileyenlerdir.

Sevgili kardeşlerim! Cennetin bir diğer ölçüsü, bir insanın sevaplarının günahlarından fazla olmasıdır. Bu matematik indekstir. Kimin sevapları günahlarından fazlaysa onun gideceği yer Allah'ın cenneti, kimin günahları sevaplarından fazlaysa onun gideceği yer Allah'ın cehennemidir. Matematik ölçümleme bu kadar basit. Öbür taraftan 7 safha dizaynına göre olaylara baktığımız zaman, bir insan Allah'a ulaşmayı dilemiş ve sonra ölmüşse, bu kişinin gideceği yer mutlaka 1. kat cennettir. Yaşıyor, mürşidine tâbî olmuş, sonra ölmüş, 2. kat cennet. İbadetlerini yerine getirirse ki; tâbiiyet mutlak olarak yerine getirmesini sağlar. Neden? Çünkü Allah devreye girmiştir.

Kim Allah'a ulaşmayı diledikten sonra mürşidini Allah'tan sormuş, Allah da ona mürşidini göstermiş, o kişi Allah'ın gösterdiği mürşide ulaşmış ve tâbî olmuşsa, tâbî olduğu anda ölse 2. kat cennetin sahibi olarak ölür. Hiçbir şey yapmadı. Sadece bir tâbiiyet, tamam. O kadar günahları var; Allahû Tealâ bir dilekle o günahların hepsini örtüyor yani kişiyi sevapları daha fazlaymış gibi cennetin 2. katına alıyor. Bu kişi yaşasa, mutlaka mürşide tâbî olmak gereğini Allahû Tealâ onun kalbine verecektir. O kişi hacet namazını kılacaktır, mürşidini mutlaka görecektir ve o mürşide ulaşacaktır, tâbî olacaktır. Tâbiiyet gerçekleşmişse bu kişi 2. kat cennetin sahibidir. Tâbî olmuşsa ruhu mutlaka vücudunu terk edecektir. Bunlar alternatifsiz olan olaylar sevgili kardeşlerim. Tek bir sonuç var; o sonuç; Allah'a ulaşmayı dileyen kişi mutlaka 1. kat cennetin sahibi hüviyetindedir. Bu noktada ölürse 1. kat cennete gider.

Mürşidine tâbî olan kişi 2. kat cennetin sahibi olacaktır. O kişinin ruhunu Allah Kendisine ulaştıracaktır ve o kişiyi 3. kat cennetin sahibi kılacaktır. Bir başka cepheden olaya baktığımız zaman bu kişinin 3. kat cennete ulaştığı noktada, bu kişinin nefsinin kalbi %51 nurlarla dolmuştur. Yani o kişinin nurları günahlarından fazladır. Bu kişi ruhen Allah'a doğru 7 katlı bir yolculuk yapmıştır. 1. kat, 2. kat, 3. kat, 4. kat, 5. kat, 6. kat, 7. kat. Bu 7 tane katın herbirinde Allah'tan dereceler kazanmıştır. 7 kere %7, %49 eder. Allahû Tealâ o kişinin kalbine %7'den 7 defa nur vermiştir. Başlangıçta da bu kişiye (mürşidine tâbî olmadan evvel Allah'a ulaşmayı dilediği zaman) %2 rahmet nuru gelmiştir. %2 rahmet nuru, geri kalan 7 x 7 =49, %49 fazl, Allah'a doğru tâbiiyetten sonra yola çıkmasıyla tahakkuk etmiştir.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah'a sonsuz hamd ve şükrederiz ki O, insanları kurtarmak için her zaman hazırdır. Bir insanın cehennemden kurtulabilmesi, bir tek dilekle mümkündür. "Yarabbi! Ben ruhumu Sana ulaştırmak istiyorum. Ne olur benim de ruhumu Sana ulaştırmamı gerçekleştirmemde bana yardım et!" Kişi bunu söylemese bile Allah'a ulaşmayı dilediği zaman, Allah'ın yardımı mutlaka gelecektir. Çünkü Allahû Tealâ diyor ki: "Allah dilediğini dalâlette bırakır ama onlardan her kim Allah'a ulaşmayı dilerse, onları Kendisine ulaştırır."

13/RA'D-27: Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbihi, kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe).

Ve kâfirler: “Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse olmaz mı?” derler. De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O’na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).”


İşte olay bu kadar açık ve net! Dilemiş kişi (Allah'a ulaşmayı dilemiş): "Yarabbi, ben ruhumu Sana ulaştırmayı diliyorum!" demiş. Eğer bunu dilemişse bu kişi cehennemden kurtulmuştur. Mutlaka 1. kat cennete girer. Bir tek dilek: "Yarabbi, ben ruhumu Sana ulaştırmayı diliyorum." İki şekilde oluşur bu; ya kişi dil olarak söyler bunu ama umurunda bile değildir. Gerçek anlamda iç dünyası böyle bir dileğin sahibi değildir, dili söylüyor sadece. O kişinin böyle bir hedefe ulaşması mümkün değildir. Ama eğer kalbi Allah'a ulaşmayı diliyorsa -kişi bunu çok net olarak hisseder- o zaman bu kişi Allah'a ulaşmayı dileyip ertesi gün ölse, aynı gün ölse, diledikten hemen sonra ölse, bu kişinin gideceği yer mutlaka 1. kat cennettir. Eğer kişi yaşarsa, Allah ona mutlaka mürşid sevgisi verecektir. Hacet namazını kıldığı zaman ona mürşidi mutlaka gösterecektir. O mürşidi sevmesini sağlayacaktır ve de o kişi severek, isteyerek mürşidine ulaşacaktır, tâbî olacaktır. Tâbî olduğu anda 2. kat cennetin sahibidir. Bu tâbiiyetle birlikte ruhu vücudunu terk edecektir. Allah'a doğru yola çıkan kafileye katılacaktır, ruhların kafilesine katılacaktır. Kişinin o noktadan itibaren mutlaka kendine düşen görevleri, ruhunu Allah'a ulaştırdığı güne kadar severek, isteyerek yerine getirmesi, Allahû Tealâ'nın o kişiye yardımı ile gerçekleşir.

Allah'a ulaşmayı gerçekten dileyen bir kişiyi, Allah mutlaka Kendisine ulaştıracaktır. Bunun için o kişiye mürşid sevgisi vermesi lâzım. Verir; mutlaka kişi Allah'ın kendisi için seçtiği mürşide ulaşır, tâbî olur. Ayrılan ruhu 7 tane gök katını birer birer aşacaktır. Kalbin bu merdiven basamaklarındaki muhtevası -7 basamaklı bir merdiven düşünün- Emmare, Levvame, Mülhime, Mutmainne, Radiye, Mardiyye ve Tezkiye diye 7 tane kademe gösterir.

Nefs-i Emmare, kişinin henüz yeterli bir bilgiye sahip olmadığı bir başlangıç devresidir. Şerri emreden bir nefsin sahibidir kişi. Ama bu kişi kısa zamanda Nefs-i Levvame'ye ulaşacaktır. Bu Nefs-i Emmare boyunca yaptığı zikir, onu 1. kata çıkartabilir, zemin kattan 1. kata.

Kişi Nefs-i Levvame'ye ulaştığı zaman yani nefsini levm etmeye, kınamaya başladığı zaman; bakıyor ki nefsi Allah'ın emirlerini yerine getirmiyor, yasaklarını yapmak istiyor. Allah'ın emirlerini yerine getirmiyor, yasaklarını gerçekleştirmek istiyor. O zaman kişi böyle yapmayı başardığı için de, nefsi yasakları gerçekleştirdiği için de nefsini levm ediyor, kınıyor. Bu kınamak devam ettiği sürece, kişi Allah'a daha çok yaklaşacaktır ve Mülhime kademesine ulaşacaktır. Allah'ın ilham verdiği birisi olacaktır.

Sonra kişi Mutmainne kademesine gelir, 4. kademe. Bu kişi Allah'ın kendisine ihsan buyurduğu güzellikler sebebiyle mutmain olmuştur, doyuma ulaşmıştır. Bu, onun 4. kat cennetin sahibi olmasını sağlar; eğer bu noktadayken ölürse. Radiye, 5. kademeyi gösterir, Allah'tan razı olmuştur kişi. Mardiyye, 6. kademedir. Burada da Allah o kişiden razı olmuştur.

7. kademe Tezkiye adını alır. O kişi nefsini tezkiye etmiştir. Yani nefsinin kalbi %51 nurlarla donanmıştır. Başlangıçta %2 rahmet nuru girer kalbe. Sonra fazıllar girmeye başlar. Fazıllar %7, %7, %7, 7 defa % 7, %49'a kadar yükselir. Başlangıçtaki %2 rahmet nuruyla, bu kişinin kalbi 7x7= %49 + %2 = %51 nurla dolar. Bu noktaya kadar gelen muhteva, Allah'ın herkese hediyesidir, ni'metidir. Kişi bir tek dilekle, Allah'a ulaşmayı dilemekle bu 7 tane gök katını aşacaktır ve Tezkiye'ye ulaşacaktır.

Sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ bunu herkese karşılıksız verir, ikram eder. Bu, Allah'ın lütfu keremidir. Kim bir dileğin sahibi olursa yani: "Yarabbi! Ben ruhumu Sana ulaştırmayı diliyorum. Ne olur benim de ruhumu Sana ulaştır!" tarzında bir talebi varsa, bu dileğin kalpten olması kaydıyla, Allahû Tealâ mutlaka o kişinin ruhunu Kendisine ulaştırır.

Sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ'nın bütün insanları ne kadar çok sevdiğini anlatabiliyor muyum acaba? Bunların hepsini Allah gerçekleştiriyor. Kişi sadece Allah'a ulaşmayı diliyor. Allah onun kalbine gerekli talepleri ulaştırıyor ve kişi Emmare, Levvame, Mülhime, Mutmainne, Radiye, Mardiyye ve Tezkiye kademelerinde hep birer gök katı aşarak ruhen 7. kademede 7. gök katını, zikir hücrelerinde zikrini tamamladıktan sonra Sidretül Münteha'dan dikey bir yolculukla Allah'ın Zat'ına ulaşıyor; illiyyinde olan Allahû Tealâ'nın Zat'ına. Sidretül Münteha, illiyyine ulaştıran yolun başlangıç noktası, oradaki bir ağaç. Sidre, ağaç demek. Münteha, bu dünyanın Allah'a ulaşmak üzere oluşan yolu için dünyanın son noktası. Bu noktadan itibaren Allah'a giden yol, bu dünyanın dışında, Allah'a doğru ulaşan yol, bütün boyutlarıyla sahneye çıkar.

Sevgili kardeşlerim! Allah yolundaki gayretleriniz hangi seviyede? İşte bu gayretlerinizin seviyesine göre bu süreç uzar veya kısalır. Allahû Tealâ hepinizin mutlu olmasını istiyor. İnsanı kendisine ruh üfleyerek yeryüzündeki Allah'a en yakın mahlûk kılmış Allahû Tealâ. Cinler de Emmare, Levvame, Mülhime, Mutmainne, Radiye, Mardiyye ve Tezkiye kademelerini tamamlıyorlar. Kalpleri nurla doluyor. Ama sevgili kardeşlerim, ruhları yok. Allah'ın onlara üfürdüğü bir ruh mevcut değil. Bu sebeple ruhlarını Allah'a ulaştırmaları mümkün değil.

Sevgili kardeşlerim! Bu bapta Allahû Tealâ'nın bütün insanları çok sevdiğini söylememiz lâzım. Bu sevgi insandan insana mutlaka değişir. En az sevdiğinden en çok sevdiğine doğru bir merdiven basamakları dizisi oluşur. Ama sonucu söylemek gerekirse Allahû Tealâ yarattığı bütün mahlûkat içinde en çok insanı sever. İşte onun için sevgili kardeşlerim, biz insanlar Allahû Tealâ'ya ne kadar hamdetsek, şükretsek azdır ki; bizi başka bir mahlûk olarak yaratmamış, insan olarak yaratmış. Yani özelliğimiz var; Allahû Tealâ biz insanlara ruhundan üfürmüş. Doğar doğmaz ruhundan üfürmüş. Ama cinlerin böyle bir ruha sahip olmadıklarını görüyoruz. Şeytanlar da cin taifesinden, onların da yok.

Sevgili kardeşlerim! Onun için insan olarak yaratıldığınız cihetle Allahû Tealâ'ya çok hamdedip, şükretmelisiniz ve bu imkânı boşa çıkarmamalısınız, hedeflerinize ulaşmalısınız.

Bir insan Allah'a ulaşmayı dilerse, o kişi ruhunu Allah'a ulaştırmaz, Allah onun ruhunu Kendisine ulaştırır. Bu, herkes için mutlak geçerli olan Allah'ın bir vaadidir. Allahû Tealâ bütün insanları kurtarmak ister. İnsanlar kendi seçimlerini Allah'a ulaşmayı dilememek istikametinde kullanırlarsa, onların cehennemden kurtulması mümkün değildir. Allah'a ulaşmayı dilemeyen bir insan, nefs tezkiyesini gerçekleştirmesi mümkün olmadığı cihetle, hep şeytanın oyunlarına kurban olacaktır, hep şeytanın dilediklerini gerçekleştirecektir. Çünkü nefsi afetlerle doludur.

Allahû Tealâ: "İnsan için çalışmasından başka bir şey yoktur." diyor. Ne demek bu? Çünkü o insanın mutlu, daha mutlu, daha mutlu olabilmesi ancak Allah'ın emirlerine riayet ederek zikir yapmak suretiyle, nefsinin kalbindekileri temizlemesiyle tahakkuk eder.

Sevgili kardeşlerim! Allah hepinizi seviyor. Çünkü sizler Allah'ın yolundasınız. Elbette Allah'ın insanları sevmesi, birbirinden farklı seviyeleri ifade eder. Bu da eşyanın tabiatına son derece uygundur. Çünkü Allahû Tealâ insanları aynı hüviyette yaratmamıştır. Herkes farklı bir dizaynda Allahû Tealâ tarafından vücuda getirilmiştir ve Allah yolunda ilerlemek, onların iradelerine bırakıldığı için farklı hüviyette olan iradeler, farklı sonuçlara ulaşacaktır. Bu da insanlığın birbirinden farklılık özelliğine tam olarak uygundur. Nerede olursanız olun, insanlara dikkatle bakın. Herbirinin farklı bir yapıya sahip olduğunu göreceksiniz. O kadar milyon insanın hepsi, birbirinden mutlaka farklılık gösterir. İkizler bile farklılık gösterir. Tam olarak birbirinin aynı olmazlar.

Allahû Tealâ'nın en çok sevdiği mahlûk olarak yaratılan biz insanlar, sadece bu açıdan bile, Allah'ın en çok sevdiği mahlûk olduğumuz cihetle, ne kadar mutlu olsalar azdır. Sevgili kardeşlerim! İnsan olarak yaratıldık. Yani yaratıkların kendisine ruh üfürülen tek boyutu; insan. Hayvanların da nefsi var ama ruhu yok. Cinlerin de nefsi var ama ruhu yok.

Sevgili kardeşlerim! Allah'ın size öğrettiği, sizler için vücuda getirdiği en büyük ni'met, sevmek hissidir. Bu hissinizi çok kullanın. Çünkü sevmek sizi yüceltir, nefret ise seviyenizi düşürür. Nefretin sahibi olan insanlar mutlu olamazlar. Nefretin sahibi olan insanlar, intikam almak isterler. Bu intikamlarını gerçekleştirdikleri zaman derecat kaybederler.

Öyleyse sevgili kardeşlerim, bütün insanlar için Allahû Tealâ'nın açtığı kapılara dikkatle bakın. Her geçen gün Allahû Tealâ'nın sizleri, bir hedefe doğru yolunuzu devam ettirdiğini bileceksiniz. Karar mercii yine sizsiniz. Kendi kararınızla Allah'ı zikredeceksiniz veya gene kendi kararınızla Allahû Tealâ'yı zikretmeyeceksiniz. Kendi kararınızla Allah'ın emirlerini yerine getireceksiniz veya gene kendi kararınızla yerine getirmeyeceksiniz. İşte bunlardan pozitif olanı seçip onu gerçekleştirmek konusunda hayatınızı şekle sokarsanız, yaşarsanız hayatınızı; o zaman Allah'ın emirlerini daha üst seviyede, daha üst seviyede gerçekleştireceksiniz. Bu gerçekleştirme hususu bir kâmil mürşide varmadan olmaz. Böyle söylüyor Yunus. "Bir kâmil mürşide varmadan olmaz." diyor. Söylediği %100 doğru. Neden? Çünkü ruhunuzun Allah'a doğru yapacağı seyri sülûk isimli yolculuğun başlayabilmesi, bir başka ifadeyle, ruhunuzun Allah'a varmak üzere vücudunuzu terk edebilmesi ancak tâbiiyetinizle gerçekleşebilir.

Hiç kimsenin ruhu, kendi kendine Allah'a ulaşmak üzere vücudunu terk etmez. Ruh dilediği anda vücudu terk eder. Onun için sözümüzü "Allah'a ulaşmak üzere vücudu terk etmez" şeklinde ifade ettik. Ruh dilediği an vücuda girer, dilediği an da vücuttan çıkar. Buna hiçbir şey engel olamaz. Neticede tamamen ayrılacak ve kendisini ruh edinen Allah'ın Zat'ına mutlaka dönecektir. Sonsuz hızla hareket halinde olarak Allah'a ulaşacaktır.

İşte böyle bir müessesede, insanın kendisine düşeni yapması asıl olandır. İnsanlar Allah'ı seveceklerdir, daha çok seveceklerdir, daha çok seveceklerdir. Allah'a ulaşma dilekleri tahakkuk edecektir. Allah'a ulaşmayı dileyeceklerdir. Mürşidlerini görmeden, ona tâbî olmadan ruhun vücuttan ayrılması, Allah'a doğru yola çıkacak kâfiliye katılması mümkün olmadığı cihetle, mutlaka bir mürşide tâbî olmak gereğini duyacaklardır. Hacet namazını kılacaklardır. Allah'tan mürşidlerini soracaklardır. Gerçekten ruhunu Allah'a ulaştırmayı dileyen bir insana Allahû Tealâ'nın mürşidi göstermemesi mümkün değildir. Belki ilk seferinde göstermez ama ikinci, üçüncü hacet namazlarının neticesinde yatılan uykudaki rüyada, Allahû Tealâ mutlaka o kişiye mürşidini gösterecektir. Kişinin yapması lâzımgelen şey, mürşidine tâbiiyettir. Zaten tâbî olduğu anda, büyük bir rahatlığın, huzurun kendisini kapladığını görecektir.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Görüyorsunuz ki, insan yalnız bir mahlûk değil. Mutlaka başka insanların yardımına muhtaç. Yola çıkacak olanlar, mutlaka hacet namazını kılıp Allah'tan mürşidlerini sormak mecburiyetindedirler. O mürşidi Allahû Tealâ onlara muhakkak gösterecektir. Allah'a ulaşmayı gerçekten dileyen bir insanı, Allahû Tealâ mutlaka ruhen Kendisine ulaştırır. Buna sözü var: "Kim Bana ulaşmayı dilerse, Ben onu Kendime ulaştırırım." diyor.

42/ŞÛRÂ-13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrakû fîhi, kebure alâl muşrikîne mâ ted’ûhum ileyhi, allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).

(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).


Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Hepinizi çok ama çok seviyoruz. Allah hepinizden razı olsun. Sonsuz mutluluklar sizlerin olsun.

İmam İskender Ali  M İ H R