SOHBETİN ADI: CUMA HUTBESİ
TARİHİ: 08.01.2010
Eûzubillâhimineşşeytanirracîm, bismillâhirrahmânirrahîm.
39/ZUMER-71: Vesîkallezîne keferû ilâ cehenneme zumerâ(zumeran), hattâ izâ câuhâ futihat ebvâbuhâ, ve kâle lehum hazenetuhâ e lem ye’tikum rusulun minkum yetlûne aleykum âyâti rabbikum ve yunzirûnekum likâe yevmikum hâzâ, kâlû belâ ve lâkin hakkat kelimetul azâbi alel kâfirîn(kâfirîne).
Kâfirler, zümre zümre cehenneme sürülürler. Oraya geldikleri zaman, onun (cehennemin) kapıları açılır. Ve onun (cehennemin) bekçileri onlara derler ki: “Size, sizden (sizin aranızdan) olan resûller gelmedi mi ki, size Rabbinizin âyetlerini okusun, bugüne (buraya) geleceğinizi (söyleyerek) uyarsın?” (Cehenneme gidenler) dediler ki: “Evet (geldiler).” Fakat azap sözü kâfirlerin üzerine hak oldu.
“vesîkallezîne keferû ilâ cehenneme zumerâ(zumeran), hattâ izâ câuhâ futihat ebvâbuhâ, ve kâle lehum hazenetuhâ e lem ye’tikum rusulun minkum yetlûne aleykum âyâti rabbikum ve yunzirûnekum likâe yevmikum hâzâ, kâlû belâ ve lâkin hakkat kelimetul azâbi alel kâfirîn(kâfirîne).”
Allahû Tealâ diyor ki:
“vesîkallezîne keferû.”
“ellezîne keferû: Onlar kâfirlerdir.”
“vesîka: Sürülürler.”
“ilâ cehenneme.”
“Cehenneme sürülürler.”
“Kâfir olanlar zümre zümre (zumerâ: Zümre zümre; bölük bölük) cehenneme sürülürler.”
“hattâ izâ câuhâ: Oraya geldikleri zaman.”
“futihat ebvâbuhâ: Onun kapıları fethedilir (açılır).”
“ve kâle: Ve derler ki.”
“lehum: Onun.
“hazenetuhâ: Bekçileri.
“e lem ye’tikum rusulun: Size resûller gelmedi mi?”
“minkum.”
“Sizden resûller gelmedi mi?”
“yetlûne aleykum âyâti rabbikum.”
“yetlûne: Tilâvet etsinler (okusunlar).”
“aleykum: Sizin üzerinize.”
“âyâti rabbikum: Rabbinizin âyetlerini.”
“ve yunzirûnekum: Ve ikaz etsinler (uyarsınlar) sizleri.”
“likâe yevmikum hâzâ: Bugüne geleceğinizi söyleyerek.”
“kâlû belâ: Dediler ki: Evet.”
Yani: “Geldiler.”
“kâlû: Dediler ki.”
“belâ: Evet.”
Yani: “Evet, geldiler.”
“lâkin hakkat kelimetul azâbi alel kâfirîn(kâfirîne): Fakat azap sözü kâfirlerin üzerine hak oldu. ”
“lâkin: Lâkin, fakat.”
“hakkat: Hak oldu.”
“kelimetul azâbi: Azap kelimesi.”
“alâ: Üzerine.”
“el kâfirîn(kâfirîne).”
“Kâfirlerin üzerine hak oldu.” diyor Allahû Tealâ.
Öyleyse kıyâmet günündeki bir olay söz konusu. Kâfirler, zümre zümre cehenneme sürülüyorlar. Allah’a ulaşmayı dilemekten başlayan bir zümrede; Allah’a ulaşmayı dileyenler 1. kat cennete girecek olanlar, mürşidlerine tâbî olanlar 2. kat cennete girecek olanlar (daha üst kat cennet), ruhlarını Allahû Tealâ’ya ulaştıranlar 3. kat cennet, fizik vücutlarını teslim edenler 4., muhlis olanlar 5., iradelerini Allah’a teslim edenler; daimî zikre ulaşanlar, iradelerini teslim edenler 6. ve 7. kat cennetlere ulaşacaklar.
Öyleyse bütün insanlar için 7 safha ve 4 teslim asıldır. Bu 7 safha ve 4 teslimi insanların kendi davranışları tayin eder. Bir kişi sadece Allah’a ulaşmayı diler ama ecel gelir, onu daha fazla bir şey yapamadan alırsa bu kişi de cennete girecektir. Gireceği cennet, 1. kat cennettir. Sonra kişi mürşidine tâbî olacaktır. Bu içinden gelen bir şeydir. Bunu Allah yaptırır. Yeter mi? Hayır, yetmez. Mürşidi de Allah tayin eder ve kişiye o mürşidi sevdirir.
Herkesin tabiî standartlarına göre, Allah’ın koyduğu ölçülere göre ona uygun bir mürşid mutlaka vardır. Allahû Tealâ başka bir mürşide değil, ona ulaştırır. Ve de daha sonra bu kişi tâbiiyetini gerçekleştirir. Tâbiiyetini gerçekleştirince ruhu vücudundan ayrılır ve Allah’a doğru yola çıkan kafileye katılır. Bu ruhun Allah’a doğru yaptığı yolculuğun muhtevası içinde kişinin 1. kat cennete, 2. kat cennete, 3. kat cennete, 4. kat cennete girebilmesi onun standartlarına bağlıdır.
Demek ki kim Allah’a ulaşmayı diler, sonra ölürse 1. kat cenneti hak etmiştir. Yaşarsa Allah onu mürşidine ulaştıracaktır. Tâbiiyetini Allah sağlayacaktır. Ona mürşid sevgisini veren Allah’tır. Ama o kişi bunu kendisi yapmış gibi, Allahû Tealâ onu 2. kat cennetle müjdeler tâbiiyetinde. Tâbiiyetten sonra kişinin ruhu mutlaka vücudunu terk edecektir. Allah’ın kanunu budur. Ve ana dergâha ulaşacaktır, oradan da Allah’a doğru bir yolculuğa çıkacaktır. 7 tane gök katını zaman içerisinde birer birer aşacaktır. 7 tane gök katını aşan ruh, 7. gök katına ulaşacaktır, 7. gök katında 7 tane âlemden geçecektir. En sonunda zikir hücrelerinde zikirlerini tamamlayacak, sonra Sidretül Münteha’ya ulaşacak, oradan dikey bir yolculukla Allah’ın Zat’ına ulaşacak, Allah’ın Zat’ında yok olacaktır.
Bu vetireyi bu noktaya kadar Allah garanti ediyor: “Sizin,” diyor, “sadece Bana ulaşmayı dilemeniz Benim için yeterlidir.” diyor Allahû Tealâ. “Ben sizi Kendime ulaştıracağım. Sizin dileğiniz bunun için yeterlidir. Sizi insan olarak yarattım ve size bir emanet üfürdüm.” diyor, “Doğar doğmaz ruhumdan hepinize üfürdüm ve ruhum sizin şeklinizi derhal aldı.” diyor. “Bu üfürdüğüm ruhumu geriye istiyorum.” diyor. “Öldüğünüz zaman değil.” diyor, “Öldüğünüz zaman ruhunuz artık bir yuvaya sahip değildir.”
Öldüğünüz zaman fizik vücudunuz ruhunuzun yuvası olmaktan derhal uzaklaşır. Çünkü artık ruhunuz onun için bir; ruhunuz vücudunuz için içinde saklanabileceği bir müessese olarak kalmamıştır. Fizik vücudunuz onu muhtevasına alacak olan özelliğini ölür ölmez kaybetmiştir. Ruh için o noktadan itibaren fizik vücudunuz da bir görüntüdür. Fizik vücudunuzun bütün uzuvları da bir görüntüdür. Kalbiniz de buna dâhil. Öyleyse bu noktada artık ruhunuz vücudunuzu terk etmiştir. Gideceği yer Allah’ın Zat’ıdır. Ama bir insan Allah’a ulaşmayı dilemişse, ruhunu Allah’a zaten ulaştırmışsa onun için bir problem yoktur. O kişinin ruhu zaten Allahû Tealâ’ya ulaşmıştır. Ve de Allah’a ulaşmayı dilediği zaman 1. kat cennetin sahibi olmuştur. Mürşidine tâbiiyetle ruhunun vücudundan ayrılması, 2. kat cennetin sahibi kılmıştır onu. Ruhunu Allah’a ulaştırdığı zaman da Allah 3. kat cennetin sahibi kılmıştır o kişiyi.
Allah’a ulaşmayı dileyen herkese bu 3 kat cennet, Allahû Tealâ tarafından hediye edilir. Herkes buna ehil kabul edilir ve Allah’a ulaşmayı dileyen bir kişi için Allahû Tealâ bunu garanti eder. 7-8 aylık ömrü varsa o kişinin ruhu mutlaka Allah’a ulaşır. Daha az ömrü var; 1. gök katındayken ulaşamadan öldü; 1. kat cennete girer. 2. kat cennete ulaştı, öldü; 2. kat cennet. 3. kat cennete ulaştı, öldü; 3. kat cennet. Öyleyse bütün insanlar için Allahû Tealâ hep insanlardan tarafa yontuyor. Verdiği mükâfatlarla gayretlerimizin arasında bir ilişki var mı sevgili kardeşlerim? Bir tek dilek: “Ya Rabbi! Ben ruhumu Sana ulaştırmak istiyorum.” Sonsuza kadar cehennemde kalıp ızdırap çekmenin yerine, cennetlerden en alt kattakine girmemizi Allahû Tealâ bir tek dileğimiz karşılığı olarak bize hediye ediyor. “Ya Rabbi! Ben ruhumu Sana ulaştırmak istiyorum.” Bu dilek, iki türlü yapılabilir. Bir; o kişi gerçekten Allahû Tealâ’ya samimiyetle bu talebi yapmaktadır. İki; “Nasıl olsa herkes kurtuluyor, ben de kurtulayım hadi bakalım. Ya Rabbi! Ben ruhumu Sana ulaştırmak istiyorum anladın mı falan.” diyerekten Allahû Tealâ’ya gayri ciddî bir şekilde bu yapılabilir. O zaman Allahû Tealâ’nın ne yapacağını bilmiyoruz. Ama gönülden bir dilek, mutlaka o kişi Allah’a ulaşmayı dileyip hemen arkasından ölse bile 1. kat cenneti o kişiye mutlaka nasip eder. 3. kata kadar Allah’ın garantisi altındasınız.
Kim Allah’a ulaşmayı dilerse, bu dilek kalptense Allahû Tealâ mutlaka o kişiye mürşid sevgisini aşılayacaktır, mutlaka verecektir. O kişi gerçekten hak etmişse Allah’a ulaşmayı, mürşidini mutlaka sevecektir ve mutlaka ruhu vücudundan ayrılacaktır tâbiiyetle birlikte. Yeter mi? Hayır, yetmez. Bundan sonrasını da garanti ediyor Allahû Tealâ. Allah’a ulaşmayı dileyen bu kişinin ruhunun Allah’a ulaşmasını da Allah üzerine alıyor. Yani o kişiye bunu gerçekleştirecek olan zikir sevgisini Allah veriyor. Allah zikri sevdiriyor. O kişi de Allah’ın kendisine sevdirdiği zikri kullanarak, ruhunun Allah’a ulaşmasını temin edecek zikir seviyelerine birer birer zevkle ulaşıyor.
Bir insanın Allah’a ulaşmayı dilemesinden ruhunu Allah’a ulaştırıncaya kadar geçen hayatı, hayatının en büyük zevkidir. Sevgili kardeşlerim, o zevki daimî zikirde de yaşayamazsınız, onun ötesinde de yaşayamazsınız. O, karanlıklardan aydınlığa geçişi ifade ettiği için son derece önemli bir müessesedir.
Öyleyse Allahû Tealâ burada (Zumer-71’de) cehennemden bahsediyor:
“Kâfirler zümre zümre cehenneme sürülürler.”
Kaç zümre, kaç zümre? 7 tane zümre. 1., 2., 3., 4., 5., 6. ve 7. kat cehennemlere girecek olanlar, ayrı ayrı zümreler oluştururlar.
“Oraya geldikleri zaman cehennemin kapıları açılır.” diyor Allahû Tealâ, “Ve onun bekçileri onlara derler ki: Size, sizden (sizin aranızdan) olan resûller gelmedi mi? Size Rabbinizin âyetlerini okusun (gelmedi mi ki; size Rabbinizin âyetlerini okusun); bugüne ulaşacağınızı (yani buraya, cehenneme geleceğinizi) söyleyerek sizi uyarsın?”
Sevgili kardeşlerim, insanlar Hristiyanlardır; İncil’i okurlar. Musevîlerdir; Tevrat’ı okurlar. Müslümandırlar; Kur’ân-ı Kerim’i okurlar. Üçünde de buldukları şey aynıdır; 7 safha, 4 tane de teslim. Böyle oluşu, üç kitabın da Allahû Tealâ tarafından zamanın muhtelif parçalarında indirildiğinin kesin işaretini taşır. Öyleyse ne oluyor ortada? Müslümanlık diye ayrı bir dîn, Hristiyanlık diye ayrı bir dîn, Musevîlik diye ayrı bir dîn yok Allahû Tealâ’nın indinde. Üç dîn de 7 safha ve 4 teslimden oluşuyor. Ritüeller zaman içinde değişiklik göstermiş. Gösterecektir tabiî. Her dînin mensubu kendi ibadetini yapacaktır. Ama aslında Hz. Musa da Allah’ın peygamberidir, Hz. İsa da Allah’ın peygamberidir, Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) de Allah’ın peygamberidir. Dînleri vaz edenler; onlar nebîdirler. Resûllerse nebîlerin aralarındaki boşluk devrelerinde her kavimde bulunan, o kavimde Allah’ın onlara tayin ettiği bir vekil sıfatındadır.
Allahû Tealâ’nın istediği bir tek şey var: İnsanlar Allah’a ulaşmayı dilesinler, Allah’ın emirlerine riayet etsinler ve hepsi kurtulsun. Ama öyle olmuyor sevgili kardeşlerim. İnsanlar Allah’a ulaşmayı dilemiyorlar. İnsanlar Allah’ın kendilerine verdiği bu büyük ni’meti ellerinin tersiyle itiyorlar. Onları bu seviyelere düşüren şey, onların bir taraftan bir kısmı için cehaletleridir, diğer kısmı için nefslerinin afetleridir.
Ne olmuş? En son İslâm âlemine geliyoruz, ne olmuş? Birtakım âlimler çıkmışlar, demişler ki: “İslâm’ın 5 tane şartı vardır,” demişler, “arkadaş. Namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek, kelime-i şehâdet getirmek. Bunları yapın. Yaptınız mı mutlaka bir süre cehennemde kaldıktan sonra Allah’ın cennetine gidersiniz.”
Sizler bütün hakikatleri öğrendiniz
sevgili kardeşlerim. Çünkü Allah'tan direkt olarak aldığımız her şeyi size aktardık. Ve gördünüz ki; böyle bir şey söz konusu değil. Bir insan Allah’a ulaşmayı dilemedikçe onun Allah’a ulaşması hiçbir şekilde oluşmaz. Allah’a ulaşmayı dileyen kişiye Allahû Tealâ mürşid sevgisini verecektir. Hacet namazını kıldığı zaman, o sevgiyi vereceği mürşidi gösterecektir kişiye. Kişi gönlüyle, rızasıyla gidecek tâbî olacak, bir zevkle; tâbiiyetiyle beraber ruhu vücudundan ayrılacak ve Allahû Tealâ o ayrılan ruhu Kendisine ulaştıracak. O kişiye ne vererek? O kişiye zikir sevgisi vererek ulaştıracak.
Biliyorsunuz ki Allah’a ulaşmanın; ruhun Allah’a ulaşmasının yakıtı zikirdir. Zikir yoksa o kişinin ruhu Allah’a ulaşamaz. Ama istisnası görülmemiştir ki; Allah’ı kalpten dileyen bir kimse zikir sevmez olsun. Allah’a ulaşmayı dilemişse Allah ona mutlaka zikri sevdirir. Siz de kendinizi bu açıdan ölçebilirsiniz.
Öyleyse sevgili kardeşlerim, Allahû Tealâ’nın dizaynına bakıyoruz; muhteşem bir dizayn. O, sizleri seviyor. Allah sizleri çok seviyor. Çünkü sizleri insan olarak yarattı. Ve asıl çünkü, daha büyük bir çünkü; size, sadece size, sadece insanlara ruhundan üfürdü. Başka bir mahlûk yok sevgili kardeşlerim. Ne cinler ne melekler ne başka mahlûklar, hiçbirine Allahû Tealâ ruhundan üfürmüyor. Sadece Âdem (A.S)’a üfürmüş, Havva Anamıza üfürmüş, oradan da her doğan insana mutlaka ruhundan üfürmüş. Ruh da derhal o kişinin hüviyetini kazanmış; şeklini şemalini kazanmış.
Öyleyse Allahû Tealâ’nın indinde hepiniz Allah’ın sevgililerisiniz. Allahû Tealâ hepinizi çok seviyor.
Esselâmu aleykum ve rahmetullâhi ve berekâtuhu.
İmam İskender Ali M İ H R



