}
Kişinin Allah'a Ulaşmayı Dilemesi, Onun Mutluluğa Adım Atmasıdır (25.08.2010) 25.08.2010
Mp4 Mp3 Link

Sohbet Kodu: 112915

SOHBETİN ADI: SOHBET
TARİHİ: 25.08.2010

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah'a sonsuz hamd ve şükrederiz ki; bir defa daha Yüce Rabbimiz bizleri biraraya getirdi. Bir defa daha Allah'ın güzelliklerinden bahsetmek üzere, bir defa daha mutluluktan bahsetmek üzere...

Sevgili kardeşlerim! İnsanlar bir hedef uğruna bir ömür tüketirler. Bu hedef mutlu olmaktır. Allahû Tealâ ne istiyor? Allahû Tealâ bütün insanların mutlu olmasını istiyor. Şeytan ne istiyor? Şeytan da bütün insanların mutsuz olmasını. Öyleyse sevgili kardeşlerim eğer mutsuzsak, mutluluğu yakalayamıyorsak, arkasında şeytan yok mu? İnsanların mutsuzluğundan zevk alan, haz alan, ondan haz duyan bir iblis var ortalıkta. Ve de her zaman herkesin etrafında birkaç tane şeytan faaliyette. İstedikleri bir tek şey var; biz insanları mutsuz etmek. Sevgili kardeşlerim! Onlara bu fırsatı verecek miyiz?

Eğer Allah'ın Tevrat'ta, İncil'de ve en son Kur'ân-ı Kerim'de verdiği, 3 kitapta da aynı standartları taşıyan emirleri yerine getirdiğimiz taktirde bir insanın mutlu olmaması mümkün değildir. Namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek, kelime-i şahadet getirmek; İslâm'ın 5 şartı kimseyi cehennemden kurtaramaz. Ona mutlaka Allah'a ulaşmayı dilemeyi ve Allah'a teslim olmayı ilâve etmemiz lâzım.

Sevgili kardeşlerim! Teslim deyince; ruhun teslimi, fizik vücudun teslimi, nefsin teslimi ve iradenin teslimi, 4 ayrı hüviyette teslim olarak karşımıza çıkıyor. Allahû Tealâ ruhun teslimini bütün insanlara garanti ediyor. Diyor ki: "Kim Bana ulaşmayı dilerse, Ben onu Kendime ulaştırırım." Yani kişinin Allah'a ulaşmayı dilemesi 3. kat cennet için, dünya mutluluğunun da yarısı için yeterli.

Nefsin kalbindeki afetlerle mutluluk, paralel bir seyir takip eder. Bir insan Allah'a ulaşmayı dilerse, mutlaka Allahû Tealâ o kişiye mürşid sevgisi verir yani hacet namazı kıldığında ona mürşidini gösterir, ona en uygun hüviyette olan mürşidi gösterir. Sonra? Sonra ona tâbiiyetini gerçekleştirir. Kişi ne olduğunu bile anlayamadan, bir de bakmıştır ki mürşide tâbî olmuştur. Tâbî olmak onun mutluluğunun başlangıcıdır.

Böyle bir Allah'a ulaşmayı dileme talebi, Allahû Tealâ tarafından mutlaka kabul görür. Kalpten bir talep olmak kaydıyla... Allah o kişiyi, her hâlükârda 7-8 aylık bir zaman parçası içerisinde Kendisine ulaştırır. O kişinin ruhunu Kendisine ulaştırır çünkü ruh, Allah'ın ruhudur. Diyor ki:

32/SECDE 9: Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel efidete, kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).

Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için sem’î (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.


"ve nefeha fîhi min rûhihî: Allah ona ruhundan üfürdü.
ve nefeha: Üfürdü
fîhi: Onun içine, insanın içine
min rûhihî: Ruhundan."

Allahû Tealâ ruhundan insanın içine üfürmüş. Öyleyse insanlar başka mahlûklara benzemiyor. Bunca mahlûkatın arasında (ki bunlar arasında cinlerde var) ama kendilerine ruh üfürülmüş başka mahlûklar yok. Sadece insan adı verilen bu mahlûka ruhundan üfürmüş ve Kendi suretinde yaratmış.

Sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ'ya yaklaştığınız zaman, zikrinizi arttırdığınız zaman, mutluluğunuzun devamlı bir artış süreci içinde olduğunu göreceksiniz. Çoğunuz bunu zaten gördünüz ve yaşadınız.

Ruhun Allah'a ulaşması için 7 tane gök katını aşması lâzım. Her gök katında %7'lik bir nur birikimi tahakkuk eder. Bir insanın kalbinde ilk %7'lik nur birikimi gerçekleştiği zaman, kişi zemin kattan 1. kata yükselir. 2. defa %7'lik nur birikimi, onun ruhunun 2. gök katına ulaşmasını ifade eder. 3.,4.,5.,6.,7. nur birikimleri, o kişinin ruhunun 7. kata ulaşmasını sağlar. 3.,4.,5.,6. ve 7. katlara... 7. katta 7 tane âlemden geçen ruh, zikir hücrelerinde zikrini tamamlar, Sidretül Münteha'ya ulaşır ve oradan Allah'ın Zat'ına vasıl olur. Allah'ın Zat'ında neticede yok olur. Ruh, Allah'ın ruhuydu. Allah tarafından üfürülmüştü ve Sahibine, o kişi hayattayken geri dönmüş olur. Bu, o kişiye (7 kere 7; %49, başlangıçta da %2 rahmet nuru; 49+2; eder 51) %51'lik bir nuru sağlar.

Sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ istiyor ki; bütün insanlar ruhlarını da vechlerini de yani fizik vücutlarını da nefslerini de iradelerini de Allah'a teslim etsinler de, dünyadaki en büyük sonsuz mutluluğu yaşasınlar. "Ama insanların çoğu mutsuz." diyeceksiniz. Evet sevgili kardeşlerim, haklısınız; insanların çoğu mutsuz. Çünkü insanların manevî yolda tekâmül etmelerini şeytan; insan ve cin şeytanlar önlüyorlar.

Sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ herkesi mutlu etmek istiyor. Şeytan da herkesi mutsuz etmek istiyor. Ve bütün insanlarla beraber, mutlaka ona tesir etmeye çalışan birkaç tane şeytan vardır, en az bir şeytan. Ve bu cin şeytanlar, insanların mutsuz olması için ellerinden gelen herşeyi yaparlar, ona göre dizayn edilmişlerdir. Hedefleri, insanları mutsuz etmektir.

Sevgili kardeşlerim! Aslında herşey öylesine güzel dizayn edilmiş ki; Allah'a hayran olmamak mümkün değil. Allahû Tealâ diyor ki: "Kim Bana ulaşmayı dilerse, Ben onu Kendime ulaştırırım." Yani Allahû Tealâ bütün insanlara bir garanti veriyor: "Kalpten olmak kaydıyla, Bana ulaşmayı dileyin; gerisini Bana bırakın. Ben sizi Kendime ulaştıracağım ve siz ulaşmışsınız gibi, sizi mutlulukla mükâfatlandıracağım."

Mutluluğu sağlayan ne? Nefsimizin kalbindeki afetlerin yerine, ruhumuz Allah'a ulaşana kadar, 7 defa %7; %49 -bunlar fazl nurları- artı %2 de başlangıçtaki rahmet nuru ile dolması. Böylece nefsimizin kalbi %51 nurlarla doluyor.

Başlangıçtaki denge nasıldı? Ruhumuz vardı, %100 nurlarla kaplı. Nefsimiz vardı, %100 afetlerle kaplı. O zaman 100'e karşı 100 yani aynı seviyede. %51'e karşı %49 demek daha doğru. Başlangıçta olay; nefsin kalbi %100 afetlerle dolu, ruhun kalbi %100 hasletlerle dolu. Bu noktada tam bir denge söz konusu ama Allahû Tealâ o kişinin mutluluğu yakalayabilmesi için ona verdiği fırsatta, ruhun Kendisine ulaşmasını istiyor. Ruh Allah'a ulaşıncaya kadar da, başlangıçtaki denge yeniden kuruluyor. Ne zaman bozuluyor? Ruh vücuttan ayrılınca, %100 hasletlerle dolu olan ruh, vücuttan ayrılmış oluyor. O zaman ruhun, o hasletleri kişiye artık fayda vermez hüviyete giriyor. Ama yeni bir devir başlıyor kişinin iç dünyasında. Kişi zikir yaptıkça nefsinin kalbine hasletler, fazıllar halinde iniyor, yerleşiyor. Ve %2'lik o rahmet girişinden sonra fazıllar, o kişinin kalbine ilk %7 girdiği zaman, o kişinin ruhu 1. gök katına ulaşıyor. 2. defa %7'lik bir nur birikimi, 2. gök katı ve böylece katlar yükseliyor.

Sevgili kardeşlerim! Sizler bütün insanlara örnek olmak mecburiyetindesiniz. Çünkü sizler Devrin İmamının dergâhındasınız. O zaman ilminiz elbette başkalarından farklı ve Kur'ân ilmi olacak. Allahû Tealâ bize Kur'ân'ı öğretti. 19 ciltlik bir Kur'ân-ı Kerim tefsirini bizlere nasip etti. Kardeşlerimizin de yardımlarıyla oluştu olay ve 8536 sayfalık bir Kur'ân tefsirini Allahû Tealâ bize nasip etti. 19 ciltten, 8536 sayfadan oluşan bir Kur'ân-ı Kerim tefsiri...

Sevgili kardeşlerim! O zaman 2 âyet-i kerime:

Birisi; innel hudâ hudallâhi.

İkincisi; inne hudâllâhi huvel hudâ.

Bu 2 âyet-i kerime, Kur'ân-ı Kerim meallerine baktığımız zaman çok ilginç bir şekilde değiştirilmiş.

"inne: Muhakkak ki
el hudâ: Hidayet
hudallâhi: Allah'a ulaşmaktır."

"inne: Muhakkak ki
hudâllâhi: Allah'a ulaşmak
huve: İşte o
el hudâ: Hidayet."

Bu 2 âyet-i kerime, insanlara bir büyük hakikati, Allah'ın aslî hedefini gösteriyor.  

"Hidayet Allah'a ulaşmaktır."

"Allah'a ulaşmak var ya, işte o hidayettir."

İnsan ruhunun vücudundan ayrılması halinde, insanın öleceğini zanneden bizim sevgili dîn âlimlerimiz, Kur'ân-ı Kerim tefsirlerinde bu 2 âyet-i kerimeyi kendi kafalarına göre değiştirmişler. Bütün Kur'ân-ı Kerim meallerine;

"innel hudâ hudallâhi: Muhakkak ki hidayet Allah'a ulaşmaktır."

"Hidayet, doğru yoldur." demişler.

"İnne hudâllâhi huvel hudâ: Muhakkak ki Allah'a ulaşmak var ya, işte o hidayettir." ifadesi gene tüm Kur'ân-ı Kerim meallerinde, "Hidayet doğru yoldur." şeklinde yorumlanmış,

İçlerinde bir korku; ruh vücuttan ayrılırsa insan ölür korkusu. Sevgili kardeşlerim! Bilmiyorlar ki; ruhları vücutlarından her an ayrılıyor, dilediği an ayrılıyor, tekrar giriyor, tekrar çıkıyor ama onların ruhu bile duymuyor.

Sevgili kardeşlerim! Madde 1: Allahû Tealâ insan adı verilen mahlûkunu en üstün mahlûk olarak yaratmıştır. Çünkü bunun ispatı, yarattığı bütün mahlûkatın içinde, kendisine ruh üfürdüğü ikinci bir mahlûku yoktur. Sadece insan adı verilen bu mahlûkuna yani bizlere, insanlara, Allah ruhundan üfürmüştür. Bu da insanın Allah katında ne kadar çok değeri olduğunu gösterir. Hepimiz Allahû Tealâ'ya ne kadar hamdetsek, şükretsek azdır ki sevgili kardeşlerim, Allahû Tealâ bizleri insan olarak yaratmış, böyle bir şerefe lâyık görmüş.

İşte insan olarak doğmuşuz, insan olarak yaşıyoruz. Bizi dinleyen sizler, insan olduğunuz için Allah'a çok hamdedin, çok şükredin. Allah'a en yakın mahlûk, muhakkak ki insanlardır. Aslında resûller, cinlerde de var, cinlerin de resûlleri var ama cinlerin ruhları yok. Allah, cinlere ruhundan üfürmemiştir.

Sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ'nın dizaynına baktığımız zaman, O Yüce Rabbimiz bizleri ne kadar çok seviyor, bunu anlıyoruz. İstiyor ki herkes mutlu olsun, herkes çok mutlu olsun. Çünkü Allahû Tealâ'nın dizaynında sadece ruhu Allah'a teslim etmek yok. Fizik vücudun teslimi de farz. Nefsin teslimi de farz. İradenin teslimi de farz. Ruhun, vechin, nefsin ve iradenin Allah'a teslimi...

Böyle bir ortamda sevgili kardeşlerim, insanlara ulaştığınızda, hep onlara Allah'a ulaşmayı dilemelerinin üzerlerine farz olduğunu ve bunun sadece bir tek dilekle gerçekleştiğini, böyle bir dileğin; "Yarabbi! Ben ruhumu Sana ulaştırmayı diliyorum." şeklindeki kalpten bir dileğin, mutlaka Allahû Tealâ tarafından kabul gördüğünü ve o kişinin ruhunu (o kişiye 7-8 aylık bir ömür vermişse Allahû Tealâ) mutlaka Allah'ın Kendisine ulaştırdığını Kur'ân-ı Kerim anlatıyor, Allah da söylüyor.

Allah'ın muradı ne? Kendisine ruhundan üfürdüğü tek mahlûk olan, insan adı verilen bu mahlûkunun mutlu olmasını istiyor.

Sevgili kardeşlerim!

Allah mutlu olmanızı istiyor; madde 1.
Siz de mutlu olmak istiyorsunuz; madde 2.

Buraya kadar çok güzel! Ama insanlara baktığımız zaman, insanların çoğunun mutsuz olduğunu görüyoruz sevgili kardeşlerim. Acaba insanlar neden mutsuz? İnsanların mutsuz olmasının arkasında şeytanlar var. İnsan şeytanlar ve cin şeytanlar. İnsan şeytanlar, insan olarak yaratılmışlar ama kalpleri kapkaranlık kalmış. Allah'a ulaşmayı dilememişler ve de Allah ile ilişkilerin lüzumsuz şeyler olduğu kanısındalar. Kendilerini dünyaya adamışlar. Ve nefs tezkiyesi ve tasfiyesi yapmadıkları, yapmalarının da mümkün olmadığı cihetle, bu insanlar hangi şartların içinde yaşarlarsa yaşasınlar, hep mutsuz olmaya mahkûmlar. Öbür taraftan Allah'a ulaşmayı dileyen bütün insanlar, 7-8 aylık bir hayatları var ise mutlaka ruhlarını Allah'a, Allah ulaştırır. Bu, dünya mutluluğunun yarısıdır. Bütün insanlar buna lâyık kabul edilirler Allahû Tealâ tarafından. Allahû Tealâ ister ki; herkes Allah için mutluluğu yaşasın, Allah için olsun ve böyle olunca da otomatik olarak mutluluğu yaşamak söz konusu olduğu cihetle, mutluluğu yaşasın.

İşte sevgili kardeşlerim, herşey bu kadar basit, bu kadar güzel!

Bir tek dilek: "Yarabbi! Ben de ruhumu Sana ulaştırmak istiyorum. Ne olur benim de ruhumu Sana ulaştır!" Böyle bir talep, Allahû Tealâ'nın o kişiye hacet namazını kıldırmasıyla sonuçlanır. Kişi hacet namazını kıldığı zaman Allah ona mutlaka mürşidini gösterir. Kişi ne olur mürşidine giderse, tâbî olursa? Ne olur tâbî olmazsa?

Tâbî olmazsa, olduğu yerde sayar. Allah'a ulaşmayı dileyen bir insanın, kalbinden Allah'a ulaşmayı dileyen bir insanın, mürşidine ulaşmaması mümkün değildir. 7-8 aylık bir ömrü varsa, ruhunu Allah'a ulaştırmaması da mümkün değildir. Çünkü Allahû Tealâ buraya kadar olayı, buraya kadar vücuda gelecek olan bütün olayları kendi kontrolü altına almıştır ve sözü vardır: "Kim Bana ulaşmayı dilerse, Ben onu Kendime ulaştıracağım."

Öyleyse Allahû Tealâ mutlaka sözünü tutar. Kişi kim olursa olsun, eğer Allah'a ulaşmayı dilemişse, Allah ona mutlaka hacet namazını kıldırır. Kişinin içine bu talebi veren Allah'tır. Kişi zevkle, büyük bir aşkla, istekle hacet namazını kılar. Allah ona mürşidini gösterir. Kişi gider, mürşidine tâbî olur. Tâbî olmak hayatının en önemli olayıdır. Çünkü tâbiiyet oluştuğu anda, o kişinin ruhu vücudundan ayrılıp hangi mürşide tâbî olmuşsa o mürşidin emrinde bulunan, o sırada seyr-i sülûkte olan ruhların arasına katılır. Her mürşide tâbî olan, tâbî olduğu anda ruhu vücudundan ayrılacağı cihetle, artık ruhu Allah'a doğru yola çıkmıştır ve mutlaka Allah'a ulaşacaktır. O kişinin 7-8 aylık bir ömrü varsa, kişi hidayete ererek yaşamaya devam edecektir. Bu hidayet, ruhun hidayetidir.

Ama olay burada bitmiyor. Kişinin fizik vücudunu da Allah'a teslim etmesi farzdır.

Burada da bitmiyor. Kişinin nefsini de Allah'a teslim etmesi farzdır.

Burada da bitmiyor. Kişinin iradesini de Allah'a teslim etmesi farzdır.

Mutlulukla teslimlerin alâkası, her sonraki mutluluk, o kişinin mutluluğunu belli ölçüde mutlaka arttıracaktır. Kişinin Allah'a ulaşmayı dilemesi, onun mutluluğa adım atmasıdır. Artık yeni bir hayata başlamıştır. O kişi heyecan içinde, mutlulukla Allah'a ulaşmayı dileyen kişi olarak mutlulukları, huzuru yaşar. Zikir yapmak ona bir zevk olarak ulaşır. Zikrini yapar. Zikrini yaptıkça nefsinin kalbindeki afetlerin azalması söz konusu olur. Neden? Çünkü o kişi zikir yaptıkça Allah'ın katından gelen nurlar kalbine ulaşır, kalbine o nurlar girince karanlıkların kalbi terk etmesi söz konusu olur. Böylece kişinin kalbinin, başlangıçta %2 rahmet birikimi, sonra 7 defa %7 fazl birikimi (7 kere 7, 49 eder; 2 daha %51 eder) o kişinin kalbinin %51 nura ulaşmasını sağlar.

Sevgili kardeşlerim! İstiyoruz ki herkes ama herkes bunu gerçekleştirsin de, evvelâ herkes cehennemden kurtulsun. Sonra da mutlaka cennete giden bu kişi, eğer ruhunu Allahû Tealâ'ya ulaştırırsa, 3. kat cennetin mutlaka sahibi olur. Allah'a ulaşmayı dileyen ve ölen bir kişi 1. kat cennete girer (yani daha mürşidine ulaşmadan ölen bir kişi) ama Allah'a ulaşmayı dilemiş de mürşidine ulaşmış da ondan sonra ölmüş ise 2. kat cennete girer. Yaşarsa, mutlaka Allahû Tealâ onun ruhunu Kendisine ulaştırmış olacağından, ruhu Allah'a ulaştıktan sonra ölmüşse hidayete ermiştir. Ruhu Allah'a ulaşmış olmak, hidayete ermek demektir. Bu, ruhun hidayetidir. Daha sonra fizik vücudun hidayeti gelir. Nefsin kalbi %80'den fazla nurlarla dolar. Daha sonra nefsin hidayeti gelir. Nefsin kalbi %100 nurlarla dolar. Daha sonra iradenin hidayeti gelir. Gene nefsin kalbi %100 nurlarla doludur.

Sevgili kardeşlerim! İnsan öyle bir mahlûk olarak yaratılmış ki; insanın Allah ile olan ilişkisinde, başka hiçbir mahlûkta olmayan bir özellik var. O insan, doğduğu an Allah'ın ruhu kendisine üfürüldüğü için, bünyesinde Allah'ın ruhunu taşıyan tek mahlûktur. Onun için sevgili kardeşlerim, insan olarak yaratıldığımız cihetle, ne kadar Allahû Tealâ'ya hamdetsek, şükretsek azdır. Bizi daha doğar doğmaz, bir ruh ile teçhiz ediyor Allahû Tealâ. Nefsimizin afetlerine karşı (ki nefsimiz %100 afetlerle doludur başlangıçta) ruhun %100 hasletlerle dolu hüviyeti dengeyi sağlar.

İnsan hep denge üzerine kurulu bir dünyada yaşayacaktır. Hayat dengelerden ibarettir. Sonra? Sonra bu kişi Allah'a ulaşmayı diledikten sonra mürşidine ulaşacaktır. Ruhu vücudundan ayrılacaktır. Allah'a doğru yolculuğa çıkacaktır ve o kişinin ruhunu Allah mutlaka Kendisine ulaştıracaktır. Mürşide tâbiiyetle beraber ruhun ayrılması, kişinin bundan sonraki noktalara ulaşmadan evvel ölmesiyle sonuçlanmışsa, bu kişi 2. kat cenneti hak etmiştir. Yaşarsa, ruhu mutlaka Allah'a ulaşır. O zaman 3. kat cenneti hak eder. Allah bu kişiye daha çok zikir sevgisi verir. Zikrini kişi çok arttırır ve fizik vücut teslimi gerçekleşir. Bundan sonra %80'in üzerinde nur birikimi tahakkuk eder. Daha sonra %100 daimî zikre ulaştığı için kişi, %100 nur birikimiyle nefsini de Allah'a teslim edebilmesi söz konusudur. Nefsin teslimini en son iradenin teslimi takip eder.

Görüyorsunuz ki hayat, teslimlerden ibaret. Ama her teslim kişiyi daha saf yapar, kişinin kalbini daha saf kılar, afetlerden temizleyerek saf nurlardan ibaret olmasını sağlar. Daimî zikirde ise o kişinin nefsinde hiç afet kalmayacaktır. O zaman o kişi, kimseye düşman olamaz, kimseye düşmanlık edemez. Ona düşmanlık edebilirler ama o, başkalarına düşman olamaz. Nefsinin kalbinde afet olmadığı cihetle bu, tabiaten mümkün değildir. Bu noktada kişinin daimî zikirde, nefsinin kalbinde hiç afet kalmayan bir kişinin, afetleri olan bir kişiyle mukayesesi mümkün değildir. Birinin kalbi %100 hasletlerle -%2 rahmet, %98 fazl nuruyla- dolmuştur. O kişinin kalbinde afetlerden eser bile kalmamıştır ve o kişi yalnız Allah'ın emirlerini yapmak ister, yasaklarını da işlemeyi asla istemez. Allahû Tealâ ona bir ömür boyu yardım edecektir, bu muhteva içerisinde mutluluğu yaşamaya devam etsin diye.

Sevgili kardeşlerim! "Allahû Tealâ bizden ne istiyor?" diye düşündükse, o zaman şuna varmışızdır: Allahû Tealâ bizden sadece mutluluğumuzu istiyor. Teslimler birer bahanedir, mutluluğumuzun gerçekleşmesi için.

Nefsimizin;

%51 afetten kurtulması lâzım ki; ruhumuzu Allah'a ulaştıralım.
%81 afetten kurtulması lâzım ki; fizik vücudumuzu Allah'a teslim edelim.
%100 nurlardan oluşması lâzım ki; %100 afetlerden kurtularak böylece %100 nurlardan oluşması söz konusu olmalı ki; o kişi nefsini de Allah'a teslim etsin, daha sonra iradesini de Allah'a teslim etsin.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Her seferinde sizlere, bizi ilk defa duyacak olan insanlara da bir fayda temin etsin diye, onlar da Allah'a ulaşmayı dileyip Allah'ın o müstesna zevklerini yaşasınlar diye, konunun aslî unsurlarını sizlere anlatıyoruz. İnsanlar İslâm'ı, İslâm'ın 5 şartından ibaret zannettikleri için mutsuzlar. Ama söylediklerimizi dikkatle takip edenler için, eğer söylediklerimize uymak söz konusuysa, onlar Allah'a ulaşmayı mutlaka dilerler. Dilerlerse, mutlaka Allahû Tealâ hacet namazını kılmalarını temin eder, mutlaka mürşidlerini gösterir. Mutlaka ona, o mürşide tâbî olmak konusunda kalplerine istek verir, talep verir, mürşidlerine tâbî olurlar. Bu 2. kat cennettir. Tâbî olunca vücutlarından ayrılan ruhu mutlaka Allah Kendisine ulaştırır ve o kişiyi de mutlaka 3. kat cennetin sahibi kılar. Bu kişinin Allah'a ulaşmayı diledikten sonra, mürşidine tâbî olduktan sonra, 7-8 aylık bir ömrü varsa bu mutlaka gerçekleşir.

Sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ'nın hepinizi sonsuz mutluluklara ulaştırmasını Yüce Rabbimizden dileyerek sözlerimizi inşaallah burada tamamlıyoruz. Allah hepinizden razı olsun.  

İmam İskender Ali  M İ H R