}
Sohbet (Amacınız, her zaman etrafınızdaki insanları mutlu etmek olmalıdır) 27.10.2011
Mp4 Mp3 Link

Sohbet Kodu: 113234

SOHBETİN ADI: SOHBET
TARİHİ: 27.10.2011

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah’a sonsuz hamd ve şükrederiz ki; bir defa daha Allah’ın bir zikir sohbetinde birlikteyiz.

Muhakkak ki Allah sizleri çok seviyor. Sevgili kardeşlerim! Bu sevgi halesi içinde hepiniz birbirinizi çok sevmelisiniz. Sevmenin genel görüntüsü; sevenin sevdiğini mutlu etmesidir. Öyleyse sevgili kardeşlerim, hepiniz Allah yolunda birbirinizle bir sevgi yarışına girmelisiniz.

Sizi sevenleri sevmek gayet normal ve insanın içinden gelen bir davranış biçimidir. Ama biz sizden daha fazlasını istiyoruz: Sizi sevmeyenleri de sevmenizi istiyoruz! Biliyoruz ki, sevmeyenlerin sevilmesi kolay bir hedef değil. Sevgili kardeşlerim! Ama Allah öyle olmasını istiyor. Bu kolay olmayan hedefe de ulaşmanızı istiyor.

Kendi kendinize sorun: “Ben falancayı neden sevmiyorum?” Burada haklı sebepleriniz olabilir ama bütün o haklı sebeplerinize rağmen biz, gene sizden o sizi sevmeyen kişiyi sevmenizi isteyeceğiz. Hep var olacak sevgili kardeşlerim.

İşte bir dünyada yaşıyoruz, dünya adı verilen bir gezegende yaşıyoruz. Bizim gibi kim bilir ne kadar içinde hayat olan gezegen var. Allah sonsuzluğun sahibidir. Allah herşeye kaadirdir. Allah yaratandır. Rabbimize sonsuz hamd ve şükrederiz ki; bizleri yaratmış, var etmiş, hayattayız.

Sevgili kardeşlerim! Mademki hayattayız, bize düşen bir görevimiz olduğunu hiç unutmamamız lâzım! Bu görev; insanları mutlu etmektir. Adına görev diyoruz ama bu aynı zamanda mutluluğun temel fonksiyonel hedefidir. Bu hedefe ulaşmak, sevdiğinizi belli etmekle gerçekleşir.

Sevgili kardeşlerim! Bütün insanlar için mutlu olmanın en kolay şekli, başka insanlara en güzel davranışlarda bulunmaktır. Sizden kendisine onu mutlu edecek, güzel bir davranış biçimi ulaşan kişinin de bunun altında kalmak istemeyeceğini göreceksiniz. O da size güzel davranmak gereğini duyacaktır. İşte bu açıdan olaya baktığımız zaman güzel bir sonuç görüyoruz.

Bir başkası, etrafımızdaki insanlardan herhangi birisi bizi sevmiyor. Tamam. Eşyanın tabiatına uygun bir sonuç. Bazı insanlar sevecektir, bazıları sevmeyecektir. Ama biz o bizi sevmeyen kişiye de sevgimizi ispat edebilirsek, o bize kötü davranıyor diye biz de ona kötü davranmıyorsak, o zaman o kişi, başka bir tür insanla karşı karşıya olduğunu birçok denemelerden sonra, kesin olarak idrak edecektir. Denemeleri hep başka insanlara benzemeyen bir sonuçla noktalanmış olacaktır. O size nasıl davranırsa davransın, yanlış maksatlı ve sizi üzmeye çalışan davranışlara siz, onu mutlu edecek bir karşı davranışla cevap verebilirseniz, o zaman o kişi başkalarında görmediği böyle bir davranış biçimini yadırgayacaktır. Yadırgadığı zaman da mutlaka düşünce sisteminin içine gireceksiniz. O zaman düşünecek: “Ben ona kötü bir davranışla davrandım. Ama onun bana karşı davranışında hiçbir değişiklik göremedim. O bana güzel bir davranışla cevap verdi. Beni üzecek değil, benim hoşuma gidecek bir davranışla cevap verdi.” Ve belki daha samimiyse kendi açısından: “Bundan utanç duydum.” kelimelerini de ekleyebilir.

Sevgili kardeşlerim! Biz eğer etrafımızdaki insanlara en güzel davranışlarla yaklaşırsak, bu en güzel davranışlar muhakkak ki, onları mutlu edecek olan davranış biçimlerini ifade eder. Öyleyse bir sorsak kendimize sevgili kardeşlerim, ne kaybederiz ki?  O bize kötü davranmış, şu veya bu sebeple bize kızmış, öfkelenmiş ve de bu tarzdaki bir davranışın, bu tarzdaki bir düşüncenin mahsulü olarak bize kötü davranmış.

Sevgili kardeşlerim! Ne olur onu görmezlikten gelsek? Sanki bize güzel bir davranışta bulunmuş gibi biz, ona en güzel davranışlarla hitap etsek, cevap versek… Bu onun kötü davranışına verilecek olan en güzel cevap olur. Eğer o kişi zaten böyle bir şeyi kendisine usul ittihaz etmişse, bizden başkalarının kendisine davrandığı gibi sert bir davranış bekler. Ama bakar ki, bizden ona hiçbir zaman böyle bir sert davranış gelmiyor. Onu kırabilecek olan bir davranış biçimi sergilemiyoruz, sevgili kardeşlerim. O zaman bizi deneyecektir, başka davranışlar sergileyerek: “Bir tesadüf mü? Yoksa onun iç dünyasında gerçekten bana karşı, ben ona kötü davranmama rağmen, güzel davranış biçimini sergileyecek bir işaret mi bu?”

Sevgili kardeşlerim! Denediği zaman sizin gerçekten onu sevdiğinizi, gayretinizin onu kırmak, onu mutsuz etmek istikametinde değil; onu mutlu etmek istikametinde olduğunu sezeceklerdir. Bu sezme noktasından sonra sizi imtihan edeceklerdir. Gerçekten hep böyle misiniz? Yoksa o gün bir tesadüf olarak mı, o kadar güzel bir olayı yaşamış bu kardeşimiz? Ama imtihanlarına, sizi imtihana tutmaya devam ettiği sürece hep en güzel davranışlarla, onunla birlikte olduğunuzu tespit edeceklerdir. Sonuç; onun elinde yapabileceği, nefsinin istediği herhangi bir şeyin kalmaması hedefine sizi ulaştıracaktır.

Öyleyse sevgili kardeşlerim, her zaman top sizde. Başkalarının davranış biçimlerindeki çirkinlik seviyesi ne olursa olsun, onun sizi yaralamaya çalışan, mutsuz etmeye çalışan nefsanî davranışları, nefsinin afetlerine dayalı davranışları eğer siz Allahû Tealâ’dan talepte bulunursanız, sizin üzerinizde bir tesir icra edemez. Ve bu icra edememenin ötesinde, siz ona öyle güzel davranışlarla hitap edebilirsiniz ki; kişi başkalarında görmediği bu davranış biçimi karşısında şaşıracak ve bocalayacaktır. Beklediği şey; sizin de ona sert davranmanız, böylece onun size daha sert davranmasına zemin hazırlamanızdır. Ama öyle yapmıyorsunuz. Onu bir düşman olarak değil, size huzursuzluk verebilecek olan davranışlarda bulunmasına rağmen, onu bir düşman olarak görmediğiniz sürece hedeflerinize ulaşmamanız için engelleri kaldırmış olursunuz.

Başkaları sevgili kardeşlerim, kendi düşünce standartları içinde davranacaklardır. Bu davranış biçimi o kişinin hüviyetinin manevî standartlarına bağlıdır. Eğer şeytan o kişi üzerinde söz sahibiyse, başka insanları nasıl üzüyorsa, sizi de üzecek olan, size de kötü davranan bir insan var demektir.

İşte vazife burada size düşüyor. O hangi standartta bir kötü davranışın sahibi olursa olsun, siz ona en güzel davranışlarla hitap ettiğiniz sürece hep siz kazanırsınız, sevgili kardeşlerim. Allahû Tealâ sizden ister ki; her davranışınız etrafınızdaki insanları sadece mutlu etsin. Onlar size iyi davransa da sizin davranışınız, onu mutlu edecek olan bir davranış olsun; kötü davransa da…

Öyleyse yapmanız lâzımgelen şey, Allahû Teâlâ’nın dizaynı buysa sadece tek bir hedef söz konusu demektir. O, etrafınızdaki insanları mutlu etmektir. Amacınız her zaman bu olmalı sevgili kardeşlerim!

Elbette size en güzel davranışlarla davranan insanlara siz de en güzel davranışlarla davranırsınız. Eşyanın tabiatına uygun bir sonuç. Ama sevgili kardeşlerim, ya onlar size karşı kötü davranışlarda bulunuyorsa, kalbinizi kırıyorsa, davranışları sıkıntı vericiyse? İşte sevgili kardeşlerim, göreviniz burada başlıyor. Başka insanlar böyle bir olay karşısında ne yapar? Onlar da ona karşı sert davranmaya başlar. Nasıl o, onların kalbini kırıyorsa davranışlarıyla, onlar da onun kalbini kırmaya başlarlar. Ona gerekli dersi vermek ihtiyacını duyarlar. Çünkü nefsin afetleri bunu ister. İntikam almak ister. Peki, Allahû Teâlâ buna cevaz veriyor mu? Evet, veriyor. Size kim, hangi ölçüde kötülük etmişse, sizin de ona aynı ölçüde, onu üzecek olan bir davranışta bulunmanız, hakkınız olarak yer alıyor.

İşte maceramız burada başlıyor sevgili kardeşlerim! Sizler öyle insanlar olmalısınız ki; size kötü davranan bütün insanlara en güzel davranışlarda bulunarak, onları kazanmak; işte hedefiniz bu olmalı! Onlar alışmışlardır ki; etraflarındaki insanlara kötü davrandıkları zaman onlardan da aynı kötü davranış geri dönecek. Bu onlar için yeni bir imkân olacak, yeniden fırçalayacaklar karşısındaki kişileri. Ama sevgili kardeşlerim, sizden aldıkları cevaplar, onların size yaptığı kötü davranışların önemli bir sıkıntı vermesine rağmen ona karşı vücuda getirdiğiniz güzel davranışlar, o kişinin kafasında bir soru işaretinin var olmasına sebebiyet verecektir.

O kişi olay bittikten sonra, ayrıldıktan sonra sizden düşünecektir: “Ben başka insanlara da kötü davranıyorum, onları kızdırıyorum, onlardan negatif cevaplar alıyorum. Ama bu kişi farklı, bu kişi bana negatif cevap vermiyor. Ben ne kadar haksız davransam, ne kadar onu kızdırması lâzımgelen davranışlarda bulunsam, ne zaman ona hakaret etsem, o bu istikamette bir tesir oluşmadığını bana ispat ediyor. Demek ki, insandan insana fark var.”

Sevgili kardeşlerim! İnsanları değiştiremezsiniz. Onlar alışmış oldukları davranış biçimlerine devam edeceklerdir. Ama sizin elinizde dünyanın en sağlam kozu var, en sağlam sonuca ulaştırıcı faktörü var. O; kötülüğe iyilikle mukabele etmektir! Kim size karşı bir kötü davranışın sahibiyse yapmanız lâzımgelen şey, açık ve kesin olarak ona daima en güzel davranışları sergilemek, onu mutlu edecek olan davranış biçimlerini devreye sokmak. İşte bunun adı; kötülüğe karşı iyiliktir.

Böyle bir şeye alışmamış olan o kişi, sizde bunu gördüğü zaman dikkatini çekecektir ve sizi birçok defa yoklayacaktır. Negatif istikamette davranıp, sizden de negatif bir cevap alabilmek ümidiyle ama eğer siz, Allah ile yakın bir ilişkideyseniz, ona beklediği şeyi hiçbir zaman vermeyeceksiniz.

Bir süre sonra, bir soru işareti o kişinin aklına takılacaktır. “Ben bunca insana kötü davrandım. Hepsinden buna karşı olan kötü davranışa muhatap oldum. Ama ona da kötü davranıyorum ama o bana bu kötü davranışla cevap vermiyor. O zaman ben onu sevmeliyim. Arkasında ne var, öğrenmeliyim. Nasıl oluyor da benim bu kadar kötü davranışıma rağmen beni hâlâ sevdiğini kesin olarak ispat edebiliyor?” Ve netice: “Şunu görüyorum ki; ben mutsuzum ama o mutlu. Hem ben ona kötü davranıyorum, ben ona sıkıntı veriyorum ama onu mutsuz edemiyorum. O mutlu ama ben her zaman mutsuzum.”

İşte bu karşılaştırma onu öyle bir yere taşıyacaktır ki; orada mutluluğun kapısı vardır. Kendisiyle bu güzel davranışların sahibi olan sizlerin arasındaki farkı inceleyecektir. Her olay yeni bir soru işareti getirecektir: “Ben olsaydım ona şöyle, şöyle davranırdım. Ona haddini bildirirdim ama o böyle bir şey yapmıyor. Ve bana, ona en güzel davranana karşı nasıl davranıyorsa, aynı şekilde davranmaya devam ediyor.” Kafasındaki bu düşünce hep devam edecektir. Ama sonunda bir noktaya ulaşacaktır muhakkak. Başkalarına yaptığı, bir nevî intikam olan kötü davranışları size karşı yaptığında beklediği sonucu hiçbir zaman alamayacağını idrak edecektir. Bu belki onun için bir kurtuluş ümididir. İnceleyip de her hâlükârda kendisinden intikam almayı düşünmeyen bir insan olduğuna kesin olarak karar verdiği birisini daha yakın bir kontrol altına alacaktır. Daha yakın bir müşahede altına alacaktır. Onu devamlı inceleyecektir. Beklenmedik hamleler yapacaktır ve sonuçlara bakacaktır.

Sevgili kardeşlerim! Allah yolunda olmak bir mazhariyettir. Bir güzel kapıdan giriştir. Mutluluğa açılan bir kapı... Allahû Teâlâ ne ister? Başka insanları mutlu ederek mutlu olmanızı ister. Tekrar ediyorum: “Başka insanları mutlu ederek mutlu olmanızı ister!” Çünkü Allah’ın kanunu var; kime hangi ölçüde mutluluk verirseniz siz, aynı mutluluğu mutlaka yaşarsınız.

Öyleyse bu kötü davranışlara muhatap olduğunuz kişi, size ters davranan, sizi üzmeye çalışan kişi, bütün gayretlerine rağmen sizin ona karşı bir cephe almadığınızı, ona kırılmadığınızı, ona sinirlenmediğinizi, öfkelenmediğinizi hep ayrı ayrı cephelerden inceleyerek yaşayacaktır. Ve yaşadıkça, bu güzel davranışların arkasında onun bilmediği bazı şeylerin yattığını adım adım idrak edecektir.

O zaman sizinle Allah arasındaki ilişkiler, bu kişinin dikkatini çekecektir. Siz niçin mutlusunuz? Allah’ın emirlerini yerine getirdiğiniz için, yasaklarına müsaade etmediğiniz için. Yasaklarını işlemediğiniz için. Niçin mutlusunuz? Nefsinizin kalbindeki afetler giderek azaldığı için. Bir gün daimî zikre ulaşırsanız göreceksiniz ki; sevgili kardeşlerim, hiç afetiniz kalmayacak. Size iyilik yapan insanları zaten normal istikamette seversiniz ama bu söylediğim olay gerçekleştiğinde, size kötülük yapan insanların da iç dünyanızca sevildiğini yaşayacaksınız. Onları seveceksiniz.

Önemli mi? Çok önemli sevgili kardeşlerim. Eğer bir insan başka birine kötü davranmasına, tekrar kötü davranmasına, tekrar kötü davranmasına rağmen o kişiden kendisine hep en güzel davranışların geri dönmesi halinde, uzun süre sizi imtihan edecektir. Bekleyecektir, hep kendisi gibi bir davranışı sizin de sergilemenizi bekleyecektir. Hem de bunu gerçekleştirmek için büyük gayretler de sarf edeceği kesindir. Sizi kızdırabilmek, öfkelendirebilmek ve kendisi gibi olduğunuzu size ispat etmek için çok çalışacaktır. Ama hani bir tabir vardır; “hava almak.” Ama hava alacaktır!

Sevgili kardeşlerim! Güzel davranmak, başka insanları mutlu etmek varken, neden kötü davranalım da onların bize kötü davranmasına sebebiyet verelim? Pencereyi biz açmış olmuyor muyuz? Biz kime bir kötü davranışta bulunursak, onu üzecek bir davranışta bulunursak, hangi sebeple olursa olsun bulunursak o kişinin de bize kızması, öfkelenmesi hatta intikam almaya kalkışması, eşyanın tabiatına uygun bir sonuçtur. Bunun olmamasını istiyorsak; biz, bize düşeni yapmak mecburiyetindeyiz. Ne yapmak mecburiyetindeyiz? Sevmek mecburiyetindeyiz. İnsanları sevmek, onları mutu etmek…

Sevgili kardeşlerim! O zaman siz de bizim şarkımızı söyleyeceksiniz. “Herşey çok mu güzel yoksa bana mı öyle geliyor?” Neden herşey güzel? Siz herkese onları mutlu etmek istikametinde bir davranışın sahibiyseniz, onlardan da size geri dönecek olan davranış biçimi, sizin mutlu olacağınız bir tabloyu ifade eder.

Sevgili kardeşlerim! Bu davranış biçimleri, medenî ilişkiler, hepiniz için birer imtihandır. İnsanları onlar hangi şartların sahipleriyse, o standartta yerli yerine oturtacaksınız ama onları severek, onlara güzel davranarak ve her güzel davranışınızın, onların iç dünyalarında mutlaka bir işaret taşıyacağını bilerek. “Ben ona her fırsatta kötü davranıyorum. Nefsimin ihtiyacı bu. İnsanlara zulmetmek. Ben bundan hoşlanıyorum.” Bu düşünce standartlarının sahibi olan kişi, size yaptığı bütün negatif davranışların sizi üzeceğini tahmin ettiği, bunun için uğraştığı bütün davranış biçimlerinin bir neticeye ulaşamadığını görecektir.

Sevgili kardeşlerim! O zaman top sizde değil mi? O ne yaparsa yapsın, siz ona en güzel davranışlarla davrandıkça, adım adım size karşı olan davranış biçimini değiştirmek gereğini duyacaktır. Ve siz ona bir örnek teşkil ettiğiniz sürece kendisinde birtakım eksiklikler olduğunu, o kişi mutlaka kendi mantık ölçüleriyle de olsa idrak edecektir. İşte bu idrak etme, onu daha güzele, daha güzele, daha güzele yönlendirecektir. Bir süre sonra onu farklı bir yapıya kavuşturabileceğinizi göreceksiniz.

Sevgili kardeşlerim! “Neden ben böyle yapayım? Başka insanları mutlu etmeye mecbur muyum?” diye bir düşüncenin sahibi olan pek çok insan vardır. Hatta insanları üzmekten, bir hedef gibi düşünerek, medet umanlar vardır. Oysaki sevgili kardeşlerim, göreviniz başka insanları mutlu ederek mutluluğu yaşamaktır. Allahû Teâlâ sizin mutlu olmanızı istiyor ve Tevrat’a, İncil’e ve Kur’ân-ı Kerim’e bunun esaslarını koymuş. Üç kitaplı dîne de baktığımız zaman 7 safha 4 teslimin aynı olduğunu görüyoruz. Tevrat’ta da İncil’de de Kur’ân-ı Kerim’de de:

• Allah’a ulaşmayı dilemek.
• Mürşide tâbiiyet.
• Ruhun Allah’a ulaşması, teslimi.
• Fizik vücudun teslimi.
• Nefsin teslimi.
• Muhlis olmak.
• Ve iradeyi Allah’a teslim etmek söz konusudur.

Bu, Tevrat’ın da İncil’in de Kur’ân-ı Kerim’in de 7 safha 4 teslimidir.

Öyleyse sevgili kardeşlerim, göreviniz çok ciddî bir görev! Siz bilinçli olarak Allah ile berabersiniz. Siz Allah’ın sevdiklerisiniz. Siz Allah için yaşayanlarsınız. Öyleyse hedefinizin hep en güzel olduğunu, aslî görevinizin; başkalarını mutlu etmek olduğunu, bununsa hedefinin sizin mutluluğunuzu sağlamak olduğunu mantık ölçüleri dizaynı içinde yerli yerine oturttuğunuz zaman; başka insanlara hep en güzel davranışlarla davranmaya başladığınızı göreceksiniz. Adım adım merdivenleri başkalarını daha mutlu edecek, daha mutlu edecek, daha mutlu edecek standartlarda çıkacaksınız. Sevgili kardeşlerim! Bir süre sonra siz de bizim şarkımızı söyleyeceksiniz: “Herşey çok mu güzel yoksa bana mı öyle geliyor?”

Sevgili kardeşlerim! Bakın Tevrat’a, bakın İncil’e, bakın Kur’ân-ı Kerim’e; aynı esasları göreceksiniz; 7 safha 4 teslim! Ve de bir insanın:

• Ruhunu
• Fizik bedenini
• Nefsini
• Ve iradesini Allah’a teslimi.

Öyleyse musevilik de hristiyanlık da İslâm da 7 safha 4 teslimden oluşan, aynı esasları ihtiva eder. Hamdolsun ki; kardeşlerimiz verdikleri konferanslarda son derece net olarak bunları herkese kendi kitaplarından anlatıyorlar. Sulh ve sükûn sirayeti bütün insanlara doğru adım adım yaklaşıyor. Sevgili kardeşlerim! İnsanların her geçen gün daha güzele, daha güzele doğru gittiğini; sizi daha çok sevdiklerini, daha çok sevdiklerini yaşamak için elinizde dünyadaki en sağlam imkân var; onları mutlu etmek!

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Hepinizin görevi bu olduğu zaman etrafınızdaki insanlarla en güzel ilişkileri kurabildiğinizi görecek, yaşayacak ve mutluluğu her açıdan hissedeceksiniz. O zaman Allahû Teâlâ’ya çok hamdedeceksiniz, çok şükredeceksiniz ve mutlu olacaksınız sevgili kardeşlerim.

Allahû Teâlâ’nın hepinizi sonsuz mutluluklara ulaştırmasını Yüce Rabbimizden dileyerek sözlerimizi inşaallah burada tamamlıyoruz. Allah hepinizden razı olsun.

İmam İskender Ali  M İ H R