}
Sohbet (Allahû Tealâ Kur'ân-ı Kerim'de Mutluğun Formülü Veriyor) 17.11.2011
Mp4 Mp3 Link

Sohbet Kodu: 113251

SOHBETİN ADI:  SOHBET
TARİHİ:  17.11.2011


Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah’a sonsuz hamd ve şükrederiz ki; bir defa daha, Allah’ın bir zikir sohbetinde birlikteyiz. Hepinizi çok ama çok seviyoruz. Biliyoruz ki; sizler de birbirinizi çok seviyorsunuz.

Sevgili kardeşlerim! İşte bizler, sevgi üzerine kurulu bir dünyada yaşamalıyız. Hep bunu gerçekleştirmeliyiz. Herkesin birbirini sevdiği, birbirini koruduğu bir güzel cemaat… Dünyada Allah’a en yakın olan topluluk, bizleriz sevgili kardeşlerim; bu Devrin İmamı olmamız hasebiyle… Hepinizi çok ama çok sevdiğimizi, bir defa daha belirtmek istiyoruz. Sizlerle varız, sizlerle mutluyuz…

Öyleyse hepimiz için bir hedef var: Başkalarını mutlu etmek.

Allahû Tealâ’nın koyduğu kanunlar; bir başkasına ne kadar mutluluk verirseniz, sizin de aynı mutluluğu yaşayacağınızı ifade ediyor. Öyleyse biz insanlar, etrafımızdakilere ne kadar çok mutluluk ulaştırabilirsek, o kadar çok biz mutlu oluruz. Çünkü biz bir kişiyiz ama birisine bir mutluluk ulaştırıyoruz; diyelim ki yarım saat onunla konuşuyoruz, bir başkasıyla daha konuşuyoruz, ona da mutluluk ulaştırıyoruz, bir başkasıyla daha konuşuyoruz, ona da mutluluk ulaştırıyoruz. Bütün bu imkânları, onları mutlu edecek tarzda sonuçlandırabilirsek, hepimiz için çok güzel bir dizayn söz konusudur.

Allah’ın istediği şey nedir? Bizim mutlu olmamız. Nasıl mutlu olmamız? Başkalarını mutlu ederek mutlu olmamız. Hiç kimse, başkalarını mutsuz ederek mutlu olamaz sevgili kardeşlerim.

Öyleyse hepimiz sevgiye dayalı bir dünyada yaşadığımızı, eğer seversek sevileceğimizi, sevilirsek de mutlu olacağımızı hiç aklımızdan çıkarmamalıyız. Biz insanları seviyoruz. Onlar insan olarak yaratılmışlar. Yani Allahû Tealâ’nın ruhundan üfürdüğü tek mahlûk olarak. Ne mutlu bizlere, insan olarak yaratılmışız! İyi ama şimdi ruhumuz yok, Allah’a gönderdik. Ruhsuz olarak yaşıyoruz! Ne diyorsunuz bu işe sevgili kardeşlerim, can dostlarım gönül dostlarım? Ruhumuz yok ama ruhumuzun gitmesiyle nefsinizin kalbine nurların, onun yerini dolduracak şekilde gelip yerleşmesi, aynı güzelliği yaşamamızı ifade ediyor. Kaldı ki zikir seviyemizi arttırarak, bu mutluluğu çok daha üst boyutlara ulaştırabiliriz.

Bir gün, daimî zikre ulaşacak olanlar için mutluluk, bütün boyutlarıyla en üst seviyeye ulaşır. Bu kişi her an mutludur. Allahû Tealâ’ya ne kadar hamdetsek, şükretsek azdır; böyle bir hedefe bizleri ulaştırdığı için…

Sevgili kardeşlerim! Sevmek, mutluluğun temelidir. Nefret varsa mutluluk yoktur. Zulüm varsa mutluluk yoktur. Ama Allahû Tealâ da mutlu olmamızı istiyor. O zaman bizler kendimizi Allah’ın emir standartlarına uygun noktalara taşımalıyız. Ne istiyor? Başkalarını mutlu etmemizi istiyor. İşte başkalarını mutlu eden her insan, başkalarına verdiği mutluluk kadarını kendisi de yaşayacaktır. Bu da Allahû Tealâ'nın büyük bir ni’metidir.

Hepimizi güzele davet ediyor Allahû Tealâ. Başkalarını mutlu eder bir standarda koymak istiyor hepimizi. Bu standardın içinde olmamızı istiyor. Yani bizim de: “Herşey çok mu güzel yoksa bana mı öyle geliyor?” dememizi istiyor.

Öyleyse imkânlar elimizde değil mi? Bizler, her an başka insanlarla beraberiz. Sevgili kardeşlerim, ne kaybederiz? Onları mutlu etsek, hayatımızı herbirinin mutluluğuna adasak, görevimiz başka insanları mutlu etme olsa; burada asıl mutlu olacak olan biz değil miyiz? Her an birilerine mutluluk ulaştıran bir insan; herbirine ulaştırdığı mutluluğun aynısını kendi de yaşayacağı için 10 kişiye mutluluk ulaştırmışsa, onların toplamı kadar mutluluğu kendisi de yaşayacaktır.

Sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ formülü veriyor, uygulama bizlerin elinde: Bir başka insanları mutlu ederek mutlu olmak var. Bir de başka insanları mutsuz ederek, huzursuz ederek huzursuz olmak var. Geçilmesi lâzımgelen yol, başka insanlara mutluluk vermek olmuyor mu? Bunu yapabildiğimiz süreç içerisinde, bizler gerçekten mutlu insanlar oluruz.

Hepimiz için bir mutluluk kapısı, daima vardır sevgili kardeşlerim. Bu kapıyı açmak hepimizin elindedir. Başka insanlara her güzel davranışımız, bu kapının açılmasıdır.

Ne kaybederiz ki insanları sevsek, onları mutlu etmeye çalışsak? Ne kaybederiz ki? Kazanç hanemize göz atacak olursak, ne görüyoruz? Herbir, etrafımızdaki kişilerden herbirine, ne kadar mutluluk ulaştırabilirsek; o mutluluk ulaştırdığımız insanlara ulaştırdığımız mutluluğun toplamı kadar, mutlulukların toplamı kadar biz mutlu oluruz. Eğer hayatımızı başka insanların mutluluğuna adamışsak, her an birilerini mutlu etmekle meşgulsek; o zaman biz kesintisiz bir mutluluğun içindeyiz demektir.

İşte bir taraftan, Allahû Tealâ’nın farz kıldığı zikir müessesesi; iç sesimizle onun kesintisiz bir tekrarı. İkinci açıdan başkalarını mutlu edecek davranışlar, bizi her daim mutlu kılar. Böyle bir muhteva içerisinde, hepimiz için imkânlar alabildiğine geniştir. Zamanın bütün parçalarında, insanları mutlu etmek hedefimizse, bunu gerçekleştirmeyi hedef almışsak; o zaman sevgili kardeşlerim, bütün insanlar için mutluluk vardır.

Sevmek mutluluğun yoludur. Nefret de mutsuzluğun… Eğer seviyorsak, sevdiğimiz insanın mutlu olması, bizim için hedeftir. Bunu gerçekleştirmek üzere yaptığımız bütün çalışmalar, onu mutlu edecek bir hüviyet taşır. Sonuç nereye ulaşır? O kişinin mutluluğuna!

Sevgili kardeşlerim! Sadece o kadar mı? Hayır, o kişiye ne kadar mutluluk verebilmişsek, biz aynı miktarda mutlu olacağımız için ve etrafımızda her zaman birçok insan bulunabileceği için, herbirini mutlu etmek üzere harekete geçmemiz; bizim daha çok, daha çok, daha çok mutlu olmamızı sağlayacaktır. Hepiniz için ana hedef hep bu olmalıdır sevgili kardeşlerim!

Madde 1: Sevmeliyiz.
Madde 2: Sevdiğimizi belli etmekten, beyan etmekten kaçınmamalıyız.

Açık bir şekilde, bu her an bizden taşmalı. Başkalarını mutlu edecek davranış biçimleri, bizden taşmalı. Onları her an mutlu edecek, bir şeyler bulmalıyız. Peki, ama bazı insanlar, biz onları mutlu etmeye çalışsak da kendi iç dünyalarındaki kargaşa sebebiyle bizi mutsuz kılacak davranışlarda bulunabilirler. Bulunsunlar, sevgili kardeşlerim! Eğer bu tarz bir davranış bizi, ona gene en güzel davranışlarda bulunmaktan men edemiyorsa, o zaman Allah’ın emrini yerine getirebiliyoruz demektir.

O istiyor ki; her an, herkesi mutlu edelim. Bizi mutlu edenleri mutlu etmek, insanın içinden geçen güzel bir hedeftir. Ve genel olarak insanlar bunu isterler. Ama bizim hedefimiz, o kadarla kalmıyor sevgili kardeşlerim! Biz Mihr Vakfı’nın mensupları, bizi mutsuz edenleri de mutlu etmekle, Allahû Tealâ tarafından vazifeli kılındık. O zaman Devrin İmamı’nın etrafındaki birinci daire olarak, sizler sevgili kardeşlerim! Hedefinizin, görevinizin vazgeçilmez gereğini hiç unutmayın! O görev; başka insanları mutlu etmektir, onlara huzur vermektir, onları huzur içinde yaşatmaktır.

Sevgili kardeşlerim! Hepiniz için, bütün insanlar için; Allahû Tealâ’nın emrettiği temel hedef, başkalarını mutlu etmektir. Öyleyse sevgili kardeşlerim! Hepiniz için bu hedefin gerçekleşmesi, aslî unsuru ifade eder. Allahû Tealâ onun için bizlere: “Seviniz.” diyor, “Sevdiriniz.” diyor. “Nefret etmeyiniz.” diyor. “Nefret ettirmeyiniz.” diyor.

İnsan, Allahû Tealâ tarafından yaratılmış olan, Allah’a en yakın hüviyetteki mahlûktur çünkü Allahû Tealâ sadece insana, yarattığı mahlûkat arasında sadece insana ruhundan üfürmek lütfunda bulunmuştur. Öyleyse insan olarak yaratıldığımızdan bile, ne kadar şükretsek azdır.

Sevgili kardeşlerim! Bütün insanlar için Allahû Tealâ’nın dizaynı açık ve kesindir: Seviniz ve mutlu ediniz!

Sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ’nın dizaynı içerisinde, bu sevme müessesesi, sevgi müessesi, hepimiz için çok büyük bir önem taşıyor. Neden önem taşıyor? Çünkü hepimiz etrafımızdaki insanları mutlu etmekle görevliyiz ve sevmek, bunun anahtarıdır. İnsan nefret ediyorsa, nefret ettiği o kişiyi mutlu etmek, onun için çok zor bir olaydır. Ama bir insan seviyorsa, sevdiği kişiyi mutlu etmek, onun içinden gelen bir duygudur. Ve her zaman bunu gerçekleştirmek ister. Gerçekleştirirse ne olur?  O, sevdiğini kendisine ispat ettiği kişi de onu sevecektir.

Kalp, kalbe karşıdır. Sevenler sevilir, nefret edenlerden de, genel olarak nefret edilir. Ama sizler asla, sizden nefret eden insanlardan nefret etmemelisiniz! Onlara da güzellikleri aşılayabilirseniz; onlara da Allah’ın temel formüllerini ve emirlerini ulaştırabilirseniz -ki bunlardan belki en önemlisi kötülüğe karşı iyilik etmektir- o zaman herşeyin, geleceğe doğru giden bir zaman parçası içinde adım adım değiştiğini ve sevdiğimiz insanlara, sevgiyle davrandığımız insanlara, farklı bir sonuca doğru yönelmeyi öğrettiğimiz neticesine ulaşırız.

Ne kaybettik? Hiçbir şey kaybetmedik. Sadece çalıştık. O kişinin de sevmesini, bunun gerekliliğini ona, onu kırmadan, onu üzmeden, onda bu tarzda bir eksikliğin bulunduğu istikametinde bir açıklama yapmadan bunu başarabilirsek; o kişi de sevenlerden birisi olacaktır. Bunun neticesi, sevilenlerden birisi olmaktır. Sevenler sevilir. Ve kaidenin ikinci cephesi; nefret edenlerden de nefret edilir.

İşte biz size diyoruz ki: “Siz, sizi sevenleri de seveceksiniz; sizden nefret edenleri de seveceksiniz. Sevmelisiniz! Ve bu sevgiyi etrafınızdaki herkese ispat etmelisiniz. Davranışlarınızdan sevgi fışkırmalı.”

Bunun sonucu ne olur? Sizden başlangıçta sizi tanımadıkları için, onları sevdiğinizi bilmedikleri için; kendilerine has sebeplerle, belki nefret edecek insanlar olabilir başlangıçta. Ama sizin onların her davranışına, onları mutlu edecek bir davranış biçimiyle cevap vermeniz, davranış biçimlerinizi onları mutlu etmek akidesine dayamışsanız; onu gerçekleştirmekte iseniz, hedefiniz buysa; o zaman o insanın da size iyi davranması söz konusu olacaktır genel çerçeve içinde. Ama biz bunun için yapmamalıyız! “Ben ona iyi davranayım da, o da bana iyi davransın.” Yetmez, sevgili kardeşlerim! “O bana iyi davransa da, o bana kötü davransa da, ben ona en güzel davranışlarla cevap vermeliyim.” tarzında bir davranış biçiminiz oluşmalı.

Sevgili kardeşlerim! İnsanlar kalpleri itibarıyla sevilmek ister. Allah herkesi sevmenizi ister. Bizi sevenleri de sevmeyenleri de nefret edenleri de… Allah’ın talebi budur. Sevgili kardeşlerim! Buna karşılık, insanlara hak tanımış mıdır? Evet. Kim kısas yapmak istiyorsa bu hak, o kişiye verilmiştir. Kendisine yapılan kötülüğe aynı seviyede bir kötülükle cevap vermek, o kişi için Allahû Tealâ’nın katında bir imkândır. Ama Allahû Tealâ, bunu nefslerinin kalbinde henüz afetler bütün boyutlarıyla hâkim olanlar için koymuştur. İstediği şey; kötülüğe karşı kötülük etmemenin ötesinde, kötülük edenlere iyilik etmektir.
 
Öyleyse bir insan düşünün: Sizi sevmiyor, davranış biçimleri soğuk ve de sizin bilmediğiniz sebeplerden size düşman, sizden nefret ediyor. Ne yazar sevgili kardeşlerim! Sizi sevmeyen bu kişi, size olan kötü davranışlarının neticesinde, hesabını size değil Allah’a vermelidir.

Kiramen katibîn melekleri, her an 3 boyutlu olarak hayat filminizi çekiyor. Her an herkes deracat kaybediyor ya da kazanıyor. Dikkat edin ki, cennet ve cehennemi ayıran şey; kazanılan derecelerin, kaybedilen derecelerle mukayesesidir. Kimin kazandığı dereceler fazlaysa onların gideceği yer, mutlaka Allah’ın cennetidir. Kimin kaybettiği dereceler fazlaysa onların gideceği yer de mutlaka cehennemdir. Kim kazandığından daha fazla derecat kaybetmişse, hata kendisinindir sevgili kardeşlerim.

Öyleyse biz insanlar bir şeyler yapmalıyız. Başka insanlara güzel davranışlarda bulunmanın, Allahû Tealâ’nın emri olduğunu ispat etmeliyiz. Onlara ispat etmeliyiz ki; eğer biz diğer insanlara, (etrafımızdaki insanlara) iyi davranırsak; onlar başlangıçta kötü davransa da biz gene en güzel davranışlarla onlara hitap edersek; onlar başkalarına benzemeyen bizleri dikkate almak mecburiyetinde kalacaklardır. Başkalarına kötülük etmişlerdir. O kötülük ettikleri kişiler de onlara kötülük etmiştir. Bunu eşyanın tabiatına uygun olarak karşılarlar. “Ben kötülük ettim, o da bana kötülük etti.” Bu tarzda bir düşüncenin sahipleri. Ama sevgili kardeşlerim! Onların kötülük ettiği sizler, eğer onlara; onların normal standartlarda beklediği kötü bir davranışı değil de, onların utanç duymasına sebebiyet verecek olan en güzel davranışlarla cevap verirseniz; yaptıkları her kötü davranışın arkasından, sizden onlara ulaşan şey Allah’ın bir güzelliği ise, onlara küsmüyorsanız, onlara kızmamayı başarabiliyorsanız, onlara en güzel davranışlarla davranabiliyorsanız; o zaman bir soru işareti, o kişinin aklına takılacaktır: “Neden ben başkalarına böyle böyle davrandığım zaman onlar da bana aynı şekilde davranıyorlar? Benden intikamlarını alıyorlar ama neden bu almıyor? Arkasında ne var? Üstelik de bana karşı, benim bütün yaptığım aksi, yanlış ve onu rencide eden, etmesini istediğim davranışlarıma, hiçbir negatif cevap alamıyorum bugüne kadar. Arkasında acaba ne olabilir?”

İşte sevgili kardeşlerim, böyle bir düşünce, o kişinin sizi daha çok incelemesine sebebiyet verecektir. İnceledikçe, davranış biçimlerinizin hiç değişmediğini; o size nasıl davranırsa davransın, sizin ona her zaman en güzel davranışlarla cevap verebileceğinizi, vermek standardını gösterebileceğinizi; şaşmaz bir şekilde inanarak, devamlı kontrolleri neticesinde bu neticeye vararak, hayrete düşecektir: “Nasıl olur? Ben ona bu kadar kötü davranmama rağmen, o bana bugüne kadar en ufak bir, beni kırabilecek olan, benim ona yaptığım o kötü davranışlara bir cevap teşkil edebilecek olan negatif bir yaklaşımla yaklaşmadı. Bu nasıl bir iş? Ben başkalarına da kötü davrandım; ama onlardan hep o kötülüğün karşılığını, bazıları bana fazlasıyla verdiler. Bazıları daha az kötülük etti benimkinden. Ama hep, bunun karşılığında kötülük gördüm. Tamam, ben bir kötü insanım; ama onlardan da, etrafımdaki insanlardan da, bugüne kadar bunu görmeme rağmen, bu kişi farklı! Ona da aynı şekilde davrandım, onu da rencide ettim. Ona da onun üzülebileceği sözler söyledim. Ama aradan bunca zaman geçmesine rağmen, onun bütün bu davranış biçimlerine karşılık, davranış biçimleri hiç değişmedi. Hep o sevecen kişi, hep o af edici kişi, hep o kızmayan, öfkelenmeyen kişi!”

Sevgili kardeşlerim! Hayatınızı, eğer başka insanların mutluluğuna adarsanız, o zaman onları en güzel davranışın içinde bulursunuz. Bir anda mı? Hayır, bir anda olmaz bu. O, kendi dünyasında yaşamaktadır. O güne kadar öyle alışmıştır. Bir süre daha devam edecektir. Sizi devamlı inceleyecektir. Davranış biçimlerinin kendisininkine hiç benzemediğini; siz ona kötü davranmamanıza rağmen, onun size kötü davranmadığını, kesinlikle tespit edeceksiniz. Göreceksiniz ki, başka türlü bir insanla karşı karşıyasınız.

İşte sevgili kardeşlerim! Hepinizin hedef olarak görmesi gereken, hedef tayin etmesi gereken şey; kötülüğe de iyilikle mukabele etmek zevkine varabilmektir. O bir zevktir sevgili kardeşlerim! Allah, böyle davranmanızı istiyor. Ama size, ona karşı aynı hüviyette; o sizi nasıl üzdüyse, size nasıl zarar verdiyse, ona da aynı şekilde zarar verebilecek olan bir davranış biçimiyle davranmanıza müsaade ediyor. Adına da “kısas” diyor. Peki, siz bu davranışınızla derecat kaybetmez misiniz? Kaybedersiniz...

Onun yaptığının aynısını uygularsanız; sıfıra sıfır, elde var sıfır olursunuz. Neden? O size kötülük yapmıştır, derecat kaybetmiştir A kadar... Siz de, onun yaptığı kötülük sebebiyle A kadar derecat kazanmışsınız. Fakat size verilen imkân standartlarında, aynı miktarda bir kötülüğü siz de ona yaparsanız,  A kadar derecat kaybedersiniz. Ama o da A kadar derecat kazanır. Ne oldu? Onda da sizde de netice aynıdır; sıfıra sıfır, elde var sıfır. Ama ne oldu? O da size kötülük etti, siz de ona kötülük ettiniz.

Peki, eğer onun yaptığı kötülüğe, siz iyilikle mukabele edebilseydiniz ne olacaktı? O yaptığı kötülükle kalacaktı. Bu kadar mı? Hayır, sevgili kardeşlerim! Sizin, ona elinize fırsat geçmesine rağmen defaatle, hiçbir şekilde kötü davranmamanız, onu düşündürecektir. Etrafındaki başka insanlar, onun kötü davranışlarına, hakları olan kötü davranışlarla cevap vermelerine karşın; bu kişi aynı şeyi yapmıyor. Bu kişi ona, aynı standartlarda, onu üzecek davranışlarda bulunmuyor. Bu kişi onu seviyor. Sevdiğini de, her vesileyle ispat ediyor!

O zaman ne olur sevgili kardeşlerim? O zaman, güzel şeyler olur. O zaman, o kişi bunları düşünecektir. Yeniden tecrübe edecektir sizi. Gene kötü davranışlarına, en güzel davranışlarla cevap aldığını görecektir. Bir, iki, üç, dört ve devam eden tecrübeleri, ona sizin her negatif davranışa, pozitif davranışla cevap veren birisi olduğunuz kanaatini, tam olarak yerleştirecektir.

Sonuç mu?  O kişi bunca deneyden sonra düşünecektir. Elinde olmadan düşünecektir: “Nasıl oluyor bu? Başka insanlara da soruyorum. Onlar da, ona karşı kötü davransalar dahi, ondan kendilerine negatif bir cevap gelmediğini söylüyor.” Bu neyi ifade eder sevgili kardeşlerim?  O kişinin düşünmesini ifade eder ki; bu düşünce çok güzel bir sonuca bir kapı aralayabilir: “Ben ona bunca kötülük etmeme rağmen, ondan bana en ufak bir negatif davranış biçimi, bir öfke gösterisi gelmedi! O zaman bu insan, benim tanıdığım diğerlerinden farklı birisi. Acaba bu hedefe nasıl ulaştı? Nasıl oluyor da sinirlenmiyor, öfkelenmiyor? Ben ona başkalarına davrandığım gibi davrandığım halde, bu davranış onu üzecek bir davranış olmasına rağmen, o bana üzüntüsünü de göstermiyor ve benden bu yaptığım kötü davranışın intikamını almayı da, bugüne kadar, hiç düşünerek bu istikamette harekete geçmedi? O zaman bu kişi farklı bir hüviyet taşıyor.” Ve merak edecektir. Onun dünyasında, böyle bir davranış biçimi yok. O, başkalarının kendisine belki kötülük etmesi sebebiyle, hep etrafındaki insanlara kötü davranmaya artık alışmış. Ama ortada bir sonuç var; kötü davrandığı kesin.

Öyleyse sevgili kardeşlerim! Yapmanız lâzımgelenin ne olduğunu biliyorsunuz: Hepimiz, etrafımızdaki herkesi, en güzel davranışlarla mutlu etmeye çalışmalıyız. Onlar bize iyi davranıyorsa, bu eşyanın tabiatına uygun bir sonuçtur. Biz de ona iyi davranırız. İçimizden öylesi gelir. Ama biz sizden onun ötesini de istiyoruz! Onun size kötü davranması halinde de, siz ona en güzel davranışlarla cevap vermelisiniz.

O, böyle bir dizaynı beklemediği cihetle, baştan hayret edecektir. İnanmayacaktır belki de. Tekrar tekrar sizi deneyecektir. Ama bütün denemelerin arkasından, aynı sonuçla karşılaşacaktır. Ve inanamadığı gerçeğin, künhüne varacaktır.

İşte sevgili kardeşlerim! Yanlış davranışların sahibi olanlara, sizin de yanlış davranarak, o yanlışları sadece artıracak olan bir muhteva uygulamanız, o kişiyi yanlışlarını yapmakta devam ettirecektir. Ama demin söylediğimiz hususu tatbik ederseniz, onun size bütün kötü davranışlarına en güzel davranışlarla cevap verebilirseniz o zaman göreceksiniz ki; farklı şeyler olacaktır. O kişi duracaktır, düşünecektir ve her seferinde, kötü davranışa karşı aldığı o güzel davranışın altında kalmamak ihtiyacını duyacaktır. Bu, onun her geçen gün biraz daha güzel bir davranış biçimine ulaşmasını temin eder.

Sevgili kardeşlerim, ne oldu? Başardıysanız, bir insan kazandınız. Allah’a da kazandırdınız.

Allahû Tealâ ister ki; herkes birbirine en güzel davranışlarla davransın. Allahû Tealâ ister ki; herkes her davranışıyla başkalarını mutlu etsin. Niçin bunu istiyor? Mutlu eden kişinin de mutlu olmasını temin etmek için.

Allah istiyor ki; herkes birbirini sevsin. Ama biz: “O beni sevsin de ben onu seveyim.” dersek, en büyük hataya düşmüş oluruz. Öyle yapmayalım sevgili kardeşlerim! Onlar bizi sevse de sevelim, sevmese de sevelim. İşte Allahû Tealâ'nın hepimizden istediği sonuç, budur.

Sevgili kardeşlerim! Herşey o zaman öylesine güzel olur ki; dünya gerçekten yaşanmaya değer bir yer olur. İşte bu bakış açısından olayları sadece değerlendirmek değil, pozitif istikamette harekete geçmek, sizin için bir mutluluk kaynağı olacaktır. Her davranışınızda, Allah’a bir defa daha şükredeceksiniz: “Evet ama o bana şöyle şöyle yanlış yaptı ama ben ona, Allahû Tealâ’nın bana emrettiği gibi, en güzel şekilde cevap verdim. Onun, verdiğim cevaplardan huzursuz olmadığını gördüm. O, beni mutsuz etmeye çalışsa bile, benim onu mutsuz etmediğimin farkında!”

İşte sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ’nın hepinizden istediği şey budur: İnsanları sevmek, sevdiğinizi belli etmek. Onlar size iyi davransa da onlar size kötü davransa da...

Sevgili kardeşlerim! Hepinizi Allahû Tealâ’nın huzurunda selâmlıyorum. Hepinizi çok, ama çok sevdiğimi bir defa daha belirtmek istiyorum.

İmam İskender Ali  M İ H R