}
Sohbet (Sevgi Halesi) 26.01.2012
Mp4 Mp3 Link

Sohbet Kodu: 113315

SOHBETİN ADI: SOHBET
TARİHİ: 26.01.2012


Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah’a sonsuz hamd ve şükrederiz ki; bir defa daha Allah’ın bir zikir sohbetinde birlikteyiz. Hepinizi çok ama çok seviyoruz. Hepimizin Allahû Tealâ’nın indinde bir görevi var: İnsanlara Allah’ı sevdirmek, daha çok sevdirmek.

Sevgili kardeşlerim! İslâm tatbikatının, İslâm’ın 5 şartına indirgendiği bir dünyada yaşıyoruz: Namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek, kelime-i şahadet getirmek; bunların hepsi farz (İslâm’ın 5 şartı). Ama İslâm’ın şartı 5 değil. Kur’ân-ı Kerim’deki şartlar dizisi 7’li bir sistemi ifade ediyor. Ve göklere baktığımız zaman, 7 kat gökler tespit edilmiş durumda. Yerlere baktığımız zaman, 7 kat yerler tespit edilmiş durumda. Denizler de öyle bir statü içerisinde...

Öyleyse sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ’nın bir 7’li sistemi her tarafta hükümran. Bütün insanlar için Allahû Tealâ’nın istediği şeye bakıyoruz. Ne istiyor Allahû Tealâ? Allah istiyor ki; sevgili kardeşlerim, bütün insanlar mutlu olsunlar. Allah istiyor ki; bütün insanlar saadeti yaşasınlar. Herkes yaşadığı hayattan memnun olsun. Memnuniyetin temel şartının sevgi olduğunu görüyoruz. Allahû Tealâ istiyor ki; herkes birbirini sevsin. Sevdiğini de belli etsin ki; karşı taraftan kendisine sevgi geri dönebilsin.

Sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ’nın hepinizden istediği şey; herşeyden evvel sevmektir. Allahû Tealâ: “Seviniz!” diyor. “Nefret etmeyiniz!” diyor. “Sevdiriniz!” diyor. “Nefret ettirmeyiniz!” diyor.

Öyleyse bizim etrafımızdaki insanlara karşı olan davranışımız da Allahû Tealâ tarafından açıklanmış: Etrafımızdaki insanlarda; birbirlerine düşman olanlar, birbirlerinin karşısında olanlar, birbirlerine zarar vermek isteyenler söz konusuysa, onlara Allah’ın güzelliklerini anlatmakla mükellefiz.

“Seviniz!” diyeceğiz. “Eğer onları severseniz ne kaybedersiniz?” diyeceğiz. Bir insanın düşmanca davranması, karşı tarafın da ona düşmanca davranmasının sebebi değil midir? Ve karşı taraf o zaman haklı olmuyor mu? Biz karşımızdakine düşmanca bir davranışla davranmışsak, ondan neyi beklemek hakkımızdır ki? Ama onlar bize kötü davransa da biz onlara en güzel davranışlarla cevap verebilsek... Onlara kızmadan, onları üzmeden, huzursuz etmeden Allah’ın güzelliklerini onlara anlatmak…

Biliyorsunuz ki; Allahû Tealâ bütün insanların mutlu olmasını istiyor. Bütün insanların mutlu olması, bütün insanların birbirine karşı en güzel davranışları sergilemesiyle mümkündür. Peki böyle bir dizayn yoksa, insanlar birbirini sevmek, bu sebeple içlerinden gelen bir arzuyla birbirlerine yardım etmek durumunda değil de birbirine kin besleyen, birbirinden nefret eden bir hüviyette olsalar, o zaman nefret edenlerin mutlu olması mümkün değildir. Kabahatin A’da veya B’de olması değil önemli olan sevgili kardeşlerim. Mühim olan insanların birbirine kin beslemesi diye bir olayın tahakkukudur. Bunun gerçekleşmesi mutsuzluğun temel sebebidir.

Biz insanlar her an bir şeyleri başkalarından almak, satın almak mecburiyetinde olanlarız. Her an yemek yeme ihtiyacımız var. Artık hangi evde ekmek yapılıyor ki? Yemeğimizin bütün muhtevasını dışarıdan satın almak mecburiyetindeyiz. Onları çiğ olarak, sebze olarak, meyve olarak, et olarak satın almak mecburiyetindeyiz. Sevgili kardeşlerim! Öyleyse bütün insanların her an birbirine ihtiyacı var. Üzerimizdeki elbise biz terzi olmadığımıza göre, bir terzi tarafından dikilen bir elbisedir. Sonra biz bu elbiseyi satın almışız. O satın aldığımız dükkândaki, o dükkânın sahipleri elbiseleri diktiriyorlar ve satıyorlar.

Öyleyse her tarafta bir şeylerle meşgul olan insanlar var. Bir şeyleri vücuda getiren insanlar var. Her tarafta o vücuda gelen nesneleri satan insanlar var. Öyleyse bir taraftan üretim faaliyeti, bir taraftan satış faaliyeti var. Ve de herkesin mutlaka her gün, bir şeylere ihtiyacı olduğu neticesine varıyoruz.

O zaman hepimiz başkalarının hazırladığı bir şeyleri tüketmek veya kullanmak mecburiyetindeyiz. Bütün insanlar için olay budur. Bir ayakkabıcı eğer kendi ayakkabısını yapmak istiyorsa onu yapabilir. O ayakkabının dışındaki herşeyi başkalarından satın almak mecburiyetindedir. Bir fırın sahibi ekmeklerini satacaktır ki; o sattığı ekmeklerden aldığı parayla diğer ihtiyaçlarını temin etsin.

Öyleyse her an bir alış-veriş müessesesi bütün insanlar için geçerlidir ve mecburidir. Bu açıdan yaşantımıza baktığımızda her şeyimizin başkalarına ait olduğunu net olarak görürüz. Üzerimizdeki elbise, gömlek, kravat, çoraplarımız, ayakkabılarımız, iç çamaşırlarımız hepsi birileri tarafından imal edilmiş. Biz de onlardan satın almışız.

Bütün bunları sizlere anlatmaktan muradımız ne? Muradımız; herkesin birbirine muhtaç olduğunu anlatmak. Bir ayakkabıcı ayakkabısını yapar, satar. Oradan aldığı parayla elbisesini alır. İç çamaşırlarını alır. Evinin yiyecek ihtiyacını temin eder. Herkes kendi standartlarında paraya dönüşebilecek olan bir şeyler yapmak mecburiyetinde. Bu her zaman bir imalat değildir.

İnsanlar çeşitli iş gruplarında çalışırlar. Bunların bir kısmı, küçük bir kısmı imalattır. Büyük kısmı imâlatın dışındaki insanların ihtiyacı olan şeyleri onlara ulaştırmaktır. Bir insan Allahû Tealâ’nın dizaynını en güzel şekilde kendisi yaşayabildiği gibi, yaşayabileceği gibi başkalarına da yaşatmak imkânının sahibidir.

O halde hepimiz için bir dünya var sevgili kardeşlerim. “Dünya” adı verilen bir gezegende yaşıyoruz ve gayretimiz ihtiyaçlarımızın temini sadedinde. İşte bunun gerçekleşmesi süresince, bu süreç içerisinde yapmamız lâzımgelen şey; etrafımızdaki insanların hepsini mutlu etmeye çalışmaktır.

Önemli mi? Bir sual soralım: “Kim mutlu olmayı istemez?” Hiç kimse böyle bir talebin sahibi olamaz. Herkes mutlu olmak ister. Öyleyse herkes kendi mutluluğunu oluşturmak üzere harekettedir. Bunun tahakkuku bizim mutluluğumuzu temin eden bir tatbikatı gerçekleştirmemizle mümkündür. O zaman sevgili kardeşlerim, herkesin başkalarına bağımlı olduğunu görürüz.

Allah’a şükürler olsun ki insanlar para diye bir müesseseyi gerçekleştirmişler. Bir müşterek satın alma vasıtası. Herkes elindeki parayla ihtiyacını alıyor. Üretim yapanlar ne yapıyor? O üretimi yapabilmek için, lüzumlu olan malzemeyi satın alıyorlar. Meselâ bir terzi kumaşı satın almak mecburiyetindedir, ipliği satın almak mecburiyetindedir ve bunun için birçok alete de ihtiyacı vardır. Hamdolsun ki; zaman içerisinde herşey bir gelişme süreci içerisinde. İnsanlar daha çok, daha çok, daha çok üretimi onu üretecek olan makineleri icat etmekle arttırıyorlar. Onlar tatbikata alındığı zaman üretim büyük ölçülerde artabiliyor.

İşte sevgili kardeşlerim! Hazır elbise dikenlere baktığımız zaman, birçok elbisenin 1 günde dikilebildiğini görebiliyoruz. Yani üretim süreci içerisinde insanların gayreti, insanları memnun edebilecek olan bir statü içerisinde üretimini arttırmak istikametindedir. “Ne kadar köfte, o kadar ekmek!” Bir terzi ne kadar çok dikiş dikebilirse ki artık makineli sistemler bütün boyutlarıyla sahnededir. Bu olay bir düğüm olmaktan çıkmıştır. İnsanlar çok sayıda elbise dikmeyi otomatik olarak, üst seviye makinelerle gerçekleştirebilmektedir.

Sevgili kardeşlerim! Allah için yaşamak aslında başkaları için yaşamaktır. Burada dikkat etmemiz lâzımgelen bir husus var: Bu hedefe ulaşırken başkalarını memnun ederek ulaşmamız şarttır. Bir terzi elbisesini, diktiği elbiseyi öyle bir şekilde dikmelidir ki; müşterisi o elbiseyi alıp da giydiği zaman ondan hoşnut olsun, kendisine gerçek anlamda teşekkür etsin. Bir ekmek üreticisi ekmeğini en güzel standartlarda üretmelidir ki; satın alan kişi bundan memnun olsun da, her zaman ekmeğini ondan alsın.

Sevgili kardeşlerim! Her türlü üretim insanların ıttılaına sunulmaktadır. İnsanlar beğenirler ve satın alırlar. Beğenmezler ve satın almazlar. Öyleyse her üretim sahibinin, malını başkalarının beğeneceği bir statü içerisinde gerçekleştirmesi asıldır.

Sevgili kardeşlerim! Herkes, hepimiz “Dünya” adı verilen bu gezegende yaşıyoruz. Bilelim ki bizim dünyamız gibi sayısız gezegen “insan” adı verilen bir mahlûku taşıyor, yaşatıyor bünyesinde.

Öyleyse uzayda kim bilir kaç bin tane dünya gibi, hayat unsuru olan yerlerin var olduğu tahmin ediliyor. Başka gezegenlerden bu dünyayla ilişki kurabilenler var mı? Evet, var. Meselâ bir Sirius gezegeninden bizim dünyamızla temas kurabilen bir dizayn gerçekleşmiştir. Öyleyse “Sadece bizim dünyamızda hayat var.” diye düşünmek geçersizdir. Onun dışında sonsuz bir boşluk içerisinde, kim bilir ne kadar dünyada Allahû Tealâ hayatı halk etmiştir, yaratmıştır ve yaşatmaktadır.

Sevgili kardeşlerim! Herkes için “Dünya” adı verilen bu gezegende yaşamak söz konusudur. Biz bu dünyada yaşayanlar için olay budur. Bunu bir sevgi halesi içinde, en güzele yaklaştırmakla mükellefiz. İnsanları sevmeliyiz. Niçin? Sevmeliyiz ki; onlar da bizi sevsinler. Sevmeliyiz ki; onlar da bizimle birlikte yaşasınlar.

Sevgili kardeşlerim! Hepiniz için sevmek asıldır. Allah’ın kanununa baktığımız zaman şunu görüyoruz: Seversek seviliriz. Nefret edersek bizden de nefret edilir. Öyleyse kendi alanımızı insanların nefretine sebebiyet verecek standartlarda, onlara nefretle davranmak hiçbirimizin harcı olmamalıdır. Sevmek zaten bunun temel mayasıdır. Eğer seviyorsak o zaman sevdiğimizi mutlu etmek istikametinde bir gayretin mutlaka sahibi oluruz sevgili kardeşlerim. Bütün insanlar için sevmek asıldır. O zaman sevdikçe seviliriz ve sevildiğimiz zaman da “Herşey çok mu güzel, yoksa bana mı öyle geliyor?” deriz. Arkasında gene biz varız sevgili kardeşlerim.

Biz başkalarını sevmeseydik eğer, onlara o güzel davranışlarla davranmasaydık ne olacaktı? Onlar da bize güzel davranışlarla cevap vermek gereğini duymayacaklardı. Hele hele bizden negatif davranışlar onlara ulaşmışsa, onları üzecek davranışlarda bulunmuşsak, onları üzmüşsek, sıkıntıya sokmuşsak, onlara zarar vermişsek o zaman onlar da bizden nefret etmez mi? Onlar da bize zarar vermeye çalışmaz mı? Onlar da bizi sevmek yerine, bizim davranış biçimimize eşit bir standartta bize kötü davranmak ihtiyacını hissedeceklerdi. Çünkü insan tabiatı intikama açık bir hüviyet taşır. Birisi size bir kötülük yaptığı zaman siz de ondan intikam almak istersiniz. Aynı kötülüğü ona yapmak sizin de içinizden gelir. Genel insanî davranış biçimi budur. İnsanların talebi -diyelim-  budur. Çünkü her insan böyle davranmaz. İster, kendisine kötü davranan birine o da kötü davranmak ister. Ama eğer Allahû Tealâ onu güzelliklerle bezemişse, nefsinin afetlerini yok etmesini Allah mümkün kılmışsa, o zaman o, kendisine kötülük edenlere kötülük edemez sevgili kardeşlerim. Onlara karşı en güzel davranışlarla davranır. Bütün insanlar için Allahû Tealâ’nın hedefi budur.

Sevgili kardeşlerim! İnsanların birbirini sevmesi önemli mi? Mutluluğun temel yapısı sevmektir, mutsuzluğun da nefret.

Öyleyse sevgili kardeşlerim:

1- Biz etrafımızdaki insanları seversek,
2- Sevdiğimizi kendilerine davranış biçimlerimizle ispat edersek, o zaman seviliriz.

O kişi görür ki biz onu seviyoruz. İç dünyası bizi sevmek ihtiyacını otomatik olarak devreye sokmak ister. Her güzel davranış, bir güzel davranışa sebebiyet verecektir. Normal standardı budur konunun.

Aksi de olabilir mi? Evet, olabilir. Herkesin nasıl davranacağı hakkında tam bir garanti hiçbir zaman verilemez. Birisi sizden evvel başka biriyle tartışmıştır, öfkelenmiştir hatta kavga etmiştir. Hırsı üzerinde, o öfkeyle gelmiştir. Sizinle konuşurken size de çatmıştır belki farkına bile varmayarak. O zaman bize de düşen görev sevgili kardeşlerim, nedir? Onun öfkesine karşı, öfkeyle cevap vermek mi? Hayır. Onun neden öfkelendiğini o kişiye sormak. “Seni öfkeli görüyorum. Acaba sana bir yardımım dokunabilir mi? Ne yapıp da bu öfkeni giderebilirim? Bir başkasıyla anlaşmazlığın varsa, istersen ben devreye gireyim. Onunla seni biraraya getirip dostluğunuzu tekrar kurmanıza yardımcı olayım.” Bu bir davranış biçimidir.

Sevgili kardeşlerim! Ne kaybederiz ki? Böyle bir şeyi gerçekleştirdiğimizi düşünelim. İki kişi aralarında bir anlaşmazlık içerisinde. Birisi geliyor size, diyor ki: “Ben onun kalbini kırdım. Haklı bana karşı böyle davranmakta. Ama ben onun kalbini tekrar kazanmak için lâzımgelen gayreti gösteremiyorum. İç dünyam, nefsimin afetleri beni bundan alıkoyuyor. Acaba sen devreye girip de ondan benim adıma özür diler misin? Eğer o, bunun üzerine benim kendisinden af dilemek istediğimi ama bunu gerçekleştiremediğimi anlayıp da bana ulaşırsa, ben o zaman en azından mecbur kalacağım için ona daha güzel davranışlarda bulunabilirim zannediyorum.” Bu tarzda bir düşünce aslında, hedefe götürebilir bir insanı. Önemli olan bu konuda güzel düşüncenin, Allah’ın emrettiği standartta bir düşünce sisteminin, bizim iç dünyamızda yerleşmesi. Yerleşirse ne olur? Herkese onları mutlu edecek davranışlarda bulunuruz. Onları huzur içinde yaşatacak bir davranış biçimleri dizisi. Bir başka ifadeyle; bizi onlara sevdirecek bir davranış biçimleri dizisi. Sevmek sevgili kardeşlerim, Allahû Tealâ’nın bütün insanlar için emrettiği en güzel davranış biçimi, sevdiğimizi belli etmek...

Sevgili kardeşlerim! Şeytan bütün insanları başkalarından üstün olduğunu onlara ispat etmek istikâmetinde, zor kullanmaya kadar giden bir daire içerisinde emrinde tutmaya çalışır.

Sevgili kardeşlerim! Niçin? Neden? Neden insanları mutlu etmeye çalışarak, onların mutlu olmasını sağlayarak, onların bizden razı olmasını oluşturmak ve bizi sevmesini temin etmek varken, neden insanlara kötü davranalım da onların bize, bizim onlara yaptığımız düşmanca davranışa paralel bir seyirle onların da bize düşmanca davranmasına sebebiyet verelim? Neden yapalım bunu? Sevgili kardeşlerim! Bu, yanlış bir şey değil mi? Eğer herşeyi yerli yerine oturtursak görüyoruz ki; tatbikatta eğer biz başka insanları mutlu etmek istikametinde bir çalışmanın içindeysek, davranışlarımız bunu ifade ediyorsa, o kişi bize başlangıçta öfkeli de olsa, kızgın da olsa kırgın da olsa, eğer biz bu güzel davranışımızı devam ettirebilirsek ona karşı, o da adım adım değişme gereğini duyacaktır. Atalarımızın söylediği o söz çok önemli. “Kalp, kalbe karşıdır.” diyor atalarımız.

Sevgili kardeşlerim! O bize kötü davranmış. Bizim bir hakkımız doğuyor. Biz de ona kötü davranabiliriz. Ne kazanırız? Hiçbir şey kazanmayız sevgili kardeşlerim. Ama biz, bize kötü davranan birisine onu mutlu edebilecek olan bir davranışla cevap verebiliyor muyuz? İşte Allahû Tealâ’nın bize emrettiği şey budur. Şeytanın da bize devamlı olarak yaptırmak istediği şey: “Mademki Kur’ân-ı Kerim’de de cevaz var. Sana kötü davranana sen de kötü davranabilirsin. Neden davranmıyorsun? Sen de ona kötü davran.

2/BAKARA-178: Yâ eyyuhâllezîne âmenû kutibe aleykumul kısâsu fîl katlâ el hurru bil hurri vel abdu bil abdi vel unsâ bil unsâ fe men ufiye lehu min ahîhi şey’un fettibâun bil ma’rûfi ve edâun ileyhi bi ihsân(ihsânin), zâlike tahfîfun min rabbikum ve rahmetun, fe meni’tedâ ba’de zâlike fe lehu azâbun elîm(elîmun).

Ey âmenû olanlar! Katl (öldürülme) konusunda kısas üzerinize yazıldı (size farz kılındı). Hüre hür, köleye köle, dişiye dişi (kısas olunur), fakat kim, onun (öldürülenin) kardeşi tarafından bir şey ile (bir diyet karşılığı) affolunursa (bağışlanırsa), o taktirde gereken, örfe tâbî olunması ve ona (affedene), (diyetin) ihsanla ödenmesidir. İşte bu, Rabbinizden bir hafifletme ve bir rahmettir. Artık kim bundan sonra haddi aşarsa (saldırıya kalkarsa) o zaman onun için elîm bir azap vardır.


5/MÂİDE-45: Ve ketebnâ aleyhim fîhâ ennen nefse bin nefsi vel ayne bil ayni vel enfe bil enfi vel uzune bil uzuni ves sinne bis sinni vel curûha kısâs(kısâsun) fe men tesaddeka bihî fe huve keffâratun lehu ve men lem yahkum bimâ enzelallâhu fe ulâike humuz zâlimûn(zâlimûne).

Onun içinde (Tevrat’ta) onlara, cana can ile, göze göz ile, buruna burun ile, kulağa kulak ile, dişe diş ile ve yaralamalara karşı kısas olduğunu yazıp farz kıldık. Kim onu bağışlar da (kısas hakkından vazgeçerse) artık o kendisi için (günahlarına) kefâret olur. Ve kim, Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, o taktirde işte onlar, onlar zalimlerdir.


Şeytan hep bunu söyler. Bunu size kabul ettirmeye çalışır ki o kişiyle aranız bozulsun. Böylece kanlı bıçaklı olun ve birbiriniz için, birbirinizi alt etmek için, kötülük yapmak için yarışa girin.

Halbuki o kişinin size kötülük yapmasına rağmen siz ona kötülük değil de bir iyilik yaparsanız olayı orada durdurabilirsiniz sevgili kardeşlerim. O kişinin negatif davranışları bir utançla noktalanır. O kişi “Yahu! Ben ona böyle, böyle, böyle en kötü davranışlarla davrandım. Onu çok üzdüm. Buna rağmen onun bana olan davranışlarında hâlâ, aradan birkaç ay geçmesine rağmen hâlâ negatif bir davranış biçimi söz konusu değil. O her vesileyle beni, benden nefret etmediğini hatta beni sevdiğini ifade ediyor davranışlarıyla. Bu nasıl bir şey? Ben böyle yapabilir miydim? Yapamazdım. Demek ki, farklı bir yapıya ulaşmak da mümkün insanlar tarafından. Bu zat bana bu tarzdaki bir davranış biçiminin mümkün olduğunu ispat etmiş oldu. O zaman neden ben eskisi gibi olayım? Neden kötü davranayım? Ben de ona en güzel davranışlarla davranırım ve onu bana yaklaştırabilecek olan bir sonuca belki de Allah beni ulaştırır.”

Sevgili kardeşlerim! Yapmamız lâzımgelen şey açık ve kesin olarak bu değil mi? Neden bize kötü davranan birisine biz de kötü davranalım da iki tarafın da bu yanlış davranışları sebebiyle, devamlı araları açık olsun?

İyi davranışa, iyi davranışla cevap vermek herkesin harcıdır. Herkes “O bana iyi davranıyor, ben de ona iyi davranırım.” tarzında bir düşüncenin sahibidir. Ama biz, sizlerden daha ötesini istiyoruz sevgili kardeşlerim. O bize kötü davransa da biz ona iyi davranışlarımıza devam etmeliyiz. Bu ne sağlar? Bu, o kişinin utanmasına sebebiyet verir.

1. olay: Eğer o bize karşı kötü davranmışsa, biz ona karşı güzel bir davranışla cevap vermişsek,
2. olay: O bize gene kötü davranmışsa, biz ona gene güzel davranışlarla cevap vermişsek, daha sonra da aynı şeyi yapmışsa, başka bir açıdan bize gene kötü bir davranışla davranmışsa ama biz ona gene, onu memnun edecek olan bir davranışla cevap vermişsek,

Böyle bir şeyle karşılaştığınızı düşünün sevgili kardeşlerim, ne düşünürsünüz? O kişi hakkında ne düşünürsünüz? “Ben ona bu kadar kötü davranmama karşılık ondan bugüne kadar en ufak bir negatif davranış bana ulaşamadı. O zaman bu kişi farklı birisi. Benim insanlar hakkındaki kanaatlerim ile bu kişinin davranışları birbirini tutmuyor. O zaman bunda bir farklılık var. Yaklaşayım ona, öğreneyim. Acaba farklı davranmasının arkasında ne var?”

İşte böyle bir davranış biçimi bizi ona yaklaştırdığı zaman onun, biz ona kötü davransak da bize kötü davranmayacak olan, tam aksine güzel davranışlarla bize bir ders verebilecek hüviyette sevgi dolu olduğunu tespit etmiş olabiliriz. Bu neyi sağlar? Dostluğu sağlar. Bu neyi sağlar? Dostluğun arkasından sevgiyi sağlar. Neyi sağlar? Bizim kendimizi terbiye etmemizi sağlar.

Biz sadece ona karşı değil, etrafımıza karşı diğer insanlara da sevgi dolu bir davranışlar dizisiyle davranırsak ne olur? Kazancımız olur sevgili kardeşlerim. Dostlar kazanırız. Kim başkalarına düşmanca davranıyorsa, onlardan da kendisine geri dönecek olan şey düşmanlıktır.

Normal statüdeki bir insan kendisine kötü davranana o da kötü davranır. Biz sizden normal statüdeki bir insanın, davranışından daha ötesini bekliyoruz. Size iyi davranana zaten iyi davranırsınız. Bu eşyanın tabiatına uygun bir sonuçtur. Ama biz istiyoruz ki kötü davranana da öyle bir güzel davranışla davranmalısınız ki; o kişi bunun üzerine sizinle beraber olduğu süreç içerisinde, hep size karşı sevgi duysun.

Sevgili kardeşlerim! Ne kaybedersiniz? Eskiden anlaşamadığınız kardeşlerinize siz gidin. Onlara güzel şeyler söyleyin. Sanki aranızda hiçbir şey geçmemiş gibi, onu çok sevdiğinizi ispat eden davranış biçimleri dizisi bir tatbikat olsun sizin için. O kardeşiniz, arkadaşınız sizden bunu beklemediği için evvelâ şaşıracaktır. Bu eşyanın tabiatına uygun bir sonuçtur. “Belki bir tesadüftür.” deyip, sizi inceleyecektir. Ama incelemesinin arkasından her davranış biçiminizin, artık ona sadece mutluluk veren bir davranış biçimi olduğunu siz ona ispat ettiğiniz zaman, defaatle ispat ettiğiniz zaman, bir süre sonra tereddütleri yok olacaktır ve o da size karşı güzel davranış biçimleri tatbikatına başlamak mecburiyetini hissedecektir. Ve bu hissiyat onu, ikinizin arasındaki bir sağlam dostluğun kurulmasına mutlaka ulaştırır.

Siz ona zaten ispat etmişseniz onu sevdiğinizi, onunla kavga etmek istemediğinizi, anlaşmazlıklara son vermek istediğinizi, o bunu defaatle incelemişse, her seferinde aynı güzel cevapla karşılaşmışsa, onun için artık başka bir yol yoktur sevgili kardeşlerim. Mutlaka sizi mutlu edecek davranış biçimleri, ondan da size geri dönecektir. E o zaman ne olur? O zaman herkes birbirine dost olur. Ortalık süt liman olur.

Ne olur? O bize gene kötü davranmaya devam etse, biz ona en güzel şekilde davranış biçimleriyle hitap etsek, onun negatif davranışlarının hepsini en güzel davranışlarla karşılasak neticede; mutlaka herşeyi değiştirmek mümkün olur sevgili kardeşlerim. Bu, Allahû Tealâ’nın hepimiz için uygun gördüğü bir çözüm yoludur.

1. İnsanları seveceğiz.
2. Sevdiğimizi onlara ispat edeceğiz.
3. Davranış biçimlerimiz hep bu ispatın muhtevası içinde devam edecek.

Ne oldu sevgili kardeşlerim o zaman? O zaman biz üzerimize düşen görevi, en güzel şekilde gerçekleştirdik demektir.

İşte bütün insanlara, hepinize tavsiyemiz, hedef gösterdiğimiz şey odur ki; iyiliğe iyiliği zaten gerçekleştirmişsinizdir. Ama biz sizden kötülüğe karşı iyiliği, etrafınızdaki insanlara karşı mutlaka ulaştırmanızı istiyoruz. Bunu yaptığınız zaman, herşeyin çok güzel olduğunu göreceksiniz sevgili kardeşlerimiz.

Allahû Tealâ’nın hepinizi sonsuz mutluluklara ulaştırmasını Yüce Rabbimizden dileyerek, sözlerimizi burada tamamlıyoruz. Allah hepinizden razı olsun.

İmam İskender Ali  M İ H R