}
Sohbet (Tasavvuf Yolu) 23.02.2012
Mp4 Mp3 Link

Sohbet Kodu: 113341

SOHBETİN ADI: SOHBET
TARİHİ: 23.02.2012


Es selâmu aleykum ve rahmetûllahi ve berekâtuhu!

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah’a sonsuz hamd ve şükrederiz ki; bir defa daha Allah’ın bir zikir sohbetinde Yüce Rabbimiz bizleri birlikte kıldı.

Sevgili kardeşlerim! Hepinizi çok ama çok seviyoruz. Bütün kalbimizle seviyoruz sizleri. Çünkü siz Allah’ın yolundaki birinci daireyi teşkil ediyorsunuz.

Sevgili kardeşlerim! Hepinizin görevi; (bugüne kadar başarıyla götürdüğünüz) Allah’a yakın olmak, insanları sevmek ve insanları mutlu etmeye çalışmak. Bu konuda elinizden gelen gayreti gösterdiğiniz bir vakıa olarak çıkıyor karşımıza.

Sevgili kardeşlerim! Allah ile olan ilişkilerin temelinde sevgi vardır. Mutluluk adını verdiğimiz müessese sevginin olmadığı bir noktada yaşanamaz. Mutluluk ve sevgi el ele, gönül gönüle bir beraberliği temsil eder. Mutlu olmak huzur içinde yaşamaktır. İnsanların nefslerindeki afetler dolayısıyla birbirlerine karşı yaptıkları yanlış davranışlar, başka insanların üzerinde negatif etkiler oluşturabilir. Eğer kişi Allah’ın yolunda değilse, Allah’ın emirlerini yerine getirmiyorsa başkalarını rencide edici, onları huzursuz edici davranışlarda bulunması ihtimali her zaman vardır. Nefsinin afetleri duruma hâkim olduğu için her zaman başka insanları üzebilecek olan fevri davranışlarda bulunabilirler.

Ama sizler öyle olmamalısınız, sevgili kardeşlerim! Sizler, Allah yolundaki devrin imamımın etrafında birinci daireyi temsil edenler! Hepiniz Allah için yaşamalısınız. İşte Allah için yaşamak; nedir o? O, başkaları için yaşamaktır. Eğer görevinizi başka insanları mutlu etmeyi başararak devam ettirebiliyorsanız, Allah’ın emrettiği en güzel muhtevayı herkese ispat ediyorsunuz demektir. Allahû Tealâ ne istiyor bizden? Bizim mutluluğumuzu. Bizim mutlaka mutlu olmamızı istiyor. En kolay yol? En kolay yol başkalarına mutluluk vererek mutlu olmaktır. Ne kadar insana onları mutlu edebilecek olan bir şeyler ulaştırıp da bunu başarabilirsek, onları mutlu edebilirsek Allahû Tealâ aynı miktardaki mutluluğu bize de yaşatacaktır. Biz bir kişiyiz. Etrafımızda yüzlerce insan olabilir. İşte böyle bir imkân, tüm insanlar için bir hedefe ulaşma vesilesidir. Nedir o hedef? Kişinin mutlu olması… Ama insanlar cemaat halinde yaşarlar. Aslında bu da çok güzel bir dizayn. Neden öyle? Çünkü ne kadar çok insanla muhatap olursanız, o kadar çok insana mutluluk vermek imkânının sahibi olursunuz. Bunu başardığınız zaman da -mademki birine verdiğiniz mutluluğun aynını siz de yaşayacaksınız- o zaman hayatınız mutluluklarla geçer.

Öyleyse sevginin çiçek açtığı bir güzelliği yaşamak; işte o tasavvufla mümkün olabilen bir şeydir, sevgili kardeşlerim! Tasavvuf bir insanın nefsinin kalbindeki afetleri azaltan en kutsal müessesedir. Tasavvuf Kur’ân-ı Kerim’in ta kendisidir. Tasavvuf, nefsin kalbindeki afetleri yok edebilme imkânına sahip olan yegâne dizaynı gösterir. Çünkü onun temeli zikirdir. Kim zikir yaparsa yani “Allah, Allah, Allah, Allah, Allah” diye sesle veya sessiz veya dilini de kımıldatmadan iç sesiyle “Allah” demesi o kişinin zikrini ifade eder. Zikredilen kelime “Allah” kelimesidir. Allahû Tealâ:

• “otururken de; 1,
• ayaktayken de; 2,
• yan üstü yatarken de”; 3, “hep Allah’ı zikredin.” diyor.

“Allah, Allah, Allah” diye sesli zikir veya sessiz zikir veya dilinizi de kımıldatmadan iç zikir...

4/NİSÂ-103: Fe izâ kadaytumus salâte fezkurûllâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbikum, fe izatma’nentum fe ekîmus salât(salâte), innes salâte kânet alâl mu’minîne kitâben mevkûtâ(mevkûten).

Böylece namazı bitirdiğiniz zaman, artık ayaktayken, otururken ve yan üstü iken (yatarken), (devamlı) Allah'ı zikredin! Daha sonra güvenliğe kavuştuğunuz zaman, namazı erkânıyla kılın. Muhakkak ki namaz, mü'minlerin üzerine, "vakitleri belirlenmiş bir farz" olmuştur.


Sevgili kardeşlerim! Herşey çok mu güzel, yoksa bana mı öyle geliyor? Madde 1: Hepinizi çok ama çok ama çok seviyoruz. İşte bu sevgi var ya, sevgili kardeşlerim! Sevmek fiili… Siz ne kadar çok insanı severseniz ve onların her birini ne kadar çok severseniz, iki ayrı açıdan o kadar çok mutlu olursunuz:

• Birisi insanların çokluğu,
• İkincisi zikir seviyesinin, “Allah” kelimesinin tekrarındaki çokluğu.

İki ayrı cephede siz hep savaş vereceksiniz. Şeytan ne ister? Şeytan ister ki; hiç kimse Allah’ı zikredemesin, zikretmesin. Neden? Zikretmesin ki; nefsinin kalbine Allah’ın nurları dolmasın. Dolmazsa ne olur? O kişi hep mutsuz olarak yaşar. Dolarsa ne olur? Nefsinizin kalbindeki nurların yüzdesi seviyesinde mutluluğunuz artar. Daimî zikre ulaştığınız zamansa dünyadaki en mutlu insanlardan birisi olursunuz. Allah’ınıza gece gündüz şükredersiniz, hamd edersiniz; ‘sizi tasavvufa kabul buyurmuş’ diye, ‘sizin ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi teslim almış’ diye.

Eğer hedef cennete girmekse, sevgili kardeşlerim, bu son derece kolay bir şey. Herkes cennete girebilmek imkânının sahibidir. Çünkü; “Yarabbi! Ben de ruhumu Sana ulaştırmak istiyorum. Ne olur, benim de ruhumu Sana ulaştır!” tarzındaki bir dilek eğer kalptense birinci kat cenneti zaten ifade eder. Ama önemli olan bunu gerçek olup olmadığıdır. Allah’a ulaşmayı dileyen kişiye Allahû Tealâ mutlaka mürşid sevgisi verir. İşte o mürşide ulaşıp o kişinin tâbî olması halinde, o kişi ikinci kat cennetin sahibidir ve ruhu da vücudundan ayrılmıştır. Tâbiiyet sırasında ruh vücuttan ayrılarak Allah’a doğru yola çıkan kafileye katılmıştır. Ne olur? 7-8 aylık bir devrede bu ruh mutlaka diğerleri gibi Allah’ın Zat’ına ulaşacaktır. Ulaşınca ne olur? Kişi ermiş evliya olur.

İşte sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allahû Tealâ’nın dizaynı içersinde mutluluk adı verilen müessese konunun temelini teşkil eder. Allahû Tealâ ister ki; insan adı verilen ve ruhundan üfürdüğü bu mahlûkları mutlu olsunlar, huzur içinde yaşasınlar. Bunun için de kendilerine emanet olarak Allahû Tealâ’nın üfürdüğü ruhu, O’na teslim etmekle mükellef kılınmışlar. Daha sonra fizik vücudun teslimi var. Daha sonra nefsin teslimi var. En sonra da iradenin teslimi var. Dînimize İslâm dîni denmesinin sebebi budur. İslâm dîni teslim dînidir:

• Allah’a ruhun teslimini,
• Fizik bedenin teslimini,
• Nefsin teslimini ve
• İradenin teslimini içerir.

Bu müessese 7 tane safhadan oluşur:

• Allah’a ulaşmayı dilemek (1),
• Mürşide tâbiiyet (2),
• Ruhun Allah’a ulaşması, tâbiiyetle beraber vücuttan çıkan ruhun 7-8 aylık devrede Allah’ın Zat’ına ulaşması ve Allah’ın Zat’ında ifna olması, yok olması.
• Sonra fizik bedenin teslimi,
• Sonra nefsin teslimi,
• Sonra muhlis olmak,
• En sonra da iradeyi Allah’a teslim etmek.

Sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ istiyor ki; hepimiz mutlu olalım. Mutlu olmanınsa en kolay yolu başkalarını mutlu etmektir. Neden? Çünkü biz bir tek kişiyiz. Hepiniz birer, tek insanız. Ama etrafımızdaki insanlar, her zaman biz gayret ettikçe çoğalacaktır. Dost olduğumuz kardeşlerimizin sayısı giderek artacaktır. Arttıkça bizim mutluluğumuz artacaktır. Çünkü görevimiz onları mutlu etmek. Bu konuda ne kadar onları mutlu edebilirsek, her birine verdiğimiz mutluluğun aynını Allahû Tealâ bize de yaşatacağı için, üst seviyede bir mutluluğu yaşamak bizler için mutlaka tahakkuk edecektir. Öyleyse?

Öyleyse yapmamız lâzımgelen şey belli değil mi sevgili kardeşlerim? Ne kadar köfte o kadar ekmek. Ne kadar çok insanı, ne kadar çok mutlu edebilirsek (Madde 1); bunların ikisi bir bütünü teşkil ediyor, biz de o kadar çok mutlu oluruz. Kendisini başkalarının mutluluğuna adayan ve bu istikamette elinden gelen herşeyi yapan bir insanın mutluluğuyla, başka insanları mutlu etmek konusunda hiçbir gayreti olmayan bir insanın mutluluğu eşit olamaz. Allahû Tealâ her gayrete mükafat verir. O gayret başarıya ulaşsa da mükâfat verir, başkalarının tesiriyle ulaşamasa da gene mükâfat verir. O kişi kendine düşeni yapmıştır. Başkalarını mutlu etmek istikametinde elinden gelen gayreti göstermiştir. Ama bazıları mutlu olmuştur, bazıları olmamıştır. Bu da eşyanın tabiatına uygun bir sonuçtur. Çünkü herkesin düşünce standartları birbirinden farklıdır.

Sevgili kardeşlerim! Allah’a ne kadar hamdetsek, şükretsek azdır ki; bizleri insan olarak yaratmış. Bir başka yaratık da olabilirdik. Ama insan olarak yaratmış ve doğduğumuz anda da hepimize ruh üfürmüş, ruhundan üfürmüş. Allah’ın ruhuna ulaşmak, Allah’ın ruhunu taşımak, Allah’ın üfürdüğü ruhun taşınması insan adı verilen bu mahlûk için geçerlidir.

Sevgili kardeşlerim! Hepimiz için yaşam bir zevk olmalıdır. Allahû Tealâ bunun için vermiş emirlerini. “Namaz kılın.” diyor. “Oruç tutun.” diyor. “Zekât verin.” diyor. “Hacca gidin.” diyor. “Kelime-i şahadet getirin.” diyor ve bütün bunların ötesinde hepsinden daha önemlisi; “Zikir yapın.” diyor Allahû Tealâ. Niçin “hepsinden önemlisi” demek gereğini hissettik?

29/ANKEBÛT-45: Utlu mâ ûhıye ileyke minel kitâbi ve ekımıs salât(salâte), innes salâte tenhâ anil fahşâi vel munker(munkeri), ve le zikrullâhi ekber(ekberu), vallâhu ya’lemu mâ tasneûn(tasneûne).

Kitaptan sana vahyedilen şeyi oku ve salâtı ikâme et (namazı kıl). Muhakkak ki salât (namaz), fuhuştan ve münkerden nehyeder (men eder). Ve Allah’ı zikretmek mutlaka en büyüktür. Ve Allah, yaptığınız şeyleri bilir.


Çünkü zikirden başka hiçbir gayretiniz, nefsinizin kalbinin nurla dolmasına sebep teşkil edemez. Bir insanın nefsinin kalbine Allah’ın nurlarının dolabilmesi o kişinin “Allah, Allah, Allah, Allah, Allah” diye sesli olarak veya sessiz olarak veya dilini de kımıldatmaksızın “Allah” kelimesini tekrar etmesi söz konusudur.

İşte sevgili kardeşlerim! İnsanın mutluluk adlı bir hedefe ulaşabilmesi Allah’sız mümkün olamaz. O kişi hiçbir zaman Allah devrede olmadıkça mutlu olamaz, sevgili kardeşlerim! Mutluluk bir bütündür. O insanın iç dünyasında, dış dünyasında yani başka insanlarla olan ilişkilerinde ve Allah ile olan ilişkilerinde mutlu olması, mutluluğun bütününü teşkil eder:

• İç dünyada,
• Dış dünyada ve
• Allah ile olan ilişkilerde mutluluk...

Herkes için dünya farklı bir rota gösterir. Bütün insanlar yaptıkları her fiilde serbest bırakılmışlardır. Bir insanın bu istikamette derecat sistemi koymuş. İnsanlar Allah’ın emirlerini yerine getirdikçe derecat kazanırlar. Yasaklarına temessül ederlerse, Allah’ın yasak yaptığı fiilleri işlerlerse o zaman da derecat kaybetmeleri söz konusudur. İnsanın cennetlerle olan ilişkisine baktığımız zaman bir insanın 1. kat cennete, 2. kat cennete, 3. , 4. , 5. , 6. ve 7. kat cennetlere girebilmesi zikrinin daha çok, daha çok, daha çok, daha çok artışına bağlıdır. 7 kat cennetin her birisi, insanlar için bu hedefe ulaşmak maksadıyla tahakkuk ettirilmiştir Allahû Tealâ tarafından. İnsanoğlu Allah’ın emirlerini yerine getirmekle mükelleftir. Getirebilirse hedeflere ulaşabilir.

Bir insan zikir adı verilen bu emri yerine getirmezse o zaman Allahû Tealâ’nın katından bu kişinin kalbine nur ulaştırılması mümkün değildir. Bir insanın kalbine Allah’ın nurlarını taşıyan tek şey zikirdir. Zikirsiz hiç kimse nefsinin kalbini nurlarla dolduramaz. Nefsinin kalbine nur ulaştıramaz. Bunun anahtarı “Allah” kelimesidir. Allahû Tealâ bu kelimeyle, onları tekrar eden kişinin kalbine nurlarını indirir. Bu nurlar kalpte kalmaya devam ederler ve kişi zikrini arttırdıkça nefsin kalbi giderek daha çok, daha çok, daha çok nurlarla dolar. Kalbi kesintisiz bir şekilde zikre devam ederse o kişinin nurlarla donanmaması, o kişinin nefsinin kalbini işgal etmemesi mümkün değildir. O kişi daimî zikrin muhtevası içine girmişse bundan sonraki hayatı öyle devam edecektir. O zaman o kişinin nefsinin kalbi Allah’ın nurlarıyla tamamen dolacaktır ve o kişi dünyadaki en mutlu insanlardan birisi olacaktır. Nefsinizin kalbindeki afetleri yüzde ne kadar azaltırsanız mutluluğunuz yüzde o kadardır, sevgili kardeşlerim!

%100 mutluluğun sahipleri daimî zikrin sahipleridir. Çünkü onların nefslerinin kalbinde artık hiç afet kalmamıştır. Onların bu sebeple yapacakları bütün davranış biçimleri onlara derecat kazandıran, bu sebeple onları mutlu eden davranışlardır. Onlar kimseyi üzemezler. Kimseye iftira edemezler. Hiç kimseye onları mutsuz edecek olan davranışlarda bulunamazlar. Allahû Tealâ onlardan bunu bütün boyutlarıyla alır. Kişi nefsinin kalbinde afet olmadığı için hiç kimseye bir kötü davranışta bulunamaz, bulunması söz konusu değildir. Tam aksine nefsinin kalbi tamamen nurlardan vücuda geldiği için artık, tamamen nurlarla dolduğu için bu kişinin bütün davranışları hep başkalarını mutlu edebilecek olan davranış biçimleridir. Bunun neticesiyse; başkalarını mutlu eden herkes Allahû Tealâ tarafından mutlu edilir.

İşte herkes bu sebeple Allah ile olan ilişkilerinde mutluluğu böyle bir dizayn içinde yaşayabilir. Eğer biz insanlar etrafımızdaki insanları seversek bunun aslî mânâsı; biz Allah’ı seviyoruz ki; etrafımızdaki insanları da seviyoruz ve netice her geçen gün artan bir sevgi... Bu sevgi arttıkça kişinin mutluluğu artar. Sevmek mutluluktur. Nefret etmekse mutsuzluğun anahtarıdır. Nefret eden bir kişi mutluluğu yaşayamaz, sevgili kardeşlerim! Mutluluk müessesesi, bütün insanlar için Allahû Tealâ’nın hedef gösterdiği Tevrat’ta da İncil’de de Kur’ân-ı Kerim’de de yerini almış olan bir müessesedir. Allahû Tealâ; “Seviniz, nefret etmeyiniz.” diyor. “Sevdiriniz, nefret ettirmeyiniz.” diyor. Bunlar konunun temel hatları. Bütün insanlar için bir hedef tayini düşünüldüğü zaman bir tek hedef söz konusu; mutlu etmek. Siz mutlu etmek yolunda gayret sarf ettiğiniz zaman, bunu başarırsanız daha büyük mutluluk yaşarsınız. Ama başaramasanız da Allahû Tealâ size mutluluk verir. Çünkü halis bir niyetin içindesiniz. Gayeniz etrafınızdaki insanları mutlu etmek. İşte Allah’ın istediği budur. Başarsanız da başaramasanız da Allahû Tealâ size mutluluğu verecektir. Çünkü bu hedefe yönelik olarak siz devamlı gayret içinde olan, bu istikamette yani başka insanları mutlu etmek istikametinde cihazlanmış bir insan olacaksınız. Allahû Tealâ sizi teçhiz etmiş olacak.

İşte Allah ile olan ilişkiler dediğimiz zaman, cihazlanmak yani teçhiz olma dediğimiz zaman Allahû Tealâ’nın hedefinin bu olduğunu hiçbir zaman unutmamalıyız. Her an etrafımızda insanlar doludur, sevgili kardeşlerim! Her an birileriyle beraberiz. Peki, ne kaybederiz? Onlara hep en güzel davranışlarla davransak, her vesileyle onların gönlünü alsak, onlara güzel sözler söylesek, her halimizden onları sevdiğimiz görünse, belli olsa hatta taşsa, sevgili kardeşlerim, ne kaybederiz? Hiçbir şey kaybetmeyiz. Aksine, her gün karşımıza yeni gelen her kişiye en güzel davranışlarla davranmayı başardığımız takdirde bizim mutluluğumuz devamlı artacaktır. Her an mutluluğu yaşayan bir insan olacağız. Bir defa düşmanlarımız azalacak ve belki de bir gün sıfıra ulaşacaktır. Bütün gayretimize rağmen bizi sevmeyenler olabilir. Bu, sizin elinizde, bizim elimizde olan bir şey değildir, sevgili kardeşlerim! Her insan kendi standartları içinde düşünür. Herkesin düşünce standardı da birbirinden farklı bir zeminde oluşur.

İşte böyle bir dizayn içersinde bütün insanlar için mutlu olmak mümkün müdür? Böyle bir sualin cevabı: Evet, mümkündür. Yeter ki; o kişi Allah’a ulaşmayı dilesin, mürşidine tâbî olsun ve zikirlerini, özellikle zikrini gerçekleştirsin. Diğer taraftan böyle olması eşyanın tabiatına uygun bir zemini de muhtevasına almış. Neden? Çünkü nefsinizin kalbindeki afetler azaldıkça başkalarına olan sevginiz otomatik olarak artacaktır. Mademki afetlerin azalması zikir seviyenizin yükselmesine bağlıdır; o zaman zikir seviyeniz yükseldikçe nefsinizin afetleri azalacak, siz başkalarını daha çok seveceksiniz, onlara daha güzel davranışlarda bulunacaksınız ve onlardan da size geri dönecek olan şey; onların da size karşı olan daha güzel, daha güzel davranışları… İnsan bu gerçeği yakalayıp da ispatını hiç itiraz edemeyeceği bir şekilde yaşadığı zaman, artık insanları sevmesinin mutlaka gerçekleşmesi lâzımgeldiği bir noktaya varacaktır. O zaman insanları sevdiğini çok daha üst seviyede belli edecektir. Bu ise karşısındaki insanların ona karşı olan sevgisinin çoğalmasına, daha görünür hale gelmesine ve neticede iki tarafı da mutlu etmesine zemin hazırlayacaktır.

Sevgili kardeşlerim! Herşey o kadar güzel ki… Allahû Tealâ herşeyi o kadar güzel bir dizayn içinde yaratmış ki… Sadece şeytan devreye girip de insanları nefslerinin afetleriyle hareket ettirmeyi başardığı zaman bu güzellik kaybolur. Bu güzelliği adım adım örten şey nefsimizin kalbindeki afetlerin bize hâkim oluş seviyesidir. Yüzde ne kadar nefsimizin kalbindeki afetlere yenik düşüyoruz, o kadar mutsuzuz. Şeytan ne ister? Şeytan ister ki:

• Herkes birbirine düşman olsun; 1.
• Bu düşmanlığın standartları içinde herkese devamlı kötülük etsin; 2 ve bu kötülüğün neticesinde de her zaman iç dünyası yaralanacağı için, iç dünyasında huzursuzluk ve sıkıntı yaşasın.

İşte şeytanın istediği bu kadar basit bir şey. Ama sevgili kardeşlerim biz kimin ne dediğine bakacağız? Şeytan böyle söylüyor. Eğer öyle söylüyorsa Allah’ın emri neydi? Şeytanın size olan fısıldadıkları hiçbir şeye yüz vermemek, zemin hazırlamamak, onların hepsini devre dışı bırakmak. Şeytan insanlardan nefret etmenizi ister. Şeytan insanlara kötü davranmanızı ister. Kötü davranmak suretiyle size de karşınızdan kötü davranışların geri dönmesini ister ve bu anlaşmazlık devam ettiği sürece (her birisi) iki taraftan her birisi karşı taraf kendisine bir evvelki olayda kötü davrandığı için ona kötü davranmak gereğini duyacaktır. İçinden böyle gelecektir. Ama insanlardan bazıları bu istikamette Allah’la öyle bir güzelliğe, yakınlığa kavuşur ki; artık içlerinden gelen şey başkalarına kötülük etmek, başkalarını huzursuz etmek tarzında tecelli etmez. Tam aksine her geçen gün daha çok insanı mutlu etmek için, insanları daha çok mutlu etmek için, hem daha çok insanı, hem de insanların her birini daha çok mutlu etmek için bu insan hep faaliyette olacaktır. Bu faaliyet onu nereye götürür? Karşısında bulunan bütün insanlardan ona en güzel davranışların geri dönmesine ulaştırır. Bu ne demektir? Karşısındaki herkese en güzel davranışlarda bulunduğu için, etrafındaki insanlar da ona en güzel davranışlarla cevap veriyor.

İşte sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allahû Tealâ’nın istediği şey budur: Hepinizi mutlu etmek, huzur içinde bir dünya hayatını yaşamanıza sebebiyet vermek.

Sevgili kardeşlerim! Herşey o kadar güzel ki… Eğer Allahû Tealâ sizinleyse ki; siz Allah’a ulaşmayı dilediğiniz andan itibaren Allah sizinle beraberdir ve ruhunuzu Allah’a teslim ettiğiniz zaman daha çok beraber olacaktır. Fizik vücudunuzu Allah’a teslim ettiğiniz zaman daha çok sizinle beraber olacaktır. Nefsinizi teslim ettiğiniz zaman daha çok, iradenizi teslim ettiğiniz zaman daha çok… Hem Allah’ın size karşı olan sevgisi artacaktır. Hem de Allahû Tealâ sizinle daha çok birlikte olacaktır. Ve öyle bir gün gelecektir ki; Allah ile konuşabilmek imkânının sahibi olacaksınız.

İşte o zaman dünyadaki en mutlu insanlardan birisi oldunuz, sevgili kardeşlerim! Her an Allah’a bir şeyler sormak imkânının sahibi olursunuz. Bu sizi dünyadaki en mutlu insanlardan birisi yapar. O zaman siz de aynı şarkıyı söylersiniz. Her şey çok mu güzel, yoksa bana mı öyle geliyor?

Sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ sizden bunları isterken yani başkalarını mutlu ederek mutlu olmanızı isterken, acaba şeytan ne ister? Şeytan da herkese kötü davranmanızı ve bu kötü davranışın sonunda, onların da size kötü davranmasını sağlamak ister. O zaman ne olur? Siz etrafınızdaki herkes tarafından sevilmeyen birisi olursunuz. Onların da her birisi, etraflarındakiler tarafından sevilmeyen birisi olur ve sevgisizliğe dayalı, kine, nefrete, intikama, öc almaya dayalı bir dünya hayatı o kişiyi bir ömür boyu rahatsız etmekte devam edecektir.

Neden sevgili kardeşlerim? Mademki başka insanları mutlu etmemiz bizi mutlu ediyor; o zaman neden biz onları mutlu etmeyelim de biz mutsuz olalım? Bu, iki tarafın davranışları arasındaki ilişki boyunca hep daha güzele gidebilecek olan bir gemiyi ters istikamette sürüklemek hatta batırmak anlamına gelmez mi?  

Eğer insanlar bizi sevmiyorsa, biz insanlardan nefret ediyorsak, biz onlara kötülük ediyorsak,  onlar da bize kötülük etmekte hak kazandıkları için bize kötülük ettikleri bir çerçeve içerisinde nasıl mutlu olabiliriz ki, sevgili kardeşlerim? Biz her başkasına kötülük yaptığımız an Allahû Tealâ bize huzursuzluk verir, sıkıntı verir; madde-1. Karşı taraftan da bize geri dönen şey, bizi bir defa daha huzursuz ve sıkıntılı etmeye götürecek olan bir ters, bizi üzecek olan davranış biçimi olur.

Öyleyse sevgili kardeşlerim! Güzeli yaşamak varken, mutlu olmak varken, huzur içinde bir dünya hayatını bir insanın muhtevasına alması söz konusuyken neden başkalarını üzen, sonra da başkalarını üzdüğü için kendisinin de üzüldüğü, hem onlara kötü davranması sebebiyle üzüldüğü hem de daha ötesi var; onların da kendisine kötü davranması sebebiyle bir defa daha üzüldüğü bir vakıayla karşılaşmamız söz konusu.

Öyleyse sevgili kardeşlerim! Mutlu etmek ve mutlu olmak varken neden mutsuz edelim de mutsuz olalım? Hepimizin görevi etrafımızdaki insanları mutlu etmektir. Bunu yapmamızın gerçekleştirmemizin farz olması da bir güzelliğe dönük muhteva taşımasından kaynaklanır. Etrafımızdaki insanlara ne kadar çok mutluluk ulaştırabilirsek, onlardan her birini hangi ölçüde mutlu edebilirsek her birine verdiğimiz mutluluğun aynını bizim de yaşamamız söz konusu olur. O zaman herkes bizim için bir mutluluk ağacıdır. Görevimizi yapmalıyız. Başka insanları mutlu etmeliyiz ve bu mutluluğun arkasından biz de mutlu olmalıyız, sevgili kardeşlerim!

Allahû Tealâ’nın hepinizi sonsuz mutluluklara ulaştırmasını Yüce Rabbimizden dileyerek sözlerimizi burada tamamlıyoruz. Allah hepinizden razı olsun.  

İmam İskender Ali M İ H R