}
Türkiye Geneli Konferansı, Bölüm 1 09.06.2013
Mp4 Mp3 Link

Sohbet Kodu: 200082

SOHBETİN ADI: TÜRKİYE GENELİ KONFERANSI - BÖLÜM - 1
TARİHİ: 09.06.2013

Es selâmu aleykum ve rahmetullahi ve berekâtuhu!

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah’a sonsuz hamd ve şükrederiz ki; bir defa daha bir konferansta Allahû Tealâ bizleri birlikte kıldı.

Sevgili kardeşlerim! Herşeyden evvel hepinizi çok ama çok sevdiğimizi belirtmek istiyoruz. Sizler bizim için çok kıymetlisiniz. Allah’ın boyasıyla boyanıyorsunuz. Biz Allah’tan aldığımız ilmi sizlere ulaştırmakla vazifeli kılındık.

Sevgili kardeşlerim! Sizlerle birlikte olmak, Allah’ın güzelliklerini birlikte yaşamak, Allah’tan bahsetmek bir büyük mutluluk kaynağı bizim için. Sizlerle mutluyuz, sizlerle huzur içindeyiz. Her biriniz ayrı bir yerde, ayrı bir köşeden bize sesleniyorsunuz. Bizim için hepiniz çok kıymetlisiniz. İşte Allah için yaşayan bir toplum olarak, insanların sadece mutluluğu istikametinde onlara yol göstermek, onlarla birlikte olmak Allah’ın bize verdiği en büyük ni’met. En güzeli ‘sevgi’ üzerine kurulu bir toplum oluşumuz.

Sevgili kardeşlerim! Bütün insanlar için Allahû Tealâ’nın istediği şey aynıdır. O istiyor ki; herkes Allah’ın emirlerini yerine getirsin de mutlu olmayı başarsın. Allahû Tealâ, Tevrat’ta da İncil’de de Kur’ân-ı Kerim’de de mutluluktan bahsediyor hep. Hz. Musa’da bir peygamberdi. Hz. İsa’da bir peygamberdi. Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz de bir peygamberdi. İniş sırasına göre konuşuldu. Ve peygamberliklerinin gerekli işlemini her zaman en güzel şekilde yaptılar bu peygamberler. Artık nebîler söz konusu olmayacak, peygamberler artık gelmeyecek. Ama resûller görev alacaklar. Onlar vazifeleri gerçekleştirecekler.

Sevgili kardeşlerim! Bütün insanlar için Allahû Tealâ’nın istediği şey açık ve kesin. İstiyor ki; ‘insan’ adı verilen bu mahlûk mutlu olsun. Allah’sız bir mutluluk hiç bir şekilde mümkün olamayacağı cihetle insanları Allah’a yaklaştırmak, mutluluğun yaşantısının temini sadedinde en güzel yolu teşkil ediyor. Biz, bizler sevmeliyiz. Sevdiğimizi belli etmekten çekinmemeliyiz ki; karşımızdaki insanlar bizim onları sevdiğimizi açık bir şekilde idrak edebilsinler. O zaman ne olur? O zaman, onlar da bizim tarafımızdan sevildiklerinin kesin işaretlerini gördükleri zaman, onlar da bizi sevmeye başlarlar.

Sevgili kardeşlerim! Biz, Allah’tan aldığımız Kur’ân hakikatlerini insanlara anlatmakla vazifeli kılındık. İslâm, 'İslâm’ın 5 şartı'ndan ibaret değildir. Yani namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek, kelime-i şahadet getirmek İslâm’ın tamamı değildir.

İslâm’ın tamamı bir insanın Allah’a ruhunu, fizik bedenini, nefsini ve iradesini teslim etmesiyle gerçekleşir. İşte Osmanlı İmparatorluğu boyunca Osmanlı bunların hepsini gerçekleştirdi. Bütün padişahlar tasavvuftandı, mutlaka hepsinin bir mürşidi vardı. Ve bütün ordu tasavvuftandı. Aklınıza gelen her türlü meslek erbabı tasavvuftandı. Her taraf buram buram tasavvuf kokuyordu. İnsanlar birbirlerini mutlu etmekten zevk alarak, büyük bir zevk alarak yaşıyorlardı. Başkalarına mutluluk vermenin o büyük zevkini yaşayarak, asıl kendileri mutluluğun en büyüğünü yaşıyorlardı.

Etrafımızdaki insanlar bir kişi değil ki sevgili kardeşlerim! Birçok insan herkesin etrafında vardır. Onların hepsini tasavvufa davet etmek kesintisiz bir gayreti ifade eder. Bu gayret devam etmeli. Bu gayret neticesidir ki; insanlar tasavvufa girerler ve girdikten sonra da Allah’a hep hamd ederler ve şükrederler, hem dünya ni’metleri için, hem ahiret ni’metleri için.

Sevgili kardeşlerim! Bütün insanlar için Allahû Tealâ’nın ortaya koyduğu formül açık ve sağlam bir zemine oturmuş durumda. Konunun temelinde ‘sevmek’ var. Evvelâ kanunu yerli yerine oturtmamız lâzım. Seversek seviliriz. İnsanların yapabilecekleri en büyük yanlış etrafındaki insanlar için: “O beni sevsin de ben onu o zaman severim. Ben ondan aşağı bir insan mıyım ki; ben onu önce sevecekmişim de o beni sonra sevecekmiş.”

Sevgili kardeşlerim! Bu olayda bir aşağılık veya bir üst seviye farklılığı söz konusu olamaz. Herkes Allah’ın katında, Allah’a ulaşmayı istediği anda cehennemden kurtulabilir bir hüviyet taşır. Bütün insanlar için sevgili kardeşlerim, Allahû Tealâ’nın hedefi açık ve kesindir. O insanları sever. İnsanların mutlu olmasını ister ve insanların birbirini mutlu etmesini ister. En güzel mutluluk, başkalarını mutlu etmekten geçen mutluluktur. Başkalarına mutluluk vererek mutlu olmaktır.

Sevgili kardeşlerim! İnsanlar için Allahû Tealâ’nın isteği bütünün bir parçasıdır. Maneviyatta olaylar dizisi mutluluğu içerir. Eğer tasavvuf varsa mutluluk vardır. Bir insan:

- Allah’a ulaşmayı diler,
- Mürşidine tâbî olur,
- Ruhunu Allah’a ulaştırır,
- Fizik bedenini teslim eder,
- Nefsini teslim eder,
- Muhlis olur ve
- İradesini Allah’a teslim eder.

Bu 7 tane safha içerisinde o kişi giderek daha çok, daha çok, daha çok mutluluğu yaşar. Dünyadaki en mutlu insanlar ruhlarını, fizik bedenlerini, nefslerini ve iradelerini Allah’a teslim edenlerdir. Burada 4 ayrı fonksiyonel yapı Allah ile hemhâl olmuştur, Allah ile bile olmuştur. İnsanlar sevgisiz bir mutluluğu yaşayamazlar. Sevgi olmadan mutluluk oluşmaz. İnsanları sevmeyen insanlara yardım etmez. Onları mutlu etmek için gayret sarf etmez. Mutlu da edemez. O zaman onun da mutlu olması mümkün değildir.

Sevgili kardeşlerim! Başka insanları mutlu etmeyen bir insanın kendisi, mutluluğu hiçbir zaman yaşayamayan birisi olarak bir ömür geçirecektir. Onun için bizlerin hepinize tavsiyemiz: Allah’a ulaşmayı dileyin, ruhunuzu, fizik bedeninizi, nefsinizi ve iradenizi Allah’a teslim edin ki; her seferinde, her kademede daha büyük bir mutluluğa ulaşasınız.

Mutluluk müessesesine baktığımız zaman bunun yolunun mutlaka sevgiden geçtiğini görüyoruz. Sevgisiz bir mutluluk hiç kimse tarafından başarılamaz. Sevgi mutluluğun temelidir. Bütün insanları sevmeliyiz. Eğer bu sevgiyi içimizde saklarsak, bizim onlara doğru olan bakış açımız ve onlarla olan irtibatımız eğer bizden bir sevgi taşımıyorsa onlara, onların bizi sevmelerini beklemek fazladan bir hedefe yönelik olmak demektir.

Sevgili kardeşlerim! Biz başkalarına mutluluk vermedikçe, başka insanların bizi mutlu etmesi normal standartlar altında oluşmaz. Eğer biz mutlu olmak istiyorsak yapmamız lâzımgelen şey onlara mutluluk ulaştırmaktır, onları mutlu etmektir. Bizden onlara ulaşan her mutluluk bizi de mutlu eder. Bu, bizim davranışımızın onlarda oluşturduğu hoşnutluk sebebiyle bize ulaşan bir mutluluktur. Burada bitmez. Eğer biz başkalarını mutlu etmek için çalışmış da onları mutlu etmeyi başarmışsak, onlardan da bize geri dönen şeyin bizi mutlu edecek olan davranışlar olması eşyanın tabiatına uygun bir sonuçtur. Sevenler sevilir. Genel olarak nefret edenlerden de nefret edilir.

Öyleyse sevgili kardeşlerim,yapmamız lâzımgelen şey açık değil mi? Biz sevenler olmalıyız. Biz o sevdiklerimizi mutlu etmek istikametinde elimizden geleni yapmalıyız. Eğer bunu başarabilirsek, onların da büyük kısmının, bizi mutlu etmek için bir gayretin içinde olduklarını tespit etmemiz, keşfetmemiz mutlak bir sonucu oluşturur: “Sevenler sevilir.” sonucu.

Hayatımızdaki en büyük yanlış: “O beni sevsin de ben onu o zaman severim. Ben ondan daha aşağı bir insan mıyım ki; ben onu sevecekmişim de o ondan sonra beni sevecekmiş. Böyle bir küçüklüğe benim gönlüm razı değil.” Sevgili kardeşlerim! Başkalarını sevmek ve bu sevgiyle onları mutlu etmek bir küçüklük değildir, bir zûl değildir. Tam aksine, insanların ibret alması gereken en güzel davranış biçimidir. Allahû Tealâ bunun için Kur’ân-ı Kerim’de “Seviniz!” emrini vermiş.

- "Seviniz."
- "Sevdiriniz."
- "Nefret etmeyiniz."
- "Nefret ettirmeyiniz."

Öyleyse sadece kendimizin nefret etmemesi, sonuca ulaştıramaz tam olarak. Etrafımızdaki insanları da mutlu etmek ve başkalarının mutluluğuna medar olmaları için, başkalarının mutluluğunu oluşturmaları için onlara o dersleri vermek konunun temelini teşkil eder.

Sevmeliyiz sevgili kardeşlerim! Bu sevgi başkalarına; “Ben seni seviyorum.” demekle olmaz. Sevgimizi davranış biçimlerimizle ispat etmeliyiz. Bunun da en güzel davranış biçimleriyle mümkün olacağını Allahû Tealâ ifade ediyor. Eğer biz başka insanları seversek, sevdiğimizi onlara ispat edebilirsek onlardan da bize dönen şey sevgi olur. Eğer insanlar karşısındakilere kötü davranıyorlarsa, onları küçültüyorlarsa, onları üzüyorlarsa kendilerinin de mutlu olması mümkün değildir. Çünkü karşıdan kendilerine geri dönen davranış biçimi, onları daha üzen bir fonksiyonel yapıyı ifade eder. Karşı taraf bize kötü davranıyorsa bizim ona kötü davranma hakkımız doğar mı? Evet, doğar. Doğar ama bunu yapmak veya yapmamak bizim elimizde. Eğer bize kötü davranan insanlara biz de kötü davranırsak bize kötü davranmaları sebebiyle kazandığımız dereceleri kaybederiz. Sıfıra sıfır; elde var sıfır olur. Yani ne kadar derecat kazanmışsak, o kadarını belki daha fazlasını kaybetmiş oluruz. Ama eğer başkalarının bize kötü davranmalarına rağmen, biz onlara en güzel davranışlarla davranıyorsak, onları mutlu edecek davranışlar hükmünü yerine getirir, onları mutlu eder. Ve onlara en büyük ders budur: “Sen bana kötü davranabilirsin. Bu senin bileceğin iş. Sana derecat kaybettirir. Ama ben sana karşı kötü davranamam. Senin kötü davranışına karşı kötü davranmak Kur’ân-ı Kerim’e göre benim de hakkım. Ama böyle bir şeyi gerçekleştirmek istemiyorum. Sen bana iyi davransan da ben sana iyi davranacağım. Sen bana kötü davransan da ben sana iyi davranacağım. Benim sana karşı olan davranışım hiçbir zaman seni üzecek, huzursuzluğa sokacak bir hüviyet taşımayacaktır. Tam aksine sana mutluluk verecek olan bir davranış biçimi olması için ben elimden geleni hep gerçekleştireceğim.” İşte böyle bir düşüncedir ki sevgili kardeşlerim, bizleri insanlara yaklaştırır. Onların kalbine hakkımızda en güzel görüşler yerleşir.

Sevgili kardeşlerim! Etrafımızdaki insanlara kötü davrandığımız zaman eşyanın tabiatına uygun bir sonuçla karşılaşırız. Başka insanlar da bizim onlara o ters davranışımız sebebiyle bize karşı ters davranacaklardır. Ve bunun hüznünü yaşayacağız. Ne ka(dar) küfte o ka(dar) ekmek!

- Karşımızdakine ne kadar huzursuzluk verirsek ondan da bize huzursuzluk geri döner.
- Karşımızdakine ne kadar mutluluk verirsek ondan da bize mutluluk geri döner.

Sevgili kardeşlerim! Öyleyse kapılar ardına kadar açık. “Sen bana; "Başkalarına güzel davran." diyorsun ama onlar bana kötü davranıyorlar. Niçin ben onlara güzel davranayım?” Onların da sana güzel davranmaları için senin onlara güzel davranman lâzım. Başka bir yolu da yok. Ya onlara güzel davranırsın ve bunun neticesinde de önünde sonunda, mutlaka onlar da sana güzel davranışlarla cevap vermeye başlarlar veya sen gene onların güzel davranışlarına kötü davranışlarla cevap verirsin. Onların da sana olan davranışları yavaş yavaş güzel davranışlarken, seni üzecek olan davranış noktalarına doğru yürür. Bunun arkasında onların hatasını aramak yanlış bir şey olur. Allahû Tealâ kısası bir hak olarak veriyor. Tevrat’ta da İncil’de de Kur’ân-ı Kerim’de öyle görünüyor.

Sevgili kardeşlerim! İnsanları seversek ve bu sevgimizi açığa koyarak onlara ispat edebilirsek seviliriz. Yoksa kalbimizde onlara karşı sevgi beslerken, normal standartlarda bir konuşma içinde onun bizi anlaması bir hayli zor olur. Gerçekte onu sevdiğimizi ona kolay kolay ispat edemeyiz. Ama davranış biçimlerimiz onları mutlu edecek özellikler taşıyorsa, bu özellikleri de kesintisiz bir şekilde devam ettiriyorsak onlar bizi kontrol edeceklerdir. İmtihan edeceklerdir. Ve neticede, her halükârda yani bizim onlara güzel davranmamız halinde de kötü davranmamız halinde de onlardan bize geri dönen şey bize mutluluk verici bir hüviyet taşıyorsa o zaman o kişi Allah’ın dostudur. Davranışlarıyla bize ispat etmiştir ki; biz ona kötü de davransak o bize karşı güzel davranacaktır. Biz ona iyi davrandığımız zaman zaten güzel davranması normal bir olaydır. Gene güzel davranış.

Sevgili kardeşlerim! İnsanlar yalnız başına yaşayamazlar. Her açıdan başkalarına ihtiyacımız var. Herkes kendisine ait olan bir mesleği icra eder. Bu meslekten kazandığı parayla da ihtiyacı olan herşeyi satın alır. Para bu yüzden önemli bir araçtır. Ve insanlar kendilerinden güzel davranışlar ulaştıran insanlara sevgi duyarlar. Kalplerinden geçen şey budur. Kendilerine kötü davrananlara da iç dünyalarında nefret hissi yavaş yavaş uyanır. Karşı tarafın kötü davranışları devam ettiği sürece de giderek artarak aynı seviyeye kadar yükselir. Belki daha çok, daha öteye de geçer. İnsanlarla anlaşmazlık sebebiyle kavga etmek yerine sevgili kardeşlerim, onlar bize kötü davransa da bizim onlara iyi davranmamız bize iki defa kazanç verir, kazandırır.

1- Biz ona iyi davranmışızdır. Bunun karşılığı olarak derecat kazanırız.
2- O bize kötü davranmıştır. Kötü davranmasının karşılığı olarak Allahû Tealâ bize derecat verecektir.

Biz başkaları bize kötü davrandığı zaman, eğer onlara karşı cevabı vermezsek, yani biz de onlara kötü davranmazsak o zaman biz bundan derecat kazanırız. Kim, bize kötü bir davranışta bulunmuşsa biz bu sebeple derecat kazanırız. O, bu sebeple derecat kaybeder. Onun kaybettiği seviyedeki aynı dereceyi, biz pozitif olarak kazanırız. O kaybeder, bize kötü davrandığı için. Biz, o kötülüğe onlar tarafından bize kötülük ederek devreye girdiğimiz için biz onların kötü davranması sebebiyle derecat kazanırız. Buna karşılık, Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’de kısas hükmünü kabul buyurmuş. Yani diyor ki: “Size birisi 'A' kadar kötü davranıyorsa siz de ona 'A' kadar kötülük yapmak hakkının sahibisiniz. Ama bunu yapmanızı tavsiye etmeyiz. Neden? Çünkü kazandığınız o güzelliği kaybedersiniz.”

Sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ bütün insanları ‘mutlu olsunlar’ diye yarattı. Mutlu olmanınsa bir tek yolu var: Başkalarını mutlu etmek. Etrafınızda her zaman insanlar var. Sadece iki türlü sonuç alabilirsiniz:

1- Güzel sonuç. Etrafınızdaki insanların her birine hangi ölçüde güzel davranırsanız o ölçüde derecat kazanan birisi olursunuz. Herkese yaptığınız, etrafınızdaki insanların her birine yaptığınız her güzel davranışın arkasından sadece derecat kazanırsınız. Önemli mi? Elbette önemli. Bir insanın ölümden sonra gideceği yer ya cennettir ya cehennemdir.
 
- Eğer kazandığınız dereceler kaybettiğiniz derecelerden fazlaysa gideceğiniz yer Allah’ın cennetidir.
- Kaybettiğiniz dereceler kazandığınız derecelerden fazlaysa o zaman gideceğiniz yer cehennemdir.

Sevgili kardeşlerim! Bu ömür ne kadar sürer? Normal standartlarda 70-80 yıl sürse tamamdır. Sonra bitecektir. Ama sevgili kardeşlerim, bu geçen süreci eğer bizler başkalarını mutlu etmekle geçirmişsek, gayretimiz başarı kazanamasa bile bazı noktalarda, bazı olaylarda, eğer hedefimiz ve kalbimizden geçen onu oluşturma süreci pozitifse, yani onu sadece mutlu etmek istikametinde bir gayretin sahibi olmuşsak biz bundan sadece derecat kazanırız sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ her kötülük yapana negatif dereceler oluşturan bir kanun koymuştur ortaya. Otomatik olarak işler sistem.

- Kime ne kadar kötülük ederseniz siz o kadar derecat kaybedersiniz.
- Kime ne kadar iyilik ederseniz siz o kadar derecat kazanırsınız.

Bütün insanlar için sevgili kardeşlerim, Allahû Tealâ’nın ortaya koyduğu hususa dikkatle bakalım. O, sadece mutlu olmamızı ister. Mutlu olmamız ise başkalarını mutlu etmemize bağlı. İnsanlar her saniye ya derecat kazanırlar ya da kaybederler. Allahû Tealâ: “Ayaktayken de otururken de yan üstü yatarken de hep Allah’ı zikredin!” emrini vermiş Kur’ân-ı Kerim’de:

4/NİSÂ-103: Fe izâ kadaytumus salâte fezkurûllâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbikum, fe izatma’nentum fe ekîmus salât(salâte), innes salâte kânet alâl mu’minîne kitâben mevkûtâ(mevkûten).

Böylece namazı bitirdiğiniz zaman, artık ayaktayken, otururken ve yan üstü iken (yatarken), (devamlı) Allah'ı zikredin! Daha sonra güvenliğe kavuştuğunuz zaman, namazı erkânıyla kılın. Muhakkak ki namaz, mü'minlerin üzerine, "vakitleri belirlenmiş bir farz" olmuştur.


“Ayaktayken de, otururken de, yan üstü yatarken de hep Allah’ı zikredin!” buyuruyor Allahû Tealâ.

Neden? Çünkü biz zikredersek, ayakta da olsak, oturur da olsak, yan üstü yatarken de olsak eğer Allah’ı zikrediyorsak, her an derecat kazanmaktayız demektir. Sevgili kardeşlerim! Bu sebebe dayalı olarak Allahû Tealâ diyor ki:  

29/ANKEBÛT-45: Utlu mâ ûhıye ileyke minel kitâbi ve ekımıs salât(salâte), innes salâte tenhâ anil fahşâi vel munker(munkeri), ve le zikrullâhi ekber(ekberu), vallâhu ya’lemu mâ tasneûn(tasneûne).

Kitaptan sana vahyedilen şeyi oku ve salâtı ikâme et (namazı kıl). Muhakkak ki salât (namaz), fuhuştan ve münkerden nehyeder (men eder). Ve Allah’ı zikretmek mutlaka en büyüktür. Ve Allah, yaptığınız şeyleri bilir.


“Ve le zikrullahi ekber.”

"Ve: ve
Le: mutlaka, muhakkak
Zikrullah: Allah’ın ismini “Allah, Allah, Allah, Allah...” diye zikretmek
Ekber: daha büyüktür (başka bütün ibadetlerden daha büyüktür)."

İşte hepimizin istediği şey, Allah’ın cennetine girmek öyle değil mi sevgili kardeşlerim? Herkes bunu istemiyor mu? Hiç kimse cehenneme girmeyi istemez. Öyleyse eğer cennete girmek istiyorsak bunun için kazandığımız derecelerin kaybettiğimiz derecelerden fazla olması konunun temelini teşkil eder.

Öyleyse bütün insanlar için cennet veya cehennem kesindir. Bir insan ölümünden sonra ya cennete girer ya da cehenneme girer. Başka bir alternatif yok. Mademki kazandığımız derecelerin kaybettiğimiz derecelerden fazla olması bizi Allah'ın cennetine ulaştırıyor, kaybettiğimiz derecelerin fazla olması da cehenneme ulaştırıyor. Öyleyse sevgili kardeşlerim, bir gayretin sahibi olmalıyız. İnsanlar için Allahû Tealâ’nın istediği şey açık ve kesindir. O ‘insan’ adı verilen, kendilerine ruhundan üfürdüğü tek varlık ‘insan’dır. Cinler için de aynı şey söz konusudur. Ama insan Allahû Tealâ’nın katında daha üstündür.

Sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ zikrullahın “ve le zikrullahi ekber” demekle:

29/ANKEBÛT-45: Utlu mâ ûhıye ileyke minel kitâbi ve ekımıs salât(salâte), innes salâte tenhâ anil fahşâi vel munker(munkeri), ve le zikrullâhi ekber(ekberu), vallâhu ya’lemu mâ tasneûn(tasneûne).

Kitaptan sana vahyedilen şeyi oku ve salâtı ikâme et (namazı kıl). Muhakkak ki salât (namaz), fuhuştan ve münkerden nehyeder (men eder). Ve Allah’ı zikretmek mutlaka en büyüktür. Ve Allah, yaptığınız şeyleri bilir.


"Ve: ve
Le: mutlaka
Zikrullah: Allah’ın ismini “Allah, Allah, Allah, Allah...” diye zikretmek
Ekber: daha büyüktür."

Bu ifade Kur’ân-ı Kerim’den. Öyleyse Allahû Tealâ hangi cins davranışınız olursa olsun, onların hepsinden daha büyük olan Allah’ın ismini “Allah, Allah, Allah, Allah...” diye tekrar etmektir. Bir tarafta Allah’ın cenneti var, diğer tarafta cehennem.

Sevgili kardeşlerim! Bir insanın cennete girebilmesi, kazandığı derecelerin kaybettiği derecelerden fazla olmasıyla mümkündür. Tersi geçerliyse hedef, o hedefe ulaşmaz. Öyleyse sevgili kardeşlerim, yapmamız lâzımgelen şey Allahû Tealâ’yı sevmek, etrafımızdaki insanları sevmek, başkalarına yardım etmek, başkalarını mutlu etmek, onlara huzur vermek ve böylece kişinin kendisinin huzura ulaşması. Huzurlu yaşamak, bir başka ifadeyle mutluluğu yaşamak herkesin elindedir. O kişi başarabilse, başkalarını mutlu etmeyi ne kadar başarabilirse o kadar çok mutluluğu yaşar. Dünyanın en mutlu insanları daimî zikrin sahipleridir. Neden? Çünkü kim daimî zikre ulaşırsa, kısa bir devreden sonra nefsinin kalbinde hiç afet kalmayacaktır. Bütün afetler, nefsin kalbine ulaşan nurlar sebebiyle, afetlerin kapı dışarı olması aslî unsur olması hasebiyle devre dışı kalacaktır. Afetler vücudu terk edecektir. Yerini hasletlere bırakacaktır. İşte nefsinizin kalbi ne kadar hasletlerle dolarsa sizin mutluluğunuz o kadar üst seviye bir hüviyet taşır.

Sevgili kardeşlerim! İnsanları sevmek Allah’ın temel hedefidir. O, o kadar mahlukûnun içinde insana ruh üfürüyor ve nefsinin kalbine nurları yerleştiriyor. Cinler için de aynı şey geçerlidir: Onların da derecat kazanmaları ve kaybetmeleri, yapacakları davranışa bağlı olarak ya Allah’ın emirlerini yerine getirmek suretiyle kazandıkları derecelerin fazla oluşu ve cennete girmeleri ya da tersi cehenneme gitmeleri yani kaybettikleri derecelerin kazandıkları derecelerden fazla olması hali...

Sevgili kardeşlerim! Bütün insanlar için Allahû Tealâ’nın isteği çok açık ve kesin. O istiyor ki; herkes cennete girsin. O, bundan büyük bir zevk duyar. Ne kadar çok insan Allah’ın cennetine girerse Allahû Tealâ o kadar memnun olur. O ‘insan’ adı verilen, kendilerine ruhundan üfürdüğü tek mahlûk olan insanın mutluluğu Allah’ın istediği bir şeydir. O ister ki; ‘insan’ adı verilen, kendilerine ruhundan üfürdüğü o mahlûk cennete girmelidir.

İnsanlar düşünebilseler cehennemin ne kadar korkunç bir hüviyet taşıdığını ve cehenneme giren insanın sonsuza kadar cehennemde kalacağını, cennete giren insanın da sonsuza kadar cennette kalacağını bir yerli yerine oturtsalar o zaman samanlık seyran olurdu. O zaman dünya bir mutluluk kervanı haline dönüşürdü.

Bütün insanlar için sevgili kardeşlerim, Allahû Tealâ’nın istediği şey açık ve kesin olarak bütün insanların cennete girmeleridir. Tevrat’ı da bunun için indirmiştir; musevilerin kitabı olmuştur. İncil’i de bu sebeple indirmiştir; hristiyanların kitabı olmuştur. Mukaddes kitap ikisi de. Ve Kur’ân-ı Kerim’i indirmiştir; müslümanların mukaddes kitabı olmuştur. Ve incelendiği zaman hepsinde aynı esaslar vardır.

- Allah’a ulaşmayı dilemek,
- Mürşide tâbiiyet,
- Ruhun Allah’a ulaşması,
- Fizik bedenin teslimi,
- Nefsin teslimi,
- Muhlis olmak ve
- İradeyi Allah’a teslim etmek 7 tane safha ve neticede cennetin en üst katına gidiş.

Sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ’nın istediği şeyi, biz bir muhteva olarak alıp da tatbik mevkiine koyabilirsek görürüz ki; ‘mutluluk’ denilen bir şey bu dünyada gerçekten varmış. Allahû Tealâ’nın verdiği her türlü nasihat, her türlü emir insanları cehennemden kurtarmak içindir. Bir başka ifadeyle insanları cennetine alabilmek içindir. İnsanlar bunu hak etmek mecburiyetindedirler. Cenneti hak eden, ancak o hak edenler cennete girerler. Yoksa girecekleri yer cehennemdir.

Sevgili kardeşlerim! Bütün insanlar için Allahû Tealâ’nın dizaynı açık ve kesin bir şekilde bu hedefi işaretler. ‘Sevmek’ konunun temelini teşkil eder. Nefret bir insanın cehenneme girişinin temel fonksiyonel yapısıdır. Kaybedilen derecelerin fazlalığı, o kişinin cehenneme gitmesinin sebebidir. Kazanılan derecelerin fazlalığı o kişinin cennete girmesinin sebebidir. 7 kat cehennem olduğu gibi 7 kat da cennet söz konusudur. Hepsi cennet için kazanılan derecelerin fazlalığı, onları daha üst kat cennetlere çıkarır. Kaybedilen derecelerin fazlalığı onları cehenneme götürür.

Sevgili kardeşlerim! Bütün insanlar için Allahû Tealâ ne istiyor? Herkesin cennete girmesini istiyor. Onlara da ruhundan üfürmüş; cehenneme gidecek olan insanlara da Allahû Tealâ ruhundan üfürmüştür. Cennete girecek insanlara da ruhundan üfürmüştür. Doğar doğmaz Allahû Tealâ’nın insana ilk ulaştırdığı şey Allah’ın ruhudur. Hepimiz Allah’ın ruhunu taşımaktaydık. Ama Allahû Tealâ emanetini geriye istediği için bizler mürşidimize tâbî olduğumuz zaman ruhumuz vücudumuzdan ayrıldı, Allah’a doğru yola çıktı, 7-8 aylık bir devreden sonra 7 tane gök katını aşan, Sidretül Münteha’ya ulaşan ruhumuz, oradan Allah’ın Zat’ına ulaşarak Allah’ın Zat’ında ifna oldu, yok oldu.

İşte sevgili kardeşlerim, bütün insanlar için Allahû Tealâ’nın istediği şey açık ve kesin bir sonuçtur. Bu bütün insanlar için kurtuluştur. 7 kat cennetin standartlarına baktığımız zaman 7 tane ayrı safha görürüz. Yani:

- Allah’a ulaşmayı dileyip ölen birisi 1. kat cennete girdiği halde, yani en alt kat cennete girdiği halde,
- Mürşidine de tâbî olan kişi onun bir üstündeki kata girer.
- Ruhunu Allah’a ulaştıran kişi bir üst kat cennetine girer.
- Fizik vücudunu teslim eden kişi bir üst kat cennete girer.
- Nefsini teslim eden kişi bir üst kat cennete girer.
- İradesini Allah’a teslim eden kişi bir üst kat cennete girer.

Böylece 7 tane cennet, ayrı ayrı hüviyet sahipleri tarafından kazanılır. Bu kazanılan sistem kişinin kazandığı ve kaybettiği dereceler arasındaki farka bağlıdır. Her an kişinin kazandığı derecelerden kaybettiği dereceler çıkarılır. Geriye kalan kesim o kişinin seviyesini ifade eder.

Bütün insanlar için Allahû Tealâ, onların cennete girmesini istiyor ve Kirâmen Kâtibin meleklerini devreye sokuyor. Onlar her an hangi kişinin kontrolü kendisine verilmişse, bu kontrolü kesintisiz bir şekilde yaparlar ve kazandığı dereceler derhâl ilâve edilir. Kaybettiği dereceler de derhâl çıkarılır. Yani bir tarafta kazandığı derecelerin rakamları vardır; pozitif dereceler, bir tarafta kaybettiği derecelerin rakamları vardır; negatif dereceler.

Öyleyse bütün insanlar için Allahû Tealâ’nın isteği açık ve kesindir sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ bütün insanların cennete girmesini istiyor. Ama realiteye baktığımız zaman serbest iradenin sahibi olan insanlar ki; bütün insanlar serbest iradenin sahibidir. Kendi iradeleriyle yaptıkları işlemlerin sonuna Allahû Tealâ tarafından ulaştırılırlar. Neler yapmışlarsa, yaptıkları her olay onlara her saniye derecat kazandırır veya kaybettirir.

Sevgili kardeşlerim! Bütün insanlar için hedef aynıdır. Herkes cennete girmek ister. Ama insanların büyük bir kısmının, cennete girenlerden daha fazlasının cehenneme gideceği şeklinde bir sonuç söz konusu. Sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ istiyor ki; herkes Allah’ın cennetine girsin. Bütün insanlar için aynı şey cereyan etsin.

* Hepsi Allah’a ulaşmayı dilesinler. Önce 1. kat cennetin sahibi olsunlar böylece.
* Sonra mürşidlerine ulaşsınlar, tâbî olsunlar 2. kat cennete girsinler.
* Sonra ruhlarını Allah’a ulaştırsınlar; 3. kat cennetin sahibi olsunlar.
* Sonra fizik bedenlerini teslim etsinler; 4.
* Nefslerini teslim etsinler; 5,
* Muhlis olsunlar; 6. kat cennete girsinler.
* İradelerini de Allah’a teslim etsinler 7. kat cennete girsinler. En üst kat cennetin sahipleri olsunlar.

Herkese kapılar ardına kadar açılmış. Allahû Tealâ’nın emirleri bu istikamette sevgili kardeşlerim! İstiyor ki Allahû Tealâ; herkes mutlu olsun. İşte Allah ile olan ilişkilerinizde hepiniz için aynı şeyler söz konusu sevgili kardeşlerim! Hayatınızı dizayn ederken hep başkalarına yardım etmeyi hedef ittihaz edin. Başkalarına yaptığınız her Allah için yapılan yardım, size mutlaka derecat kazandırır. Allah’ın emirlerine her itaatiniz size mutlaka derecat kazandırır. Başkalarına kötü davranışınız ve Allah’ın emirlerini yerine getirmeyip yasakları gerçekleştirmek ise insanlara devamlı derecat kaybettirir. İşte bu kazanılan ve kaybedilen derecelerin ölümden sonra karşılaştırması yapılır. Kim kazandığı dereceler fazla olan biriyse onun gideceği yer Allah’ın cennetidir. Kim kaybettiği dereceler kazandığı derecelerden fazlaysa onun da gideceği yer cehennemdir.

Allahû Tealâ için hedefler açık ve kesindir sevgili kardeşlerim! Öyleyse ‘sevmek’ temel hedefimiz olmalıdır. Bütün insanları sevmeliyiz ve bu sevgi bütün insanlar için bir en güzel muhtevayı sinesine taşıyacaktır. Allahû Tealâ’nın istediği şey bütün insanların cennete girmesidir. Şeytanın istediği şeyse bütün insanların cehenneme girmesidir.

Allahû Tealâ insanlara açık bir şekilde Tevrat’la, İncil’le ve Kur’ân-ı Kerim’le bu muhtevayı açıklamıştır. Hz. Musa da bir peygamberdir. Hz. İsa da bir peygamberdir. Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz de bir peygamberdir. Öyleyse Allahû Tealâ’nın dizaynı açık ve kesin. Bütün insanların Allahû Tealâ cennete girmesini istiyor. Tevrat’ta da kesin bir işarettir bu, İncil’de de kesin bir işarettir bu, Kur’ân-ı Kerim’de de kesin bir işarettir. Allah bütün insanların cennete girmesini ister. Cinlerin de cennete girmesini ister Allahû Tealâ.

Sevgili kardeşlerim! Bu sebeple serbest irade önem taşımaktadır insanlar için. Serbest irade kişinin dilediğini yapabilme imkânıdır. Allahû Tealâ bütün insanlara bu imkânı vermiştir. İnsanlar dilediklerini yapmak serbestisinin sahipleridir. Ama bedelini ödemek üzere... Bedava yok! Her şeyin bir karşılığı var. Kimin kazandığı dereceler kaybettiği derecelerden fazlaysa ömrünün sonunda o kişinin gideceği yer Allah’ın cennetidir. Kimin kaybettiği dereceler fazlaysa onun gideceği yer cehennemdir.

Sevgili kardeşlerim! Bütün insanlar için Allahû Tealâ bir hedef tayini yapmış. İstiyor ki; herkes mutlu olsun. İstiyor ki; insanlar birbirini sevsinler dünya hayatını da mutlulukla yaşasınlar. İstiyor ki; herkes birbirini severek yaşadıkları için güzel olaylarla yaşayacaktır ve kazandığı dereceler, mutlaka kaybettiği derecelerden fazla olacaktır. Başka insanlara en kötü davranan insanlar, en çok kaybedenler olacaklardır. Allahû Tealâ’nın derecat sistemi otomatik olarak işler. Her an insanlar ya derecat kazanırlar ya da kaybederler.

Sevgili kardeşlerim! Bütün insanlar için Allah’ın hedefi budur. Bu hedef, bizi kazanmaya veya kaybetmeye götürür. Eğer Allah’ın emirlerini yerine getirebilirsek yani kazandığımız dereceler fazla olursa gideceğimiz yer Allah’ın cennetidir. Tersi oluşmuşsa, şeytan duruma hâkim olmuşsa o zaman kaybettiğimiz dereceler kazandığımız derecelerden fazla olur ve kaybederiz sevgili kardeşlerim!

Allahû Tealâ’nın istediği şeyi dikkatle yerli yerine oturtalım. O istiyor ki; bütün insanlar Allah’ın cennetine girsinler ve orada sonsuza kadar mutlulukla yaşasınlar. İşte Allah’ın cennetine giren insan sonsuza kadar mutlulukla yaşayacaktır.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Allah ile olan ilişkilerimizde görülüyor ki; yapmamız lâzımgelen şey bellidir: Allahû Tealâ’nın emirlerini yerine getirmek, yasaklarını da mutlaka uygulamak yani yasak ettiği fiilleri işlememek.

Allahû Tealâ’nın hepinizi sonsuz mutluluklara ulaştırmasını Yüce Rabbimizden dileyerek sözlerimizi inşaallah burada tamamlıyoruz sevgili kardeşlerimiz! Ve sizlerden bizlere ulaştırmanızı beklediğimiz sualleri ulaştırmanızı bekliyoruz inşaallah. Allah hepinizden razı olsun.

Es selâmu âleykum ve rahmetullahi ve berekâtuhu!

İmam İskender Ali M İ H R