SOHBETİN ADI: TÜRKİYE GENEL KONFERANSI - 1. BÖLÜM
TARİHİ: 04.08.2013
Es selâmu aleykum ve rahmetullâhi ve berekâtuhu!
Sevgili kardeşlerim can dostlarım, gönül dostlarım! Allah’a sonsuz hamd ve şükrederiz ki; bir defa daha Allahû Tealâ bizleri bir konferansta bir araya getirdi. Her şeyden evvel hepinizi çok ama çok sevdiğimizi belirtmek istiyoruz. Sizlerle mutluyuz sevgili kardeşlerim! Allah hepinizden razı olsun.
Allahû Tealâ “Seviniz.” diyor. Sonra da diyor ki: “Sevdiriniz.” “Nefret etmeyiniz, nefret ettirmeyiniz.” Öyleyse hepimizin şu dünyada yapmamız lâzım gelen şey insanları sevmek, insanları birbirine sevdirmek, nefret etmemek ve nefret etmelerine de mani olmak. Bütün insanlar için Allahû Tealâ’nın istediği şey herkesin mutluluğu olduğu cihetle, konu kendi kendine aydınlık kazanıyor.
Bizim hepimizin görevi başka insanları ki; onlar etrafınızda bulunan insanlardır, bizlerle birlikte olanlardır, onları mutlu etmek olmalıdır. Bunun da temelinde yatan faktör, sevgidir sevgili kardeşlerim! Sevmeliyiz. Bütün insanlar için Allahû Tealâ’nın açısından sevgi önemli bir faktördür. En önemli faktördür de diyebiliriz. Allahû Tealâ onun için “Seviniz,” diyor, “sevdiriniz.” diyor, “Nefret etmeyiniz,” diyor, “nefret ettirmeyiniz.” diyor.
Demek ki hedef, bu insanları sevmek ve bu sevgiyle onları mutlu etmek ve onları mutlu ederek aslında kendi mutluluğunu da oluşturmak. Çünkü başkalarına verdiğiniz her mutluluk, Allahû Tealâ tarafından sizin de mutlu olmanızı garanti eder. Allahû Tealâ onun için kanunu koymuş: Mutlu edin! Mutlu olun! Bütün insanlar için Allahû Tealâ’nın istediği buysa ve insanlar mutsuzsa, arkasında sadece şeytan var sevgili kardeşlerim!
İblis ister ki; herkes, herkes mutsuz olsun. Şu insan adı verilen mahlûkların içinde hiç kimse mutlu olamasın. Allaû Tealâ da ister ki; bütün insanlar mutlu olsun, hiç mutsuz insan kalmasın. Ama Allahû Tealâ’nın dizaynına baktığımız zaman, insanların yollarını kendileri seçtiği anlaşılıyor. Kim isterse Allah’ın yolunu seçer; insanları mutlu etmeye başlar. Ve bu ona o kadar mutluluk verir ki; bir ömür boyu insanları mutlu etmeye devam eder.
Öbür taraftan şeytana tâbî olan insanlar da her an başkalarına zarar veren, sıkıntı veren, kendileri çok sıkıntıda oldukları için başkalarını da sıkıntıya sokan insanlar olarak devreye girerler. Hiç kimse şeytanın taraftarı olsun da mutlu olsun; bu mümkün değildir. Kim Allah’ın taraftarıdır? Allah’ın emirlerini gerçekleştirenler, Allah’ın yasaklarını yapmayanlar, en azından yapamamaya büyük ölçüde önem verenler.
Hiç hatasız insan olur mu? Olmaz sevgili kardeşlerim! Mutlaka insanların hepsi bazı noktalarda hata edebilir. Bu küçük hatalarsa Allahû Tealâ tarafından örtülür. Yani ona, o kişiye tesir edici özelliğini kaybeder, eğer Allah’ın sevdiği insanlarsa.
Sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ acaba niçin “Seviniz.” diyor? “Sevdiriniz.” diyor? “Nefret etmeyiniz.” diyor? “ Nefret ettirmeyiniz.” diyor? Arkasında bu var işte: Sevmek; mutluluğun kapsıdır. Seven insan mutlu olabilir. Nefret eden insan hiçbir zaman mutluluğu yaşayamaz. Her şeyden, herkesten nefret eden insanlar olabilir. Onlar için dünyada mutluluk adı verilen olay hiçbir zaman gerçekleşemez. O değişmedikçe… Sevgili kardeşlerim! Bizler insanları en güzel noktalara ulaştıracak olan gayretlerin içinde olmalıyız. Onları mutlu edecek olan gayretlerin içinde olmalıyız. Bizler için Allahû Tealâ’nın emrettiği şey sevmektir. O “sevmek” mastarı bütün insanlar için mutluluğun açılış kapısıdır, giriş kapısıdır, mutluluğa oradan girilir. Bütün insanların birbirini sevmesini isteyen Allahû Tealâ, Tevrat’a da İncil’e de Kur’ân-ı Kerim’e de bu hedefleri açık bir şekilde koymuş.
O hedeflerin dizaynı “Seviniz, sevdiriniz, Nefret etmeyiniz, nefret ettirmeyiniz! Şeklinde. Sevgili kardeşlerim! Bütün insanlar için Allahû Tealâ’nın istedi şey açık ve kesindir. İster ki; sevelim, ister ki; sevilelim. Unutmayalım ki; sevenler sevilir. Nefret edenler sevilmez. Hatta nefret edenlerden nefret edilir.
Öyleyse biz insanlar için Allahû Tealâ’nın isteği, açık ve kesin bir dizayn da ortadadır. Ben ona güzel davranıyorum ama o bana hep kötü davranıyor. Bu sebepten ben de ona kötü davranıyorum. Sevgili kardeşlerim! Demek ki sizin iyi davranışınız onu aynı standartlara yöneltecek bir hüviyet taşımamış. Taşısaydı ne olurdu? O da sizin gibi size en güzel davranışlarla muhatap olurdu. En güzel davranışlarla hitap ederdi.
Sevgili kardeşlerim! Bütün bu karmaşanın içinde en önemli olan konu “sevmek” tir. Onun için Allahû Tealâ’nın Kur’ân-ı Kerim’e koyduğu standart “Seviniz, sevdiriniz! Nefret etmeyiniz, nefret ettirmeyiniz! şeklinde. Öyleyse sadece bizim sevmemiz değil, başka insanlarında birbirini sevmesini ulaştırmamız, gerçekleştirmesine yardımcı oluşumuz Allahû Tealâ tarafından hepimize verilen emirdir.
Sevgili kardeşlerim! Bütün insanlar için Allahû Tealâ ister ki; onlar onların hepsi mutlu olsunlar. Çünkü onlar insan olarak yaratılmış. İnsan olarak yaratılan bu mahlûklar, sevmek konusunda Allahû Tealâ tarafından teçhiz edilmişlerdir. Ama kendi iradeleriyle kendi serbest iradeleriyle bunu gerçekleştirmek üzere vazifelendirilmişlerdir.
Allahû Tealâ’nın zor kullanmak gibi bir dizaynı hiç olamaz. O nasihatlerini verir hem pozitif istikamette, hem negatif istikamette. Yani? Nelerin yapılması lâzım bizler tarafından, nelerin de yapılmaması lâzım? Mesela başka insanları üzecek olan davranış biçimlerinin yapılmaması, Allahû Tealâ tarafından emrolunuyor. Bütün insanlar için Allah’ın istediği şey, bizim onları mutlu etmemiz ve onlara mutsuzluk verecek olan davranışlar da bulunmamız şeklindedir.
İşte sevgili kardeşlerim, insanları en güzele ulaştıracak olan muhtevaya baktığımız zaman, bunun başka insanları mutlu etmekten geçtiğini görürüz. Ve hiç aklımıza gelmez. Mutlaka böyle olmalıyız. Mutlaka biz başka insanlara mutluluk verecek olan davranış biçimlerini sergilemeliyiz. İşte Allahû Tealâ’nın istediği şey, şartlar ne olursa olsun, bizim başka insanları mutsuzluğa değil, mutluluğa sürüklememizdir. “İyi ama o kişi bana kötü davranmış, kötü davranıyor.” Bu kötü davranışa karşı siz de ona kötü davranabilirsiniz. Böyle bir imkân size de verilmiş. Ama ya siz onun her kötü davranışına en güzel davranışlarla cevap veriyorsanız; o zaman iki defa kazanırsınız. Konunun burası çok önemli sevgili kardeşlerim! Çünkü cennetle cehennemi ayıran ölçü, kazandığınız derecelerin kaybettiğiniz derecelerinden fazla olmasıdır. Bu dereceler bedavadan kazanılmaz. Allah’ın emirlerini yerine getirdikçe kazanılır, Allah’ın yasak ettiklerini yapmadıkça kazanılır.
Öyleyse yollar herkese açık. Önünüze hep olaylar gelecek. O olaylara dikkatle bakın! Bu olaylar Allah’ın size yapılmasını emrettiği şeylerse onları mutlaka yapmalısınız. Size Allah’ın yapılmamasını emrettiği davranış biçimlerini de asla gerçekleştirmemeniz, konunun temelini teşkil eder.
Sevgili kardeşlerim! Sevmek varken, severek mutlu olmak varken, insanları mutlu ederek mutlu olmak varken, neden biz başka insanları mutsuz edelim ki? Başkasına verdiğiniz her mutsuzluğun arkasından görmüşsünüzdür ki; Allahû Tealâ sizi de mutsuz eder, huzursuz eder, sıkıntılı kılar.
Bunu Allahû Tealâ, insanları güzele çevirmek için, güzel davranışlara onları alıştırmak için böyle bir dizayn oluşturuyor. Bütün insanlar için başkalarını üzdüğü takdirde Allahû Tealâ’nın onlara hüzün vermesi, onların da üzülmesi eşyanın tabiatına uygun bir Allahû Tealâ’nın kanunudur.Ne olması lâzım? Herkesin birbirine, etrafındaki insanları mutlu edecek bir dizayn içinde yaşaması lâzım. Eğer herkes başkalarını mutlu etmek için yaşasaydı, dünyada kavga kalmazdı. Ve dünya cennet olurdu. Cennette kavga olur mu? Hayır, olmaz sevgili kardeşlerim! Cennet, içindeki insanları her açıdan mutlu eden bir sonsuzluğa açılan kapıdır. Cehennem de her açıdan insanları yaptıklarına pişman eden bir özellik taşır, onlara verdiği hüzünle, sıkıntıyla.
Sevgili kardeşlerim! Bütün insanlar yaptıklarının bedelini ödemekle vazifeli kılınmışlardır. Eğer biz hep başkalarını mutlu ederek yaşamışsak, yaptığımız şey hep etrafımızdaki insanlara mutluluk vermek olmuşsa o zaman onların her olayından biz derecat kazanırız, onları mutlu ettiğimiz için. Kim etrafındaki insanları mutsuz ediyorsa her mutsuzluğun arkasından derecat kaybı kesin olarak yerli yerine oturur. İşte cennete girecek olan insanlar, kazandıkları dereceler kaybettikleri derecelerden fazla olanlardır. Cehenneme gidenler de kaybettikleri dereceler kazandıkları derecelerden fazla olanlardır.
Öyleyse sevgili kardeşlerim, neden sonsuza kadar kalacağımız bir cennete girmek varken, yedi kat cennetten bir tanesinin bizim olması mümkünken, neden insanlara kötü davranalım da onların kalplerini kıralım da hem kalplerini kırdığımız için bu dünyada mutsuz olalım, hem de cehenneme gidelim? Çok mantıksız ve akılsız bir davranış biçimi değil mi sevgili kardeşlerim?
Allah’ın kanunları açık bir şekilde konmuş. Tevrat’ta da aynı şeyler var, İncil’de de aynı şeyler var, Kur’ân-ı Kerim’de de aynı şeyler var. Yaşam biçimleri hep en güzele yönelik olarak o zamanki peygamberlere indirilmiş. Hz. Musa mı? Bir peygamberdir. Hz. İsa mı? O da bir peygamberdir. Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz mi? O da bir peygamberdir.
Sevgili kardeşlerim! Hepimiz için Allah’ın istediği şey hem bu dünyada mutluluğu yaşamamız ki; bu başkalarına mutluluk yaşatmamızla mümkündür. Hem de insanları mutlu etmektir. Mutlu ederek mutluluğu yaşamaktır. Başkalarına verdiğimiz her mutluluk bizi de mutlu eder. Başkalarına yaptığımız yanlış davranışlar sebebiyle onları üzmek ise istesek de istemesek de bizi mutlaka üzecek olan bir özellik taşır. Hiçbir şey karşılıksız kalmaz. Allahû Tealâ herkesle ayrı ayrı meşguldür. Aynı anda milyonlarca kişiyle Allahû Tealâ temasını sürdürür.
Sevgili kardeşlerim! Bütün insanlar için Allahû Tealâ’nın vücuda getirdiği güzelliklere baktığımız zaman, O’nun hep insanları mutlu etmek için kanunlar koyduğunu görürüz. Allahû Tealâ onun için diyor ki:
* “Seviniz!” diyor; 1.
* “Sevdiriniz.” diyor; 2.
* “Nefret etmeyiniz.” diyor; 3.
* “Nefret ettirmeyiniz.” diyor; 4.
İşte bu muhteva içerisinde yapmamız lâzım gelen şey sevgili kardeşlerim, herkesi mutu etmek olmalıdır, huzur içinde bir dünya hayatını yaşamak olmalıdır. Bu yaşamak, insanlara kötü davranan insanlar tarafından gerçekleşemez. Bir insan başkalarını mutlu ettiği takdirde mutluluğu yaşar. Mutsuz ettiği takdir de Allah onu da mutsuz kılar, huzursuz kılar. Bu Allah’ın kanunudur. Hiç değişmez. Kanunun sahibi insanlar olursa, insanlar bu kanunları kendi açılarından dejenere edebilirler.
* Allah’ın emirlerini yerine getirmezler (1). İşte bu Allah’ın emirlerini yerine getirmemektir, Allah’a karşı çıkıştır.
* (2) Allah’ın yasak ettiği filleri işlemek. Bu da aynı özellikleri taşır.
Allah’ın emirlerini yerine getirmemek ve Allah’ın yasak ettiklerini yapmak. İki ayrı cepheden iki ayrı davranış biçimi; ikisi de size sadece derecat kazandırır. Ama bütün insanlar için Allahû Tealâ’nın ortaya koyduğu standarta baktığımız zaman, Allahû Tealâ’nın verdiği emirlerin Tevrat’ta da İncil’de de Kur’ân-ı Kerim’de de başka insanları mutlu eden emirler olduğunu görürüz. Demek ki Allahû Tealâ istiyor ki, biz herkesi mutlu edelim. Mutlu edelim ki; herkesi mutlu etmek sebebiyle devamlı biz mutlu olalım.
Peki, bu dünya için olay böyle görünüyor. Peki, gelecek için? Ölümden sonraki yaşantı için? Olay aynı. Biz öyle bir davranış biçimleri dizisi oluşturmalıyız ki, sonuç bizim cennete gitmemizle noktalansın. Başkalarına kötülük ediyorsak, insanları huzursuz ediyorsak ve insanlardan intikam almak bizim temel hedefimizse, onları üzmek bizim için normal bir olaysa bu Allah’ın emirleri dizisinin tamamen dışında olan bir davranış biçimleri dizisidir.
Sevgili kardeşlerim! Bütün insanlar Allahû Tealâ tarafından serbest bırakılmıştır. Hür olarak yaratılmıştır. Dilediklerini yapmak yetkisi onların her birine verilmiştir. Niçin verilmiştir? Onlar, o davranış biçimleri dizisinde dilerlerse kötülük yaparak derecat kaybetsinler ve cehenneme gitsinler; dilerlerse güzel davranışları sergileyerek başka insanları mutlu ederek devamlı derecat kazansınlar ve hem bu güzel davranışları gerçekleştirdikleri için mutlu olsunlar dünya hayatında, hem de bunun neticesi onların gidecekleri yer mutlaka cennet olacağı için cennette sonsuza kadar mutlu olsunlar. İnsan hayatı nedir sevgili kardeşlerim? 50 sene 60 sene 100 sene belki biraz daha fazla. Ama burada hedef 200 sene olmuyor bu rakam. Hep onun altında. Demek ki bir hudut var. Bu hududu aşmak kimsenin haddi değil, elinde de değil.
Allahû Tealâ ne istiyor? Olay son derece açık. Sadece mutlu olmamızı istiyor. İster Tevrat’a bakın, ister İncil’e bakın ki; burada bir defa daha söylemek gereğini duyuyoruz ki, Hz. Musa da bir peygamberdir, Hz. İsa da bir peygamberdir. Onların ortaya koyduğu ve onlar tarafından tatbik edilen olayların hepsi Allah’ın emirleri ve yasaklarıdır. Her devirde insanların Allah’ın emirlerini kısmen yerine getirdiği bir vakıadır. Böyle olunca insanlar bir takım yanlışları da yapmış oluyorlar. Bir taraftan derecat kazanırken, Allah’ın emirlerini yerine getirdikleri cihetle derecat kazanırken, öbür taraftan bilerek veya bilmeyerek Allah’ın yasaklarından bazılarını işledikleri için derecat kaybediyorlar. Allah’ın emirlerini yerine getirmemek sebebiyle derecat kaybediyorlar. Öyleyse bütün insanlar için sevgili kardeşlerimiz, Allah’ın istediği şey Tevrat’ta da İncil’de de Kur’ân-ı Kerim’de de aynı özellikleri taşır.
Bir tane Allah var. Ve verdiği emirler hep insanları mutluluğa ulaştırmak istikametinde ki; hedefleri mutlaka ihtiva eder. Sevgili kardeşlerim! Biz insanlar Allah’ın emirlerini yerine getirmekle vazifeliyiz. Acaba neden? Allahû Tealâ bizim mutlu olmamızı istediği için. Allah’ın bütün emirleri ve bütün yasakları, insanlar dikkat ederse hemen yakalarlar ki; sadece onları mutu edecek olan bir özellik istikametinde oluşur. Başka insanları üzmemek, başka insanlara bir kötülük yapmamak, başka insanları mutlu etmek, onlara yardımcı olmak iki ayrı grubu ifade ediyor. Birisi insanları mutsuz ederken, ikincisi insanları mutlu ediyor.
İşte kim bu mutluluk yolunu seçerse yani insanları mutlu edecek şeyler yaparsa, davranış biçimleri hep başka insanları mutlu etmek olursa (1), başka insanları huzursuz etmekten kendisini o insan men edebiliyorsa, kendi iç dünyasında başkasına tam bir kötülük yapmak üzereyken durdurabiliyorsa kendisini, “Benim Allah’a verilmiş sözüm var. Ben başka insanlara mutsuzluk veremem, benim yapabileceğim şey sadece onları mutlu etmektir.” tarzında bir inanç ve ideal sahibi ise kişi, bu ideali onu mutlaka Allah’ın cennetine götürür sevgili kardeşlerim!
Bütün insanlar için cennete girme veya cehenneme girme derecat taşır. Kimin kazandığı negatif dereceler, onun kazandığı pozitif derecelerden fazlaysa bu kişinin gideceği yer cehennemdir. Kimin kazandığı pozitif dereceler, onun kaybettiği negatif derecelerden azsa onun gideceği yer cehennemdir. Fazlaysa, kazandığı dereceler fazlaysa kaybettiği derecelerden, onun gideceği yer Allah’ın cennetidir. Bu kadar basit bir ölçüleme sistemi… Ya insanlar Allah’ın emirlerini yerine getirirler; bu sebeple derecat kazanırlar (1). Allah’ın yasaklarını önlerler, yasaklarını işlemek; önlerine gelen onları adeta zorlayan da olsa bir standart da içerse onu yapmamak suretiyle derecatı kaybetmemeyi de o kişiler başarmış olurlar.
Sevgili kardeşlerim! Bu dünyada kaç sene yaşarız? 100 sene yaşayalım, 150 sene yaşayalım. Ama cennet veya cehennem, sonsuza kadar devam edecek olan ikinci bir yaşama standardıdır. Bu hayattan ötede, ölümden sonraki hayat ve cennet hayatı ya da cehennem hayatı olacaktır. Neden cennette sonsuza kadar yaşamak ve hep mutlu, hep mutlu olmak varken, neden cehennemde sonsuza kadar işkencelerle yaşayalım, bize işkence edilsin, huzursuz olalım, sonsuza kadar sıkıntı içinde yaşayan bir insan olalım?
Sevgili kardeşlerim! Görülüyor ki, bütün insanlar için Allahû Tealâ’nın istediği şey açık ve kesindir. O bizim sadece mutlu olmamızı ister. Ama bu herkestir. Herkesin Allahû Tealâ mutlu olmasını ister, kanunlarını buna göre koymuştur. “İşte kanunlarım bunlar.” diyor:
* “Seviniz!” (1).
* “Sevdiriniz!” (2).
* “Nefret etmeyiniz!” (3).
* “Nefret ettirmeyiniz!” (4).
Bütün insanlar bunu yapabilmiş olsaydı, herkes cennete girerdi. Sevgili kardeşlerim! Şeytan bize hep negatif şeyleri aşılamak ister. Hep Allah’ın yasak ettiği fiilleri işlememizi sağlamaya çalışır. Allah’ın yasak ettiği fiilleri yapmamızı ister ki; böylece derecat kaybedelim. Veya Allah’ın emrettiği şeyleri önümüze birçok fırsat çıkmasına rağmen, yapmamayı temin etmek suretiyle bizi gene derecat kaybına ulaştırmak ister. Şeytanın istediği şey bu kadar basittir. O daima derecat kaybetmemizi ve bu sebeple cehenneme gitmemizi, mutlaka gideceğimiz yerin cehennem olmasını ister.
Peki, Allahû Tealâ ne ister? Allahû Tealâ kanunlarını koymuş. O koyduğu kanunlara itaat ederek, eğer o kanun bazı konuları yapılmamasını isteyerek engelliyorsa, onu yapmamızı ister. Başka insanları mutlu edecek olan olayları da yaşamamızı ister. Çünkü biz onlara mutluluk verdiğimiz zaman, Allahû Tealâ da bize mutluluk ulaştırır. Bütün insanlar için iki çeşit davranış biçimi var:
1- İnsanları mutlu etmek.
2- Mutsuz etmek.
İşte nefsin afetleri, hep başka insanları mutsuz etmemizi oluşturur. Ruhun hasletleri de hep başka insanları mutlu etmemizi oluşturur. Öyleyse ruhumuzun başka insanları mutlu edecek davranış biçimlerini oluşturmak, başka insanlara zarar verebilecek davranışlardan çok daha ötede ise kazandığımız dereceler, kaybettiğimiz derecelerden yüksek olduğu için gideceğimiz yer Allah’ın cennetidir. Ve sonsuza kadar cennetlerden, yedi tane cennetten bir tanesinde sonsuza kadar kalmaktır.
Sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ’nın bizlerden istediği şey o kadar kolay. Ve o kadar mutluluk vericidir ki; insanoğlu bunu bir defa yaşamışsa onun tadı damağında kalmıştır. İçinden hep onu gerçekleştirmek gelecektir: Başka insanları mutlu kılarak mutlu olmak.
Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Bütün insanlar için Allahû Tealâ niçin başka insanlara güzel davranmamızı istiyor? Sualinin cevabı çok açık değil mi? Bizim cennete girmemizi istediği için… Allahû Tealâ herkesi kurtarmak ister. Herkesin cennete girmesini ister.
Buna karşılık, insan ve cin şeytanlar devamlı bütün insanların cehenneme girmesi için içlerinden o tarzda davranış biçimi geldiği cihetle, başka insanları hep üzerek onları sıkıntıya sokarak hep derecat kaybetmek, onların istemeden ulaştıkları negatif sonuçlardır. İç dünyaları, nefslerindeki afetler hakim olduğu için hep başkalarından üstün olduklarını ispat için onları ezmeye çalışırlar. Ve onları mutsuz etmek ve böylece onlardan üstün olduğunu ispat etmek temel hedefleri olur.
Sevgili kardeşlerim! Başka insanları mutlu ederek mutlu olmak, bu dünyada huzur içinde yaşayıp, ölümden sonra Allah’ın cennetine girmek varken, neden başka insanları üzelim de huzursuz edelim de devamlı derecat kaybeden birisi olalım ve kaybettiğimiz dereceler kazandığımız derecelerden fazla olsun, gideceğimiz yer cehennem olsun? Neden sevgili kardeşlerim bunu yapalım ki?
Unutmayın! Cennette cehennem de sonsuza kadar devam edecek olan özellikler taşır. Öyleyse şu dünyadaki bir insanın yaşayacağı yıllar ne kadarsa 100 sene diyelim, 120 sene diyelim, Allah’ın güzelliklerini yaşamadan geçirmişsek bu yılları, insanlara mutluluk değil, onların çoğuna mutsuzluk vermişsek, hep onlardan üstün olduğumuzu onlara onları cezalandırarak ispat etmeye çalışmışsak, büyük bir hatanın içindeyiz demektir sevgili kardeşlerim!
Nefs şeytanın kendisine ulaştırdığı emirlerle hep başka insanları ezmek, onlardan üstün olduğunu bu davranış biçimleriyle ispat ederek memnun olmaya çalışmak ister. Oysaki başka insanları üzmenin verdiği sıkıntı, her zaman bundan mutluluk duyacağını zanneden bir insanı aldatan bir yanlış davranış biçimidir. İç dünyalarından geçen şey; “Ben ondan üstünüm. Üstün olduğumu ispat ediyorum. Bunun için böyle ona karşı kötü davranıyorum.” tarzındaki bir düşünceyi tatbik mevkiine soktuğu zaman, tatbik ettiği zaman, uyguladığı zaman sadece huzursuz olduğunu yaşayabilir. Bu ise o kişinin bir ömür boy huzursuzluğunun devam edeceği anlamını taşır.
Neden sevgili kardeşlerim? İnsanları mutlu ederek onlara verdiğimiz mutluluk karşılığında biz mutlu olmamız halinde, bütün insanlar bizim için bir gazoz ağacı olmaz mı? Her birisine en güzel davranışlarla davranmamız suretiyle onları mutlu ediyorsak asıl mutlu eden biz olduğumuz cihetle, mutluluğu en çok yaşayan da biz oluruz. Allah’ın kanunu böyle. Kime ne kadar mutluluk verebilirseniz, Allahû Tealâ sizi o kadar mutlu eder. Ya da ‘kimlere’ demek daha doğru. Kimlere ne kadar mutsuzluk verirseniz, Allahû Tealâ da size o kadar mutsuzluk verir.
Öyleyse kötü niyetli şeytana bağlanmış olan negatif düşünce standardına sahip insanlar, her zaman mutsuz olmaya mahkûmdurlar. Onlar, başka insanları ezerek mutlu olacaklarını zannedenlerdir ve bunu gerçekleştirirler. Ama mutlu olamadıklarını açık bir şekilde görürler.
Aynı standartlar devam ettiği sürece, o insanlar asla mutluluğu yaşayamazlar. Etraflarında birçok insan olacaktır. Ama hep onların kötü davranışları sebebiyle, bu kötü davranan insanların kötü davranışları sebebiyle onları sevmeyeceklerdir. Hatta onlardan belki nefret edeceklerdir. Ve bunun karşılığı da gelecektir. Kendilerine kötü davranıldığı için onlar da o kişiye, kendilerine kötü davranan kişiye kötü davranacaklardır. O zaman bu kötülük yapan kişi bir ömür boyu huzursuzluğu hak etmiş olan birisi olarak yaşayacaktır. Mutsuz olarak yaşayacaktır ve gideceği yerde asla cennet olmayacaktır.
Hâlbuki sevgili kardeşlerim! Sevgi ön planda olsa, bu insanlar başkalarını sevseler, onları mutlu etmeye çalışsalar, bir ömür boyu mutluluğu yaşayanlar olarak hayatlarını devam ettireceklerdir, gidecekleri yer de mutlaka cennet olacaktır. Cennet hayatı sonsuza kadar mutluluktur. Dünya hayatı, bu dünyada yaşayabileceğimiz kısa devrede bir yaşantıyı ifade eder. Ama bu yaşantı, kazandığımız ve kaybettiğimiz dereceleri ihtiva ettiği için ya kazandığımız dereceler fazla olacaktır; gideceğimiz yer cennet olacaktır ya da kaybettiğimiz dereceler fazla olacaktır; gideceğimiz yer cehennem olacaktır.
Sevgili kardeşlerim! Bir an için cehenneme giden bir insanı düşünün! Ve kendinize ona göre yön verin. Neden Allah’ın cennetine girip, sonsuza kadar cennette mutluluğu yaşamak varken, cehenneme girelim de sonsuza kadar işkence içinde mutsuzluğun bütününü yaşayalım?
İşte bu kadar basit bir statü sevgili kardeşlerim! Ya insanları severiz, onları mutlu etmeye çalışırız ve mutlu edebilsek de derecat kazanırız. Elimizden gelen her şeyi yaptığımız halde mutlu edemesek de gene derecat kazanırız. Çünkü biz Allahû Tealâ’nın emrettiği istikamette bize düşeni yapmışızdır. Onları mutlu etmek için elimizden gelen her şeyi yapmışızdır. Ama bütün bu davranışlara rağmen o kişiyi mutlu edememişizdir. ‘Mutlu edemedik’ diye hedefe varmamak söz konusu değil, bu talebi gerçekleştirmek üzere yapacağımız davranış biçimlerinin kazandırdığı dereceler bizi hedefe götürecektir.
Sevgili kardeşlerim! Bütün insanlar için imkân kesin olarak açıktır. Davranış biçimlerinize dikkat edin! Ve başka insanları mutlu etmeye çalışın. Eğer bunu yapabilirseniz, geçen her gün siz başka insanları mutlu etmeye çalıştığınız cihetle, başarsanız da derecat kazanırsınız, çok kazanırsınız. Gayretinize rağmen başaramasanız da gene derecat kazanırsınız. Gayretiniz sebebiyle derecat kazanırsınız. Yani boş yok. Birinde çok derecat kazanırsınız; başardığınız da, ikincisin de çok derecat kazanamazsınız. Ama derecat kazanırsınız.
Sevgili kardeşlerim! Bütün insanlar için Allahû Tealâ’nın istediği şey açık ve kesindir. O,herkesin, bütün insanların mutlu olmasını ister. Allahû Tealâ o insana ruhundan üfürmüştür. Bütün insanlara Allahû Tealâ mutlaka ruh üfürür. Doğar doğmaz Allah’ın yaptığı şey o insanlara ruh üfürmektir. Ruh, o kişinin içinde olduğu sürece hep onu güzel davranışlara ulaştırmaya çalışır. Ve nefs de başlangıç standartları itibari ile hep negatif faktörlerle cihazlandığı için o da insanı cehenneme götürecek olan yanlış davranışlara itmeye çalışacaktır.
Peki, çözümü var mı? Elbette var. Bir kişinin mürşidine tabiiyeti ve zikrini arttırması halinde, nefsinin kalbindeki afetlerin artık hükümran olamadığını kişi görecektir. Çünkü yaptığı zikirler ve başkalarına karşı olan bütün davranış biçimleri, Allah’ın bütün emirlerini üst derecede yerine getirmesi o kişinin çok çok derecat kazanmasına sebebiyet verir ki; bu, onu üst kat cennetlere taşıyacaktır.
Neden sevgili kardeşlerim, sonsuza kadar Allah’ın cennetinde yaşamak varken, sonsuza kadar cehennem de kalalım? Bu bir akılsızlık olmaz mı? Allahû Tealâ bu kadar açık bir şekilde “Kim Bana ulaşmayı dilerse, Ben onu kendime ulaştırırım.” diyorsa Allahû Tealâ bütün insanlara “Allah’a ulaşmayı dilemek, mürşide tabiiyet, fizik bedenin ruhun teslimi fizik bedenin teslimi, nefsin teslimi, muhlis olmak ve iradeyi Allah’a teslim etmek” diye yedi tane safhada insanları hedefine ulaştırıyorsa, yedinci kat cennete ulaştırıyorsa ve bu herkesin elinde ise neden sevgili kardeşlerim, şeytanın bizi aldatmasına müsaade edelim?
Allahû Tealâ ne istiyor bizden? Allahû Tealâ bizden cennete girmemizi istiyor. Bu başkalarına değil, sevgili kardeşlerim, bize bağımlı. Biz kendi isteğimizle neyi vücuda getiriyorsak onu kazanırız. Peki, başkaları bize derecat kazandırabilir mi? Evet. Kazandırabilir. Eğer onlar, bize bizi zarara sokacak, bizi üzecek davranışlarda bulunuyorlarsa onlar derecat kaybederler. Ama onlar yüzünden derecat kaybeden bizler derecat kazanırız. Ama asıl derecat kazanmak, bizim başkalarına en güzel davranışlarda bulunarak onları mutlu etmemizle gerçekleşir.
Hepimiz için sevgili kardeşlerimiz, Allah’ın istediği şey açık ve kesindir. O, ister ki; biz bütün insanları, en güzel şekilde muamele ederek mutlu edelim. Ee, mutlu ettiğimiz için de devamlı biz derecat kazanalım. E, bu mutlu etme gayretinin derecesi ne olur? Kazandığımız dereceler, mutlaka kaybettiğimiz derecelerden fazla olur. Fazla olursa ne olur? Fazla olursa cennete gireriz. Cennet bir sonsuzluktur. Cennete giren kişi sonsuza kadar cennette kalır. Cehenneme giren kişi de gene aynı standartlarda sonsuza kadar cehennemde kalır. O zaman o insanlar kendilerine yazık etmezler mi sevgili kardeşlerim? İşkenceler içinde, huzursuzluk içinde bir hayatı sonsuza kadar devam ettirmek neye yarar? Herkes öldükten sonraki yaşam da ya cennet hayatını ya cehennem hayatını yaşayacaklardır. Ya cennet ya cehennem… Bunlar da son derece açık bir şekilde bellidir. Ya kazandığınız dereceler, kaybettiğinizden fazla olacak; cennete gireceksiniz ya da kaybettiğiniz dereceler, kazandığınızdan fazla olacak; cehenneme gireceksiniz.
Öyleyse sevgili kardeşlerim, hepiniz için Allahû Tealâ’nın açık bir şekilde bir hedefi var. Ne istiyor Allahû Tealâ? Sizin mutluluğunuzu istiyor. Bu mutluluk hepiniz için geçerli. Bu mutluluk, hepinizi huzura kavuşturacaktır. Dünya hayatını yaşarken de mutlu olacaksınız, başka insanlara hep en güzel davranışlar da bulunduğunuz için ve Allah’ın bütün emirlerini en güzel şekilde yapmaya çalıştığınız için.
1- Emirlerin yerine getirilmesi istikametindeki çalışmalarınız sizi mutlu eder.
2- Allah’ın yasak ettiği fiilleri işlememek konusundaki gayretiniz gene size derecat kazandırır, gene sizi mutlu eder.
İki ayrı cepheden de bu istikamette bir faaliyetin sahibi olan bütün insanlar için Allahû Tealâ’nın hedefi bellidir. O, ister ki; herkes bu mutluluğu en üst standartlar da yaşasın. Gerçekten başkalarını mutlu ederek mutlu olmak, Allah’ın çok büyük bir ni’metidir. Otomatik standartlarda başkalarına yaptığınız her güzel davranışın arkasından huzur ve mutluluğu yaşarsınız. Başkalarına verdiğiniz en ufak bir huzursuzluk sizi huzursuz edecektir. Neden sevgili kardeşlerim, başkalarını mutlu edip de mutlu olmayı yaşamak varken, mutluluğu yaşamak varken, neden başkalarını huzursuz edip de onları üzerek bizde üzülelim, mutluluğu kaybedelim, mutluluk yerine hüzünlü bir dünyada yaşayalım?
Allahû Tealâ insanları mutlu olmak için yaratmış. Bu sebeple Tevrat’ı indirmiş, İncil’i indirmiş, Kur’ân’ı Kerim’i indirmiş sırasıyla üç tane peygambere. Allahû Tealâ mutluluğun bütün sırlarını vermiş. Öyleyse yapmamız lâzım gelen şey, Allah’ın verdiği o mutluluğu yaşamak değil mi? O elimizdeyken, bu mutluluğu yaşamak imkânına sahipken neden Allah’ın emirlerini yerine getirmeyelim de onları es geçelim, yapmayalım, gerçekleştirmeyelim? Ve öylesine gerçekleştirdiğimiz için de mutluluğu yaşayamayalım? Bu hepimiz için büyük bir aldanma olmaz mı sevgili kardeşlerim? Aklı başında bir insanın bunu düşünmesi lâzım.
Allahû Tealâ ne istiyor bizden? Mutlu olmamızı. Şeytan ne istiyor? Mutsuz olmamızı. Öyleyse neden şeytanın istediğine onu ulaştıralım da biz mutsuzluğu yaşarken iblis bu işten hoşlansın, bizi mutsuz edebildiği için?
Sevgili kardeşlerim! Hepimizin elinde, hedefe gitmek eliniz de. Allah’ın yolunda bir yolculuk yapmanız lâzım. Bu yolculuk:
* Allah’a ulaşmayı dilemeyi gerektirir; 1.
* Mürşide tabiiyeti gerektirir; 2.
* Ruhunu Allah’a ulaştırmayı gerektirir; 3.
* Fizik bedenini Allah’a teslim etmeyi gerektirir; 4.
* Nefsini teslim etmeyi gerektirir; 5.
* Muhlis olmayı gerektirir; 6.
* İradesinin de kişinin Allah’a teslim etmesini gerektirir; 7.
Yedi tane cennetin hepsi, bu standardın içinde var sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ kanunlarını koymuş: “Şunu şunu şunu yaparsanız Benim cennetlerime daha üst derecede, daha üst derecede lâyık olursunuz. Ama verdiğim emirler sizin için bir şey ifade etmiyorsa o zaman gideceğiniz yer cehennemdir.”
Allahû Tealâ niçin acaba peygamberleri görevlendiriyor? Birine Tevrat veriyor? Birine İncil veriyor? Ve son olarak da Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz’e, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e Kur’ân-ı Kerim’i indiriyor. Üçü de Allah’ın kitabıdır. Hz. Musa da bir peygamberdir. Hz. İsa da bir peygamberdir. Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz de bir peygamberdir. Kitapları alıp incelediğiniz zaman, aynı şeyleri görüyorsunuz:
* Allah’a ulaşmayı dilemek,
* Mürşide tâbiiyet,
* Ruhun Allah’a ulaşması,
* Fizik bedenin teslimi,
* Nefsin teslimi,
* Muhlis olmak,
* İradeyi Allah’a teslim etmek; yedi tane safha.
Ve de:
* Ruhun,
* Vechin (fizik bedenin)
* Nefsin ve
* İradenin Allah’a teslimi.
Yedi safha, dört tane de teslim…
Bütün insanlar için kapılar ardına kadar açık sevgili kardeşlerim! Onlar için yaşayalım, görelim ki; onları mutlu ettikçe Allahû Tealâ bizi nasıl mutlu ediyor? Hepiniz için kapılar ardına kadar açık sevgili kardeşlerim! Mutlu edin, mutlu olun!
Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Hepinizi çok ama çok seviyoruz. Bu sevgi halesi içinde suallerinize cevap vermek üzere ikinci safhaya geçiyoruz inşaallah. Allah hepinizden razı olsun. Sualleriniz için sayfayı açtık inşaallah. Allah razı olsun.
İmam İskender Ali M İ H R
TARİHİ: 04.08.2013
Es selâmu aleykum ve rahmetullâhi ve berekâtuhu!
Sevgili kardeşlerim can dostlarım, gönül dostlarım! Allah’a sonsuz hamd ve şükrederiz ki; bir defa daha Allahû Tealâ bizleri bir konferansta bir araya getirdi. Her şeyden evvel hepinizi çok ama çok sevdiğimizi belirtmek istiyoruz. Sizlerle mutluyuz sevgili kardeşlerim! Allah hepinizden razı olsun.
Allahû Tealâ “Seviniz.” diyor. Sonra da diyor ki: “Sevdiriniz.” “Nefret etmeyiniz, nefret ettirmeyiniz.” Öyleyse hepimizin şu dünyada yapmamız lâzım gelen şey insanları sevmek, insanları birbirine sevdirmek, nefret etmemek ve nefret etmelerine de mani olmak. Bütün insanlar için Allahû Tealâ’nın istediği şey herkesin mutluluğu olduğu cihetle, konu kendi kendine aydınlık kazanıyor.
Bizim hepimizin görevi başka insanları ki; onlar etrafınızda bulunan insanlardır, bizlerle birlikte olanlardır, onları mutlu etmek olmalıdır. Bunun da temelinde yatan faktör, sevgidir sevgili kardeşlerim! Sevmeliyiz. Bütün insanlar için Allahû Tealâ’nın açısından sevgi önemli bir faktördür. En önemli faktördür de diyebiliriz. Allahû Tealâ onun için “Seviniz,” diyor, “sevdiriniz.” diyor, “Nefret etmeyiniz,” diyor, “nefret ettirmeyiniz.” diyor.
Demek ki hedef, bu insanları sevmek ve bu sevgiyle onları mutlu etmek ve onları mutlu ederek aslında kendi mutluluğunu da oluşturmak. Çünkü başkalarına verdiğiniz her mutluluk, Allahû Tealâ tarafından sizin de mutlu olmanızı garanti eder. Allahû Tealâ onun için kanunu koymuş: Mutlu edin! Mutlu olun! Bütün insanlar için Allahû Tealâ’nın istediği buysa ve insanlar mutsuzsa, arkasında sadece şeytan var sevgili kardeşlerim!
İblis ister ki; herkes, herkes mutsuz olsun. Şu insan adı verilen mahlûkların içinde hiç kimse mutlu olamasın. Allaû Tealâ da ister ki; bütün insanlar mutlu olsun, hiç mutsuz insan kalmasın. Ama Allahû Tealâ’nın dizaynına baktığımız zaman, insanların yollarını kendileri seçtiği anlaşılıyor. Kim isterse Allah’ın yolunu seçer; insanları mutlu etmeye başlar. Ve bu ona o kadar mutluluk verir ki; bir ömür boyu insanları mutlu etmeye devam eder.
Öbür taraftan şeytana tâbî olan insanlar da her an başkalarına zarar veren, sıkıntı veren, kendileri çok sıkıntıda oldukları için başkalarını da sıkıntıya sokan insanlar olarak devreye girerler. Hiç kimse şeytanın taraftarı olsun da mutlu olsun; bu mümkün değildir. Kim Allah’ın taraftarıdır? Allah’ın emirlerini gerçekleştirenler, Allah’ın yasaklarını yapmayanlar, en azından yapamamaya büyük ölçüde önem verenler.
Hiç hatasız insan olur mu? Olmaz sevgili kardeşlerim! Mutlaka insanların hepsi bazı noktalarda hata edebilir. Bu küçük hatalarsa Allahû Tealâ tarafından örtülür. Yani ona, o kişiye tesir edici özelliğini kaybeder, eğer Allah’ın sevdiği insanlarsa.
Sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ acaba niçin “Seviniz.” diyor? “Sevdiriniz.” diyor? “Nefret etmeyiniz.” diyor? “ Nefret ettirmeyiniz.” diyor? Arkasında bu var işte: Sevmek; mutluluğun kapsıdır. Seven insan mutlu olabilir. Nefret eden insan hiçbir zaman mutluluğu yaşayamaz. Her şeyden, herkesten nefret eden insanlar olabilir. Onlar için dünyada mutluluk adı verilen olay hiçbir zaman gerçekleşemez. O değişmedikçe… Sevgili kardeşlerim! Bizler insanları en güzel noktalara ulaştıracak olan gayretlerin içinde olmalıyız. Onları mutlu edecek olan gayretlerin içinde olmalıyız. Bizler için Allahû Tealâ’nın emrettiği şey sevmektir. O “sevmek” mastarı bütün insanlar için mutluluğun açılış kapısıdır, giriş kapısıdır, mutluluğa oradan girilir. Bütün insanların birbirini sevmesini isteyen Allahû Tealâ, Tevrat’a da İncil’e de Kur’ân-ı Kerim’e de bu hedefleri açık bir şekilde koymuş.
O hedeflerin dizaynı “Seviniz, sevdiriniz, Nefret etmeyiniz, nefret ettirmeyiniz! Şeklinde. Sevgili kardeşlerim! Bütün insanlar için Allahû Tealâ’nın istedi şey açık ve kesindir. İster ki; sevelim, ister ki; sevilelim. Unutmayalım ki; sevenler sevilir. Nefret edenler sevilmez. Hatta nefret edenlerden nefret edilir.
Öyleyse biz insanlar için Allahû Tealâ’nın isteği, açık ve kesin bir dizayn da ortadadır. Ben ona güzel davranıyorum ama o bana hep kötü davranıyor. Bu sebepten ben de ona kötü davranıyorum. Sevgili kardeşlerim! Demek ki sizin iyi davranışınız onu aynı standartlara yöneltecek bir hüviyet taşımamış. Taşısaydı ne olurdu? O da sizin gibi size en güzel davranışlarla muhatap olurdu. En güzel davranışlarla hitap ederdi.
Sevgili kardeşlerim! Bütün bu karmaşanın içinde en önemli olan konu “sevmek” tir. Onun için Allahû Tealâ’nın Kur’ân-ı Kerim’e koyduğu standart “Seviniz, sevdiriniz! Nefret etmeyiniz, nefret ettirmeyiniz! şeklinde. Öyleyse sadece bizim sevmemiz değil, başka insanlarında birbirini sevmesini ulaştırmamız, gerçekleştirmesine yardımcı oluşumuz Allahû Tealâ tarafından hepimize verilen emirdir.
Sevgili kardeşlerim! Bütün insanlar için Allahû Tealâ ister ki; onlar onların hepsi mutlu olsunlar. Çünkü onlar insan olarak yaratılmış. İnsan olarak yaratılan bu mahlûklar, sevmek konusunda Allahû Tealâ tarafından teçhiz edilmişlerdir. Ama kendi iradeleriyle kendi serbest iradeleriyle bunu gerçekleştirmek üzere vazifelendirilmişlerdir.
Allahû Tealâ’nın zor kullanmak gibi bir dizaynı hiç olamaz. O nasihatlerini verir hem pozitif istikamette, hem negatif istikamette. Yani? Nelerin yapılması lâzım bizler tarafından, nelerin de yapılmaması lâzım? Mesela başka insanları üzecek olan davranış biçimlerinin yapılmaması, Allahû Tealâ tarafından emrolunuyor. Bütün insanlar için Allah’ın istediği şey, bizim onları mutlu etmemiz ve onlara mutsuzluk verecek olan davranışlar da bulunmamız şeklindedir.
İşte sevgili kardeşlerim, insanları en güzele ulaştıracak olan muhtevaya baktığımız zaman, bunun başka insanları mutlu etmekten geçtiğini görürüz. Ve hiç aklımıza gelmez. Mutlaka böyle olmalıyız. Mutlaka biz başka insanlara mutluluk verecek olan davranış biçimlerini sergilemeliyiz. İşte Allahû Tealâ’nın istediği şey, şartlar ne olursa olsun, bizim başka insanları mutsuzluğa değil, mutluluğa sürüklememizdir. “İyi ama o kişi bana kötü davranmış, kötü davranıyor.” Bu kötü davranışa karşı siz de ona kötü davranabilirsiniz. Böyle bir imkân size de verilmiş. Ama ya siz onun her kötü davranışına en güzel davranışlarla cevap veriyorsanız; o zaman iki defa kazanırsınız. Konunun burası çok önemli sevgili kardeşlerim! Çünkü cennetle cehennemi ayıran ölçü, kazandığınız derecelerin kaybettiğiniz derecelerinden fazla olmasıdır. Bu dereceler bedavadan kazanılmaz. Allah’ın emirlerini yerine getirdikçe kazanılır, Allah’ın yasak ettiklerini yapmadıkça kazanılır.
Öyleyse yollar herkese açık. Önünüze hep olaylar gelecek. O olaylara dikkatle bakın! Bu olaylar Allah’ın size yapılmasını emrettiği şeylerse onları mutlaka yapmalısınız. Size Allah’ın yapılmamasını emrettiği davranış biçimlerini de asla gerçekleştirmemeniz, konunun temelini teşkil eder.
Sevgili kardeşlerim! Sevmek varken, severek mutlu olmak varken, insanları mutlu ederek mutlu olmak varken, neden biz başka insanları mutsuz edelim ki? Başkasına verdiğiniz her mutsuzluğun arkasından görmüşsünüzdür ki; Allahû Tealâ sizi de mutsuz eder, huzursuz eder, sıkıntılı kılar.
Bunu Allahû Tealâ, insanları güzele çevirmek için, güzel davranışlara onları alıştırmak için böyle bir dizayn oluşturuyor. Bütün insanlar için başkalarını üzdüğü takdirde Allahû Tealâ’nın onlara hüzün vermesi, onların da üzülmesi eşyanın tabiatına uygun bir Allahû Tealâ’nın kanunudur.Ne olması lâzım? Herkesin birbirine, etrafındaki insanları mutlu edecek bir dizayn içinde yaşaması lâzım. Eğer herkes başkalarını mutlu etmek için yaşasaydı, dünyada kavga kalmazdı. Ve dünya cennet olurdu. Cennette kavga olur mu? Hayır, olmaz sevgili kardeşlerim! Cennet, içindeki insanları her açıdan mutlu eden bir sonsuzluğa açılan kapıdır. Cehennem de her açıdan insanları yaptıklarına pişman eden bir özellik taşır, onlara verdiği hüzünle, sıkıntıyla.
Sevgili kardeşlerim! Bütün insanlar yaptıklarının bedelini ödemekle vazifeli kılınmışlardır. Eğer biz hep başkalarını mutlu ederek yaşamışsak, yaptığımız şey hep etrafımızdaki insanlara mutluluk vermek olmuşsa o zaman onların her olayından biz derecat kazanırız, onları mutlu ettiğimiz için. Kim etrafındaki insanları mutsuz ediyorsa her mutsuzluğun arkasından derecat kaybı kesin olarak yerli yerine oturur. İşte cennete girecek olan insanlar, kazandıkları dereceler kaybettikleri derecelerden fazla olanlardır. Cehenneme gidenler de kaybettikleri dereceler kazandıkları derecelerden fazla olanlardır.
Öyleyse sevgili kardeşlerim, neden sonsuza kadar kalacağımız bir cennete girmek varken, yedi kat cennetten bir tanesinin bizim olması mümkünken, neden insanlara kötü davranalım da onların kalplerini kıralım da hem kalplerini kırdığımız için bu dünyada mutsuz olalım, hem de cehenneme gidelim? Çok mantıksız ve akılsız bir davranış biçimi değil mi sevgili kardeşlerim?
Allah’ın kanunları açık bir şekilde konmuş. Tevrat’ta da aynı şeyler var, İncil’de de aynı şeyler var, Kur’ân-ı Kerim’de de aynı şeyler var. Yaşam biçimleri hep en güzele yönelik olarak o zamanki peygamberlere indirilmiş. Hz. Musa mı? Bir peygamberdir. Hz. İsa mı? O da bir peygamberdir. Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz mi? O da bir peygamberdir.
Sevgili kardeşlerim! Hepimiz için Allah’ın istediği şey hem bu dünyada mutluluğu yaşamamız ki; bu başkalarına mutluluk yaşatmamızla mümkündür. Hem de insanları mutlu etmektir. Mutlu ederek mutluluğu yaşamaktır. Başkalarına verdiğimiz her mutluluk bizi de mutlu eder. Başkalarına yaptığımız yanlış davranışlar sebebiyle onları üzmek ise istesek de istemesek de bizi mutlaka üzecek olan bir özellik taşır. Hiçbir şey karşılıksız kalmaz. Allahû Tealâ herkesle ayrı ayrı meşguldür. Aynı anda milyonlarca kişiyle Allahû Tealâ temasını sürdürür.
Sevgili kardeşlerim! Bütün insanlar için Allahû Tealâ’nın vücuda getirdiği güzelliklere baktığımız zaman, O’nun hep insanları mutlu etmek için kanunlar koyduğunu görürüz. Allahû Tealâ onun için diyor ki:
* “Seviniz!” diyor; 1.
* “Sevdiriniz.” diyor; 2.
* “Nefret etmeyiniz.” diyor; 3.
* “Nefret ettirmeyiniz.” diyor; 4.
İşte bu muhteva içerisinde yapmamız lâzım gelen şey sevgili kardeşlerim, herkesi mutu etmek olmalıdır, huzur içinde bir dünya hayatını yaşamak olmalıdır. Bu yaşamak, insanlara kötü davranan insanlar tarafından gerçekleşemez. Bir insan başkalarını mutlu ettiği takdirde mutluluğu yaşar. Mutsuz ettiği takdir de Allah onu da mutsuz kılar, huzursuz kılar. Bu Allah’ın kanunudur. Hiç değişmez. Kanunun sahibi insanlar olursa, insanlar bu kanunları kendi açılarından dejenere edebilirler.
* Allah’ın emirlerini yerine getirmezler (1). İşte bu Allah’ın emirlerini yerine getirmemektir, Allah’a karşı çıkıştır.
* (2) Allah’ın yasak ettiği filleri işlemek. Bu da aynı özellikleri taşır.
Allah’ın emirlerini yerine getirmemek ve Allah’ın yasak ettiklerini yapmak. İki ayrı cepheden iki ayrı davranış biçimi; ikisi de size sadece derecat kazandırır. Ama bütün insanlar için Allahû Tealâ’nın ortaya koyduğu standarta baktığımız zaman, Allahû Tealâ’nın verdiği emirlerin Tevrat’ta da İncil’de de Kur’ân-ı Kerim’de de başka insanları mutlu eden emirler olduğunu görürüz. Demek ki Allahû Tealâ istiyor ki, biz herkesi mutlu edelim. Mutlu edelim ki; herkesi mutlu etmek sebebiyle devamlı biz mutlu olalım.
Peki, bu dünya için olay böyle görünüyor. Peki, gelecek için? Ölümden sonraki yaşantı için? Olay aynı. Biz öyle bir davranış biçimleri dizisi oluşturmalıyız ki, sonuç bizim cennete gitmemizle noktalansın. Başkalarına kötülük ediyorsak, insanları huzursuz ediyorsak ve insanlardan intikam almak bizim temel hedefimizse, onları üzmek bizim için normal bir olaysa bu Allah’ın emirleri dizisinin tamamen dışında olan bir davranış biçimleri dizisidir.
Sevgili kardeşlerim! Bütün insanlar Allahû Tealâ tarafından serbest bırakılmıştır. Hür olarak yaratılmıştır. Dilediklerini yapmak yetkisi onların her birine verilmiştir. Niçin verilmiştir? Onlar, o davranış biçimleri dizisinde dilerlerse kötülük yaparak derecat kaybetsinler ve cehenneme gitsinler; dilerlerse güzel davranışları sergileyerek başka insanları mutlu ederek devamlı derecat kazansınlar ve hem bu güzel davranışları gerçekleştirdikleri için mutlu olsunlar dünya hayatında, hem de bunun neticesi onların gidecekleri yer mutlaka cennet olacağı için cennette sonsuza kadar mutlu olsunlar. İnsan hayatı nedir sevgili kardeşlerim? 50 sene 60 sene 100 sene belki biraz daha fazla. Ama burada hedef 200 sene olmuyor bu rakam. Hep onun altında. Demek ki bir hudut var. Bu hududu aşmak kimsenin haddi değil, elinde de değil.
Allahû Tealâ ne istiyor? Olay son derece açık. Sadece mutlu olmamızı istiyor. İster Tevrat’a bakın, ister İncil’e bakın ki; burada bir defa daha söylemek gereğini duyuyoruz ki, Hz. Musa da bir peygamberdir, Hz. İsa da bir peygamberdir. Onların ortaya koyduğu ve onlar tarafından tatbik edilen olayların hepsi Allah’ın emirleri ve yasaklarıdır. Her devirde insanların Allah’ın emirlerini kısmen yerine getirdiği bir vakıadır. Böyle olunca insanlar bir takım yanlışları da yapmış oluyorlar. Bir taraftan derecat kazanırken, Allah’ın emirlerini yerine getirdikleri cihetle derecat kazanırken, öbür taraftan bilerek veya bilmeyerek Allah’ın yasaklarından bazılarını işledikleri için derecat kaybediyorlar. Allah’ın emirlerini yerine getirmemek sebebiyle derecat kaybediyorlar. Öyleyse bütün insanlar için sevgili kardeşlerimiz, Allah’ın istediği şey Tevrat’ta da İncil’de de Kur’ân-ı Kerim’de de aynı özellikleri taşır.
Bir tane Allah var. Ve verdiği emirler hep insanları mutluluğa ulaştırmak istikametinde ki; hedefleri mutlaka ihtiva eder. Sevgili kardeşlerim! Biz insanlar Allah’ın emirlerini yerine getirmekle vazifeliyiz. Acaba neden? Allahû Tealâ bizim mutlu olmamızı istediği için. Allah’ın bütün emirleri ve bütün yasakları, insanlar dikkat ederse hemen yakalarlar ki; sadece onları mutu edecek olan bir özellik istikametinde oluşur. Başka insanları üzmemek, başka insanlara bir kötülük yapmamak, başka insanları mutlu etmek, onlara yardımcı olmak iki ayrı grubu ifade ediyor. Birisi insanları mutsuz ederken, ikincisi insanları mutlu ediyor.
İşte kim bu mutluluk yolunu seçerse yani insanları mutlu edecek şeyler yaparsa, davranış biçimleri hep başka insanları mutlu etmek olursa (1), başka insanları huzursuz etmekten kendisini o insan men edebiliyorsa, kendi iç dünyasında başkasına tam bir kötülük yapmak üzereyken durdurabiliyorsa kendisini, “Benim Allah’a verilmiş sözüm var. Ben başka insanlara mutsuzluk veremem, benim yapabileceğim şey sadece onları mutlu etmektir.” tarzında bir inanç ve ideal sahibi ise kişi, bu ideali onu mutlaka Allah’ın cennetine götürür sevgili kardeşlerim!
Bütün insanlar için cennete girme veya cehenneme girme derecat taşır. Kimin kazandığı negatif dereceler, onun kazandığı pozitif derecelerden fazlaysa bu kişinin gideceği yer cehennemdir. Kimin kazandığı pozitif dereceler, onun kaybettiği negatif derecelerden azsa onun gideceği yer cehennemdir. Fazlaysa, kazandığı dereceler fazlaysa kaybettiği derecelerden, onun gideceği yer Allah’ın cennetidir. Bu kadar basit bir ölçüleme sistemi… Ya insanlar Allah’ın emirlerini yerine getirirler; bu sebeple derecat kazanırlar (1). Allah’ın yasaklarını önlerler, yasaklarını işlemek; önlerine gelen onları adeta zorlayan da olsa bir standart da içerse onu yapmamak suretiyle derecatı kaybetmemeyi de o kişiler başarmış olurlar.
Sevgili kardeşlerim! Bu dünyada kaç sene yaşarız? 100 sene yaşayalım, 150 sene yaşayalım. Ama cennet veya cehennem, sonsuza kadar devam edecek olan ikinci bir yaşama standardıdır. Bu hayattan ötede, ölümden sonraki hayat ve cennet hayatı ya da cehennem hayatı olacaktır. Neden cennette sonsuza kadar yaşamak ve hep mutlu, hep mutlu olmak varken, neden cehennemde sonsuza kadar işkencelerle yaşayalım, bize işkence edilsin, huzursuz olalım, sonsuza kadar sıkıntı içinde yaşayan bir insan olalım?
Sevgili kardeşlerim! Görülüyor ki, bütün insanlar için Allahû Tealâ’nın istediği şey açık ve kesindir. O bizim sadece mutlu olmamızı ister. Ama bu herkestir. Herkesin Allahû Tealâ mutlu olmasını ister, kanunlarını buna göre koymuştur. “İşte kanunlarım bunlar.” diyor:
* “Seviniz!” (1).
* “Sevdiriniz!” (2).
* “Nefret etmeyiniz!” (3).
* “Nefret ettirmeyiniz!” (4).
Bütün insanlar bunu yapabilmiş olsaydı, herkes cennete girerdi. Sevgili kardeşlerim! Şeytan bize hep negatif şeyleri aşılamak ister. Hep Allah’ın yasak ettiği fiilleri işlememizi sağlamaya çalışır. Allah’ın yasak ettiği fiilleri yapmamızı ister ki; böylece derecat kaybedelim. Veya Allah’ın emrettiği şeyleri önümüze birçok fırsat çıkmasına rağmen, yapmamayı temin etmek suretiyle bizi gene derecat kaybına ulaştırmak ister. Şeytanın istediği şey bu kadar basittir. O daima derecat kaybetmemizi ve bu sebeple cehenneme gitmemizi, mutlaka gideceğimiz yerin cehennem olmasını ister.
Peki, Allahû Tealâ ne ister? Allahû Tealâ kanunlarını koymuş. O koyduğu kanunlara itaat ederek, eğer o kanun bazı konuları yapılmamasını isteyerek engelliyorsa, onu yapmamızı ister. Başka insanları mutlu edecek olan olayları da yaşamamızı ister. Çünkü biz onlara mutluluk verdiğimiz zaman, Allahû Tealâ da bize mutluluk ulaştırır. Bütün insanlar için iki çeşit davranış biçimi var:
1- İnsanları mutlu etmek.
2- Mutsuz etmek.
İşte nefsin afetleri, hep başka insanları mutsuz etmemizi oluşturur. Ruhun hasletleri de hep başka insanları mutlu etmemizi oluşturur. Öyleyse ruhumuzun başka insanları mutlu edecek davranış biçimlerini oluşturmak, başka insanlara zarar verebilecek davranışlardan çok daha ötede ise kazandığımız dereceler, kaybettiğimiz derecelerden yüksek olduğu için gideceğimiz yer Allah’ın cennetidir. Ve sonsuza kadar cennetlerden, yedi tane cennetten bir tanesinde sonsuza kadar kalmaktır.
Sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ’nın bizlerden istediği şey o kadar kolay. Ve o kadar mutluluk vericidir ki; insanoğlu bunu bir defa yaşamışsa onun tadı damağında kalmıştır. İçinden hep onu gerçekleştirmek gelecektir: Başka insanları mutlu kılarak mutlu olmak.
Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Bütün insanlar için Allahû Tealâ niçin başka insanlara güzel davranmamızı istiyor? Sualinin cevabı çok açık değil mi? Bizim cennete girmemizi istediği için… Allahû Tealâ herkesi kurtarmak ister. Herkesin cennete girmesini ister.
Buna karşılık, insan ve cin şeytanlar devamlı bütün insanların cehenneme girmesi için içlerinden o tarzda davranış biçimi geldiği cihetle, başka insanları hep üzerek onları sıkıntıya sokarak hep derecat kaybetmek, onların istemeden ulaştıkları negatif sonuçlardır. İç dünyaları, nefslerindeki afetler hakim olduğu için hep başkalarından üstün olduklarını ispat için onları ezmeye çalışırlar. Ve onları mutsuz etmek ve böylece onlardan üstün olduğunu ispat etmek temel hedefleri olur.
Sevgili kardeşlerim! Başka insanları mutlu ederek mutlu olmak, bu dünyada huzur içinde yaşayıp, ölümden sonra Allah’ın cennetine girmek varken, neden başka insanları üzelim de huzursuz edelim de devamlı derecat kaybeden birisi olalım ve kaybettiğimiz dereceler kazandığımız derecelerden fazla olsun, gideceğimiz yer cehennem olsun? Neden sevgili kardeşlerim bunu yapalım ki?
Unutmayın! Cennette cehennem de sonsuza kadar devam edecek olan özellikler taşır. Öyleyse şu dünyadaki bir insanın yaşayacağı yıllar ne kadarsa 100 sene diyelim, 120 sene diyelim, Allah’ın güzelliklerini yaşamadan geçirmişsek bu yılları, insanlara mutluluk değil, onların çoğuna mutsuzluk vermişsek, hep onlardan üstün olduğumuzu onlara onları cezalandırarak ispat etmeye çalışmışsak, büyük bir hatanın içindeyiz demektir sevgili kardeşlerim!
Nefs şeytanın kendisine ulaştırdığı emirlerle hep başka insanları ezmek, onlardan üstün olduğunu bu davranış biçimleriyle ispat ederek memnun olmaya çalışmak ister. Oysaki başka insanları üzmenin verdiği sıkıntı, her zaman bundan mutluluk duyacağını zanneden bir insanı aldatan bir yanlış davranış biçimidir. İç dünyalarından geçen şey; “Ben ondan üstünüm. Üstün olduğumu ispat ediyorum. Bunun için böyle ona karşı kötü davranıyorum.” tarzındaki bir düşünceyi tatbik mevkiine soktuğu zaman, tatbik ettiği zaman, uyguladığı zaman sadece huzursuz olduğunu yaşayabilir. Bu ise o kişinin bir ömür boy huzursuzluğunun devam edeceği anlamını taşır.
Neden sevgili kardeşlerim? İnsanları mutlu ederek onlara verdiğimiz mutluluk karşılığında biz mutlu olmamız halinde, bütün insanlar bizim için bir gazoz ağacı olmaz mı? Her birisine en güzel davranışlarla davranmamız suretiyle onları mutlu ediyorsak asıl mutlu eden biz olduğumuz cihetle, mutluluğu en çok yaşayan da biz oluruz. Allah’ın kanunu böyle. Kime ne kadar mutluluk verebilirseniz, Allahû Tealâ sizi o kadar mutlu eder. Ya da ‘kimlere’ demek daha doğru. Kimlere ne kadar mutsuzluk verirseniz, Allahû Tealâ da size o kadar mutsuzluk verir.
Öyleyse kötü niyetli şeytana bağlanmış olan negatif düşünce standardına sahip insanlar, her zaman mutsuz olmaya mahkûmdurlar. Onlar, başka insanları ezerek mutlu olacaklarını zannedenlerdir ve bunu gerçekleştirirler. Ama mutlu olamadıklarını açık bir şekilde görürler.
Aynı standartlar devam ettiği sürece, o insanlar asla mutluluğu yaşayamazlar. Etraflarında birçok insan olacaktır. Ama hep onların kötü davranışları sebebiyle, bu kötü davranan insanların kötü davranışları sebebiyle onları sevmeyeceklerdir. Hatta onlardan belki nefret edeceklerdir. Ve bunun karşılığı da gelecektir. Kendilerine kötü davranıldığı için onlar da o kişiye, kendilerine kötü davranan kişiye kötü davranacaklardır. O zaman bu kötülük yapan kişi bir ömür boyu huzursuzluğu hak etmiş olan birisi olarak yaşayacaktır. Mutsuz olarak yaşayacaktır ve gideceği yerde asla cennet olmayacaktır.
Hâlbuki sevgili kardeşlerim! Sevgi ön planda olsa, bu insanlar başkalarını sevseler, onları mutlu etmeye çalışsalar, bir ömür boyu mutluluğu yaşayanlar olarak hayatlarını devam ettireceklerdir, gidecekleri yer de mutlaka cennet olacaktır. Cennet hayatı sonsuza kadar mutluluktur. Dünya hayatı, bu dünyada yaşayabileceğimiz kısa devrede bir yaşantıyı ifade eder. Ama bu yaşantı, kazandığımız ve kaybettiğimiz dereceleri ihtiva ettiği için ya kazandığımız dereceler fazla olacaktır; gideceğimiz yer cennet olacaktır ya da kaybettiğimiz dereceler fazla olacaktır; gideceğimiz yer cehennem olacaktır.
Sevgili kardeşlerim! Bir an için cehenneme giden bir insanı düşünün! Ve kendinize ona göre yön verin. Neden Allah’ın cennetine girip, sonsuza kadar cennette mutluluğu yaşamak varken, cehenneme girelim de sonsuza kadar işkence içinde mutsuzluğun bütününü yaşayalım?
İşte bu kadar basit bir statü sevgili kardeşlerim! Ya insanları severiz, onları mutlu etmeye çalışırız ve mutlu edebilsek de derecat kazanırız. Elimizden gelen her şeyi yaptığımız halde mutlu edemesek de gene derecat kazanırız. Çünkü biz Allahû Tealâ’nın emrettiği istikamette bize düşeni yapmışızdır. Onları mutlu etmek için elimizden gelen her şeyi yapmışızdır. Ama bütün bu davranışlara rağmen o kişiyi mutlu edememişizdir. ‘Mutlu edemedik’ diye hedefe varmamak söz konusu değil, bu talebi gerçekleştirmek üzere yapacağımız davranış biçimlerinin kazandırdığı dereceler bizi hedefe götürecektir.
Sevgili kardeşlerim! Bütün insanlar için imkân kesin olarak açıktır. Davranış biçimlerinize dikkat edin! Ve başka insanları mutlu etmeye çalışın. Eğer bunu yapabilirseniz, geçen her gün siz başka insanları mutlu etmeye çalıştığınız cihetle, başarsanız da derecat kazanırsınız, çok kazanırsınız. Gayretinize rağmen başaramasanız da gene derecat kazanırsınız. Gayretiniz sebebiyle derecat kazanırsınız. Yani boş yok. Birinde çok derecat kazanırsınız; başardığınız da, ikincisin de çok derecat kazanamazsınız. Ama derecat kazanırsınız.
Sevgili kardeşlerim! Bütün insanlar için Allahû Tealâ’nın istediği şey açık ve kesindir. O,herkesin, bütün insanların mutlu olmasını ister. Allahû Tealâ o insana ruhundan üfürmüştür. Bütün insanlara Allahû Tealâ mutlaka ruh üfürür. Doğar doğmaz Allah’ın yaptığı şey o insanlara ruh üfürmektir. Ruh, o kişinin içinde olduğu sürece hep onu güzel davranışlara ulaştırmaya çalışır. Ve nefs de başlangıç standartları itibari ile hep negatif faktörlerle cihazlandığı için o da insanı cehenneme götürecek olan yanlış davranışlara itmeye çalışacaktır.
Peki, çözümü var mı? Elbette var. Bir kişinin mürşidine tabiiyeti ve zikrini arttırması halinde, nefsinin kalbindeki afetlerin artık hükümran olamadığını kişi görecektir. Çünkü yaptığı zikirler ve başkalarına karşı olan bütün davranış biçimleri, Allah’ın bütün emirlerini üst derecede yerine getirmesi o kişinin çok çok derecat kazanmasına sebebiyet verir ki; bu, onu üst kat cennetlere taşıyacaktır.
Neden sevgili kardeşlerim, sonsuza kadar Allah’ın cennetinde yaşamak varken, sonsuza kadar cehennem de kalalım? Bu bir akılsızlık olmaz mı? Allahû Tealâ bu kadar açık bir şekilde “Kim Bana ulaşmayı dilerse, Ben onu kendime ulaştırırım.” diyorsa Allahû Tealâ bütün insanlara “Allah’a ulaşmayı dilemek, mürşide tabiiyet, fizik bedenin ruhun teslimi fizik bedenin teslimi, nefsin teslimi, muhlis olmak ve iradeyi Allah’a teslim etmek” diye yedi tane safhada insanları hedefine ulaştırıyorsa, yedinci kat cennete ulaştırıyorsa ve bu herkesin elinde ise neden sevgili kardeşlerim, şeytanın bizi aldatmasına müsaade edelim?
Allahû Tealâ ne istiyor bizden? Allahû Tealâ bizden cennete girmemizi istiyor. Bu başkalarına değil, sevgili kardeşlerim, bize bağımlı. Biz kendi isteğimizle neyi vücuda getiriyorsak onu kazanırız. Peki, başkaları bize derecat kazandırabilir mi? Evet. Kazandırabilir. Eğer onlar, bize bizi zarara sokacak, bizi üzecek davranışlarda bulunuyorlarsa onlar derecat kaybederler. Ama onlar yüzünden derecat kaybeden bizler derecat kazanırız. Ama asıl derecat kazanmak, bizim başkalarına en güzel davranışlarda bulunarak onları mutlu etmemizle gerçekleşir.
Hepimiz için sevgili kardeşlerimiz, Allah’ın istediği şey açık ve kesindir. O, ister ki; biz bütün insanları, en güzel şekilde muamele ederek mutlu edelim. Ee, mutlu ettiğimiz için de devamlı biz derecat kazanalım. E, bu mutlu etme gayretinin derecesi ne olur? Kazandığımız dereceler, mutlaka kaybettiğimiz derecelerden fazla olur. Fazla olursa ne olur? Fazla olursa cennete gireriz. Cennet bir sonsuzluktur. Cennete giren kişi sonsuza kadar cennette kalır. Cehenneme giren kişi de gene aynı standartlarda sonsuza kadar cehennemde kalır. O zaman o insanlar kendilerine yazık etmezler mi sevgili kardeşlerim? İşkenceler içinde, huzursuzluk içinde bir hayatı sonsuza kadar devam ettirmek neye yarar? Herkes öldükten sonraki yaşam da ya cennet hayatını ya cehennem hayatını yaşayacaklardır. Ya cennet ya cehennem… Bunlar da son derece açık bir şekilde bellidir. Ya kazandığınız dereceler, kaybettiğinizden fazla olacak; cennete gireceksiniz ya da kaybettiğiniz dereceler, kazandığınızdan fazla olacak; cehenneme gireceksiniz.
Öyleyse sevgili kardeşlerim, hepiniz için Allahû Tealâ’nın açık bir şekilde bir hedefi var. Ne istiyor Allahû Tealâ? Sizin mutluluğunuzu istiyor. Bu mutluluk hepiniz için geçerli. Bu mutluluk, hepinizi huzura kavuşturacaktır. Dünya hayatını yaşarken de mutlu olacaksınız, başka insanlara hep en güzel davranışlar da bulunduğunuz için ve Allah’ın bütün emirlerini en güzel şekilde yapmaya çalıştığınız için.
1- Emirlerin yerine getirilmesi istikametindeki çalışmalarınız sizi mutlu eder.
2- Allah’ın yasak ettiği fiilleri işlememek konusundaki gayretiniz gene size derecat kazandırır, gene sizi mutlu eder.
İki ayrı cepheden de bu istikamette bir faaliyetin sahibi olan bütün insanlar için Allahû Tealâ’nın hedefi bellidir. O, ister ki; herkes bu mutluluğu en üst standartlar da yaşasın. Gerçekten başkalarını mutlu ederek mutlu olmak, Allah’ın çok büyük bir ni’metidir. Otomatik standartlarda başkalarına yaptığınız her güzel davranışın arkasından huzur ve mutluluğu yaşarsınız. Başkalarına verdiğiniz en ufak bir huzursuzluk sizi huzursuz edecektir. Neden sevgili kardeşlerim, başkalarını mutlu edip de mutlu olmayı yaşamak varken, mutluluğu yaşamak varken, neden başkalarını huzursuz edip de onları üzerek bizde üzülelim, mutluluğu kaybedelim, mutluluk yerine hüzünlü bir dünyada yaşayalım?
Allahû Tealâ insanları mutlu olmak için yaratmış. Bu sebeple Tevrat’ı indirmiş, İncil’i indirmiş, Kur’ân’ı Kerim’i indirmiş sırasıyla üç tane peygambere. Allahû Tealâ mutluluğun bütün sırlarını vermiş. Öyleyse yapmamız lâzım gelen şey, Allah’ın verdiği o mutluluğu yaşamak değil mi? O elimizdeyken, bu mutluluğu yaşamak imkânına sahipken neden Allah’ın emirlerini yerine getirmeyelim de onları es geçelim, yapmayalım, gerçekleştirmeyelim? Ve öylesine gerçekleştirdiğimiz için de mutluluğu yaşayamayalım? Bu hepimiz için büyük bir aldanma olmaz mı sevgili kardeşlerim? Aklı başında bir insanın bunu düşünmesi lâzım.
Allahû Tealâ ne istiyor bizden? Mutlu olmamızı. Şeytan ne istiyor? Mutsuz olmamızı. Öyleyse neden şeytanın istediğine onu ulaştıralım da biz mutsuzluğu yaşarken iblis bu işten hoşlansın, bizi mutsuz edebildiği için?
Sevgili kardeşlerim! Hepimizin elinde, hedefe gitmek eliniz de. Allah’ın yolunda bir yolculuk yapmanız lâzım. Bu yolculuk:
* Allah’a ulaşmayı dilemeyi gerektirir; 1.
* Mürşide tabiiyeti gerektirir; 2.
* Ruhunu Allah’a ulaştırmayı gerektirir; 3.
* Fizik bedenini Allah’a teslim etmeyi gerektirir; 4.
* Nefsini teslim etmeyi gerektirir; 5.
* Muhlis olmayı gerektirir; 6.
* İradesinin de kişinin Allah’a teslim etmesini gerektirir; 7.
Yedi tane cennetin hepsi, bu standardın içinde var sevgili kardeşlerim! Allahû Tealâ kanunlarını koymuş: “Şunu şunu şunu yaparsanız Benim cennetlerime daha üst derecede, daha üst derecede lâyık olursunuz. Ama verdiğim emirler sizin için bir şey ifade etmiyorsa o zaman gideceğiniz yer cehennemdir.”
Allahû Tealâ niçin acaba peygamberleri görevlendiriyor? Birine Tevrat veriyor? Birine İncil veriyor? Ve son olarak da Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz’e, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e Kur’ân-ı Kerim’i indiriyor. Üçü de Allah’ın kitabıdır. Hz. Musa da bir peygamberdir. Hz. İsa da bir peygamberdir. Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz de bir peygamberdir. Kitapları alıp incelediğiniz zaman, aynı şeyleri görüyorsunuz:
* Allah’a ulaşmayı dilemek,
* Mürşide tâbiiyet,
* Ruhun Allah’a ulaşması,
* Fizik bedenin teslimi,
* Nefsin teslimi,
* Muhlis olmak,
* İradeyi Allah’a teslim etmek; yedi tane safha.
Ve de:
* Ruhun,
* Vechin (fizik bedenin)
* Nefsin ve
* İradenin Allah’a teslimi.
Yedi safha, dört tane de teslim…
Bütün insanlar için kapılar ardına kadar açık sevgili kardeşlerim! Onlar için yaşayalım, görelim ki; onları mutlu ettikçe Allahû Tealâ bizi nasıl mutlu ediyor? Hepiniz için kapılar ardına kadar açık sevgili kardeşlerim! Mutlu edin, mutlu olun!
Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım! Hepinizi çok ama çok seviyoruz. Bu sevgi halesi içinde suallerinize cevap vermek üzere ikinci safhaya geçiyoruz inşaallah. Allah hepinizden razı olsun. Sualleriniz için sayfayı açtık inşaallah. Allah razı olsun.
İmam İskender Ali M İ H R



