}
Türkiye'de Banka Sistemi 14.06.1993
Mp4 Mp3 Link

Sohbet Kodu: 90019

 

SOHBETİN ADI: TÜRKİYE’DE BANKA SİSTEMİ
TARİHİ: 14.06.1993

Türkiye’de banka sistemi dediğimiz zaman ilk akla gelen sual, acaba Türkiye’de bankalar bu ülkeye karşı görevlerini yapmaktalar mı? Biz, bu tatbikatta bir eksiklik müşahade ediyoruz ve bu müşahademiz, Japonya’nın kalkınmasındaki temel esaslara dayalı. Türkiye’de bankalar sisteminin temel uğraşıları kredidir; yani faizli bir sistem. Böyle bir sistemde gerçekten yatırımları engelleyen bir büyük olgu mevcuttur; özellikle yüksek enflasyon devrelerinde. Neden öyle olmaktadır? Çünkü ülkede enflasyon yükseldikçe, enflasyonun haddi arttıkça bankalara para yatıran insanlara verilmesi lâzım gelen mevduat da mevduatın faizi de ona göre artmaktadır. Ve adına faiz dediğimiz bu mevduat ötesi verilen miktar, eğer enflasyondan az olursa bankalara para yatırılmayacak şeklinde bir inanış mevcuttur. Tabiatıyla mevduat faizi enflasyona yakın bir değerde olursa, bu aldığı mevduatı kredi olarak veren bankaların arada bir kâr kazanmaları lâzım. Yani kredi faizinin mevduat faizinden fazla olması lâzım. Bu sebeple yüksek enflasyon devrelerinde hem mevduat faizleri yüksektir hem de kredi faizleri yüksektir ve kredi faizleri mutlaka mevduat faizlerinden daha yüksektir.

İşte bu yüksek enflasyon bu ülkede ve bütün yüksek enflasyonlu ülkelerde yatırımları durdurmaktadır. Yatırım yapacak olan kişinin yatırım yapmasına engel olmaktadır. Basit bir misal verelim; 100 milyonu olan kişi, ikinci bir 100 milyon liraya daha ihtiyacı olsun ve bunu kredi olarak bankalardan alsın. %100’e varan faiz ve diğer maliyete tesir eden unsurlar sebebiyle kişinin krediyi aldığı andan itibaren her üç ayda bir faizi ödemesi gerekmektedir. Diyelim ki bu kişi, bir fabrika kuruyor. Fabrikayı bir senede kurup işletmeye açacak ve bir senelik de ödemesiz devir almış yani taksit ödemeyecek bir sene süreyle ama ne yazık ki banka her üç aylık devrenin sonunda faizini almaktadır. Yani bu insandan, fabrikası kurulmadan evvel, kuruluncaya kadar geçen süre içersinde 100 milyon lira geri istenecektir. Yaklaşık faizin nispeti %100’lere vardığı cihetle.

Öyleyse burada çok ciddi bir engel çıkıyor karşımıza. Kişide eğer para olsaydı; o 100 milyon kredi faizi olarak vereceği, kişi 100 milyon liranın sahibi olsaydı, zaten krediyi almayacaktı. Krediyi alınca kredi kadar parayı işletmeye geçmeden evvel ödemesi mümkün olmadığı cihetle yatırımdan vageçmek mecburiyetindedir. İşte nerede yüksek enflasyon varsa orada yüksek faiz vardır. Orada yatırımlar engellenir.

Öyleyse ne yapılmalıdır? Japonya’nın yaptığı yapılmalıdır. Bankalar sistemi işletmelere, yatırımcı kuruluşlara kredi vermemelidir. Kredi yerine onlara ortak olmalıdır. Yani sermaye tahkimi yapmalıdır. Bankalar ülkeye faydalı olan bütün yatırımların hisse senetlerini almak suretiyle o firmalara ortak olmalıdır. Bu ne sağlar? Yüksek enflasyondan o firmaların etkilenmemesini sağlar. Bankaların da etkilenmemesini sağlar. Çünkü bir işletmeye %50 ortak olan bir banka düşünelim; böyle bir banka, işletme kâr edene kadar ondan faiz almayacaktır veya başka bir şey almayacaktır. Ama işletme kâr etmeye başlayınca kârın %50’si bankanın olacaktır. Böylece banka, o işletme ne kadar süre çalışırsa, hayattaysa o kadar süre, devamlı o işletmenin kârının %50’sini alacaktır. İşte böyle bir statü içersinde firma, çalışmaya devam edecektir.

Öyleyse görülüyor ki enflasyon yüksek de olsa eğer banka, kredi değil de sermaye işritak yoluyla devreye girerse o zaman işletmeler birbiri ardına kurulur. Bankalar da daha fazla kâr eder. İşletmelerin de kurulması böylece sağlanmış olur. Bankalar konusunda söylenmesi lâzım gelen konu da genellikle yanlış bilinen faiz konusudur. Kur’ân-ı Kerim’imizde “riba” adı geçiyor. Nedir riba? Bir kişinin bir emek karşılığı olmaksızın parasına, onun iştira kabiliyetinden daha fazla bir karşılık alması. Ne demek istiyoruz? Altın paranın var olduğu bir devreden bahsedelim. Paraya ihtiyacı olan birisi diyor ki: “Bana bir yıllık 10 altın ödünç ver. Ben, sana bunu 12 altın olarak öderim.” Eğer bu böyle yapılırsa; 10 altının karşılığını 12 altın olarak ödeyen kişi, 2 altın faiz vermiş olur. Alan kişi de 2 altın faiz almış olur. Bu, Allahû Tealâ tarafından yasak edilmiştir. Acaba zamanımızda insanlara bankaların verdiği paralar, mevduat karşılığı ödedikleri onun anaparasının ötesindeki miktarlar faiz midir? Burada bir misal vermek istiyorum; diyelim ki bir kişi bankadan 100 milyon lira borç alıyor. Bu 100 milyon lirayı, bir yıl sonra bankaya ödeyecek ve %80 enflasyon var ülkede. Gene basit rakamlarla konuşalım. Ve diyelim ki 100 milyon lira yüz çuval pirinç alıyor ve kişi, bankadan parayı aldığı zaman yüz çuval pirinç alabilen bir iştira kabiliyetine sahip. Bankaya bir yıl sonra ödenecek olan miktarda o yıl, %80 enflasyon söz konusu olmuşsa o paranın %80’i değer kaybetmiştir. Yani 100 çuval pirincin 80’i artık satın alınamaz. Sadece 20 çuval pirinç satın alabilir olan bir 100 milyon liranın iadesi söz konusudur. İşte burada bir haksızlık oluşmaktadır. Bunu altın üzerinden hesaplarsak gene aynı dizayn söz konusu.

Allah razı olsun.

İmam İskender Ali M İ H R